Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

19 Ağu

Hastalılara Göre Bitkiler

A’dan Z’ye Hastalıklara Yararlı Sebzeler
 

Pek çok bitki, çeşitli hastalıklara iyi gelmektedir. Fakat bunlardan bazıları daha etkilidir. Herhangi bir hastalık halinde, bu listeye bakarak hangi sebze veya meyveye başvurulacağı öğrenilebilir.

Bu bölümde yer alan listeler, ancak genel bir fikir verebilir. Çünkü, kişide bir değil,  birden fazla rahatsızlık olabilir (Bu diğer rahatsızlıklarımızı bazen bilmeyebiliriz. Kaldı ki, bir hastalığın çeşitli tipleri de olabilir). Bu nedenle, kişi bu bölüme başvurduktan sonra tespit ettiği sebze ve meyvelerle ilgili olarak kitabın daha önceki bölümlerine gitmeli ve yiyecekler hakkında daha geniş bilgi edinerek  beslenme tarzına öyle karar verilmelidir. Ayrıca bu listelerde adı geçmediği halde daha başka yiyecekler de hastalığımıza iyi gelebilir.

A
 
Adenit (Left bezi şişmesi): Alg, kil, lahana, sarmısak, soğan, kuşdili.
AFT (Pamukçuk): Havuç, karadut, mersin, limon, adaçayı, papatya, kekik.
Akciğer hastalıkları: Kil, kuşkonmaz, havuç, maydonoz, tere, incir, arpa, greyfurt, çamfıstığı, turp, üzüm, sarmısak, servi tohumu, okaliptüs, rezene, karanfil, çürdükotu, lavantin, nane, soğan, adaçayı, kekik.
Albümin: Kil, lahana, fasulye, ardıç, kereviz, mısır.
Alkolik: Kil, lahana, maydanoz
Alerji: Alg, siyah turp, papatya, havuç, limon, lavantin, soğan, kuşdili, portakal, adaçayı.
Anjin: Kil, Kereviz, lahana, incir, karadut, böğürtlen, şalgam, limon, adaçayı, kekik, defne, sarmısak, karanfil.
Arı sokması: Maydanoz, lahana, pırasa, sarmısak, fesleğen, tarçın, limon, lavantin, soğan, kekik.
Askarid (yuvarlak solucan): Sarmısak, papatya, okaliptus, kekik.
Astım: Kil, havuç, maydanoz, lahana, marul, turp, sarmısak, anason, limon, okaliptus, lavantin, nane, soğan, kuşdili, adaçayı, kekik, papatya, karabiber.
Ateş nöbeti: Havuç, salatalık, incir, ahududu, portakal, arpa, greyfurt, okaliptus, ardıç, lavantin, mazı tohumu, rezene, armut, mısır.
Ayak ve koltuk altı terlemesi: Adaçayı
B
 
Barsak Kurtları: Havuç, lahana, kabak, tere, ceviz, nar, maydanoz, pırasa, nohut, semizotu, sarmısak, papatya, tarçın, kimyon, limon, kekik, lavantin, karanfil, okaliptus, tarhun
Barsaklarda aşırı gaz: Ayva, kil, portakal, maydanoz, sarmısak, papatya, kimyon, kişniş, tarhun, rezene, zencefil, karanfil, çürdükotu, lavantin, mercanköşk, nane, ufak hindistan cevizi, soğan, kuşdili, badem, tarçın.
Barsak rahatsızlıkları (İnce ve kalın barsak iltihapları): Kil, enginar, havuç, lahana, kabak, incir, ahududu, bira mayası, karadut, mersin, şalgam, muşmula, portakal, arpa, elma, semizotu, üzüm, domates, sarmısak, çürdükotu, kekik.
Baş ağrısı: Kil, lahana, elma, limon, nane.
Baş dönmesi: Portakal, fesleğen, papatya, kimyon, lavantin, kuşdili, nane, adaçayı, kekik, anason.
Beyin nezlesi (Sinüzit): Okaliptus, kekik.
Bronşit: Sarmısak, dereotu, anason, tarçın, havuç, limon, karanfil, nane, ufak hindistancevizi, soğan, karabiber, kuşdili, adaçayı, kekik.
Belsoğukluğu: Sarmısak, limon, ardıç, lavantin.
Beyaz akıntı: Kil, lahana, ayva, ceviz, maydanoz, ardıç, lavantin, kuşdili, adaçayı, kekik, sarmısak, papatya, limon, karanfil, okaliptus.
Bluğ çağı: Kaysı, badem, patlıcan, yulaf, muz, buğday çimi, arpa, havuç, kiraz, kestane, hurma, incir, fasulye, bira mayası, mısır, fındık, portakal, maydanoz, soya, yer elması, limon, soğan.
Böbrek ağrısı: Badem, kil, kereviz, lahana, fındık, pırasa, kiraz.
Böbrek taşı: Badem, kil, yulaf, kereviz, maydanoz, kiraz, lahana, tere, çilek, ahududu, fasulye, kavun, şalgam, muşmula, fındık, ceviz, şeftali, pırasa, nohut, elma, semizotu, turp, üzüm, domates, sarmısak, rezene, ardıç, mısır, limon.
Burkulma: Kil, lahana.
Burun kanaması: Limon
C
 
