Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

13 Ara

ANNE EĞİTİMİ

Çocuğunuz öfkeyle karşınıza dikiliyor ve size meydan okuyor mu? Onun nereye gittiğini bilmiyor, meraktan çatlıyorsunuz ve gelince de size hiçbir şey söylemek istemiyor mu? Evde hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını, doğmayı kendisinin istemediğini ve bu sebepten sizin ona bakmakla yükümlü olduğunuzu söylüyor mu? İnanç ve değerleriniz çocuğunuzun inanç ve değerleriyle çatışıyor mu? İsteklerini yerine getirmediğinizden şikâyet ediyor mu? Bu soruların hepsine "hayır" cevabı verecek anne-babaların sayısı çok azdır. Çünkü her çocuğun çeşitli istekleri olur, davranışla ilgili veya hissî problemleri bulunabilir. Meselâ, arkadaşı veya kardeşiyle iyi geçinemez, sürekli yeni eşya veya giyim ister, okul ve ödevler sıkıcı gelir, sizin uygun görmediğiniz kişilerle arkadaşlık eder; hattâ yatma kalkma saati, yemesi, odasını düzenlemesi, hafta sonu ve boş zamanını nasıl değerlendireceği konularında anne-babasıyla anlaşamaz.
Bu tip problemler karşısında siz, ona emirler vererek yönlendirmeye mi çalışıyorsunuz? Uyarıp gözdağı mı veriyorsunuz? Yoksa nasihat edip, nutuk çekip, çözüm teklifleri sunup, ahlâk dersi mi veriyorsunuz? Ya da yargılıyor, suçluyor, tenkit ediyor ve aynı düşüncede olmadığınızı mı söylüyorsunuz? Veya ad takarak, alay ederek utandırıyor musunuz? Yoksa aynı düşüncede olduğunuzu belirtmeyi, övmeyi, her yaptığını desteklemeyi ve güven vermeye çalışmayı mı tercih ediyorsunuz? Veya onun davranış ve düşüncelerini analiz edip yüzüne karşı yorumlar mı yapıyorsunuz? Ya da onu oyalıyor, konuyu saptırıyor, sorular sorarak anlatmak istediklerini mi sınırlıyorsunuz?

Bu soruların en azından bazılarına "evet" demek ebeveynlere ters gelmez. Oysa bunlar anne-baba ile çocuk arasında iletişim kurulmasını engeller. Emir ve yönlendirme, çocuğa duygularının ve ihtiyaçlarının önemli olmadığını anlatır. O hâliyle kabullenilmediğini iletir. Bu ise çocuğu kırar, kızdırır ve düşmanca hareketlere sebep olur. Gözdağı vermek, çocuğu korkak yapar ve küstürür. Yerli yersiz ahlâk dersi verilen çocukta suçluluk duygusu uyanabilir. Hep nasihat etmek ve çözüm teklif etmek, çocuk için, "anne-babam benim çözüm bulma kabiliyetimin olmadığını düşünüyor" anlamına gelir. Böylece çocuk düşünmeye değil, anne-babasına bağımlı kalmaya yönelir ve aşağılık duygusuna kapılabilir. Çocuklar nutuk dinlemeyi de, hatalarının yüzlerine vurulmasını da sevmezler. Bunlar ona, onu küçük gördüğümüz, yetersiz bulduğumuz düşüncesini verir. Yargılamak, eleştirmek ve suçlamak, çocuklara kendisini yetersiz, aptal, değersiz hissettirir. Tenkit, çocuklarda sevilmedikleri duygusunu uyandırır. Ad takmak, alay etmek ve utandırmak, çocukların kişiliği üzerinde olumsuz etki yapar. Söylenenin tersini yapıp kendisini haklı çıkarmaya çalışabilir. Oyalamak ve konuyu saptırmak, onunla ilgilenmediğimiz, saygı duymadığımız ya da reddettiğimiz zannını uyandırır. Aşırı iltifat da çocuklar üzerinde olumsuz tesire sahiptir. Sürekli övülen çocuklar övülmediklerinde bunu kabul edilmeme veya yargılanma olarak algılayabilirler. Arkadaşlarının yanında övülen çocuk utanır ve rahatsız olur.

O hâlde ebeveyn olarak ne yapacağız? Çocuklarla ilişkilerimiz neye dayanacak? Onları nasıl etkileyeceğiz? Bu konuda çok farklı şeyler söylenmiştir. Ama mesele, iki önemli esas üzerine oturtulabilir. Birincisi, "etkin dinleme" yoluyla, çocuğun açılmasını, duygularını dışa vurmasını sağlamak, onu belli söylem ve davranışa iten esas faktörleri anlamak ve çözüm yolunu çocuğun kendisine buldurmaya yardımcı olmaktır. İkincisi, onunla nasıl konuşacağımızı, düşüncelerimizi ve isteklerimizi nasıl ileteceğimizi bilmek ve ona göre davranmaktır. Bu ise "sen-iletisi" yerine "ben-iletisi"ni kullanmaya dayanır.

Etkin dinleme ve ben-iletisi, anne-baba ve çocuk arasında iyi bir diyalog kurulmasını, tarafların birbirlerinin duygularını anlamasını sağlar; çocuğa doğruluk, cömertlik, yardımseverlik gibi değerleri kazandırır ve inançlarımızı kolaylıkla öğreteceğimiz bir ortam hazırlar. Bunları öğretmek, anne-babanın hem hakkı, hem de görevidir. Çocuk değer ve inançları hakkındaki bilgiyi, büyüklerin bu konulardaki konuşmalarına kulak misafiri olarak veya bizzat kendisiyle konuşularak ya da okul, arkadaş ortamı gibi aile dışı çevrelerden öğrenir. Ama en önemlisi, anne-babanın bir hayat boyu yaşayışıyla, davranışıyla çocuğa iyi bir model olmasıdır. Kendimiz ahlâklı ve dürüst isek, inançlarımızın gereğini yerine getiriyorsak çocuk bizden bunları alır. Yetişkinlerin dedikleri ve yaptıkları birbiriyle çelişiyorsa, çocuklara ve gençlere değer ve inançları adına verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Bunlar baskıyla değil, onlara uygun yaşayarak öğretilebilir.

Etkin Dinleme
Dinleme çok önemlidir; çünkü çocuğa kendisinin önemli olduğunu, kulak vermeye değecek kadar değerli olduğunu anlatır. Dinleme sayesinde; çocukların hayal kırıklıkları vaktinden önce, işler kötüye gitmeye başlamadan önce görülebilir. Çocuğun bir ihtiyacı olduğunda, bir şey isteyeceğinde, canı bir şeye sıkıldığında anne-babasına bunu iletmek ve duygularını onlara açmak ister. Eğer anne-baba çocuğun isteğini duymazlıktan ve görmezlikten gelirse, çocukla ebeveyn arasındaki ilişki giderek kötüleşir ve sonunda kopma noktasına gelir. Oysa, etkin dinleme metodunu kullanan anne-baba çocuğun duygularını ve iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır, sonra bunun doğruluğunu sınamak için kendi sözcükleriyle anladığını geri iletir. Burada dinleyici (ebeveyn), karşıdakinin (çocuğun) söyledikleri hakkındaki değerlendirmesini, önerisini, görüşünü ona bildirmez ve soru sorma gibi kendinden bir şey eklemez. Yalnızca gönderenin iletisinden anladığını geri iletir, duygu, düşünce ve yorumları kendine kalır. Meselâ, çocuk akşam yemeğinde, "bu akşam yemek yemek istemiyorum" dediğinde, anne-baba, "haydi hemen gel, üç öğün yemek yemen lâzım, ne yediğimizi gör" gibi emir ve mantıkla inandırma yoluna gidebilir. Çocuk, "öğle yemeğinde çok yedim, hiçbir şey yemeyeceğim" diyerek tavır koyduğunda, "hemen masaya gel!" emriyle karşılaşırsa, "aç değilim, masaya da gelmek istemiyorum!" deyip inatçı tavrını sürdürebilir. Bu durumda anne-baba çocuğun esas sıkıntısını asla anlayamaz. Bunun yerine etkin dinleme yöntemi kullanılırsa, "bu akşam yemek yemek istemiyorum" ifadesine karşı, "bu akşam yemek yemek istemiyorsun" dendiğinde, çocuk "evet, midem sanki düğümlenmiş gibi" diyebilir. Dinleyici "bugün gerginsin" diyerek etkin dinlemeyi sürdürürse, çocuk "gergin değilim, çok korktum" deyip duygusunu açmaya başlar. Dinleyici "bir şeyden çok korkmuşsun" deyip duygusunu anladığını iletirse, "evet, bugün arkadaşım aradı ve konuşmak istemediğini söyledi, çok ciddiydi, her zamanki gibi değildi" diyerek yemek yemek istememesinin arkasındaki asıl sebebi ortaya koyar ve duygularını açar.

