Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Ağustos, 2007 Arşivi

29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Dünya)

AVRUPA BİRLİĞİ NE KADAR LAZIM:Bence Türkiye Avrupa birliğine girdiğinde bir çok örf ve adetini kaybedecek.
Aslına bakılırsa bozulmaya yüz tutmuş dinini de kaybedecek. Zaten dış güçlerin bozmak
İçin uğraştığı İslamiyet artık maalesef bozulmaya yüz tutmuş Türk ulusunun yapacağı en
önemli tek unsur eski kendi benliğine dönmesi ve ülkesini dış güçlerin eline bırakmayıp kendi sahiplenmesi ve dinini sağlam adımlarla ayakta tutmasıdır.
     Avrupa ve dünya da Oynanan oyunlar arasında da sözde dinler arası diyalogun birer aldatmaca olduğu apaçık ortadadır. Dinler arası diyalog, tam olarak İslamiyet’in ortadan kaldırılması ve Müslümanların söz sahibi olmaması için yapılan birer misyoner çalışmasıdır. Misyonerlerin asıl görevi, İslamiyet’in ortadan kaldırılması ve dinler arası diyalog adı altında yapılan çalışmanın birer örneğidir.
     Kaldı ki Türkiye Avrupa birliğine girdiği zaman bu dinler arası diyalog Müslümanların ve İslamiyet üzerinde daha çok gelişeceği ve çoğalacağını görüyorum.
     Türkiye kendi başına her türlü teknolojiyi yakalayacak ve yapabilecek güçte olduğuna inanıyorum. Ama maalesef Türk insanı buna inanmakta güçlük çektiği gibi imkansız gözüyle bakıyor. Halbuki asırlar boyunca Türk ulusu ve başta Osmanlı olmak şartıyla, bütün Avrupa ya ve dünyaya medeniyeti yaymış ve bir çok teknolojiyi dünyaya sunmuştur. Dolayısıyla Türkiye için Avrupa birliği ne kadar lazımdır?
     Eğer Türk ulusu yine eski kendi benliğine döner ve kendini bulursa, ataları gibi yine tüm dünyaya medeniyeti ve teknolojiyi sunması göz ardı edilemez. Diğer bir bakışla eğer Türkiye Avrupa birliğine girdiği takdirde, bir zaman sonra dilini ve dinini kaybetmek gibi risk taşıdığını görüyorum. Kaldı ki Türk diline yabancı kelimelerin yabancı sözcüklerin girdiği bu zamanda Avrupa birliğine girilmesiyle velev ki bozulmaya yüz tutmuş dilimiz bir zaman sonra tamamen ortadan kaybolma gibi bir tehlike altına atmış oluruz. Başta Amerika olmak üzere Türkiye’yi kendi sömürgesi altına almak istemesi,her işimize karışır olması ve İMF’nin ekonomimize karar verir olduğu bu zamanda daha dikkatli olunması gerekmektedir.
Dolayısıyla Avrupa birliğine tam üyelikle girilmesi taktirde bir çok ülkenin sömürgesi altına girilme gibi bir tehlike çanları çaldığını görüyorum.
     Türkiye’nin Avrupa birliğine girilmesi hususunda müzakerenin devamlı uzatılması ve yıllardır Türkiye’nin alınmaması birer oyundan ibarettir. Ne kadar geç alınırsa o kadar Türk ulusu Avrupa birliğine girme isteği artacaktır. Bunu bilen tüm dünya oyunlarına yenisini de ekleyerek 2004 yılında Nato zirvesini İstanbul’da yapmayı uygun görmüştür.
     Eğer Türkiye’de bir şey yoksa neden bütün dünya Türkiye ile uğraşıyor ilk önce bunu düşünmek lazımdır. Demek ki bir takım gizli alt yapısı var. Ve Gizli bir takım yer altı kaynakların olduğunu bilen Avrupa ve tüm dünyadaki dış güçler bunun ortaya çıkmasına müsaade etmiyor ve engellemek istiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin atağa geçmesini istemeyen Avrupa bu nedenle Türkiye’yi Avrupa birliğine alıp istedikleri gibi kullanıp istedikleri gibi oyunlarına devam edeceklerdir. Çünkü Türkiye’yi kendi başına bıraktıkları taktirde tekrar eskisi gibi Türklerin Avrupa da bir asır boyunca daha at koşturmaları an meselesidir. Bundan korkan dünya ülkeleri Türkiye’yi el altına alıp yakından ilgilenmektedir. Ve en sonunda Avrupa Türkiye’yi Avrupa birliğine sokup daha çok bozulmasını sağlayacak ve bütün çalışmalar bu boyutta gelişmektedir.
     Bizzat kendi düşüncem Türkiye’nin Avrupa birliğine girmesi gereksiz bir unsurdur. Şayet girerse Türk ulusu bir çok konuda zarar görecektir. Türkiye Avrupa birliği olmadan da bir çok konuda bütün sıkıntılarını gidererek aşacak ve bir çok teknolojiyi yakalayacak ve yapabilecek bir ülkedir.
                      şimdi soruyorum Avrupa birliği nekadar lazım?



29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

Yok Oluşa Doğru

Evinize gazete girmeyeniniz yoktur sanırım.Varsa o gazeteleri ne yaptığınını çok merak ediyorum.Doğrusu.Gazeteleri,kağıtları atık diye kullanmamazlık yapmayın.Toplayın biriksin ve geri dönüşüme gitsin.Ciğerlerimiz zaten yanıyor.Malum orman yangınları çıkıyor yurdun dört bir yanında.Ormanlar bizim nefes kaynağmız ama bu yangınları çıkaranlarda kasıtlı olarak yapıyorlar.Tabi ki bundan bir rant sağlamak amamcıyla.Küresel ısınma dünyamız için büyük çok büyük bir tehdittir.Dünyayı kendi ellerimizle öldüyüruz yok ediyoruz.Birlik olamıyoruz.Kyoto anlaşması var duyanınız vardır belki dünya çevre anlaşması daha onu bile imzalamyan ülkeler var.Türkiye’de bunlardan bazıları.Dünyaya sahip çıkalım.Bu yüzden evinizde gazete kağıt ne varsa biriktirin,kağıtlarınnızı tam ve tasarruflu kullannın,harcadğınız kağıtları çöpe değil okulunuzda bulunan kağıt atık kutularına atın.Bunları yerine getirirsek dünyamızın yok olmaması için bir katkı sağlamış oluruz.Damlaya damlaya göl olur derler.Bu doğru arkadaşlar.
The Negro

FIKRIME KATILANLAR OKUSUN

DUSUNUYORUM DA INSANLAR SADECE ASIRI BENCI TAM ANLAMIYLA KENDISINI DUSUNEN BIR INSAN NEKADAR BASKALARINA YARDIMCI OLABILIR YADA KENDISI DISINDA NE YAPABILIR KI ORTAYA KOYDUGU SEYLER KENDISI DISINA CIKAMAZ GELISIM MUMKUN OLAMAZ CUNKU GELISIM ICTE BASLAYAN VE DISDA DEVAM EDEN BIR SURECTIR ALANI DAR OLAN BIR GELISIM SOZ KONUSU OLAMAZ VE BU SEKILDE OLMAMAK BIZIM ELIMIZDE YAPABILECEKLERIMIZ ASLA SINIRLI DEGIL PEKI NE BEKLIYORUZ OZAMAN….