Ciltte sivilceler: Kil, havuç, lahana, papatya, kekik.
Cinsel iktidarsızlık: Yulaf, kereviz, çam fıstığı, tarçın, karanfil, nane, soğan, kırmızıbiber, rokai kuşdili, kahve, vanilya, zater, anason, zencefil, ufak hindistancevizi, kuruyemişler.
Cistid (Mesane İltihabı): Lahana, kil, şalgam, arpa, soğan, pırasa, okaliptus, ardıç, lavantin, mazı tohumu, rezene, armut, mısır.
Ç
 
Çatlak (yarılma): Badem, kil, havuç, lahana, ayva, salatalık, zeytin, patates, soğan.
Çarpıntı: Badem, kil, kuşkonmaz, patlıcan, lahana, marul, anason, nane, kuşdili
D
 
Dalak şişliği: Papatya.
Damar sertliği: Kil, enginar, buğday çimi, havuç, kiraz, lahana, çilek, bira mayası, mercin, ceviz, pırasa, elma, erik, çavdar, soya, domates, ayçiçeği, sarmısak, limon, ardıç, soğan, lavantin, nane, kuşdili, kekik, adaçayı.
Dikkatini toplayamama: Papatya, servi tohumu, lavantin.
Dilde iltihap: Limon, adaçayı.
Diş bakımı: Limon, karanfil, kekik, rezene.
Diş apsesi: Kil, lahana, incir, soğan.
Dizanteri: Kil, kestane, lahana, kabak, ayva, nar, mersin, muşmula, arpa, maydanoz, kaynana dili, sarmısak, limon, kekik.
Diş eti iltihabı: İncir, karadut, böğürtlen, mersin, portakal, limon, adaçayı.
Diş etleri kanaması: Maydanoz, lahana, tere, ıspanak, portakal, limon, buğday çimi, kuşburnu, turp, yeşil biber, patates.
Doğuma hazırlık: Karanfil, badem, üzüm.
Dolaşım bozukluğu: Kişniş, anason, yukaf.
Dolama: Kil, lahana, soğan
19 Ağu

Saglık Testi3

TESTLER ve HESAPLAMALAR : İnternet Bağımlılık Testi

function checkForm()
{
for(var i=1; i

Bu test, "Center for On - Line Addiction" tarafından önerilmiştir…

1 - Önceden kararlaştırdığınızdan daha uzun süre internette kalıyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
2 - Internette çok zaman geçirmekden dolayı ev işlerini ihmal ediyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
3 - Eşinizle cinsel yakınlık yerine internetten cinsel uyarılmayı tercih ediyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
4 - İnternet aracılıyla yeni arkadaşlıklar kuruyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
5 - Hayatınızdaki diğer kişiler, internete ayırdığınız zamanın fazlalığından şikayet ediyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
6 - İnternete fazla zaman ayırmanızdan dolayı notlarınız ya da okul ödevleriniz aksıyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
7 - Gerekli olan bazı şeyleri yapmadan önce ilk iş olarak e-mail’lere bakıyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
8 - İnternet dolayısıyla mesleki başarınız ve üretkenliğiniz olumsuz etkileniyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
9 - Size internette ne yaptığınız sorulduğunda kendinizi savunduğunuz ya da sessiz kaldığınız oluyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
10 - Yaşamınızla ilgili kaygılardan, sorunlardan internet vasıtasıyla kaçtığınız oluyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
11 - Kendinizi tekrar internete girmeyi hayal ederken buluyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
12 - İnternetsiz bir hayatın sıkıcı, boş, kederli olacağı şeklinde duygulara kapılıyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
13 - İnternetteyken birisi sizi rahatsız etse ona kızdığınız, bağırdığınız ya da saldırdığınız oluyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
14 - İnternet nedeniyle gece geç saatlere kadar oturup uykusuz kalıyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
15 - Günlük islerinizi yaparken interneti düşünüyor, internette olduğunuz zamanlarla ilgili hayaller kuruyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
16 - İnternetteyken "sadece bir kaç dakika daha" diyerek bağlantınızı uzatıyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
17 - İnternete ayırdığınız zamanı azaltmak istediniz ve başarısız oldunuz mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
18 - İnternette geçirdiğiniz zamanı başkalarından gizlemeye çalıştığınız oluyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
19 - Başkalarıyla dışarı çıkmak yerine internette daha fazla vakit geçirmeyi tercih ediyor musunuz?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
20 - İnternette olmadığınız zaman keyifsiz, hırçın, sinirli oluyor musunuz? İnternete girince bunlar geçiyor mu?
Nadiren
Bazen
Sıklıkla
Çoğu zaman
Her zaman
19 Ağu

Saglık Testi2

 TESTLER ve HESAPLAMALAR : Sağlık Bilginizi Ölçün

function checkForm()
{
for(var i=1; i

Biliyoruz ki her aile çocuklarının sağlığı konusunda oldukca hassastır. Onların sağlık problemleri her zaman anne ve babaları tedirgin eder. Fakat unutmayın ki bu konuda sizinde yapabileceğiniz pek çok şey var. Eğer çocuklarınız rahatsızlanırsa onlara ne kadar yardımcı olabilirsiniz? Çocuğunuz ciddi bir rahatsızlıkla karşı karşıya kaldığı taktirde bunu farkedebilecek temel bilgilere sahip misiniz? İşte kendi kendinizi denemeniz için size bir şans. Aşağıdaki testimize katılın ve bu konuda ne kadar yeterli olduğunuzu siz bulun.