Etkin Dinleme Ne Sağlar?
Sıkıntı veren duygular bastırılarak, başka şeyler düşünülerek yok edilemezken, açıkça dile getirildiklerinde yok olurlar. Erişkin insanlar bile, sıkıldıklarında veya darda kaldıklarında, çare üretmekten aciz olsa da kendini dinleyen kişilere içini dökerler. Kendisinin dinlenmesi kişiye büyük bir rahatlık verir. Aynı şekilde, etkin dinleme, çocukların duygularının keşfedilmesine ve sıkıntı kaynağı olan duyguların boşalımına yardım eder.

Etkin dinleme, anne-baba-çocuk arasında sıcak bir ilişki geliştirir. Dinlenildiğini, anlaşıldığını bilen çocukta karşı tarafı sevme duygusu artar. Benzer duygular anne-babada da uyanır. Böylece iki taraf arasında daha derin bir yakınlık ve daha derin karşılıklı sevgi-saygı doğar. Etkin dinleme çocuğun problemlerinin çözümünü kolaylaştırır. Çocuk içini döker, problemlerini paylaşır, dinleyici de ona yardımcı olur. Çünkü anne-baba çocuğu dinliyorsa, çocuk da onları dinlemeye ve onların düşüncelerini almaya yatkın olur. Uzmanlar, çocukların kendilerini dinlemediğinden yakınan anne-babalarla, "çocuklarını dinlemedikleri konusunda bahse girebilirsiniz" demektedirler. Diğer yandan etkin dinleme sayesinde çocuk, problemini kendi kendine analiz etmeye, onun üzerinde düşünmeye ve çözüm bulmaya yönelir.

Etkin dinlemenin kullanılabilmesi için anne-babanın çocuğun söylediğini duymak istemesi, onu dinlemek için zaman ayırması, o anki probleme gerçekten yardımcı olmak istemesi, onun duygularını, kendisininkinden farklı olmasına rağmen kabul edebilmesi, çocuğun duygularını tanıyıp onunla baş edebileceğine güvenmesi, duyguların değişebileceğini bilmesi ve çocuğu, kendisinden farklı kendine has duygu ve düşünceleri olan bir birey olarak görebilmesi gerekir. Eğer anne-baba çocuğu dinlerken kendi duygularını askıya alamayacaksa, kendini onun yerine koyamayacaksa, dünyayı onun gördüğü gibi göremeyecekse, gerekirse kendini değiştiremeyecekse, etkin dinleme gerçekleşmez. Onun yaptığı, yapmacık bir hareketten öteye geçmez.

Anne-baba-çocuk arasındaki her ilişki veya her durum etkin dinlemeyi gerektirmez veya etkin dinleme için uygun zaman olmayabilir. Etkin dinlemenin en uygun zamanı, çocuğun ihtiyacının veya isteğinin yerine gelmediği, yani çocuğun problemi olduğu zamanlardır. Arkadaşı ve kardeşiyle geçinemediği, dersleri ve ödevleri zor geldiği, bir konuda karar veremediği, birisine kızdığı, mutsuz olduğunu hissettiği anlar gibi. Hemen hemen bütün çocuklar bu tür problemlerle karşılaşırlar. Genellikle anne-baba çocukların problemlerini üstlenmeye yatkındırlar. Oysa yapılması gereken şey, probleme çocuğun sahip çıkmasına izin vermek, ona problemini çözebileceğine dair güven vermektir. Etkin dinleme, çocuğun probleminin çözümünde ilk adımı oluşturur; yani duygular açıklanır ve problem tanımlanır. Artık ev, çocukların problemlerinin konuşulduğu bir ortama dönüşür. Çocuklar daha önce anne-babalarına açamadıkları problemlerden söz etmeye başlarlar. Bu ilk adımdan sonrasını genellikle kendileri getirir ve kendi çözümlerini bularak, problemin üstesinden gelirler.

Sen-İletisiYerineBen-İletisi
Anne-babalar istemediği bir davranış karşısında çocuğa genelde, öznesi "sen" olan; "yapma", "öyle yaparsan…", "neden gidiyorsun", "bozma", "çalış", "daha iyi olmalısın", "başımın derdisin" gibi iletiler gönderirler. Bütün çocukların istediği, kendi duygularının anlaşılmasından sonra anne-babanın duyguları yönünde olumlu bir şeyler yapmaktır. Anne-baba-çocuk ilişkisinde problem her zaman çocuktan kaynaklanmaz. Onlar da yorgun, üzgün, uykusuz, sıkıntılı, kızgın, endişeli olabilir. "Yorgunum", "dinlenmek istiyorum" gibi açık bir kodla gerçek duygunun ortaya konması "ben-iletisi"dir. Anne, "tertemiz mutfağımı kirlenmiş görünce üzülüyorum" derse ben-iletisini kullanmış olur. "Mutfağı neden bu kadar kirlettin" ifadesi ise sen-iletisidir.

Sen-iletisi çocuğu isyana, inatlaşmaya ve direnmeye kışkırtırken, ben-iletisi bunları önleyebilir. Onun davranışının bizim üzerimizdeki etkisini dürüstçe iletmek, onun kötü olduğunu söylemekten daha etkilidir. Bu, çocuğa duygularımızı anlatır, davranış seçme özgürlüğünü ona bırakır, sorumluluk almasını öğrenmesinde yardımcı olur. Ben-iletisi dürüst olduğundan, çocuğa da duygularını dürüst iletilerle anlatmasını öğretir. Bu açıklığın en büyük yararı, çocuğun anne-babasını olduğu gibi tanıması, kendi duygularını açığa vurması ve içten, samimi bir ilişkinin gelişmesidir. Çocuklar anne-babalarındaki bu gerçek olma özelliğinin değerini bilirler ve şöyle derler: "Annem ve babam benimle arkadaş gibiler. Onlar iyi insanlar. Herkes gibi onların da yanlışları var, ama ben onları öyle de seviyorum."

Sonuç olarak, anne-babalar çocuklarını seviyorlarsa onların daha mutlu, daha saygılı, daha sorumlu, daha dürüst olmalarına ve olgunlaşmalarına nasıl yardım edeceklerini öğrenmek zorundadırlar. Türkiye’de son yıllarda, anne-baba eğitimi konusunda kurslar düzenlenmekte, seminerler verilmekte, kitap ve makaleler yazılmaktadır. Hattâ bu gaye ile vakıf ve dernekler kurulmaktadır. İnanç sistemimiz ve kültürümüzde de çocuklara nasıl davranılacağı konusunda zengin güzel örnekler vardır. Bu imkânları değerlendirerek mükemmel ebeveyn olmak, her anne-babanın elindedir.

13 Ara

BİLİYOR MUYDUNUZ????

BİLİYOR MUYDUNUZ????