Belirtilmedi

Belirtilmedi

sadece kaygılarımı paylaşmak istiyorum,hani şu televizyonlarda bangır bangır söylenen küresel ısınma ve onun getirileriyle ilgili.Galiba sonun başlangıcı artık geri dönüşü yok,sadece aradaki süre uzatılabilir.Her su kesintisinde tedirginliğim artıyor,belki bizlerin ömürleri sürsince geçici çözümler bulunacak,belki deniz suları şebeke suları haline getirilecek yada başka çözümler ama her ne olursa olsun yine var olan kaynaklardan tükatilecek ya çocuklarımız onlar ne yapacaklar?Nasıl bi dünyada yaşayacaklar,herkesin bir şeyler yapmak için çaba sarf etmesi gerektiğini düşünüyorum belki kapatılan bir musluk belki yapılan bilgilendirme projelerinde görev almak gibi.Hayatın özü aşk ama bencilce olmadan kabuğumuza kapanıp sadece kendi acılarımızla yaşamadan.Yüreğimizdeki sevgiyi tüm dünya için iyi şeyler yapabilmek adına kullanabilmek dileklerimle,tüm okuyanlara teşekkürler. 

hayall

GitMeK Ve GeLMeK

         Okursun ya kitaplarda; Esas oğlan unutmak istediği kişiyi unutabilmek için oradan oraya seyahat eder.Kendinen kaçmak adını verir bu seyahatlere.Kaçtığını düşünür.Ama kaçamaz da hiçbir zaman.Çünkü kaçmaya çalıştığı kafasıdır,kafasının içindeki düşüncelerdir;yüreğidir,yüreğinin içindeki sızılardır.Yani imkansız bir kaçış…Ama keşke düşünceleri ,sızıları yani düşünceyi istemediğimiz zaman bırakabilsek bir yerde.Keşke düşünmesek istemediğimiz zaman,var olmasak o an,uçup gitsek.Ama olmuyor işte,mahkumsun düşünmeye ve acı çekmeye.Esas oğlanda en sonunda kabul eder bu gerçeği, kaçamayacağını anlar ve döner seyahate ilk başladığı topraklara.Olaylarla barışık yaşamayı öğrenmiştir artık.

            Birçok kitapta işte bu klasik konuya rastlayabilliriz.Ben her okuduğumda gülerdim "İnsanın kendisinden kaçmasıda ne saçma! İmkanı var mı? Bunu vasat bir insan bile bilir." derdim.Ama bir kez daha anladım ki bazen birşeyleri anlamak için yaşamak şartmış.Şu anda da ben kaçıyorum.Gidebildiğim en uzak noktaya gittiğimde düşüncelerimin beni izlemekten bıkacağını ümit ediyorum. Ama işte hala benimleler.Bir de arsız arsız kalemimden kağıda dökülüyorlar.
        Niçin kaçtığımı bile bilmiyorum.Sadece içimde bu dürtü var,"gitmek" dürtüsü…Gitmek ile gelmek arasındaki farkı daha iyi anlıyorum.Çünkü içimde "gelmek" ile ilgili hiçbir kıpırtı yok.Hiçbir şekilde "gelmek" istemiyorum.Oysa eskiden "gitmek" ile "gelmek" aynı şeyler sanırdım.Aynı düzlem üzerinde gidip gelmek…Gidilen yol aynı, zaman aynı, kişi aynı…Tek fark yönü gösteren okun ucu…Meğer doğru olanı öyle değilmiş.Şimdi anlıyorum ki çok farklı olgularmış.İkisinin hissetirdikleri arasında hiçbir benzeşme yok.Ben şu an sadece gitmek istiyorum.
        Acaba giderken istediğim veya ümit ettiğim, gittiğim yerde yaşayacaklarımla seni unutabilmek mi?Değil sanırım.İnsan kalarakta yaşayabilir acı-tatlı, büyük-küçük birçok tecrübeyi.Belkide umduğum gittiğim yerde hayatımı sıfırlayıp yeni bir başlangıç yapmaktır!Hayır, o da değil galiba.Çünkü hayatı yer değiştirmeden de sıfırlarsın.Hem zaten bu saydığım nedenler için kalmak daha makul.Peki o zaman gitmek ne işe yarıyor?İstemediğin düşüncelerden mi uzaklaştırıyor?Asla, tam tersine daha fazla düşünüyorsun.Sanırım benim istediğimde bu; Daha fazla düşünmek seni ve daha fazla kafa yormak bu olanlar hakkında.Düşünerek yenmek istiyorum seni.Seni ne kadar yoğun düşünürsem ,o kadar çabuk kurtulacağım bu beynimi kemiren hastalıktan.Yani aslında düşüncelerimden ,sızılarımdan kaçmıyorum.Onlarla savaşıyorum.Savaş için en uygunu da gitmek.Çünkü giderken yalnızsın.Gelmek ise çoğul.Sadece ben olmalıyım bu savaşta.Başkaları düşüncelerimi meşgul etmemeli.Misal; nasılsın sorusunu başkalarından değil kendimden duymalıyım.Özünde nasıl olduğunu ancak kendi kendine sorduğunda duyumsarsın.
        Bu savaşta ya mağlup olursun yada galip…Beraberlik yok!Çok acımasız bir savaş.Savaşıyorum deli gibi, gidiyorum yalnız…

Belirtilmedi


29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)
Belirtilmedi

bişeyler olduğu gibi yaşandıı gibi kalmalı bi yerde.orda dur diebilmelisin anılarına.onlarda durabilmeli.durabilmeliki herşey yaşandığı gbi güzel olsun.bi ilişki yaşamak zor.yada yaşanan ilşkiyi adam etmk,onu sürdürmek.bu her türlü ilşki olablr.aşk ilişkisi,arkadaşlık ilişkisi,aile ilişkisi…ama asıl zor olan ilşkilerden sonrası kendinle baş başa kaldıın kendinle yüzleştiin zamn çektiğin acı.

işte o acıyı çektikten sonra gerçekten insan oluyosun.hani warya bi şarkı ACIDAN GEÇMEYEN ŞARKILAR BİRAZ EKSİKTİR diye.işte aynen öle acıdan geçmeyen insanda biraz eksik oluyo.biraz yok oluyo hayatta.bi tarafları hep eksik hep yoksun oluo.o yüzden bence acı her insanın yaşması gereken mutlak bir duygu…

…sev(me)mek !..
… sevme(me)k !..

