Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

21 Eyl

Elif Olmak

 

"elif" olmak zordur
cünkü "elif" olmak
yuvarlak bir dünyada dik durmanın
dik ve önde
belki acıyla
ama vazgeçmeden durmanın
dünya ne kadar dönerse dönsün
olduğu yerde kalmanın adıdır “elif” olmak

……….

zordur “elif” olmak
“elif” olmak hep vurulmaktır
“elif” olmak yalnızca “elif” olmaktır
……..

”elif” demeden hiçbir şey denilemez
ben “elif” dedim
artık her şeyi söyleyebilirim.

 

dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yar’ın huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…/

“elif” olmak zor imiş!

ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş!!

dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl “elif” olur? dilersin o’ndan sadece o’nun yar-lığını, dilenirsin…o’nun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin…

dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar’lar doluşur dünyana..”yardımıyla gelen yar” gitti diye…

aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…

dostum, şimdilerde “elif” der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz…yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar’dandır …bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.

/allahu a’lem…/

“elif” olmayı dileten de “var”imiş dostum;

“yar” olmayı dileyen imiş…

 

mevlana idris

 

21 Eyl

Canımmmm

Bir yürekte Can olabilir misiniz? O yüreğe Can katabilir misiniz? Bir CAN’IMMMM kelimesine O yürekte bin anlam katabilir misiniz? Gözlerde ışıltılar, pırıltılar görebilir misiniz?

Çalınmış zamanları renk renk yasayabilir misiniz? Ellerin, gözlerdeki ışıltıların o yüreğin sıcaklığını Birebir yansıttığını algılayabilir/algılatabilir misiniz? Ya, yüzlerce, binlerce renklerin dışında, renkler bilir misiniz? Can sesini duyduğunuzda; yüreğinizde ürperti ve titreşimlerin getirdiği telaşın midenize vuruşunu bilir misiniz? İmge’lerin tadını bilir misiniz?

Ya kelimelerin, mimiklerin, ifadelerin Yetersiz kaldığını bilir misiniz? Dizlerinizin, omzunuzun, göğsünüzün, Can ateşini arayışını bilir misiniz? Avuçlarınızın, Can çiçeğinin ellerini, Saçlarını, yüzünü özümleyişini bilir misiniz? Saçlarına, gözlerine, burnuna, dudaklarına ve tenine dokunuşun hazzını bilebilir misiniz? Kalabalıklarda sessizlik şarkıları söylemeyi bilir misiniz? Ya ellerin dansını bilebilir misiniz? Sıkıca sarmanın, yüreğe katmanın tadının haz’a dönüşümünü, Onun dizlerinde, omuzlarında, sonsuza kadar kalmayı Hatta; yok olmayı isteyebilir misiniz?

Yani; dostluğu+yüreği+ruhu+mantığı ve bedeni tek tek sırayla yaşamayı,Yudum yudum yüreğe katmayı bilebilir misiniz? Kim bilebilir ! Kim bilebilir ki? Kim yaşamış ve yaşatmıştır, kim algılatmış ve algılamıştır ki, kimin gözleri acımıştır, kimin yüreği kanamıştır, kim deli yürek olmuştur, kimin yüreğine yağmurlar yağmış/yağdırılmıştır Ve kim bu "misiniz" lere ve "kim" leri birebir yaşamsalına katmıştır ki?

İşte bütün bunları sadece ama sadece CANA CAN KATANLAR bilir, yani biz BİLİRİZ.

Ben biliyorum. Ya sen ?

21 Eyl

Yağmur Yüklü Bulut Gibi Olmak

 

 

 

Nasıl da güzeldir yağmur..islanmış toprak kokusu, yağmur damlarının tentelere çarptığında çıkardığı ses, sıcak bir yaz günü yağan yağmurun altında denizde olmak ve denizin o sıcacık hali, beyaz tişört giymiş hatunlar, şemsiye savaşları, su birikintilerine hunharca gazlayarak girip yayaların ağzına sıçan arabalar, bir anda ortadan kaybolan taksiler. aslında hiç de güzel değildir yağmur, ben hiç sevmem..