Zeka gelişiminin % 60′ının 0-6 yaş arasında tamamlandığını,

Kişiliğin temelinin atıldığı kritik bir dönem olarak adlandırılan okul öncesi yıllarda verilen eğitimin, tüm eğitim kademelerini, hatta tüm yaşamı etkilediğini, kendine güveninin arttığını,

İlköğretim 1. sınıfına, okul öncesi eğitimden yararlanmış olarak gelen çocuğun, bu eğitimi almadan gelen çocuktan çok daha başarılı olduğunu, okuma-yazmaya diğer çocuklardan daha erken başladığını ve dil gelişimlerinin olumlu yönde ilerlediğini, problem çözme, iletişim kurma ve grup içinde olma becerilerinin çok daha iyi geliştiğini,

Okul öncesi eğitimin çocuğunuzun anlama ve anlatma becerisini geliştirdiğini,

Okul öncesi eğitimi alan çocuğun duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade ettiğini, sosyal yaşama daha rahat uyum sağladığını,

Çocuğunuzun yaratıcılığının geliştirilmesinde, okul öncesi eğitimin rolünün çok önemli olduğunu,

Vücudu temiz tutma, diş sağlığı ve diğer tüm öz bakım becerilerinin okul öncesi eğitimle çocuklarınıza kazandırıldığını,

Sağlıklı beslenme bilincinin okul öncesi eğitimle daha kolay verilebildiğini,
Çoklu Zeka Kuramını biliyor musunuz ve çocuğunuzun hangi zekaya/zekalara sahip olduğunu okul öncesi eğitim kurumlarında ortaya çıkarıldığını

ANNELER, BABALAR!!!!!

Gelin, ülkemizi güzel yarınlara birlikte hazırlayalım.

Her Çocuğa Bir Dünya Hediye Edelim. Biz Hazırladık Siz Hediye Edebilirsiniz.
 

13 Ara

Çocuk Egitimi4

 

BEDENİM

Bedenim
Başım
Beynim
Sinirlerim
Ağzım - Dilim
Dişlerim
Burnum
Gözlerim
Kulaklarım
İskeletim
Kemiklerim
Omurgam

Ellerim - Kollarım
Ayaklarım
Derim
Kıllarım - Saçlarım
Ter Bezlerim
Kanım
Damarlarım
Yüreğim
Akciğerim
Karaciğerim
Böbreklerim
Midem
İnce Bağırsağım
Kalın Bağırsağım

YABANIL HAYVANLAR

Topun içindeki dev
Fil
Aslan
Kaplan
Sırtlan
Ayı
Maymun
Geyik
Çakal
Tilki
Tavşan
Kirpi
Yılan
Bukalemun
Kaplumbağa
Yengeç
Kurbağa
Kanguru ile kurbağa

EVCİL HAYVANLAR

At
Eşek
Deve
Öküz - İnek
Koyun
Kedi
Kedişah
Köpek
Horoz
Tavuk

13 Ara

Çocuk Gelişimi3

Şarkılar

 

 

Türkiyemiz (Söz M. Necati Öngay / Muzik Yücel Aşan)
Güzel Yurdum (Söz Hamdi Tuncer / Muzik Salih Aydoğan)
Türkiye’min Dört Yanında (Söz Ümit Bakır / Muzik Ümit Bakır)
Benim Yüce Milletim (Söz Oktay Zerrin / Muzik Cengiz Cermen)
A’dan Z’ye Türkiye’miz (Söz F. Karamahmutoğlu / Muzik F. Karamahmutoğlu)
Küçük Dere (Söz - Müzik Osman Bayman / Aranjör Garo Mafyan)
Düşlerim (Söz - Müzik Arbil Özgüle / Aranjör Garo Mafyan)
Düşlerimi Kurtarın (Söz - Müzik Nedim Yılmaz/ Aranjör Garo Mafyan/ Solist Gülce Atalay)
En Güzel Sevgilere (Söz Müzik Havva Tekin / Aranjör Garo Mafyan)
Özlemimiz Var (Söz - Müzik Ortaç Aydınoğlu / Aranjör Garo Mafyan)
Sonbahar (Söz - Müzik Mehmet Ali Açıksöz / Aranjör Garo Mafyan)
En Güzel Umutlar Çocuklardadır (Söz - Müzik Uğur Alpagut / Aranjör Garo Mafyan)
Mavi Gezegen (Söz - Müzik / Aranjör Garo Mafyan)
Dua (Söz Müzik Süleyman Tarman / Aranjör Garo Mafyan)
Sevgiler Olsun (Söz Müzik Yakup Kıvrak / Aranjör Garo Mafyan)
The Veggie Tales Theme Song - Veggie Tales
Kelebek   Marşlar
Şimdi Okullu Olduk  
It’s a Small World - Disney İstiklal Marşı (Zeki Üngör) (C.S.Orkestrası)
Annemize Türkü 10. Yıl Marşı
Ali Babanın Çiftliği 50. Yıl Marşı
Alfabe - ABC 75. Yıl Marşı
Rubber Duckie -Sesam Street  
Bir Aslan Miyav Dedi  
Mini Mini Bir Kuş  
Küçük Kardeş  
Skip to My Lou - Raffi  
Nasrettin Hoca  
Dry Bed - Billy Bragg & The Blokes  
Sevgi Çicekleri  
Taka Tuka  
Çizgili Sek Sek  
Polly Wally Doodle - Kidzup  
Çilek Ezelim  
İnatçı İki Keçi  
Hakuna Mata - Hans Zimmer  
Çalışkan Arı  
Roll Over - Cedarmont Kids  
Halay  
Palyaço  
You’re Adorable - John Lithgow  
Gargamel  
Mavi Minikler  
Ressam Şirin  
Şirin Dostlar  
Şirin Millenium
Şirin Dünyası  
Şirinler Koyu  
Şirinler Balonda  
Şirine  
Şirin Partisi  
     
  Masallar ( Sesli )  
   
Ömer Bakkalda  
Mehmetin Evi    
Ayşenin Ev Kedisi    
Küçük Murat    
Kardeşim Konuşacak    
Küçük Tren    
Derekusu    
Derekuşu ve Çicekler    
Vak Vak’ını Kaybeden Ördek    
Yarım Piliç    
Kelaynak Kuş    
Aya Tutkun Uçurtma
13 Ara

Çocuk Gelişimi2

Ayrılma Kaygısı Problemi

Bu bozukluğun temel özelliği çocuğun bağlandığı kişilerden veya evden ayrılık durumu olduğunda aşırı kaygı ve endişe duymasıdır. Bu kaygı durumu çocuğun yaşı ve durumu göz önüne alındığında çok aşırı miktarda görülmektedir. Ayrıldıkları zaman aşırı derecede kaygılı ve sıkıntılı gözükürler ağlamaklı halleri olabilir, evden ayrıldıklarında sevdiklerinin başına önemli zararlar geleceğine inanırlar. Sık sık irtibat kurmak isterler. Bu yüzden sevdiklerinden ve evlerinden ayrılmak istemezler . Anne babalarından ayrı bir şekilde herhangi bir sosyal ortamda bulunmak istemezler.

Anne babalarından ayrılmak istemedikleri gibi yalnız başlarına kalmak istemezler. Okula gittiklerinde veya başka ayrı ortamlarda sıkıntıları artar. Annelerini gölge gibi takip etmek isterler. Uyku zamanı zorlanırlar, anne babalarından ayrı uyumak istemezler, gece onların başına gelebilecek kötü şeylerle alakalı kabus görebilirler. Herhangi bir şekilde ayrılacakları zaman karın ağrısı, baş ağrısı gibi belirtileri gösterebilirler.
Özellikle çocuğun okula veya anaokuluna başladığı dönemlerde bu durum belirgin olarak ortaya çıkar ve çocuk kesinlikle okula veya başka herhangi bir benzer kuruma gitmek istemez ve bu konuda elinden geleni yapar.

Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile tedavi edilmeye çalışılır. Çocuğun yaşına uygun psikolojik gelişimi açısından bu türlü problemlerin halledilmesi çok önemlidir. Annelerin çocuklarının bu türlü durumunu daha önceden farkına vardıklarında gerekli önlemleri ( onu sosyal ortamlara alıştırmaya çalışmak, bazen yalnız bırakmak, ufak ayrılıklara alıştırmaya çalışmak vb.) almaları uygun olur. Eşlik eden başka problemlerin olup olmadığı araştırılmalıdır. Çocukluk çağı depresyonlarında, sosyal fobilerde, kaygı durumlarında, travma sonrası stres bozukluğunda, aileyi etkilemeye devam eden stres faktörlerinde, bu türlü bir duruma daha fazla rastlanır ve ayrılma kaygısı durumunun şiddetini bu türlü durumlar artırır.