Hayatın istediği gibi biri olamadım ama teselli konserleri verdim içimdeki yenilmeyen gurura. Aynada gülümsemeyen yüzüme belki hiç renk veremedim ama hep koştum kaybedilmeyen hatıraların peşinden…

Sensiz anlar hep aklıma geliyor da nasıl sevmişim senliğini ; yalnızlık , yatağımın başucunda göz kırparken sanki bütün pişmanlıklar benim oluyordu. Şu an yanımda olman için neler vermezdim ki kendime olan kızgınlığım darağacım olsun hatta lanetim olsun…

Vurgun yemiş deli yüreğim bir kere yalandan ; hiç belanın müptelası olmamışken şimdi gökyüzünde başıboş mermi gibi sinsice kapısını çalacağım neferi arıyorum. Bilinirdi elbette sensiz kalınacak saatler ve hesabı sorulmalıydı bu kalbe. Kuru ağaçtan kopan yaprak gibi kaç dem devirdi üzerine bu var olma savaşım. Masumluğun yüzlerce kez doyumsuz olsa da sen içimin beni, düşlerimin prensesisin…

Çıldırmış dalgalar arasında hoş geldin demiştim sana
Yangınların mahvettiği ormana gelmiştin oysa bana
İki kelimelik gecenin sonbaharı vardı saçlarında
Bestelerim güzelliğine ve seni seven mahur gözyaşlarına…

Ellerim kelepçeli, yüreğim poyrazın sıcağında ve birde feleğin durmaz saldırısı eşlik etmekteler biçare gönlüme. Senin ellerine uzanmanın hayalini bile çok görecek faniler ordusu şimdi en azılı düşmanlarım. Savrulan sesini rüzgâra emanet etmiş yeryüzü olaylarında kaybolurken ağlama benim için…

Ne mezalim kaldı nede vebalim, kırık dökük her nesnenin içinde kaybettim tüm yükümlülüklerimi. Şimdi tüm lanetler var karşımda ; parçalanmış umutlarım , sarmalanmış yırtık bez parçalarına. Hayatımın anlatılamayan yorumunu senin gül bahçene ektim…

——-tohumsuzlar çekingendirler: uykuları senelerce yarıda kalmıştır.
——-genç kız: yüreğim sevgine muhtaç ben gelemem, gel de al bendeki sevecenliğini
——-tohumsuzlar çekingendirler: kaybetsem her şeyimi inan bana hiçbir şey olur ömrümün geri kalanı
——-genç kız: beddualarım var sensiz geçen saniyede bile, nasıl olur ağaçların yağmursuzluğu sensiz
——-aşk: öyle bir yerde sizin için vecdim var ki, hiç kimse istemediği daha onu benden…

İçimde tükenen yorgun çocuklar gibi sensiz kalışlarım
Ne söz dinliyor nede çözüm üretmek için çırpınıyor
Etrafımı saran gri bulutlar sanki saklambacım oluyor
Hiç kimse göremiyor beni çünkü bilmiyorlar sensizliği…

Eşkıyaların saklandığı dağlarda mı aramalıydım senin güzelliğini, yüreğimi gömüp toprağın kalbine ve emanet edip her şeyimi Allaha gitmeli miydim bu şehirden. Ama olmadı ! yapamadım işte , hiç kimseye söyleyemedim sana olan sevgimi. kendimden bile saklayarak sevdim seni ve de seveceğim …

İnce bir yolda sabahları akşam ediyorum yokluğunda ; senin sokağına duyulan özlem içimdeki firarların çılgınlığına dönüştü. Seni saklayıp içime, kaçırmak istiyorum bu dünyadan, ama sen sakın hiç kimselere söyleme hayallerimizi. Belki uzanamam tesadüflere zaten hiç sevmemiştim şansımı. Küçük öyküler yazmıştım sonsuzluk gibi gelen , hep ay parçasına benzettiğim güzelliğine. Uykularım yarıda kalmasından belliydi sensiz yapamayacağım, sensiz yapılan her şey aslında hiçbir şeydi benim için. Kıyametin kopmasından hiç bu kadar içime hüzün birikmesi olamamıştı, neden diye sorduğumda hoşça kal diyebildiğim kötülük bile etrafımda dolaşmaz olmuştu. Güzel günler geçirecektik, hayallerim hep güzeldi, içinde hep sen vardın sadece sen vardın. Çünkü sen hiç kimsenin giremediği yere girmiştin şurama yani kalbimin içinde küçük ama sadece senin olduğun yere. Seni düşününce bile titriyor her yerim, sevmek çok güzelmiş seni sevmek bir başka güzelmiş…

Mahur gözyaşlarına sarılıp elveda diyecektim oysa sana.
Biriktirmiştim dertleri içimde boğulmak üzereydim o an.
Olmadı keşkeler kaderimin karşısına apansız çıkmıştı,
Tutulup rüyaların umuduna bir kerede ben inanmıştım aşka.

Kırık dökük unutulmuşluklarda aradım seni ve kimselerin görmediği gözlerde kaybettim gençliğimi.
Revamı sevginin çaresiz çırpınışları, çok mu geç kalmıştın unutmaya şimdi gökyüzü simsiyah.
Üşüyen bedenim sıcaklığına hasret nöbetleri tutarken, içimde yanan orman yangınlarına hediye ettim seni,
Şimdi duman altındaki heyecanlı duyguları unuttum sayende hadi kutlayalım güzelliğini ve sevgini…

Sende hiç benden var mı ? bende hiç benden kalmadıda…

emre onbey

Aşk mı, O da ne?

Sevgi ne güzel şeydir deriz hep.

Ama ne zaman söylenir bu hepler….

Arkadaşlıklar, sevgiler, aşklar yaşanırken…

Bir gün bir bakarsınız güzel olan ne varsa yok olmuş…

Yani her zaman olan hepler yok olmuşlar..

Peki nerede bu hepler…

Hepler birinin malı mı ne?

Bir varlar birden yok olurlar…

Hepimizin hayatındaki bu hepler..

İşte her zaman güzel olan heplerin birilerinin malı olduğu gerçeği…

Sevgi ne güzel şeydir deriz hep.

Sevgi ne güzel şeydir ama….

Eğer olmazlarsa hepler yanımızda, o zaman her şey tersine döner…

Bu bir anlamda ikili ilişkilerin yaşandığı güzellikler…

Bir anlamda ikili ilişkilerin bittiği zamanki durumdur…

Biri çıkar karşınıza çok seversiniz…

Taparcasına….

Ölümüne…..

Bedeli ne olursa olsun….

Alışırsınız ona…

İnanırsınız….

Sahte de olsa yaptıkları inanmaya çalışırsınız…

Veee….

İşte o zaman o hepler çıkar karşınıza…

Sevgi ne güzel şeydir deriz hep yaşanırken….

Sevgi affetmektir…

Ne pahasına olursa olsun….

Kabullenmektir…

Terk edip gidişlerden değildir…

Veee….

Yapmacıkların işi hiç değildir…

Aşklar, sevgiler, duygusallıklar rol yapmayı içinde barındırmazlar…

Kabul etmezler…

Bertaraf edilenlerdir….

Karşına çıkar bir gün…

Yılların yapmacık, aktörü….

Sevgi, aşk kelimelerini kullanır sana…

Kanmamak elde değildir…

Çünkü profesyonel bir aktördür…

Rolünü başarıyla tamamlar….

En ince rolü de bir hata yakalayıp….

Sevgisinin, aşkının yalan olduğunu haykırması olur…

Alışamadım, elektrik alamadımlar….

Ama yalan….

Sevgi ne güzel şeydir deriz hep.

Şimdi dürüstlüklerin kalmadığı bu yapmacık dünya da….

Bana Aşkımmm.. dedi yaaa..

Aşk mı, O da ne?

Koca bir yalan.

Kurultay


29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)
soluk

dünyaya geldik ve gideceğiz bilmediğimiz bir saatte bilmediğimiz bir günde sevdiklerimiz sevmediklerimiz geride ..kırdıklarımız kırıldıklarımız kızdıklarımız kızdırdıklarımız ..bize cok gelen hayat bir solukmuş diyerek…yokluğumuzun izleri dolduracak kiminin gözyaşında kiminin dalgın bakışlarında …pişmanlıklarımızda gecikeceğiz yapacaklarımız da ertelemelerimizle yapılması yarıda kalmış olarak ….veda edeceğiz bir anda…………..küçülterek bazı büyüttüklerimizi ……….bunun bilincine hayattayken varabilmek ……..