her yağmur yağdığında içim acır benim..yorulurum..yaşanmışlıklar geçer bir bir gözümün önünden..her yağmurda birilerinin ağladığını düşünürüm..ben de ağlarım..gözlerim şişesiye ağlarım..yorgunluğumu hissettirir bana yağmur, yılların bir türlü üstümden atamadığım yorgunluğunu..ne yaparsam yapayım kurtulamadığım, takibinde olduğum yorgunluklarımı..

bardağın boş tarafını hatırlatır bana yağmur, dolu tarafı hep acı..yılgınlıklar çöker üstüme her yağmur damlasında ve her yağmurda bin kere pişman olurum..bin kere isyan ettiğim için pi$man olurum çok zaman, çok zaman başkalarına hayıflandığım için ya da lanet ettiğim için olan bitene.. mutluluklarımı silip süpürür yağmur, zaten az olan birkaç sevincim de sağanak yağmurda sele karışır..

"ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün" sözü aklıma gelir cama yağmur vurdukça..belki de göründüğüm gibi olamamama dertlenirim ya da olduğum kişinin aslında çok farklı görünmesine..bir sigara yakarım camdan dışarı yağmuru izlerken, göründüğüm kişinin aksi vurur cama, hüzünlenirim..

yeni başlangıçlar gelir aklıma yağmurlu havalarda..her bunaltıcı havadan sonra bir serinlik çöker yağan yağmurda..yapamadığım yeni başlangıçların startında kalırım..serinlik çökmeyen yüreğim gelir aklıma, dertlenirim..

ben yağmur yüklü bir bulut gibiyim, her yağmurda acıları ile yüzleşenleri düşünür, ordan oraya savrulurum..yağdığım yerde acıları pekiştirmemek adına nereye yağacağımı bilemem…"

21 Eyl

Mirac Kandiliniz Mübarek Olsun

Image Hosted by ImageShack.us

 

ALLAH’ın daveti üzerine peygamberimiz bir gece melekler tarafından Mekke’den Kudüs’e götürülmüştür.Burada Cebrail ile birlikte bütün gökleri aşarak "sidretül münteha"

denilen makama yükselmiş ve ALLAH ile görüşmüştür.Bu yolculugun Mekke’den Kudüs’e kadar olan bölümüne isra,Kudüs’den ALLAH ile görüşmesine kadar ise mirac denir.

Bu görüşmede peygember efendimize ümmeti için vakit namaz ve mirac hediye edilmiştir.

hediye verene ALLAH’a layık miraclara ulaşmanız duasıyla

HAYIRLI KANDİLLER

21 Eyl

Dokunmanın Gücü

Image Hosted by ImageShack.us

21 Eyl

Bir Hayat Kayar Ellerimizden

Image Hosted by ImageShack.us

 

hani, bir kitap okumaya başlarsınız…
ilk satırlarda çeker sizi içine…

öyle güzeldir ki anlatım,

tüm gerçeklik bir yana…
o kurgunun içine kapılır gidersiniz…
öyle kapılırsınız ki…
uzaklardan bir el uzanıp
tutar ellerinizden…
aLıp götürür uzaklara,,
kOkusu ulaşır size dağların,denizin,çiçeklerin…
bİr meltem okşayıp geçer teninizi…
dOkunuşları hissedersiniz ya yüreğinizde…
hani, bilseniz de kurgu olduğunu…
o akışı bırakmak istemezsiniz…
bir yandan merak edersiniz …
"ne olacak?"
bilirsiniz oysa…
hiç bir şey olmamıştır…
olmayacaktır…
her şey sadece ihtimaller bütünüdür…
ve o ihtimaller öyle yaşanılası,
ve o kurgu öyle gerçektir ki..
yaşadığınız ana baskın çıkar ya…

ama nedense…
"son" önemlidir hep…
o kitabın da sonuna ulaşmak istersiniz…
diğer yandan o kitabı bitirmek , o hayali tüketmektir.
bilirsiniz..
her sonun bir tükeniş olduğunu öğretmiştir hayat size…
Okumak - Okumaya kıyamamak bir çelişki olur içinizde…
oysa, çelişki daha çekici kılar o kitabı…
daha bir özümsemeye başladığınızı hissedersiniz o noktadan sonra Okuduklarınızı…
her sayfada "son" a biraz daha yaklaştığınızı bilerek,
her sayfada biraz daha kaybederek,
her sayfada biraz daha tükenerek,
ve içiniz burkularak o "son" sayfa,
kitabın arka kapağını kapatırsınız usulca.
siz dışarıda kalansınızdır…