13 Ara

Çocuk Gelişimi1

Osman Abalı
Altını Islatma ve Altını Kirletme Problemlerinin Görünümü

Altını ıslatma :

Altını ıslatma gece ve gündüz olabilmektedir. Bu durum  tuvalet kontrolü beş yaşından sonra hala sağlanamamışsa  ve haftada en az iki kez oluyorsa bu problemden yani altını ıslatma probleminden bahsedebiliriz. Altını ıslatma birincil ve ikincil olabilmektedir.Birincil olan altını ıslatma durumunda , çocuk hiç tuvalet kontrolü sağlayamamıştır ve  daha çok bedensel ve genetik etkenler ön plandadır. Yani altını ıslatan çocukların anne ve babalarında da bu durum belli bir yaşa kada bulunabilmektedir. Aynı zamanda çocuğun altınııslatması ile birlikte dirençli bazı mikroorganizmalar ile infeksiyon o bölgede gelişebilir. İkincil olanda ise çocuğun belli bir dönem tuvalet kontrolü sağlamasına rağmen daha sonradan bu kontrolünün kaybolması ile karakterizedir. Daha çok psikolojik faktörler etkilidir. Altını ıslatma erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir. Altını ıslatmanın özellikle ikincil olan tipinde çocukta stres faktörleri bulunabilir. Genelde çocuklar karşılaştıkları stres faktörlerine karşı hayatın daha eski dönemlerine geri dönerek cevap verirler. Bu nedenle sonradan altını ıslatmaya başlayan çocuklarda muhakkak olabilecek ek psikiyatrik sorunlar gözden geçirilmelidir.Altını ıslatma olayı psikiyatrik muayene yapıldıktan ve diğer faktörler ekarte edildikten sonra öncelikle davranışçı tedaviler daha sonra ilaç tedavileri ile tedavi edilmektedir. Yanlış tuvalet eğitimi, zamansız tuvalet eğitimi bu konuda önemli hazırlayıcı etkenlerdir.

 

 

 

 

Altını kirletme :

Altını kirletme ve altını ıslatma problemlerinde çocukta mevcut olabilecek psikiyatrik problemlerin ele alınarak halledilmesi gerekir. Bu türlü problemler başka türlü problemlerin habercisi olabilir. Bu yönü nedeni ile anne babaların bu durumları küçümsememeleri gerekir.

Altını ıslatma ve altını kirletme zamanında  tedavi edilmez ise, çocuğun yaşına uygun normal psikososyal gelişimi bozulur, anne baba - çocuk ilişkilerinde problemler yaşanır, çocuğun sosyal çevresinde  (okul, arkadaş vb )  uyum problemlerine yol açar, çocuğun stres olayına uygun tepki ortaya koymamasını pekiştirir, ikincil olarak bazı bedensel problemlerin gelişmesine yol açar.

13 Ara

Okul Öncesi Egitim

Uzman Doktor Osman Abalı’nın yazıları

Ailede Stres Etkenleri ve Çocuk

Çocuklarda dahil olmak üzere yaşayan her canlıyı psikososyal stres etkenleri etkiler. Zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. Bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. Çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında birincil, en önemli ve vazgeçilmez  basamak olan aile ortamı da çocukların psikososyal gelişimini direk olarak etkiler. Aileyi etkileyen her türlü olayın çocukta büyük veya küçük bir etkisini görmek mümkündür. Aile ortamını yaşayan bir organizma olarak kabul edebiliriz. Nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücüdu etkilenir ve işlev kaybına uğrar, aynı şekilde aile üyelerinden birinde ki    bedensel veya ruhsal sorun veya onu etkileyen stres etkeni de ailenin ve aile üyelerinin işleyişini, psikolojisini ve yapısını etkileyecektir. Bu etkilenme sonucunda aile ile birlikte aile içindeki her bireyde yakın veya uzak gelecekte bazı etkilenme belirtilerinin görülmesi  kaçınılmazdır.

Şunun altını çizmek gerekir ki aileyi oluşturan temel unsurlar olan Anne ve babanın çocukluk dönemindeki durumları ,hayatları boyunca karşılaştıkları olaylar, şu an ki  kişilik yapıları, eğitim durumları,   çevre şartlarından etkilenmeleri, toplumsal statüleri gibi bir çok konu ailenin bu gününü ve geleceğini her konuda etkileyecektir. Yani bir anne babanın   küçükken başından geçen bir hadise veya anne babasından devamlı olarak gördüğü davranış tarzı onun stres etkenine karşı cevap durumunu aynı zamanda  çocuğuna karşı uyguladığı eğitimi veya gösterdiği tepkiyi etkiler. Bununla birlikte bir ailenin şu anki durumunu ve stres etkenine karşı gösterdiği cevabı tam olarak değerlendirmek için onun geçmişindeki etkenleri hesaba katmak yerinde olur. Basit bir örnek verelim anne babanın çocukken karşılaştığı örnek olarak bir ölüm olayında ,kendi anne babalarının tepkisi onun şu an aynı olay karşısındaki tepkisini belirler veya etkide bulunur. Bu örnekleri sonsuza kadar artırabiliriz.

Anne babanın hayatında karşılaştığı her olay onların şu anki durumuna gelmesine ve kişiliğinin şekillenmesine negatif veya pozitif bir katkı sağlamıştır. Aynı zamanda aynı aile içerisindeki her bir çocuğun şu anki hemen her konudaki iyi veya körü yönde etkilenmeleride onların ileriki dönemde durumlarını belli edecektir.

Sonuç olarak  stres etkenlerinin, strese anne babanın verdiği cevabın, stres etkeninin süresinin, destek faktörlerinin, stres sonucunda ailenin aldığı konumun çocuğun gelişiminde  kesin bir etkisi vardır. Bu çocuk isterse anne karnında bir çocuk olsun veya 6 aylık çocuk olsun hiç fark etmez. Bu stres etkenlerinin kısa ve uzun vadede bir çok etkisi olacaktır , anne babaya düşen görev bu etkilenmenin negatif etkenlerini en aza indirmesi, hatta bu stres ortamında bile çocuğu adına kazanımlar sağlamasıdır.

Stres etkenlerini sıralayacak olursak(herhangi bir aile üyesini veya bütün aileyi etkileyen):

Bir yakın yada arkadaş ölümü, taşınma, ayrılık, boşanma, göç, ekonomik zorluklar, bedensel hastalıklar, tabii afetler,sosyokültürel sorunlar,  cinsel yada fiziksel istismar, ebeveynlerde ki madde bağımlılığı, çocuğa yeterli ilgi sevginin verilememesi, çocuğun sağlık bakımının yapılamaması, çocuktaki zeka sorunlarına paralel olmayan ondan aşırı beklenti içinde olma, işsizlik, yeni bir iş, ebeveynlerin işyerinde terfi olması  ( iş yoğunluğunu ve başarı kaygısını artırarak çocuğa olan ilgiyi azaltabilir), yeni bir kardeş doğumu, toplumu etkileyen stres faktörleri, suça bulaşma ve sabıkalı olma, ikincil evlilik, anne babanın aşırı koruması, çocuğu çok aşırı kontrol,  okur yazar olmama, okuldaki şiddet olayları, okul sorunları, eğitim sistemi ile ilgili sorunlar, vb. Aileyi etkileyen stres etkenleri sonucunda anne babanın etkilenmesi ve bazı psikolojik sorunların oluşması olağandır. Aslında her bir stres etkenine karşı farklı bazı belirtiler oluşmasına karşın genel olarak anne babada oluşabilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir : Anne babada depresyon, hayata karşı isteksizlik, kendi bakımında azalma,iş motivasyonunda azalma, ailesine olan ilgide azalma, uyku ve iştah değişiklikleri, konsantrasyon düşüklüğü, çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük, çocuklarının sevgi ve duygusal ihtiyacını karşılayamama, yalnızlığa eğilim, sosyal çevrelerinde uyumsuzluklar, halsizlik, yorgunluk, madde bağımlılığına eğilim,ailesine ayrılan vakitte azalma vb gibi bir çok belirtiyi anne baba gösterebilir. Anne babadaki bu değişikliklerin muhakkak olarak   işleyen aile yapısına, o ailede yaşayan bireylere ve elbetteki çocuklara çok önemli etkileri olacaktır. Bu etkileri kısa vadede ve uzun vadede etkiler olarak ikiye ayırabiliriz. Bu konu çok ayrıntılı olduğundan başka bir zaman bu konuyu ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum.