BILMIYORUMMMMM
ANLAMIYORUM INSANLARII NEDEN BU SEKILDE DAVRANIYORLAR KI KONUSMAK YERINE KACMAK SUSMAK NEFRET ETMEK DAHA MI KOLAY DAHA MI KOLAYY KIRMAK YIPRATMAK HANGISI KOLAYY HANGISI YAPILAN GUZELLIKLERIMI UNUTMAK SEVGIYI MI SILMEK HANGISI KOLAYY YIKMAK MII SONSUZA KADAR OLDURMEK MII YIPRATMAK MI OFF NEKADAR ZOR KONUSMAMAK KIRLETMEK INCITMEK YUZ YUZE BAKAMAMAK OFF NE ACII NE ACII SEVGISIZLIK NE ACI KOTULEMEK NE ACII NEDEN BOYLEYIZ NEDEN
birilerine
ben benlerin arasında dolasırken senlerin arasından bir sen seçti….bize dönüşemedik ..onlar vardı çünkü  ve sizlerin içinde bizlerin yeri yoktu…ben ya sen biz yada siz  derken ayrılığa yürüdük sen kayboldun gözden yürüdükce ya uzaklaştım ya yaklaştım ….bir ben vardı benler arasında bir sen vardı senlerin arasında bir onlar vardı bizliği sizliğe dönüştüren…….ciddiyetin olduğu yerde muhabbetin tadı yok yazılanı gereksiz olarak görenler kişileri de kendi tartılarında tartabileceklerini sanırlar .kırık kalpin onarımı sandıklarından cok masraf cıkarır …bir gülücük istediği gibi bir ömür de isteyebilir…yazan kim olursa olsun yazılan ne olursa olsun gereksiz dir ifadesini yakıştıranlar yakışık almaz bir davranışı aslında üstlerine giyer ve onunla dolaşırlar …..
Belirtilmedi

O büyünün hayaliydi içimde taşıdığım… Yaşanmamış onca şey varken çekip gidecek misin bir gün? Bu bakışların artık seni istemiyorum demek mi? Sen hiç anlamadın belki ama düşündüğüm tek şey sendin. Bana söylemeni istediğim tatlı sözlere değil, benim mutluluğum için beni güldürmeni değil, ben sadece bana sıkıca sarılmanı istedim hep. Ellerim gitmedi ellerine çekindim bekledim sen sar ellerimi. Sen yüzünü çevirdin… Bekledim nasıl savunmasız olduğumu söyletip hatırlatmadan koru yüreğimi. Sen anlamadın… Belki anladın… Sana anlatmaya çalıştım o şarkıların benim yüreğim olduğunu… Keşke sen değil yüreğin dinleseydi, keşke sen değil başkaları baksaydı o nefretle yüzüme. Ama iyi ki çıkmışsın karşıma sevdiğim…

Sana söyleyemediğim her şey için affet beni… Sensiz öyle savunmasızım ki o küçük kız hep senin sarmanı isteyecek ellerini. Senden başkasının gülüşüyle avunmayacak. Senden başkasını sevmeyecek böyle. Sen yeter ki…



29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

Kıyamet

En zor kısım yaklaşıyordu.Cem    çok  korkuyordu.Annesinin cesedine bakması  bile içinden bir şeylerin kopmasına yetiyordu.Onu nasıl  torbaya sokacağını düşünüyordu.Korku  ve acı vücudunun her yanını yeyip bitiriyordu.

Esra onun  için çok zor olduğunu biliyordu.Bu yüzden  ona  yardım ediyordu.Onun da ailesi  yok olmuştu ama  Cem’in durumu daha zordu.Cem  ter içindeydi.Elinde torba bekliyordu.Yatak odasına girmeye cesaret edemiyordu.Elleri titremeye başlamıştı.Vücudu sanki sıtmalanıyordu

-Lütfen gel.Bunu annen içinde yapmalısın.Onu burada  bu şekilde bırakamazsın.Hem ben de yardım edeceğim,diye cesaret verdi Esra

Tamam.Evet.Yapmalıyım., diye karşılık verdi Cem boğuk bir sesle.

Elinde  torbayla yatak odasına girdi.Cesede bakmamaya çalışıyordu.Zaten annesinden geriye fazla bir şey kalmamıştı.Sıcak  hava yüzünden ceset.  Çabucak çürümüştü.Koku  dayanılmazdı.

-Bu işi yapmalıyım.Hemen  yapmalıyım,dedi   titrek bir sesle Cem.

Esra  torbanın ağzını açtı.O da  kötü bir durumdaydı.Cesetler  çok kötü kokuyordu.Cemin kafasında şimşekler çakıyordu.Midesine bir acı oturdu.Gözleri kararıyordu.Bu  işin çabucak bitmesini istiyordu.Annesinin  cesedini  bir tarafından tuttu.Islak  ve kaygandı.Ayrıca çok yumuşaktı.Elinden kayıyordu.Cem bir an kusacakmış gibi oldu.Cesedi  sıkıca kavrayarak  torbaya doğru sürükledi.Sonunda  cesedi torbaya sokmayı başardı.Ardından hiç zaman kaybetmeden  kopmuş kolu torbaya soktu.Ağlamak istiyordu.Boğazı düğümlenmişti..Çok kötü hissediyordu.Sanki  bir şey vücudundaki tüm gücü emmişti.Başı  dönmeye başladı.Esra onu kolundan tutarak yardım etmeye çalışıyordu.Cem  hemen  banyoya koştu.Kana   ve ıslak bir sıvıya  (ne olduğundan emin değildi)  bulanmış ellerini  parçalarcasına  yıkıyordu.Ellerini bir çok kez sabunladı  ve yıkadı.Derisi  tahriş oluncaya dek ellerini yıkadı.Kendinde değildi.Tek hissettiği şey     korku  ve  nefretti.Ve bir de  karanlık.Karanlığın yine içerisine girdiğini onu esir aldığını hissedebiliyordu.Yüzüne birkaç kez su çarptı.Çok yorgun hissediyordu.Hiçbir şey söylemeden  kendini  kanepeye attı.Cesedin yumuşaklığı  ve ıslaklığı hala ellerindeydi.Sanki hala  cesedi   tutuyormuş gibi   hissediyordu kendisini.Esra   başında endişeli bir şekilde duruyordu.Tedirgindi.

İyiyim.Ben iyiyim,dedi Cem.

Sesi titrekti.İyi  değildi .Esra’yı  tedirgin etmemek için  bunları söylemişti.Esra  zaten  bu sözlerle tatmin olmamıştı.Hala tedirgin bir şekilde başındaydı.Cem    titriyordu.Gözleri kapanmaya başlamıştı.Uykuya dalıyordu.Uyumak istemiyordu.Yine bir kabus görmekten korkuyordu.Fakat en sonunda göz kapaklarına direnmeyi bıraktı.Esra uyuduğunu görünce biraz  sakinleşti.Üzerine bulduğu  bir kumaş parçasını örttü.Esra ilk defa  ona  acıyordu.Boynuna sarılmak  onu teselli etmek istiyordu.Neden böyle hissettiğini bilmiyordu.