her şey ilk sayfa ile son sayfa arasında, avuçlarınızdadır şimdi..
sımsıkı tutarsınız birkaç dakikalığına ellerinizde..
bazı ilişkiler gibi..
hani, bitmesine kıyamadığınız,
tüm güzelliğine rağmen devam edemeyeceğini,
gideceği bir yer olmadığını,
sadece bir ihtimalin yaşandığını bildiğiniz
bir ilişki gibi,
yüreğinizden bırakmak istemeden,
ama artık sadece dışından bakarak,
sımsıkı sarıldığınız birkaç dakika gibi .

ve sonra:
bir hayat kayar ellerinizden..
kütüphane raflarındaki yerini alır..
ara sıra sayfaları yeniden karıştırılmak üzere…

21 Eyl

Tıkanıp Kaldıgında Hayat

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bir  yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla ‘tanışmalı, yeni keşifler yapacak….

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için…

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!

21 Eyl

Sevmek Ölmekle Başlar

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bazı tarifler zor yapılır. Gece, başını yastığa koyduğunda kavga içinde olan iki tip insan vardır.
Birincisi kalbinden gelen rüzgârların sarhoşluğuyla, dertlenecek dertler bulur da kavga eder.
Rüyaları aydınlıktır…
ikincisi, beyninin dehlizlerinde sorgular ve sorgulanır, kaçar ve kovalar ve dahi kendisi derttir de kavga eder. Kâbusları vardır…
Birincisi gönül adamıdır.
İkincisi günün adamıdır.
şimdi siz, birinci adama sevgiyi tarife kalksanız boştur; çünkü o sevginin adıdır.
İkincisine anlatmaya değmez çünkü onun anlayışı lügat ile sınırlıdır…
Bazı tarifler, bazılarına zor yapılır.
Ama şimdi sevgiden bahsetmek, sevgiyi anlatmak zorundayız.
Ürkecekleri, korkacakları tek şeyimiz sevgimizdir.
Onların kâbuslarını ya rüyaya çevirecek ya da kâbusu yaşatacak tek şeyimiz sevgimizdir.
Çünkü bizim sevgimiz korkulasıdır.
Ölümle buran burunadır.
Biz ölümün yanına sevgimizi yazarız, onlar korkularını…
Yüreğimiz ferah, rüyalarımız aydınlıktır.
Çünkü ölümden korkmayız.
Sabrımız akıllarını karıştırdı, cüretlerini arttırdı. Sabrımızı sevgimiz sandılar. Sabrımızla oynarken, sevgimizi uyandırdılar. Ve sevgiyle… Ve aşkla…
Ve yanına adını yazdığımız, üstüne yazıldığımız ölümle… "Ne olur, siz de beyaz rüyalar görün" arzusunu önlerine koyunca… <******>
Sevgiyle tanışacaklar…
Tanışacaklar…
Sevmek ölmekle başlar…
Sevmek şarkı sözü malzemesi değildir bizde…
"Allah…" dedikten sonra sevmek, uğrunda ölmeyi gerektirir…
Sevgimiz onun için güzeldir ve tehlikelidir.
Harcamayız…
Velhasıl;
Orman yangınına oyuncak su tabancası ile koşanlar, kibrit alevinin karşısına okyanusla çıktıklarını zannediyorlar. Halbuki….
Yangın kalbimizde ve orası sevgi ocağı… Ve vallahi bir damla su bile değiller… Gelip anlasalar… Yanmasalar.

Sevmek ölmekle başlar…

Murat Başaran

21 Eyl

Olabildiği Kadar Olsun

"Seviyorum" diyebilecek kadar cesaretimiz olsun.
Kalbimize sığdıramayacağımız kadar şefkatimiz,
Yüreğimizde saklanamayacak kadar çok gözyaşımız olsun.
Hayatımıza kattığımız gürültüler kadar sessizliğimiz,
Sessizliğimizde anlam bulan düşüncelerimiz kadar sesimiz,
Karamsarlığımızı huzura dönüştürecek içten dualarımız olsun.