1 - Menenjit semptomlarından bir tanesi olan döküntü ve kaşıntılar, üzerine bardak veya camla baskı uygulandığı zaman kaybolmazlar.
Doğru
Yanlış
2 - Eğer çocuğunuz ishal olursa yapabileceğiniz tek şey daha iyi hissetmeye başlayıncaya kadar yataktan çıkarmamaktır.
Doğru
Yanlış
3 - Eğer çocuğunuzun ağrısı varsa Aspirin ağrı kesici olarak çocuğunuza verebileceğiniz en doğru ilaçtır.
Doğru
Yanlış
4 - Ergenlik döneminde olan bazı erkek çocukları az farkedilebilir olsada göğüs dokusu geliştirirler.
Doğru
Yanlış
5 - Yağı alınmış süt tam yağlı sütten çok daha fazla Kalsiyum içerir.
Doğru
Yanlış
6 - Soğuk algınlığı tedavisi için antibiyotik tedavisi en doğru yoldur.
Doğru
Yanlış
7 - Bazı kız çocuklarında ergenlik dönemi sekiz yaşından önce de başlayabilir.
Doğru
Yanlış
8 - Arpacık olan ebeveynler çocuklarına su çiçeği hastalığı bulaştırabilirler.
Doğru
Yanlış
9 - Okul çağına gelmeden bir iki yıl öncesine kadar çocukları söyledikleri yalandan ötürü suçlamak doğru olmaz.
Doğru
Yanlış
10 - Yalancı Kuşpalazı boğaz enfeksiyonlarından birisidir.
Doğru
Yanlış
19 Ağu

Saglık Testi

TESTLER ve HESAPLAMALAR : Sağlıklı besleniyor musunuz?

function checkForm()
{
for(var i=1; i

Acıbadem Hastanesi’nin diyetisyenleri tarafından hazırlanan bu mini testle, beslenmenizin sağlıklı olup olmadığını test edebilirsiniz.

1 - Günlük su tüketimim
1-2 bardak
3-4 bardak
8-10 bardak
2 - Sabah kahvaltısını mutlaka yaparım
Daima
Bazen
Hiç
3 - Öğün atlarım
Asla
Bazen
Daima
4 - Hızlı yerim, az çiğnerim
Evet
Hayır
5 - Meyveleri kabuklu ve bekletmeden yerim
Evet
Hayır
6 - Sebzeleri önce ayıklar, sonra yıkar, daha sonra doğrar, bekletmeden pişiririm
Evet
Bazen
Hayır
7 - Beyaz ekmek yerine posa içeren kepekli ekmekleri tercih ederim
Evet
Bazen
Hayır
8 - Hazır meyve suları veya meşrubatı çok sık içerim
Evet
Hayır
9 - Yemeklerde hayvansal yağlar yerine bitkisel sıvı yağları kullanırım
Evet
Bazen
Hayır
10 - Her gün abur cubur yemeye bayılırım
Evet
Bazen
Hayır
11 - Alkol tüketimime dikkat ederim
Evet
Hayır
12 - Yemekleri tatmadan tuz ilave ederim
Evet
Hayır
13 - Alışverişe çıkmadan önce liste yaparım
Evet
Hayır
14 - Bir yere davetli isem önceki öğünü yemem, aç kalırım
Evet
Hayır
15 - Günlük menümde posalı (sebze, meyve, salata, baklagil gibi) yiyeceklerin olmasına dikkat ederim
Daima
Bazen
Nadiren
16 - Fazla enerji alımımı egzersizle dengelerim
Evet
Bazen
Hayır
17 - Hamur tatlıları yerine sütlü tatlıları tercih ederim
Evet
Hayır
18 - Yemeklerin kızartma yerine ızgarada, fırında, haşlanarak pişirilmesini tercih ederim
Evet
Hayır
19 - Formda kalmak ve zayıflamak için hiç ekmek yemem
Evet
Hayır
19 Ağu

Saglıklı Yaşam

Uzun Yaşamak İçin Bol Bol Gülün

Öfke ve stres ömrü kısaltıyor. Uzun yaşam için bol bol gülmek gerekiyor… Her şeye öfkelenerek sağlığınıza tehlikeye atmayın. Yapılan araştırmalarla, öfkenin özellikle stres ile birleştiğinde bağışıklık sistemini bozduğu ve bunun da yaşlılığa ve hastalıklara zemin hazırladığı ortaya çıktı.
Öfkeli insanların sağlıklı beslenmesi gerektiğini belirten ABD’li uzmanlar, bu kişilerin öfkelerini ancak kahkahalarla gülerek azaltabileceklerini ve bunun yaşı 8 yıla kadar gençleştirdiğini vurguladı
Mutsuz Olmak Şişmanlatıyor

Yapılan araştırmalara göre mutsuz ve depresif insanların daha hızlı kilo alıyor ve bunları geri vermekte epey güçlük çekiyor. Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren sevgi ve ilgi görmeyen kişilerin yiyeceklere yöneldiği belirtiliyor.