O da karşıdaki kanepeye uzandı.Ailesini düşünüyordu.Ölen babasını.Annesi ve kardeşini.

Kim bilir ikisi şimdi  hangi zavallıları  parçalıyorlardı.Bunları düşündükçe  içi ürperiyordu.

Olanlara hala inanamıyordu.Sanki bunlar   kötü bir kabusun  parçalarıydı.Sanki  bir süre sonra bu kabustan   uyanacakmış gibi hissediyordu.Keşke böyle olsaydı.Keşke uyanabilseydi.Daha önce    korkuyu  bu  kadar yoğun hissetmemişti.Aslında  bu olanların yanında geçmişte yaşadıklarına korku bile denilemezdi.Şimdi ise  içi korkuyla kaplanmıştı.Onun pençesindeydi ve gittikçe artıyordu.Gözlerinden birkaç damla yaş  yastığı ıslattı.Mavi gözleri buğulandı.Dalgalı denizler gibi olmuştu  gözleri.Fırtınalı denizler gibi….

İçindeki korkuyla oda uykuya daldı.

 

deprem

karanlık odanın icinde ne oldugunu anlayamadan dolanıyordu.icinde bulundugu bu duruma ve

yasadıklarına bır ısım koyamıyordu.burda olmalıydı oda bunun farkındaydı ama kaderi onu bir an olsun

yalnız bırakmıyordu.onu hayata dondurecek bır ısık bır ses aryordu ki bina yeniden deli gibi sarsılmaya basladı…

      neydi bu? kabus daha sona ermemısmıydı? pekı ne zaman sona erecektı?bıttıgınde ne olacaktı?

kafasında bunca soru kalbınde derın bır acıyla uykuya daldı.artık koca bır gercek olan kabusun ıcınde

tatlı ruyalar onu hayata baglıyordu.ne yıyecek yemeyı nede ıcecek suyu vardı.

      hayat ona kocaman bır tekme atmıstı en son ıkı gun once duydugu seslerı bıle yıtırmıstı artık…

kalbınde anne ozlemı bıle kalmamıs sadece kendını dusunur olmustu.bunu yapmak zorundaydı,su anda

ılk olarak o var olmalıydı.ama aılesı yoksa oda yok olmaya mecburdu.bunlar kafasında dolastıkca hayata

kafa tutma hırsı bıraz daha artıyordu.son gucuyle ”LUTFEN YARDIM EDIN”dıyebıldı…

      o anda gozlerı koca bır karanlıga kapandı.acmak ıstıyordu ama nafıle artık nefes alacak gucu bıle kalmamıstı… kararlıydı oda hayata koca bır tekme atacaktı.en zor anında bıle bır cocuk edasıyla sırıtacaktı acımasızlıgına…

 



29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Dünya)

Yazdıgım hikayeler şiirler deneme yazıları bana ait degil biligilerinize sunarım.



29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)



29 Ağustos 2007 , Çarşamba
Kategori (Aşk)

Saatler seni çaldığında 

Saatler seni çaldığında, yorgundum ben. İçsel gezinmelerimin yalnızlığında ne çok işim vardı yapacak bir bilsen. 

 Saçımı taramak için başıma kalkan elim nasıl da zorlanıyordu. Her sabah, hatta tatil günlerinde bile ve eninde sonunda; hiç istemesem de yataktan kalkmam gerekiyordu. Tıka basa dolmuş idrar torbamı, işim bittiğinde sifonunu  çekmek zorunda olduğum, karanlık bir deliğe boşaltmak bana hiç eğlenceli gelmiyordu oysa. Bir süredir diş fırçamdan  da nefret ediyordum bıkmıştım artık morumsu renginden. O da anlamıştı  sanırım nefretimi ki, diş etlerimi kanatmaya başlamıştı haftalar önce. 

Defalarca değiştirmeye niyet ettim. Ama bu maksatla markete ilk gidişimde; görevliyle dalaşmak  geldi içimden. Diş fırçalarını; benim gibi, tek bir dans için dahi kavalye bulmakta  zorluk çekecek kadar uzun boylu bir kadının bile  rahat alamayacağı bir rafa koymak zorunda mıydılar? Ama sonra, yutkundum ve sormadım bu soruyu tabii. O ilk gün ‘neden soracaksın ki?’ dedi içimden bir ses. Bırak yüksekte dursunlar. Senden daha kısa boylu olan ama kavalye bulmakta zorlanmayan kadınlar diş fırçasız kalsınlar. Kalsınlar ki kıtlığını çekmedikleri kavalyeleri ağız kokularından yüzünü ekşitsin. Oraya sonraki her gidişimde anımsadığım bu  buluşumdan gizli bir zevk aldım ve her seferinde art niyetli  sırrımın anlaşılmaması için, hızla uzaklaşırken diş fırçalarından; yüzümde hep sinsi  bir gülümseme oldu. Sonuçta ben diş fırçamı yenileyemedim ama eminim ağız kokusuyla yüz buruşturan bir dolu kısa boylu erkek oluştu dans pistlerinde. Varlığı inkar edilemez zekam sayesinde dans pistlerine de el atmıştım işte en sonunda. Ayak basamamış olsam da  ne gam mutluydum usuldan usuldan. 
 

 Yıllar birbirinin ardı sıra geçe dursunlar uygun adım. Ben buna benzer ne çok oyun oynadım. Sen köşeyi döndüğünde bilyelerim sokağa dağılmıştı biliyor musun? Farkındaydım aslında çevremdekilerin kısa eteklerimin altından çıkan uzun bacaklarıma nasıl baktıklarının. İnce bileklerimin yüksek ökçeler üzerinde nasıl burkulmadığını düşündüklerini de biliyordum. İnsanların kalçalarıma tempo tutuklarını da. Hafta sonlarında  saatlerce mağaza mağaza dolaşarak seçilmiş tayyörlerim -ki onları da yakıp kesme tutkusuyla mest olduğum günlerim oldu, neyse  o hikayeyi sonra anlatırım- yerlerini koşu eşofmanlarıma bıraktığında  inip kalkan göğüslerimin ölçüsü üzerinde yorum yapıldığını da  fark ettim hep. Dedim ya ben her konuda kavga etmeyi düşünürüm önce. Sonradan vazgeçerim. Çünkü  kafamın içindeki örümcek; hızla ağlarını örmeye başlar ve oyun sahnelenir.  Kalbe giden yol mideden geçer fikrini  evdeki kaşık düşmanlarına  empoze etmeyi ilk vazifeleri sayan bir dolu aptal erkeğin; koca göbekli, iri kalçalı,  sarkmış memeli karılarıyla yaşamak zorunda kalmalarından ben sorumlu değilim ya. Sayemde bir kaç  kadın diyete heveslenerek mutfaklarından çıktıysa fena mı oldu yani. Böylece;  o sıcak yuvaların mutfaklarında, ekonomik tedbirler alınmasına dolaylı olarak sebebiyet vermemde, ne kötülük var ki?.. Sen  köşeyi döndüğünde bilyelerim sokağa dağılmıştı dedim ya, yalan söyledim. Aslında ben atmıştım onları. 
 