12 Ara

Cinsel yolla bulaşan hastalık nedir ?

  • Cinsel yolla bulaşan hastalık nedir ?

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, genellikle cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikroorganizmaların (mikrop) neden olduğu genital yol (üreme organları) enfeksiyonlarıdır.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünyada görülme sıklığı nedir ?

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, dünyanın pekçok bölgesinde büyük önemi olan bir halk sağlığı sorunudur. Sorunun gerçek boyutları birçok ülkede tam olarak bilinmemektedir. Ancak her yıl dünyada 250 milyondan fazla kişinin cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalığa yakalandığı tahmin edilmektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar neden önemli halk sağlığı sorunudur ?

    Sık görülmelerinin yanında, erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde bu hastalıkların neden olduğu ek bazı sağlık sorunları ile de karşılaşılmaktadır. Bu hastalıklar, cinsel eşlerden sadece birinin sağlık sorunu değildir. Korunmasız cinsel ilişki (kondom kullanmama) hastalığın sağlam eşe de bulaşmasına neden olur. Bunun yanında, tedavisi yapılmamış cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan hamile kadınların, doğum öncesi veya hemen doğum sonrası dönemde bebekleri de risk altındadır.

    Kadın veya erkekte kısırlık, düşük, yenidoğan bebeklerde görülen bazı enfeksiyonlar, dış gebelik, genital organ kanserleri ve ölüm cinsel yolla bulaşan hastalıkların neden olduğu sağlık sorunlarındandır.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanların HIV (AIDS virüsü) ile enfekte olma olasılığı daha yüksektir.

    Bu grup hastalığın tıbbi önemi yanında, gerek sosyal gerekse ekonomik olumsuz etkileri de gözlenmektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kan yolu ile de bulaşabilir mi?

    HIV ( AIDS virüsü), hepatit B virüsü ve frengi mikrobu kanda da bulunduğundan cinsel ilişki dışında kan yolu ile de bulaşabilen hastalıklardır. Bulaşmada kontrolsüz kan nakli, steril ( mikroplardan arındırılmış) olmayan şırınga ve iğneler, kesici ve delici aletler de rol oynar. Damar içi uyuşturucu bağımlılarının kullandıkları şırınga ve iğneler ile bu hastalıkların bulaşma riski vardır.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların hangileri anneden bebeğine bulaşabilir ?

    HIV enfeksiyonu, hepatit B, sifiliz (frengi), gonore (bel soğukluğu), herpes ve klamidyoz adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda belirtiler ne zaman ortaya çıkar ?

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bazen belirti yoktur ya da kişiyi rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Özellikle kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak, tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olanlar, bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar.

    Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa farklıdır. Bu süre günler ( bel soğukluğu ), haftalar ( klamidyoz,hepatit B ), aylar ( frengi ) ya da yıllar (AIDS) olabilir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılan belirtileri nelerdir ?

    • Cinsel organlardan akıntı veya cerahat gelmesi: Kadınlarda vaginada bazen normalde bulunan akıntı fazlalaşır. Akıntı su gibi, süt gibi, sarı veya yeşil renkte olabilir. Bazen fena kokuludur.
    • Cinsel ilişki sonrası kanama,
    • İdrar yaparken yanma, sızı, sık sık az miktarda idrara çıkma
    • Cinsel organ ve cevresinde kaşıntı,
    • Peniste ( erkek cinsel organı), vaginada ( hazne ) kabarcık, yara, siğil ve kızartı,
    • Kasık lenf bezlerinde şişlik,
    • Testislerden ( haya ) bir veya ikisinde birden ağrı,
    • Karın ağrısı.

    Sizde herhangi bir cinsel yolla bulaşan hastalık olduğundan
    kuşkulanıyor musunuz ?

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tanısı hekim tarafından konabilir. Yukarıdaki belirtiler cinsel yolla bulaşan hastalıklara işaret edebilir.

    • Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız !

      Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.

      Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan nasıl korunulur ?

    • Cinsel ilişkide kondom kullanınız.
    • Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız.
    • Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayınız.
    • Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini belleğinizden çıkarmayınız.
    • Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorunuz.
    • Başkalarının kullandığı şırınga ve iğneyi kullanmayınız. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyiniz.
    • Hamile kadınsanız, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.

    Hangi hastalıklar cinsel ilişki yoluyla bulaşabilir ?

    Bugün için 40′ dan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık bilinmektedir. En sık rastlanılanları:

    1. HIV enfeksiyonu ( AIDS )
    2. Hepatit B
    3. Bel soğukluğu ( Gonore )
    4. Frengi
    5. Klamidyoz
    6. Kandidiyazis
    7. Trikomoniyazis
    8. Yumuşak şankır
    9. Granuloma inguinale
    10. Genital herpes
    11. Lenfogranuloma venerium
  • 12 Ara

    BULAŞICI HASTALIKLAR VE KORUNMA YOLLARI

    BULAŞICI HASTALIKLAR VE KORUNMA YOLLARI

     

    Mikroorganizma: Doğal olarak her yerde bulunabilen tek hücreli, karmaşık enzim yapısına sahip minicanlılardır. Her zaman hastalık yapmazlar hatta bazen yaşamsal öneme sahiptirler.

    Normal flora: İnsan vücudunda bulunan ve yer değiştirmedikçe hastalık yapmayan mikroorganizmalar topluluğuna denir.

    Patojen mikroorganizmalar: İnsan (veya hayvan, bitki) vücudunda istenmeyen etki oluşturan (hastalık yapan) mikroorganizmalardır. Bunlar virüs, mantar, bakteri, parazit olarak adlandırılırlar.

    Enfeksiyon: İnsan vücuduna giren mikroorganizmaların üreyip, çoğalarak vücutta istenmeyen etki ve belirtiler (hastalık) oluşturmasıdır.

     

    Enfeksiyon zinciri: Mikroorganizmanın enfeksiyon oluşturabilmesi için belirli aşamalardan geçmesi gerekir, bu aşamalar zincirine denir. Bu aşamalar :

     

    1- Enfeksiyon ajanı (etkeni): Bakteri, virüs, mantar, parazit olabilir. Enfeksiyon etkenin hastalık oluşturma potansiyeli aşağıdaki koşullara bağlıdır:

    * Mikroorganizmanın sayısına,

    * Mikroorganizmanın virulansına (hastalık yapma kabiliyetine),

    * Bireyin vücut direncine

     

    2- Rezervuar (Enfeksiyonun kaynağı): Mikroorganizmaların doğal olarak yaşayıp üredikleri ortamdır. İnsan, hayvan, cansız nesneler (su, toprak) olabilir.

     

    3- Çıkış kapısı: İnsanlarda; solunum sistemi, boşaltım sistemi, sindirim sistemi ve deri bütünlüğünün bozulduğu yerlerdir. Örneğin: mikroorganizma balgam, tükürük, dışkı, idrar, kan vs ile  vücut dışına çıkar.

     

    4- Kaynaktan çıkış (Yayılma yolları): Çeşitli araçlarla mikroorganizmalar bir yerden başka  yere taşınırlar bunlar bulaşmış (kontamine) besinler, su veya cansız nesnelerdir (tarak, giysi, makas, vs ). Yayılımda, vektör ve portör önemli rol oynamaktadır .

    - Vektör: Sinek, bit, kene, fare gibi bazı hayvanlar taşıyıcıdır, bunlara vektör denilir.

    - Portör: Bir insan ya da hayvan bir mikroorganizmayı vücudunda taşıdığı ve başkalarına bulaştırdığı halde kendisinde hastalık belirtileri görülmez, bu kişilere portör denilir. Bu kişilerin özellikle besin endüstrisinde çalıştırılması çok sakıncalıdır.

     

    5- Giriş kapısı: Mikroorganizmaların vücuda girdiği yerlerdir, genellikle giriş ve çıkış yolları aynıdır: Ağız, burun, deri, vajen, göz, kulak, damarlar, gibi.