Sevgiden Mahrum Kalmak.. 

İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür.

Ekonomik Koşullar…

Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır.

Bilinçsiz Beslenme…

Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır.

Fast Food…

Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir.

Su İçme Alışkanlığının Olmaması…

Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır.

19 Ağu

ATATÜRK’ÜN HAYATI2

Düşman, Çanakkale’de başarı sağlayamamasına, ilerleme gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düşünülen çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir’deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l9l5 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal’in aldığı önlemIer sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkânı bulamadı. Arıburnu ve Seddülbahir’deki taarruz devam ederken İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale’nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti. Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders’in emri ile komuta değişikliği yapılarak, "Anafartalar Grubu Komutanlığı’na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal. qetirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustata Kemal beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olmuştur.Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9 ve 10 Ağustos taarruzlarında da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynağı olmuştu. Conkbayırı’nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık o, "Anafartalar Kahramanı" olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale’den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı’nı geçememesi, İstanbul’un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savaşının akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü değiştiriyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden şüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebelerinin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal,10 Aralık 1915′te "Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bırakarak izinli olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul a döndü.Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916′da karargâhı Edirne’de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığına atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu’nun aynı isimle Diyarbakır’da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916′da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916′da Diyarbakır’a gelerek komutayı ele aldı.1 Nisan 1916 da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır’a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetle rimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916′da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917′de Muş’u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.Mustafa Kemal Paşa, Aralık l9l6′da Ahmet İzzet Paşa’nın izinli olarak bir süre İstanbul’a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır’da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey’di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917′de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığına atanması üzerine Şam’a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır’da 2. Ordu’ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır’a dönen Mustafa Kemal Paşa,16 Mart 1917′de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına bağlı olarak Halep’te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu’nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa,15 Ağustos 1917 günü Halep’e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralannda askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa,1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır’daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul’a geldi. 7 Kasım 1917′de Genel Karargâh’ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi’nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbinin muhtemel sonuçlan hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul’a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein’in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmiş olan General Liman von Sanders’in emrindeki 7. Ordu’ya Ağustos 1918′de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep’e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O’nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmiş; büyük bir düzen içinde Halep’e kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul’da Talat Paşa Kabinesi istifa etmiş, yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak l. Dünya Savaşından çekildi.Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi’nin imza edildiği günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirildi ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı’nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana’dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a geldi. Artık Türkiye, mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda, mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918′de "Mondros Mütarekesi" adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk’ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya’ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi. Kars’ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara âlet olmuş, âciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu’nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir’i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919′da bu gayelerine eriştiler. Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi’nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918′den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya ilk ikaz telgrafını çekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır. Bu, Atatürk’te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.

19 Ağu

ATATÜRKÜN HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk,1881 yılında Selânik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Ali Rıza Efendi Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin’den ayrılarak Serez’de yerleşmişler, oradan da Selânik’e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, hayatının ilk devirlerinde gümrük memurluğu yapmış, daha sonraları memuriyeti terkederek kereste ticareti ile meşgul olmuştu. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım da Selânik yakınlarında Langaza adı verilen kasabada yerleşmiş eski bir Türk ailesine mensuptu. Bu aile, soy olarak Anadolu’dan Rumeli’ye geçmiş yörüklerdendi ve ‘Varyemez oğulları’ olarak tanınıyorlardı. Bu aileninLangaza’da büyük çiftlikleri vardı; tarım yanında hayvancılıkla meşgul idiler. 1871 yılında Zübeyde Hanım ile evlenen Ali Rıza Efendi’nin henüz elli yaşlarında iken 1888 yılında ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa’nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde Hanım’a düştü.Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik’te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa’nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu. Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik’te öldü.Ali Rıza Efendi’nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi’nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nederiyle küçük Mustafa’nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik’e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti. Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve 1893 yılında kendi kararı ile Askerî Rüştiye’ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna ”Kemal" ismini ilâve etti.Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci i1e arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlanndan biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu. Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902′de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun oldu. Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı.Şam’da 5. Ordu’nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye’nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs’te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik’e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam’a döndü. Şam’dan uzaklaşışı hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam’da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam’daki Ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi.Mustafa Kemal 13 Ekim 1907′de merkezi Manastır’da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik’teki şubesinde çalışmak üzere Selânik e geldi. Bu sıralarda Selânik’teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik’e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler onun da baş düşüncesiydi. Selânik’e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Hazıran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi.Bu esnada Rumeli’de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit’i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan’ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilânına uzandı.23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal, Kolağası rütbesiyle Selânik’te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalışarak İstanbul’daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu.Fakat kendisinin görüşleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu. II. Meşrutiyet’in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul’da 13 Nisan 1909′da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak’ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluşturulan Hareket Ordusu’nun Kurmay Başkanlığına getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’a geldi. Hareket Ordusu’nun gerek yolda gerekse İstanbul’daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu’nun İstânbul’a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu’nun duruma hakim oluşundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Reşat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul’da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909′da tekrar Selânik’e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda, tatbikatlarda düşünce ve görüşlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.O, II. Meşrutiyet’i takiben Ordu’nun "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, bu görüşlerini 22 Eylül 1909′da Selânik’te toplanan "İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açıkça dile getirmişti. Fâkat Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar. Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak doğrudan doğruya askeri vazifesine verdi. "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle başladı. Mustafa Kemal, Selânik’teki görevini başarı i1e yürütürken 1910 yılı Eylül ayında Pik2ırdi manevralarını izleme amacıyla Fransa’ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik’e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart’ında Arnavutluk’ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket ‘Paşa’nın yanında görev aldı. Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911′de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik’te bulunan 38. Piyade Alayı’nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. Onu Selânik’teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul’a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığında çalıştı.5 Ekim 1911′de İtalyanlar Trablusgarp’a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911′de İstanbul’dan ayrıldı.Trablusgarp’a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti. 1912 yılı Ekiminde Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912′de Trablusgarp’tan hareket ederek İstanbul’a geldi. 21 Kasım 1912′de Gelibolu’da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğüne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selânik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca’ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığına getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne’nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetleri gördü.Mustafa Kemal, Balkan Harbinden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı.11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrat ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliğine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliğine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti.1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya’da kaldı.Bu sıralarda 1 Ağustos 1914′te Almanya’nın Rusya’ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kema1 gelişen siyasi ve askeri olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914′te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kema1 bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, Tekirdağ’da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya dan ayrılarak İstanbul a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek Tümenini kurdu. Bu Tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915′te Tekirdağ’dan Maydos (Eceabat)’a nakledildi. Mustafa Kemal burada,19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.Gelibolu Yanmadasında önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile Boğazı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadasını çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu’da 5. Ordu kurulmasına karar vermiş, Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders’i atamıştı.Liman von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Mustafa Kemal’in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal bu plan gereğince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı’ya geçti.Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal’i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı’dan Conkbayırı’na sevketmişti. Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilâve etmişti: "Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!"25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915′de Albaylığa terfi etti.