Herkes o kadar büyümüştü ki; mahallede oynayabileceğim hiç kimse kalmamıştı artık. Eski  oyundaşlarımın neredeyse oyun çağı geçecek olan çocukları, toplayıp sevinsin diye avuç avuç serpmiştim sokağa bilyelerimi. İşte sen tam o sırada geldin. 
Kısacası sen geldiğinde sokak kızı oluşum can çekişiyordu. Ve ben hiç bir şey yapmıyordum. Ne bir bardak su veriyordum ne elini tutuyordum o sokak tızının. Dedim ya sen geldiğinde yorgundum aslında. 

 Gizemini çoktan yitirmiş, kendine fazlasıyla yeten, çok bilmiş ve feminen bir yaşamın paylaşılamayan yorgunluğunu taşımak zor iş aslında. Zor  sanat inan bana. Hep akıllı, hep bilen, hep kazanan olmak.  Ve erkeklerin durmadan bıyık burgaladıkları, iğrenç göbeklerini kaşıdıkları kurtlar sofrasına meze olmadan kadeh tokuşturabilmek, bilek ister yürek ister kabul et. Şişmişti yüreğim manda yüreği gibi. Her gün süpürsen yine de her süpürülüşte faraş dolusu topladığın samimiyetsizlik ve riya, çığ gibi büyüyordu kaldırımlarda. Seksek oynayabileceği temiz bir kaldırım bulamıyordum sokak kızına. O örgülü saçlarını çoktan kesmişti. Ağlıyordu sen geldiğinde. Yemeden içmeden bile kesilmişti nicedir. Tommiks ve teksas bile okumuyordu inan. Yürümüyordu, koşamıyordu artık. Bana yaslanmıştı tüm ağırlığıyla. Ve ben onu taşıyamaz olmuştum artık. Bakma  bana öğle suçluymuşum gibi. Yorgundum dedim ya geldiğinde. 
 

Deli  bir türkü tutturmuştum içten içe. Ankara’ ya gideceğim diye. Sevmem aslında o kenti. Ben denizden uzak kalamam bilirsin. Kurur içimdeki can suyum. Kısalır küçülürüm. Elbiselerime dar gelirim. Büyük masraf gardırobun yenilenmesi. Buna rağmen dilimdeydi Ankara türküsü. Kitap kitap okuduklarım, ilmik ilmik dokuduklarım, faraş faraş topladıklarım, yürek yürek taşıdıklarım vardı meclis koridorlarına serpiştirilecek.  İğrenç hegomonyasını delmek için dinozorlaşmışların ve salya akıtmadan da söz söylenebileceğini gösterebilmek için tıraş olmamış kıllılara, gitmeliyim diyordum Ankara’ya. Denizden uzak olsa bile o kent suyundan içmeliyim diyordum. Denmesi gerekenleri demek uğruna, yapılması ertelenenleri yapmak uğruna can suyum çekilse de gidecektim gelmeseydin. Bu türkü dilime dolanalı çok olmuştu aslında ama ilk kez seslendiriyordum mikrofonlarda. Bir panayır dönüşüydü yorgun argın adına toplantı dedikleri. Beyin yıkanan türden hani. Elimde mikrofon demirinin yalancı soğukluğu,elimde düzenin kiri, dilimde çaresizliğin pası, eve dönmüştüm. Yorgundum. 

İşte tam o sırada sen geldin… 
Seni çalıyordu saatler… 
Can çekişiyordu sokak kızı ve ben hiç bir şey yapmadan ona bakıyordum….. Çünkü Yorgundum. 
Ankara türküsü dudaklarımda pasına bulanmıştı düzenin. Bense yorgundum. 

Sen köşeyi döndüğünde…ben yorgundum. 

Elinde  tahta kılıcın, maç ayakkabılarınla geldiğinde tommiks okur musun diye sormak, nereden aklına geldiyse soruverdin işte. Suzy olduğumu nasıl anlamıştın bilmiyorum? Örgülü saçlarımı  keseli yıllar olmuştu oysa. Çillerim ise çok eski dünlerde kalmıştı. Sen Islak ve kirli kaldırımlara, cebinden çıkardığın okul kokulu tebeşirle seksek çizgilerini çizerken;  nasılda kurudu kaldırımlar birden. Güneş nasıl da açtı. Sen çok yaramazsın sokak tocuğu. Ama biliyor musun çok da tatlısın. İçimi ısıtıyorsun. Haydi durma. Kaldır sokak kızını can çekiştiği yerden. Tut elinden çıkar bahçeye. Bütün oyunlar sizin olsun. Sonsuza kadar. Ve hiç büyümeyin olur mu? 

Sen geldiğinde yorgundum sokak tocuğu. 
Ama artık yorgun değilim. Sadece terliyim. Çok koşturdun beni. Ama yakaladım  SOBE. 

Mine



19 Ağustos 2007 , Pazar
Kategori (Kadın)

1. Hızlı kilo verip tekrar almak vücudunuzun zayıflamaya karşı direncini arttırır ve giderek kilo vermeniz zorlaşır. Metabolizma alt üst olur.

2. Yapılan yeni araştırmalara göre meyve, sebze ve yeşil bitkileri bol yiyen kişilerin daha az kanser ve kalp hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir.
3. Hazırladığınız kekin üzerine eritilmiş çikolata dökeceğiniz zaman, çikolataya biraz tereyağı katın. sonucunda hem lezzet verir hem de çikolatayı yumuşatır.
4. Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın, böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.
5. Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkarabilirsinız.
6. Bayatlamış ekmeklerin üzerine su serpin ve folyo kağıda sarıp 5-10 dakika fırınlayın. Böylece taptaze olacaktır. 
7. Fırında patates yapmadan önce 10-15 dakika haşlayın ve çatalla delin. Böylece daha kolay pişecektir.
8. Patlıcanları pişirmeden önce tuzlayın ve bir süre bekletin. Daha sonra soğuk sütten geçirin ve kurulayın. Patlıcanlar daha lezzetli olacaktır.
9. Tart hamuru açarken hamurun sertleşmemesi ve kıvamının bozulmaması için; hamuru bir naylon poşete koyup merdane ile yuvarlayarak açın.

10. Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.