     

    6-  Konakçı: Mikroorganizmayı vücudunun üzerinde veya içinde barındıran, insan veya hayvandır. Özellikle vücut direnci azalmış, kronik hastalığı olan, dengesiz beslenen, aşırı yorgun, alkol / sigara bağımlılığı olan ve bağışıklık sisteminin yetersiz olduğu kişiler, uygun konakçıdır. 

     

                                 ENFEKSİYON ZİNCİRİ:

     

     

     

     

     

     

     

     

    HASTALIKLARIN BULAŞMA YOLLARI:

    - Doğrudan temas,

    - Dolaylı temas,

                * Hava ile

                * Araçlarla

                * Vektörle

     

    Doğrudan Temas:

    Enfekte kişinin duyarlı kişi (konakçı) ile doğrudan temasıyla oluşan bulaşma şeklidir. Örnek; cinsel ilişki, öpüşme, kan nakli, yaraya dokunma vs. Bu yolla: AIDS, Hepatit B,  frengi (bel soğukluğu), sifiliz, vb  hastalıklar bulaşmaktadır.

     

    Dolaylı Temas:

    Enfeksiyonla bulaşmış nesnelerle, enfektif ajanın, konakçıya  bulaşmasıdır.

    * Hava yoluyla bulaşma: Uzun süre açıkta canlı kalabilen mikroorganizmaların hava, toz veya damlacıkla duyarlı konakçıya bulaşmasıdır. Damlacıkla yayılma; tükürük, balgam, burun, gözyaşı sıvılarının damlacıklar halinde yayılmasıdır. TBC (tüberküloz-verem), grip, soğuk algınlığı, çocuk hastalıklarının çoğunluğu bu yolla yayılmaktadır. Öksürüp-aksırırken ağzın elle kapatılması  ve karşıda bulunan kişilerin yüzüne doğru hapşırılmaması  hava yoluyla yayılmayı önler. 

    * Araçlarla bulaşma: Enfeksiyonla bulaşmış nesnelerle meydana gelen bulaşımdır. Örneğin; Hepatit A, enfekte yiyeceklerle; tetanoz, paslı çivi ve toprakla; yine çoğu hastalıklar iyi sterilize edilmemiş malzemelerle bulaşırlar (airway, nazogastrik sonda, çarşaf, giysiler gibi ).

    * Vektörle bulaşma: Bazı mikroorganizmalar bazı hayvanlarda gelişimlerini tamamlayarak olgunlaşırlar ve insanda hastalık oluştururlar. Örnek; sıtma mikrobu, sivrisinekte (anofel cinsi) ömrünü tamamladıktan sonra, sivrisineğin sokması sonucu insana geçerek hastalık oluşturmaktadır. Veba (fare), kuduz (kedi-köpek-fare), akciğer kisti (iyi pişmemiş hayvan etleri) vektörlerle bulaşan diğer hastalıklardır.

     

     

    BULAŞICI HASTALIKLARDAN KORUNMA YOLLARI

     

    1- Vücudun mikroplara karşı direnci:

        a - Özgül olmayan direnç:

         I - Giriş kapısı engelleri: * Deri

                                            * Mukoza(derinin devamı olan ve vücut başluklarını saran daha ince olan kısmıdır.)

         ll - Vücudun savunma mekanizmaları (Fagositoz, iltihap oluşumu, ateşin yükselmesi, retiküloendotelyal sistem -RES).

     

       b - Özgül direnç: Bağışıklık:

          I - Doğal direnç: Türe, ırka, genetiğe, bireye, yaşa, hormonal veya metabolik

              değişikliklere bağlı dirençlerdir.

          II- Edinsel (sonradan kazanılan) direnç:

                * Pasif bağışıklık:   - Doğuştan (anneden plasenta yoluyla ve sütle geçer)

                                                   - Yapay (Serum veya Immünglobülinle sağlanır)

                * Aktif bağışıklık:    - Doğal aktif (hastalığın geçirilmesiyle oluşur)

                                                   - Yapay aktif (aşılar ile elde eder.) 

     

    2- Enfeksiyon kontrolü önlemleri:

    Hastalıkların bulaşma yollarına göre önlem alarak, kişinin kendisini ve çevresini bulaşıcı hastalıklardan koruması amacıyla geliştirilmiş yöntemlerdir.

     

    Günlük hayatımızda kullanabileceğimiz yöntemlerden birkaçı:

    * El yıkama: Normal sabunla köpürterek ve ovarak yıkamak en iyi temizlik yöntemidir ve bu şekilde hastalıkların bulaşması önlenebilir.

    Toplu yerlerde  mümkünse sıvı sabun kullanılmalı veya sabunluklar süzgeçli olmalı. Aksi halde sulu bir ortamda bekleyen yumuşamış bir sabun temizleyici özelliğini kaybettiği  gibi mikrop yuvası olur.

    Toplu yerlerdeki  sabunla iki kere sabunlamakta yarar vardır, sabunu  sabunluğa koymadan önce suyun altına tutarak  köpüğü akıtın.

    * Başkalarının (hastanın) kan, tükürük, idrar, dışkı gibi atıkları ile doğrudan temas etmemeye özen gösterilmelidir. Bu gibi durumlarda eldiven giyilmelidir.

    * Hasta (hatta sağlıklı) kişilerin kullandığı malzemeler, öncelikle kirleri temizlendikten sonra sabunlu su (veya deterjan) ile iyice yıkanmalıdır. Mümkünse sterilize edilmeli  veya varsa durulama sonrası dezenfektan içinde önerildiği şekilde bekletilmelidir.

    * Başkaları ile özel eşyalar paylaşılmamalıdır; tarak, jilet, diş fırçası, şapka, iç çamaşırı, yatak takımları vb.

    * Gerekiyorsa izolasyon (karantina, ayırma) uygulanır:

    * Eğer solunum yolu ile bulaşan bir hastalık varsa hasta kişiye maske takılır, idrar veya dışkı ile bulaşma söz konusu ise, mümkünse hastalık iyileşene kadar hastanın kullanacağı tuvalet ayrılır (özellikle alafranga tuvaletlerde ayırma şarttır). Tuvalet tek ise, o zaman hastanın tuvaleti her kullanımından sonra dezenfektanla sil(in)mesinde yarar vardır.

    * Risk altındaki kişiler aşılanmalıdır. Özellikle çocukluk çağı hastalıklarını ve Hepatit B’yi geçirmemiş kişiler ile sağlık personelinin aşılanması önerilmektedir.

    Hastalıkların bulaşmasını önleyecek temel kural:

                 

               KURU ve TEMİZ YERDE MİKROP ASLA BARINAMAZ

     

    O nedenle hiçbir zaman ortamı kirli ve ıslak (nemli) bırakmayın. Temizlik ve bulaşık bezlerini kapalı yerde ıslak ve sıkılı halde bırakmayın, daima havalı bir yere açarak asın ve kuru muhafaza edin.

     

    Toplu yaşanan yerlerde en sık görülen bulaşıcı hastalıklar:

     

    AIDS (Edinsel bağışıklık eksikliği sendromu):

    Bulaşımı: Doğrudan temasla; kan, meni, yara akıntıları ile bulaşır. Yani cinsel ilişki, kan nakli, ortak kullanılan enjektörler, dövme yaptırma yoluyla ve anneden bebeğine geçer. Özellikle çok eşli cinsel yaşamı olan veya bilinmeyen kişilerle cinsel ilişkide bulunan kişiler cinsel yönden risk altındadır. Virüs vücuda girdikten sonra ortalama    5-10 yılda hastalık belirtileri görülebilir. Bağışıklık sistemi felç olduğundan, ölüm genellikle bulaşıcı hastalıklar sonucu meydana gelmektedir, örneğin ölüm nedeni verem  olabileceği gibi gripte olabilir. Etkeni: HIV ‘ dir.