Yusuf kadar iffetli nefislerimiz,
Yakup kadar sabırlı bekleyişlerimiz,
Meryem kadar masum duruşlarımız,
Muhammed’i (s.a.v) temsil edecek kadar samimi inancımız olsun.

Hayat kadar düşünülen ölümümüz,
Ölüm kadar anlamlaştırılan hayatımız,
Umutsuzluklarımızdan daha çok umudumuz olsun.
Hırslarımız kadar sorumluluğumuz,
Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz,
Unuttuklarımız kadar hatırladıklarımız,
Umduklarımızdan daha çok bulduklarımız olsun.

 
21 Eyl

Japonlar Neden Seni Seviyorum Demez?

Image Hosted by ImageShack.us

Bir Japon firması ‘hediyelik fasulye’ yapmış. Fasulye tanelerinin üzerine

lazerle ’seni seviyorum’ lafını

kazıyorlarmış. Nemli toprağa gömülmüş fasulyeyi alıp uygun gördüğünüz kişiye

hediye ediyormuşsunuz. Beş gün sonra fasulye filizlendiğinde de ortaya ’seni

seviyorum’ yazısı çıkıyormuş.

 

Bu haliyle de elbette haber değeri var ama bir malumatı eklersem sanırım

daha da ilginç hale gelecek.

Böyle bir ürünü Fransız yahut Brezilyalı bir firma da üretebilirdi. Sonuçta,

aşk meşk filan evrensel meseleler. Fakat ’seni seviyorum’ diyen fasulyelerin

Japonya’da satışa çıkması gayet anlamlı.

Çünkü orada çiftler birbirlerine asla ’seni seviyorum’ demiyormuş!

 

‘Hiç öyle şey olur mu yahu?’ tepkisi verdiyseniz yerden göğe haklısınız. İlk

duyduğumda bana da inanılmaz gelmişti. Ama bizzat Japonlar’a doğrulattığım

için rahatlıkla, ‘ vallahi de, billahi de, tillahi de demiyorlarmış’ diye

yemin bile edebilirim.

 

Tabii ki de Japonya’da ’seni seviyorum’ demeyi yasaklayan bir kanun yok.

Hatta ‘aşk’a karşılık gelen ‘koi’ diye bir sözcük de varmış. Ancak kimse

bunu kullanmıyormuş! Bir Japon, aşkından ölse dahi en fazla ’suki desu’

diyormuş. Yani, ’senden hoşlanıyorum’. Onlara göre bunun nedeni, ’sevginin

kelimelerle değil,davranışlarla ifade edilmesi gerektiğine inanmaları’ imiş.

Hadi bunu çok güzel açıklamışlar. Kulağa bayağı hoşgeliyor. Peki Japonca’da

‘canım, cicim, hayatım,tatlım, meleğim’ gibisinden sevgi sözcüklerinin hiç

olmamasına ne diyorsunuz?

 

‘Seni seviyorum’u geçtik, kimse kimseye ‘kınalı kuzum’ da demiyormuş yani!

Evli çiftler birbirlerine, çocukları olana kadar ”ano ne!” (hey!),

çocuklardan sonra, ”okaasan” (anne) ve ”otoosan” (baba), torun torba

sahibi olduklarında ise, ‘oi!’ (hey sen!) diye hitap ediyorlarmış. Bu

konular için deniyor ki, Japonlar kadın-erkek ilişkilerinde çok kör topal

ilerliyor. Yeni nesil aşmak istese de gelenekler önlerinde Beton Bayram

olarak dikiliyor. Onlar da çaresiz boyun eğiyor. Böyle gelmiş,böyle gidiyor.

 

Velhasılı kelam, Japonlar’ın ’seni seviyorum’ diyen fasulyeleri aslında

toplumsal bir ihtiyacın itelemesinin sonucu. Çok isteseler bile alışkın

olmadıkları için ’seni seviyorum’ demeyi tuhaf buluyorlar. Kültürleri bu

cümleyi hayatlarına almaya izin vermiyor. Onlar da problemi fasulye

desteğiyle çözmeye çalışıyorlar işte.

 

Lütfen şimdi yerinizden kalkın yahut telefona elinizi atın ve hak eden

birine, ‘Seni seviyorum’ deyin.

 

Aranıza fasulye sokmaya gerek duymadan….

 

Sayfalar : 1 2 [3] 4 5 6 7 8 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.