09 Ağu

Şiir Demedi

 BENİ TANIMADIN Kİ!!!!…Kim bilecek benim yalnız kaldığı mı?
Sen yanındayken beni bilmiyorsun
Eller bilir mi yalnızlığı mı?
Beni o kadar iyi tanıyorken
Sen bile beni anlamadın…
Kim anlasın benim…
Geçem gündüzüm birbirine karıştı
Bir dost bile bulamadım…
Her yüze baktığım da tuhaf hareketler
Gördüm…
Kimse beni anlamıyorsa bu benim suçun mu?
Artık hayatttan tadımı tuzum kestim
Kendime kafese kapattım
Şimdi kim anlasın beni
Sen benim yanımdayken

Meyhaneci
bugün meyhaneye ilk gelişim
o karagözlünün şerefine içiyorum
bir karagözlüm vardı eskiden
şimdi onun düğününü kutluyorum

kızma be meyhaneci
kırılan tozlu şişeler olsun bugün benim
tertemiz kalbimi kırdılar
ağlattılar meyhaneci dinliyormusun

üzülme be meyhaneci
giden karagözlü yar olsun
yerine yeşili mavisi gelir
yeter ki karagözlü yar mutlu olsun

akşam oldu
Yine akşam oldu ve ayrılık saati geldi.
İçime yine yine hüzün oturuverdi.
Kaç akşamdaha geçecek böyle ayrı
Hangi günün akşamı seni bana verecek

Yine yapmacık gülüşlerle mutluluk oyunu
Geçmeyen saatler göze girmeyen uyku
Kaçışlarla sabahı beklemek,doğacak güneşi
İnan insanın gerçek bir tek oluyor eşi

 Sen Başını Alıp Gideli…
Sen Başını Alıp Gideli

sen başını alıp gittin gideli
esrarlı bir kentte yürümekteyim
mendil sallayalı ölümün eli
sisli bir örtüye bürünmekteyim

uzanıp boşluğa bir çınar gibi
seni en uzakta aramaktayım
çınarın altında bir pınar gibi
her saat her dakka ağlamaktayım

sen benim derdimsin yorgunluğumsun
bir fırtına sonrası durgunluğumsun
öksüzlüğüm fakirliğim olgunluğumsun
ben çölde kalmış vaha sense suyumsun

 HAYAT…
Sen hayata ne verirsen hayat sana senin verdiğini geri verir.
Ben hayata ne verdimki;hayat bana ummadığım seni verdi.
 sen…
SEN’i anlatmaya kelimeler yetmez.SEN deyince;bende beyin durur,kalp
atışı hızlanır,kan damardan hızlı akar.Ama bir o kadarda bu beden
sakin olur.Çünkü SEN varsındır bende,bende yasayan SEN’sindir.SEN
herşeyimsin benim.İyiliğim,kötülüğüm,hastalığım,rahatlıgım Aslına
bakarsan SEN anlatılmayacak şeysin.Hiç kimseye anlatımayan,Bende ise
düşündüğümde bütün insanlıktan farklı olan.SEN’i SEVİYORUM ve SANA
AŞIĞIM.Bunu bende yaratan SEN’sin.SEN özelsin,SEN birtanesin.Gündüz
güneş gece ay…Her ikisi gibi
09 Ağu