     

    Belirtiler:

    - Nedeni bilinmeyen  gece terlemeleri,

    - Bir ayı geçkin ısrarcı ateş,

    - Titremeler, konuşamama (konuşmakta zorlanma), hareketlerde yavaşlama,

    - Kısa sürede aşırı ( vücut ağırlığının % 10 undan fazla ) kilo kaybı,

    - Bir ayı geçen sürekli yada aralıklı ishal,

    - Bir ayı geçen, kuru ve ısrarlı öksürük, aşırı yorgunluk, halsizlik,

    - Koltuk altındaki ve kasıklardaki bezlerde şişlik ve ağrı,

    - Deride morumsu lekeler, ağızda pamukçuk

     

    Tedavi: Henüz yok

    Korunma: Aşı geliştirilemediği için bireysel korunma önemlidir. Bireysel olarak cinsel yaşama dikkat etmek, başta gelen korunma yöntemidir.

    * Bilinmeyen kişilerle cinsel ilişkiye girmekten kaçınılmalı ya da mutlaka sağlamlığından emin olduğunuz prezervatif (kaput, kondom) kullanılmalıdır.

    * Başkasının kullandığı enjektörler asla kullanılmamalı, enjektörler mutlaka tek kullanımlık olmalı ve kullanıldıktan sonra atılmalıdır.

    * Kim olursa olsun,  başkasının kullandığı diş fırçası ve jilet kullanılmamalıdır.

    AIDS

    * Sosyal öpüşme, tokalaşma, aynı odayı, aynı koltuğu paylaşmakla bulaşmaz;

    * Sivri sinekle bulaşma henüz ispatlanamamıştır.

    * Aynı tabağı paylaşmakla, çatal-kaşıkla bulaşmaz.

     

    HEPATİT B (Serum Hepatiti):

    Bu da cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşır.  Karaciğerde enfeksiyona neden olur, iyileşme olmazsa karaciğer kanserine, siroza dönüşebilir.

    Halsizlik, yorgunluk, hafif ateş, baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilerle başlar. Sarılık, bulantı, kusma, ishal, iştahsızlık, sigaraya karşı tiksinti, idrarın çay rengini alması gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Tedavisi: Yatak istirahati ve dengeli beslenme şarttır. İlk önceleri karaciğeri yormayacak besinler tercih edilmelidir (ağır kızartma ve çok yağlı besinlerden kaçınılmalıdır).

    Korunma: Hepatit B aşısı ile korunmak mümkündür. Ancak bireysel korunma her zaman ve her ortamda önemlidir. Bulaşma yolu ve korunma önlemleri AIDS ile hemen hemen aynıdır.

     

    Hepatit A (Enfeksiyöz hepatit):

    Bulaşımı: Hijyen koşullarının iyi olmadığı yerlerde görülür. Su ve besin maddelerine virüs içeren dışkının bulaşması sonucu insana geçer.

    Hepatit B’deki belirtiler aynen görülebilir. Ancak iyileşme Hepatit B’den daha çabuk ve daha komplikasyonsuz gerçekleşir.

    Tedavi: Hepatit B ile aynıdır.

    Korunma: Hijyenik koşullara uyulmadığını düşündüğünüz yerlerde yemek yemeyin, özellikle Fast-Food türü (et içeren) yiyeceklerden kaçının. Kanalizasyon sisteminin iyi olmadığı yerlerde suları kaynatarak veya dezenfekte ederek kullanın.

     

    Tüberküloz (verem, TBC):         

    Hasta kişinin öksürmesi veya balgam çıkarması sonucunda damlacıkla yayılır. Vücut direnci düşük kişilerde sıklıkla ortaya çıkar. Bu kişiler çok sigara ve içki içen, dengesiz beslenen kişilerdir. Bir de uzun süren hastalıklar esnasında ortaya çıkar.

    En iyi önlem, kişilerin ulu orta balgam çıkarıp sokağa tükürmelerini engellemektir. Ya da kişilerin yüzüne doğru öksürmeleri önlenmeli veya maske takmaları sağlanmalıdır. İlaç tedavisi ve dengeli beslenme ile iyileşir.

     

    Uyuz:

    Pire, bit gibi parazitlerle yayılır. Vücudun her tarafı kaşınır, özellikle yattıktan sonra ve parmaklarda kaşıntı artar.

    Bulaşımını önlemek için başkalarının giysilerini, tarağını, yatağını paylaşmaktan kaçının.

    Uyuz etkeni 40-50 °C de öldüğünden, giysiler kaynatıldığında temizlenir. Vücuttaki etken ise yıkanma, kükürt-sülfür içeren solüsyon veya kwell solüsyonu ile temizlenir.

    Bit:

    Genelde pis insanlarda görüldüğü söylense de bu genel kural değildir. Temiz ve titiz insanlarda da görülebilir. Halen gelişmiş ülkelerde bile önemli sorunlardan biridir. Yine ortak eşya veya yatak kullanımı sonucu yayılır.

    Kwell solüsyonu ile önerildiği şekilde saçlar yıkanır ve sık dişli (veya pamuk destekli) tarakla taranır. Giysiler kaynatılarak temizlenir.

    Bitin sirkesini kepekten ayırabilmenin yolu; kepek saçtan kolaylıkla ayrılıp düşerken sirke saça yapışmıştır ve zorlukla uzaklaştırılır.

     

     

    SU İLE BULAŞMA:

    Patojen mikroorganizmalar suya, enfekte  kişilerin salgı ve atıklarıyla gelmektedir. Bulaşmış (enfekte olmuş) suların içilmesiyle veya meyve-sebzelerin sulanması ya da yıkanması ile hastalık insana bulaşır. Örnek: enfekte su ile sulanmış marul temiz su ile yıkanmadan yenirse hastalık bulaşır.  Pis su ile yıkanan süt kapları ile tifo, yüzme havuzlarında iyi temizleme yapılmamışsa inklüzyonlu konjuktivit denilen hastalık bulaşabilir. Su ile en sık bulaşan hastalıklar; kolera, amipli dizanteri, basilli dizanteri (shigella), tifo vb dir.

    Suyun temizliğinden emin değilseniz kaynatın; fokurdamaya başladıktan sonra 10 dakika kaynatıldığında mikroplar ölür.

    Suyu temizlemek üzere klorlama da yapılabilir. Bunun için klor veya klor verici maddeler kullanılır.  Suyun dezenfeksiyonu için birkaç klor verici  maddeden yararlanabiliriz..

    1- Kireç kaymağından toz veya sıvı oluşuna göre, aşağıda belirtildiği şekilde ANA ÇÖZELTİ (%1’lik ) hazırlanır:    

                                                           1 lt su  + 15 gr TOZ kireç kaymağı

                                                           1 lt su + 40 gr SIVI kireç kaymağı

    2- Ev işlerinde kullanılan klorlu su preparatlarından ( klorak vb ):

                                                            1 lt su + 250 ml klor içeren sıvı

    % 1’ lik  bu ana çözeltiden :       1 lt suya 3-5 damla konur, 20 dakika bekletilir,

                                                   1 ton suya 150-250 ml konur, 20 dakika bekletilir,

    Bu sular içilebilecek kadar dezenfekte edilmiştir.

    Barsak hastalıkları salgınlarında (kolera, tifo vb) sebzelerin yıkanması için, içme suyu dezenfeksiyonu için kullanılan miktarların 10 misli klorlama yapılır. Ancak sebzeler bu ön yıkamanın ardından klorlanmış içme suyu ile durulandıktan sonra yenmeli ya da pişirilmelidir.

    3-İyot ta dezenfektan olarak kullanılabilir. Bunun için:

                İyotun sudaki %2’lik çözeltisinden 2 damla, 1 lt suya damlatılır.

    DİKKAT: Eczanelerde satılan klor içeren tabletlerin kullanımı daha pratiktir.

     

    SÜT İLE BULAŞMA: Hasta veya görünürde sağlam hayvandan, sütle uğraşan insanların ellerinden veya kaplardan  ya da süt kaplarını  temizlemek için kullanılan sulardan süt ile bulaşma ortaya çıkabilir. En sık bulaşan hastalıklar: tbc (verem), tifo, paratifo, brusella, dizanteri, poliomyelit (çocuk felci), stafilokok vs dir.

    Açık alınan sütler içilmeden önce mutlaka fokurdamaya başladıktan sonra (TBC ye karşı) 10 dakika kaynatılmalıdır. Süt kapları daima çok temiz olmalıdır.