11. Evde pasta yaparken kullandığınız meyve ve şekerlemelerin dibe çökmesini istemiyorsanız pastanıza bir miktar mısır unu ilave edin. Meyveler pişerken suları yoğunlaşır ve dibe çökmezler.
12. Patates pürenize değişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar hindistan cevizi atın. Tadının çok değiştiğini göreceksiniz.
13. Meyveli kek yaparken, meyvelerin kekin dibine çökmemesi için meyveleri önce una yada nişastaya bulayıp bir süre bekletin ve ardından kek harcına katın.
14. Kahvaltı ya da çay saati için hazırladığınız hamur kızartmalarının daha lezzetli olmasını istiyorsanız, hamura eklediğiniz kabartma tozuna biraz toz şeker katın.
15. Satın aldığınız kır çiçeklerinin daha uzun süre dayanarak vazoda güzelliklerini korumasını istiyorsanız, suyuna birkaç damla çamaşır suyu koyun. Daha uzun ömürlü olacaklardır.
16. Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suda bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.
17. Hamur işi ile uğraştığınız zaman mutfağınızın tezgahı kirlenir. İşiniz bitince tezgahı kolayca temizlemek için bir miktar tuz serpin ve nemli bir bezle silin. Böylece tezgahınız kolayca temizlenecektir.
18. Duvar kağıtlarını yenilemek istediğinizde eski kağıtları çıkarmak her zaman sorun olur. Ilık su dolu bir kaba bir miktar bulaşık deterjanı dökün ve karışıma batırdığınız süngerle duvar kağıtlarını silin, kolayca çıkacaklardır.
19. Tart hamuru hazırlanırken topak topak olursa 1 adet yumurtanın sarısını ekleyin ve iyice yoğurarak yumurtayı hamura yedirin
20. Evinizdeki menekşelerin daha çok çiçek vermesini istiyorsanız, toprağına yumurta kabukları karıştırın. Böylece menekşeleriniz daha sağlıklı ve daha güzel çiçekler açacaktır.
21. Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.
22. Etin yumuşak olması için haşlama suyuna limon suyu yada sirke katın. Ancak kızartacaksanız bir gece sirkeli ve sıvıyağlı sosun içinde bekletin. Sosun içine taze bitkilerden ince ince kıyarak lezzet katabilirsiniz. Ardından eti hiç yağ koymadan kızartın. 
23. Satın aldığınız kahveyi taze saklamak istiyorsanız cam kavanoza boşaltıp içine iki adet kesme şeker atın. Ağzını sıkıca kapatın. Kahvenizin taze kaldığını göreceksiniz.
24. Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp kuruladıktan sonra çatalla bir kez delin, sonra suyunu sıkın.
25. Satın aldığınız kiviler çok sert ve ham ise bir gece boyunca plastik bir torbada elma veya armutla saklayın.
26. Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir.
27.  Kurabiyeleri sıcakken tepsiden çıkarırsanız tepsiye yapışmaz. Ancak sıcakken çıkartamadıysanız soğuduktan sonra 1-2 dakika tekrar ısıtıp çıkartın böylece kurabiyeler parçalanmaz.
28. Eğer cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kaşığı bal veya bademyağı karıştırıp yüzünüze sürün. Birkaç dakika bekleyip ılık su ile yıkayın.
29. Kuru fasulyeleri dağılmadan pişirmek istiyorsanız tuzu ve salçayı ya da domatesleri fasulyeler yarı piştikten sonra koyun.
30. Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içine bir iki dal maydanoz atın
31. Ekşi elma şeker hastaları için ideal bir meyvedir. 100 gramında 58 kalori bulunur. Kan yapıcı özelliğinden ötürü doktorlar tarafından büyüme çağındaki çocuklara ve hastalara önerilir. Hazmı kolaylaştırır, böbrekleri çalıştırır.
32. Maydanozdan daha fazla yararlanmak için saplarını da kullanın. Maydanoz saplarını atmayıp iyice temizledikten sonra çorbalarda kullanabilirsiniz.
33. Az miktarda yağ, süt, su vs. ısıtmanız gerektiğinde tencerenizi kirletmenize gerek yok. Bir kepçe yardımı ile bu işleri hemen yapabilirsiniz.
34. Pilavın tane tane ve beyaz olmasını istiyorsanız içine 3-4 damla limon suyu koyun.
35. Bir büyük soğanı dörde bölün ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice karıştırın, 24 saat bekletin. Şurup haline geldiğinde soğuk algınlığı olan (öksüren) kişiye sabah, akşam bir yemek kaşığı verin. Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü kesecektir
36. Uzun zaman kullanılan konserve açacakları artık işlevini görmüyorsa, bir gece sıvı yağda bekletin pasının gittiğini ve eski haline döndüğünü göreceksiniz.
37. Mısırları haşlarken daha lezzetli olması için tencereye bir çay kaşığı şeker atın. ayrıca mısır kabuklarını yıkadıktan sonra onları da koyabilirsiniz.
38. Kızartma yaptıktan sonra kokmasını istemiyorsanız, bir kapta sirkeli su kaynatın.
39. Patlıcanları soyduktan sonra beklettiğinizde kararmasını önlemek için, bir süre limon suyu katılmış suda bekletin. Böylece hem renginin kararmasını hem de tadının acılaşmasını engellersiniz.
40. Kuru fasulyeyi haşladığınız suyu dökmeyin, soğuduktan sonra bitkilerinizi sulayın. Bu bitkileriniz için çok yararlı ve sağlıklıdır.
41. Nane çayı, mide gazını geçirerek, doluluk hissini ortadan kaldırır ve aynı zamanda hazmı kolaylaştırır midenin daha çabuk boşalmasını sağlar. Nane çayını, kuru naneyi sıcak suya atıp 10 dakika demleyerek elde edebilirsiniz.
42. Tavuğun üzerine limon suyu sürer ve tuz serperseniz tavuğun nar gibi kızardığını görebilirsiniz.
43. En iyi yemek, dibi kalın ve düz tencerede pişer.
44. Salçanın kutusunu açtıktan sonra hemen küflenmemesi için üzerine sıvı yağ dökebilirsiniz.
45. Kızartma yaparken yapın patlayıp sıçramaması için, bir tutam tuz atmanız yeterlidir.
46. Romatizma ağrılarınız tuttuğu zaman sabahları kuru üzümün suyunu çıkarın ve bir bardak için. Çünkü üzüm suyu romatizmaya karşı doğal ilaçtır.
47. Teflon tavalardaki lekeleri çıkarmak için, bir bardak suya 2 çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Tavanın içinde bu suyu 10 dakika kaynatın.
48. Paslanmaz çelik tencereniz matlaşırsa, biraz sirkeyi ateşe koyup ısıtın. Sonra yumuşak bir bezi ılık sirkeye batırarak iyice ovun. Sonra iyice durulayın.
49. Yemeğe fazla tuz attıysanız tencerenin içine birkaç parça çiğ patates kabuğu atın, fazla tuzu çektiğini göreceksiniz.
50. Etlerin daha lezzetli olması için bir kahve fincanı süt, bir kahve fincan zeytinyağı ve bir kahve fincanı soğan suyu karışımı ile ovun. 12 saat kadar buzdolabında bekletin.
51. Buzdolabınızdaki kokuları gidermenin en iyi yolu bir kaba biraz süt koyup dolabın bir köşesine yerleştirmektir.
52. Kalamarı kızartmadan önce süte batırırsanız daha yumuşak olur.
53. Keki fırından çıktıktan sonra 15 dakika ıslak bir bez üzerinde bekletirseniz, bıçağı kekin çevresinde şöyle bir dolaştırdıktan sonra kalıbından kolayca çıkarabilirisiniz. Ancak kek hamurunu kalıba dökmeden önce kalıbı yağlamayı da unutmayın.
54. Dondurulmuş gıdaları çözerken çabuk çözülsün diye sıcak bir ortama koymayın, bakteri ve mikrop üremesine neden olursunuz. en iyisi buzdolabının en alt rafına koyup ağır ağır çözdürmek.
55. Bayat ekmekleri kare kare kesip kızarttıktan sonra kapaklı bir kavanoza koyup buzdolabında çorbalarınızda kullanmak üzere saklayabilirsiniz veya robotta öğütüp galeta unu niyetine de kullanabilirsiniz.
56. Yoğurtlu çorbaya tuzu çorba piştikten sonra atın, yoksa yoğurt kesilir.
57. Mikro dalga fırınlar zannedildiği gibi zararlı değildir aksine yemeklere zarar vermez. Yiyeceklerin vitamin değerlerini daha çok muhafaza eder. Yemekleri gereğinden çok ısıtıp bekletmek yüzünden oluşan bakterileri de engellemiş olur.
58. Sebzeli güveç yaparken vitamin değerlerinin düşmemesi ve lezzetlerinin bozulmaması için sebzeleri çiğ olarak koyun.
59. Yoğun tempo yüzünden kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız bol bol taze hurma yiyin.
60. Meyvelerin arasına herhangi bir tür yapraklardan yerleştirirseniz meyveler uzun süre taze kalır.
61. Hazırladığınız beşamel sosun ateşten alınmasına yakın içine çekilmiş ceviz , adaçayı yada nane atarsanız hoş lezzetler elde edersiniz.
62. Toprak çömlek ve tencereler yeni alındıklarında küçük çatlaklar sebebiyle kırılma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Bunun için kullanmadan önce 3/4′ünü sirkeli sıcak suyla doldurun 24 saat bekletin ve soğuk suyla yıkayın.
63. Portakalları sıkmadan önce bir süre soğuk suda bekletirseniz daha fazla su verirler.
64. Bir elmanın kabuğunu lahananın pişme suyuna katarsanız hem hazmı kolay olur hem de koku çabuk yok olur.
65. Mart ayının ilk günlerinde bahçenizdeki gülün kökünün yanına yaklaşık 5 cm derinliğine bir diş sarmısak gömerseniz gülü yaz boyunca zararlı böceklerden korursunuz.
66. Şömine yada barbekü küllerini bahçenizde gübre olarak kullanabilirsiniz, üstelik bu çok faydalı.
67. Peynir kesmeden önce bıçağı soğuk suya tutarsanız hem peyniri daha kolay kesersiniz hem de bıçağınız daha kolay temizlenir.
68. Balık kızartma yağının içine kırmızı biber serperseniz bu balığa değişik bir lezzet verir ve ayrıca balığın rengi çok güzel ve parlak olur.
69. Patatesleri soymadan önce 10 dakika kadar sıcak suya koyar sonra soyarsanız zorlanmadığınızı göreceksiniz.
70. Meyve salatası yaptığınızda eğer servis için daha vakit varsa meyvelerin kararmaması için üzerlerine limon dilimleri koyun. servis ederken dilimleri alabilirsiniz.
71. Tereyağı donduysa sıcak bir kaba koyarsanız yumuşar