Aşk Masalları

23 NUMARALI OTOBÜS
23 NUMARALI OTOBÜS Bıraktım herşeyi artık ! ne işitiyor nede cevap verebiliyorum.. Takatim kalmadı! Kalakaldı terminalde ey deli bu genç gönlüm.. Gelmiyor 23 numaralı sevgi otobüsü.. yaş yirmi iken bak oldu kırkdört ve ben halen bekliyorum, elimde bir küçük valizim vardı, onuda almıyorum, ağırlık yapmasın, beni götürün yeter!.. Ne umutlarla, ne hayellerle hazırlamıştım valizimi..adına yazdığım şiirleri, uğruna kırdığım kalpleri koymuştum içine, birde en sevdiğin..hani içi fındık bahçesi..dışıysa senin gibi tatlı, çikolata.. Sayamadım kaç mevsim devretti birer birer, yaş yirmi iken oldu elli..ben yoruldum be gülüm, sen sayıver olur mu! Hayat bu yalnız çekilmiyor! ateş isteme bahanesiyle iki dost edindim.. Onlarda benim gibi bekler olmuşlar..Hallerini, keyiflerini sorar isen yaş yirmi iken onlar da altmış demiş..Olmazsalardı ben ne yapardım? be gülüm..kime yanar,kimden yanardım.. Saat yine 23.00′ı gösteriyor. benim gözler yine dolar oldu. Bir damla, iki damla derken yine dolduruyorum bir bardağı, denizler kurusada balıklar ölmez diyor kendimi avutuyorum.. Ey sevgili, hayatımın perisi.. bugün 23 Ağustos senin doğum günün.. Ufukta bir otobüs gördüm şimdi, beş dakikaya kalmaz belirir yanımda.. Dostlarım ayaklandı.. bu.. bu olsa gerek.. Evet sevgili 23 numaralı otobüs bu ! tam karşımda duruyor, kocaman, ucu bucu görünmüyor.. Sarılıyorum dostlarıma..tamda üç kişilik yer var, diyor kaptan.. Hadi kalbim diyorum önce sen bin,en yorgunumuz, yaşlımız sensin..hasret atılıyor ‘hayır’ ben diyor.. -Elli sene yandım, sigaranı benimle yaktın.. Küçük bir nezaket istiyor.. En son ben biniyorum sultanım.. Herkes beyazlara bürünmüş benim gibi, biner binmez hareket ediyor otobüs şöförü yok ! Ve o an anlıyorum..Ben ebediyete gidiyorum..Tam sana kavuşacağım derken ferdaya.. ilk günkü sevgimle ismine gidiyorum..