    12 Ara

    CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

    CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

    Bu hastalıklar kadın ve erkekleri, doğacak çocuklarını ve yakın çevrelerini etkiler. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan uzak durmak için bu hastalıkların neler olduğunu, nasıl korunulacağını ve belirtilerini bilmek gereklidir.Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadınlara erkeklerden daha fazla etki yapar. Bu hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Tedavi edilmediklerinde ise, kısırlıktan ölüme dek pek çok olumsuz sonuca yol açabilirler. Anne karnındaki bebekler ya da yeni doğmuş çocuklar için de tehlike oluştururlar.

    Gonore (Bel soğukluğu) :

    Erkeklerde sık ve yanmalı idrar yapma ve akıntı; kadınlarda akıntı, adet düzensizliği, sık ve yanmalı idrara çıkma belirtileriyle tanınır.Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılanıdır. Karın içi iltihaplarına, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında, doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük, zatürre gibi hastalıklara yol açar. Hastalık bulaştıktan 2-3 hafta sonra belirtiler başlar. Tedavisi kolay bir hastalıktır.

    Sifiliz (Frengi) :

    Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Annede varsa bebeğe de geçebilir. Hastalığı yapan etkenin vücuda giriş yerinde şişkin ve ağrsız bir yara ile kendini belli eder. Tedavi edilmeyip ilerlerse,sinir sistemine zarar vererek körlüğe ya da sağırlığa yol açar. Kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına neden olur. Vücudun çeşitli yerlerinde tümör oluşumuna ve ölüme neden olabilir.

    Şankroid (Yumuşak Çıban) :

    Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle yaraya yakın kasıkta oluşan şişlikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi kolaydır.

    Klamidya :

    Kadınlarda sarı köpüklü bir akıntı ile kendini belli eder. Erkeklerde yanmalı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Kadınlarda karın içinde yaygın iltihaplanmalara yol açar. Bu durum kısırlığa, üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek, annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar oluşabilir. Tedavisi kolaydır.

    Trichomonas :

    Yeşil ve kötü kokulu bir akıntı ile belli olan bir hastalıktır. Kadında tüplerde iltihaplanmaya neden olarak geçici kısırlığa yol açabilir. Tedavisi kolaydır.

    Herpes (Genital uçuk) :

    Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür ve bunlar çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşir, ancak tekrarlar. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara, menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken, doğum kanalından hastalığı alabilir. Gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkiler, bebek ölümüne yol açabilir.

    Üreme organı siğilleri ve deri kabarıklıkları :

    Dış üreme organlarında, haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen, ağrısız, karnıbahar görünümünde et kümeleri belirtisi taşır. Tedavisi mümkün, ancak zordur. Tedavisi edilmezse kümeler büyüyerek çevre organlara zarar verir. Doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir ve bebeğin solunum yolunda siğiller oluşarak solunum sıkıntısına yol açabilir

    Hepatit – B

    Su ve besinlerle bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma gibi belirtileri vardır. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı,siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi, hastalığın zararını azaltır.

    HIV-AİDS :

    Cinsel yolla bulaşan virüslerden biridir. HIV taşıyan kanla veya kana temas etmiş araçlar yoluyla da bir insandan diğerine geçebilir. Anneden bebeğe, hamilelik döneminde, doğum sırasında ya da sütle bulaşabilir. HIV vücuda girdikten 3 ay sonra ‘ELISA’ testi ile saptanır. İnsana bulaşan HIV virüsü bazen hiç hastalık yapmayabilir. Ancak virüsü taşıyanlar başkalarına bulaştırabilir. 

    HIV’in neden olduğu hastalığa AIDS denmektedir. AIDS, tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.

    HIV, virüsü taşıyan kişinin kullandığı klozet, bardak ya da çatıl, kaşık ile bulaşmaz. Virüs, tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmaz. Ancak ağzı ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, diş fırçalanması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya neden olabilir.

    HIV virüsü sivrisinek ya da böcekler vasıtası ile insanlara bulaşamaz. HIV virüsü, tükürük, gözyaşı, ter aksırık, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz.

    Bulaşma yolları

    En sık görülen bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkilerdir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için,

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için, ne şekillerde bulaştıklarını ve güvenli cinselliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin veya kadının salgısının (hazne sıvısının) diğer eşin ağzı, vaginası veya anüsüyle teması, bulaşmaya neden olabilir. Kucaklaşma, sarılıp yatma, öpüşme, masaj, elle okşama ve mastürbasyon güvenli yollardır. En güvenli yol vaginal (penis-hazne ilişkisi), anal (arkadan ilişki) ve oral (ağızla) cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif) kullanmaktır.

    Penis vagina (hazne) ile temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden vagina dokusuna veya vagina salgısından penisteki idrar deliğinin uç kısmına bulaşabilir. Vaginada veya peniste yara varsa, bulaşma kan ile vagina dokusuna veya penisteki idrar deliğinin uç kısmına olabilir.

    Penisten akan sıvı veya meni ağızla temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma ihtimali vardır. Ağızda kanama veya yara varsa, bulaşma ihtimali artar. Aynı şekilde ağız, vagina salgısı ile temas ettiğinde de bulaşma olabilir. Ayrıca ağzın, cinsel organlar ve anüs çevresindeki deri ile temasında parazitler bulaşabilir.

    Anal (arkadan) cinsel ilişkide, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden anüs dokusuna veya anüs dokusundaki kandan penisteki idrar deliğinin uç kısmına geçebilir.

    Frengi, Hepatit B ve HIV için diğer bir bulaşma şekli , kan yoluyla bulaşmadır. Hasta kişiden kan nakli, hastayla aynı iğnenin veya aynı traş bıçağının kullanılması mikrobun bulaşmasına neden olur. İyi temizlenmemiş manikür-pedikür araçları, diş ve kadın doğum muayenesi araçları da bulaşmaya yol açar.

    Korunma Yolları

    1. Cinsel ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı sağlayacak tek yöntem kondom (prezervatif) kullanmaktır. Sperm öldürücü krem, köpük ve fitillerin (spermisitler) de bazı mikroplara karşı KISMEN koruyuculuğu vardır. Ancak bu maddeler tek başına korunmayı sağlamaz. Eğer spermisitler ve kondom birlikte kullanılırsa korunma oranı artar.

      Cinsel ilişkide bulunmamak da bir korunma yolu sayılır.

    2. Frengi, Hepatit B ve HIV için, kanla bulaşma yoluna dikkat edilmeli ve gerek kuaför ve berber salonlarındaki araç gerecin, gerekse eczane ve sağlık kuruluşlarındaki hizmet amaçlı araç gerecin temizliğinden emin olunmalıdır.
    3. Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce ya da kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi, bulaşma tehlikesini azaltır.
    4. Korunma yollarından bir diğeri, aşağıdaki belirtileri tanımak ve kişide ya da eşinde görüldüğü taktirde, derhal bir sağlık kuruluşun başvurmaktır. CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIĞI OLANLARIN EŞLERİNİN DE MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.

     

    Belirtiler :

    Erkeklerde ;

    • Sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı
    • Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı
    • Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler

    Kadınlarda ;

    • İdrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma
    • Hazneden koyu renkli ve kötü kokulu akıntı

    Her iki cinste ;

    • Cinsel birleşme sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı
    • Sık ölü doğumlar
    • Üreme organlarında siğiller
    • Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı
    • Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde apseler

           Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi), erken teşhis için önemlidir.

    Yine çok bulaşıcı olan ve ölüme yol açan Hepatit-B virüsüne karşı aşılanma önemlidir. Her iki cinste de akıntılara dikkat etmek ve görüldüğünde hekime başvurmak gerekir. Erkekte ve kadında koyu renkli ve kokulu akıntılar cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisidir. Beyaz ve kaşıntılı akıntılar ya da sırf kaşıntı, mantarların belirtisidir.

    f) Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma tehlikesi, eş sayısında artışla birlikte artar. Paralı cinsel ilişkiye girenler, korunmak için daima kondom (prezervatif) kullanmalı ve bulaşmaya yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.

    Sayfalar : 1 [2] 3 4 5 6 7 ...