…KÜÇÜĞÜM SEN DE ÖLME…
…KÜÇÜĞÜM SEN DE ÖLME… Aynı sokakta oturuyorduk. Her gün başka bir kızla gelirdi eve. Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi. Kirli sakalları vardı. Kahverengi gözlü, kumraldı. Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi. Bir gün onunla yolda karşılaştık. Çok güzel bir yüzü vardı. Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…! Ama yine de onu sevmemeye çalıştım. Fakat o çok farklıydı. Gece boyu lambası yanardı. Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim. Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. O an anladım ki hep kendimi kandırmışım. Ben ona çoktan aşık olmuşum bile… Artık o eve gelmeden uyumaz oldum. Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum. Geçen gün yine onu yolda gördüm. Bana göz kırptı. Yanımdan geçerken onu çağırdım. “Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana. Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim. Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim. Yolunu bekledim. Bir gün gelirken onu gördüm. Peşine düştüm. Eve girdi. Biraz bekleyip kapıyı çaldım. Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim. Gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmıştım. Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım. Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım. Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi. Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık. Hemen dışarı fırladım. 3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu… Herkes bana bakıyordu. Ağlayarak koşmaya başladım. Göz yaşlarım durmadan akıyordu. Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu. Ailesi yokmuş. Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş. Sevdiği bir kız varmış. Ailesi vermeyince kız evden kaçmış. Bir hafta sonra kız ölmüş. Kimi sevdiyse ölmüş. Çok acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi aramış. Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar. “KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş… “KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…”
!!!!! METIN & ZEYNEP !!!!! asklarini dinlemek istermisiniz???
!!!!! METIN & ZEYNEP !!!!! asklarini dinlemek istermisiniz??? Daha cok kucuktum onu tanidigimda.Bir aksam üzeriydi onu ilk gordugumde.Sadece heycanlandim elim ayagim birbirine dolasmisti ne yapacagimi ne dusunecegimi bilemedim utandimm.iki gun sonra haber geldi benden hoslanmis bana cikma teklifi ediyormus.Tabi ben mahallede yeniyim kimseyle anlasamiyorum. Mahallenin kizlari o cocugu seviyorlarmis.Ismi Metinmis. Bende bu kizlara inat Metinle cikmaya basladim zamanla yuzune bile bakmak istemiyordum sadece arkadaslarima inat cikma teklifini kabul edmistim.Hiiiimmmm Metini ilk gordugumde hoslanmistim yalan degil ama zamanla bitti.Kendime cok guveniyordum , alimli bir kizdim, cekiciydim ama inatciydim.Metinle sadece bizim uyuz kizlar yuzunden cikiyordum.Bizim kizlar rahat dururmular benim kiskanmam icin Metinin yanindan iki dakika bile ayrilmiyorlar tabi ben sinirimden evde patlardim.Bu yuzden sinifimdan bir cocukla cikmaya basladim.Adi Hakandi.Bunu metin duyunca bana haber yolladi niye boyle birsey yapmismisim??? yooooooook öyle….. sen kizlara konusurken ben birsey diyormuydum onu sevmedigimi, onunla alay ettigimi, kiz arkadasimla haber yolladim.Bir zaman sonra duydum ki benim sinir oldugum kizla cikiyormus o an sanki dunya basima yikilmisti.Onu sevmedigini biliyordum. Beni deliler gibi seven cocuk simdi benim sinir oldugum kizla cikiyor.Bu olaylardan sonra Hakandan ayrildim.Zaten sevmedigim bir cocukla daha fazla cikamazdim.Metinle artik arkadas gibi konusuyor ,hosbet ediyor, oyunlar oynuyorduk.Kiskanirdim ama belli etmezdim, seviyordum ama soylemezdim sevgimi içimde buyuttum zamanla alistim. Böyle olmasi gerekiyordu ve oldu da. Arkadaslar baristirmaya calisiyorlardi ama ben hap kaciyordum.Sonra duydumki kendi evlerine tasinacaklarmis ikinci kez dunya basima yikilmisti.Ve tasindilarda.Bir hafta hic uyuyamadim ve kimseyle cikmadim zaman su gibi akip gecmisti.Unutmustum onu taki arkadasiminm ablasinin kinasina kadar.Aradan tam 5 yil gecmisti daha da guzellesmistim ,bakimliydim ,bir bakan bir daha bakamazdi.Kinada arkadaslarimla oyun oynuyorum ablam yanima geldi kulagima Emine abla burda dedi. Bende kimmis o banane yaaaa dedim.Ablam Metinin annesi dediginde aptallastim.Kimseye halimi belli etmedim oyunuma devam ettim.Sonra ablam kolumu cekiyor kenara cekil yol ver diyo ben aptal banane yaa hangi aptal ooo diyorum kafami cevirince kimi goreyim METIN karsimda yolu o istiyormus.Utancimdan yerin dibine girdim butun dediklerimi duymus.Aman ALLAH’im ne kadar yakisikli olmus, boyu uzamis butun gece gözlerimin içine bakip durdu.Sonra konustuk tabi.Benim cok degistigimi,guzellestigimi soyledi.Bende sende cok yakisikli olmussun ALLAH sahibine bagislasin dedim oda gozlerimin içine bakarak benim sahibim SENSIN dedi.Bana, beni ututamadigini benimle bir ömür boyu cikmak istedigini söyledi.i.Artik mutluydum kucukluk askim bana cikma teklifi ediyordu nasil red edebilirdim ki bende onu hiç unutmadigim mi onu deliler gibi sevdigimi ve ölene kadar da sevecegim mi söyledim.Ve cikmaya basladik.Tam ikiyil oldu cikali ikimizde mutluyuz birbirimizi deliler gibi seviyor ve sahipleniyoruz.Arada bir kavga ediyoruz ama olsun bu kucuk kavgalar bizim iliskimizin tatli sekeri.Burdan da söyluyorum ilk ve son askimsin ve ölene kadar öyle kalacaksin mahserde bile beraberiz ASKIMMM…sizde böyle bir ask yasamak istermisiniz?? O zaman beklemenize hiç gerek yok.Gidin sevdiginize onu ne kadar sevdiginizi söyleyin.Hiç birsey kaybetmezsiniz aska gurur olmaz derler.

EN ACI SEVGİLİLER GÜNÜ
EN ACI SEVGİLİLER GÜNÜ BU YAZIYI GEÇTİĞİMİZ SEVGİLİLER GÜNÜNDE YAZDIM.SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. SENİ BİLMEM AMA BEN BUGÜNDE MUTSUZDUM.VE YİNE GÖZYAŞLARIM DURMAK BİLMİYORDU.BUGÜNKÜ GÖZYAŞLARIM DİĞERLERİNDEN FARKLIYDI.HERZAMAN SENİN İÇİN,SANA AĞLIYODUM.BUGÜN KENDİM İÇİN AĞLADIM.ÇÜNKÜ:YAZIKTI.SENİN İÇİN DÖKÜLEN GÖZYAŞLARIMA,HASRETTEN,AŞKTAN YANIP KÜL OLAN YÜREĞİME YAZIK.AKLIM,MANTIĞIM,HERYER,HERŞEY SEN OLMUŞ.BENİM YÜREĞİM TÜKENMİŞ ARTIK SENİN AŞKINDAN.GÖZÜMÜ KÖR ETMİŞSİN.AMA ARTIK YOK.SENİN İÇİN DEĞMEZ.SENİN İÇİN YAPTIĞIM HERŞEYE YAZIK.BİR VEFASIZ UĞRUNA BUNCA ACIYA KATLANDIĞIMA YAZIK.BUGÜN YİNE MUTSUZDUM VE GÖZYAŞLARIM YİNE DELİ GİBİ AKIYORDU.AMA BUGÜN SANA DEĞİL KENDİME AĞLADIM.SANA DEĞİL KENDİME AĞLADIM…

Gül Masalı
Gül Masalı Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş.Bir gün dükkanına eski bir tencereyi tamir ettirmek isteyen hizmetçisi ile birlikte Rosa adında çok çok güzel bir kız gelmiş.. Sutean görür görmez bu kıza aşık olmuş, ama kız ona fazla yüz vermemiş. Tencereyi bırakıp dükkandan çıkmış. Güzel kızın ayrılması ile birlikte sanki dükkandaki ateş sönmüş; demirci Sutean’in kalbini buz gibi bir şey kaplamış. Güzel kızın kalbini kazanabilmek için bir çare aramaya başlamış. Ocağının başına oturmuş düşünürken bir parça demir almış ve onu şekillendirmeye başlamış. Çalıştıkça çalışmış ve ortaya çıkan şey şimdiye kadar yaptığı hiçbir şeye benzememiş. Eşi benzeri görülmemiş bir çiçek yapmış demirden… incecik yaprakları birbiri etrafında kapanan dünyanın en güzel çiçeğini… Sabah tencereyi almaya sadece hizmetçi kız gelmiş. Demirci Sutean üzülse de güzel kızı göremediği için tüm umudunu çiçeğine yüklemiş ve aşkının elçisi olarak göndermiş hizmetçiyle…güzel kız çiçeği görünce büyülenmiş, kalbi yumuşamış ve Sutean’in aşkına karşılık vermiş… Sutean güzeller güzeli kız ile evlenmek için kızın babasından izin almak üzere yaşadıkları şatoya gitmiş.Güzel kızın babası bir büyücüymüş, ve kızının sıradan bir adama, bir demirciye aşık olmasına çok öfkelenmiş. Bu ilişkiye hemen bir son vermeye yemin etmiş. Hemen orada Sutean’i öldürecek bir lanet okumaya başlamış ki, kızı dizlerine kapanıp onu engellemiş.bunun üzerine büyücü kurnazlığa başvurmuş; Sutean eğer sabaha dek şatonun etrafını demir bir çit ile çevirirse kızı ile evlenmesine izin verecek eğer başaramazsa güneş doğarken Sutean taşa dönecekmiş. Eğer korkuyorsa bir daha dönmemek üzere şatoyu terk edebileceğini söylemiş demirciye.. Demirci korkup da sevdiğini terk edebilecek biri değilmiş. Hemen işe başlamış, durup dinlenmeden çubuklar, teller hazırlayıp onları diziyormuş. Sabaha karşı büyücü demircinin çiti yetiştireceğini anlamış, ve onu engellemek için aklına bir kurnazlık daha gelmiş… kızının kılığına bürünmüş ve şarkı söylemeye başlamış. Şarkı öyle derin öyle güzelmiş ki… demirci çekicini bırakıp dinlemeye başlamış…Büyücü güneş doğana dek söylemiş. Güneş ışıkları penceresine vurduğunda güzel kız uyanmış, hemen pencereye koşmuş; çitin yarısı duruyormuş… demirciyi uyarıp güneş ışığından kaçırmak istemiş, ama geç kalmış.. Gün ışığı üzerine değer değmez genç adam taşa dönüşmüş…büyücü neredeyse mutluluktan uçmak üzereymiş. Babasının oynadığı oyunu gören kız çok üzülmüş, ve elinde demircinin hediyesi olan demir çiçek ile taşa dönüşmüş olan sevgilisinin yanına koşmuş. Ağlamış, ağlamış, ağlamış… göz yaşları taşı eritememiş, ama demirden çiçeği canlandırmış. Gözyaşları ile beslenen çiçek büyümüş, serpilmiş, tüm şatonun etrafını çevrelemiş. Demircinin tamamlayamadığı çiti çiçeği tamamlamış. Bu güzel çiçeği görüp beğenenler alıp başka yerlere de ekmişler ve böylece tüm dünyaya yayılmış. Güzeller güzeli Rosa’nin (Gül) anısına her yerde onun adı ile anılır olmuş.

09 Ağu

Emziemenin püf noktaları

Emzirmenin püf noktaları:

  • Bebeğiniz doğduktan sonra ılk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz.İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır.Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır.Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.
  • Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır.Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.
  • Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir.Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.
  • Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın.Yeni kaynatılmlş ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin.Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın.Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın.Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın.Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir.Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamıyacaktır.
  • Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir.Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın.Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır.Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir.Bu nedenle omuzunuza önceden temiz bir peçete yada mendil koymalısınız.Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.
  • Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur.Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.
  • Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin.Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.
  • Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz.Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır.
  • Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde heriki memedende emmesi gerekir.Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın.İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir.Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar.
  • Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır.Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğüsü de emmesi sağlanabilir.
  • Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır.Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sütyeninizin içine temiz bir bez yada göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın.Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin.Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur.
  • Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.
 
 

Sayfalar : 1 [2] 3 4 5 6 7 ...