19 Ağustos 2007 , Pazar
Kategori (Kadın)
PRATİK ÖLÇÜLER

 

 
Malzemeler 1 Su Bardağı 1 Çay Bardağı 1 Kahve Fincanı
  (250 gr.lık) (100 gr.lık) (75 gr.lık)
Su 250 gr 100 gr 75 gr
Süt 250 gr 100 gr 75 gr
Şarap 240 gr   60 gr
Toz Şeker 200 gr 80 gr 70 gr
Pirinç 200 gr 100 gr 70 gr
Bulgur 200 gr 75 gr 60 gr
Fasulye 200 gr 75 gr 60 gr
Mercimek 200 gr 75 gr 60 gr
İrmik 180 gr 70 gr 55 gr
Pudra Şekeri 180 gr 70 gr 55 gr
Un 160 gr 70 gr 50 gr
Peynir (rende) 100 gr 40 gr 25 gr
Badem (çekilmiş) 100 gr 40 gr 25 gr
Ceviz (çekilmiş) 100 gr 40 gr 25 gr
Zeytinyağ 220 gr 90 gr 65 gr
Ayçiçek yağı 220 gr 90 gr 65 gr
Eritilmiş yağ 220 gr 90 gr 65 gr
       
 
ETLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER

 

Et başlıca besin kaynaklarımızdan birisidir. İnsanların beslenmesi için şart olan üç ana besin Protein, Yağ ve Karbonhidrat ette mevcut olmakla birlikte asıl Protein (azotlu maddeler) açısından epey zengindir.

KIRMIZI ET ÇEŞİTLERİ

 

100 gr yağsız et 100 gr az yağlı et 100 gr orta yağlı et 100 gr çok yağlı et
91 kalori 156 kalori 307 kalori 425 kalori
       

KUZU ETİ

1 yaşından küçük koyun yavrusuna kuzu denir. Hafif yağlıdır. 4-9 kilo arası gelenler ve genellikle ocak-mart sonlarına kadar bulunanlar süt kuzusu, 10-15 kg arasında olan ve Mayıs-Aralık arasında bulunanlar Koyunlaşmış kuzudur. Dişisi erkeği farketmez.

KOYUN ETİ

Yurdumuzda 3 çeşit koyun vardır. Dağlış, Karaman, Kıvırcık. En makbulü Kıvırcıktır. Hangi cins olursa olsun koyunun erkeği dişisinden daha makbuldur. Yalnız erkeklerin burulmuş olması (erkeklik bezlerinin çıkarılmış olması) şarttır. Burulmamış koçların etleri yağsız, sert ve ağır kokulu olur. Burulma işleminin kuzu iken yapılması gerekir. Koç halinde burulmuş hayvanların   etleri sert ve lifli olur. Bunu anlamak için husyelerine bakılır. Kuzu iken burulan koyunların husyeleri fındık büyüklüğünde ve beyaz kalır.  Dişi koyunlar ise genellikle yavruladıktan sonra kesildikleri için kart olurlar. Etleri sert ve zor pişer.

KIVIRCIK

En makbul koyun etidir. Karnabat ve Merinos diye ikiye ayrılır. Karnabat’ın eti pembe ve lezzetlidir. Merinos esmer, daha lezzetsiz ve hafifçe kokulu olabilir. Kıvırcıkların kuyruğu kamçı gibi ince ve uzundur.

DAĞLIÇ

Beyaz ve Kara Dağlıç olarak ikiye ayrılır. Beyazlar makbuldur. Beyaz Dağlıç’ın kuyruğu üstleri geniş, yukarıdan aşağıya doğru ortaları yarık, altlarında püsküle benzer birşey sarkmaktadır. Karaların ise üst taraf daha ensiz, aşağıdaki püskül ise çok uzundur.

KARAMAN

Beyaz ve Kızıl karaman olarak ikiye ayrılır. Beyazın eti az çok beyaz ve kara dağlıçtan daha makbuldur. Kızıl karaman en kötü koyun eti olarak kabul edilir. Beyaz karamanın kuyruğunda püskülün yerinde üste kıvrılmış bir yumru bulunur. Kızılın ise bu yumrunun üstünde ikinci bir yumru vardır ve büyüklüğü danalarla ölçüşebilecek derecededir.

KEÇİ ETİ

Koyuna göre daha az lezzetlidir. Bazı kişilerde mide ve bağırsak bozukluklarına yol açabilir. Oğlak eti daha fazla tercih edilir.

DANA ETİ

2 haftalıktan 14 haftalığa kadar olan sığır yavrularına dana denir. Sığırdan daha az yağlı olurlar. Etlerinin pembe olmas makbuldur.

SIĞIR ETİ

Dana etine tercih edilir. İyi sığır eti renginin canlı ve parlak olması ile tanınır. Daha az yağlı olduğu için özellikle kıymalarda tercih edilir.

İNEK ve ÖKÜZ ETLERİ

Trakya ve Erzurum cinsleri vardır. Trakya cinsleri daha yağsız ve daha lezzetlidir. Etleri pembemsi, yağları limon sarısıdır. Diğerlerinin etleri esmer, yağları daha koyu sarıdır. İnek etleri, öküz etlerinden daha makbuldur.

MANDA ETLERİ

Dişileri tercih edilir. Çünkü dişi mandalar çalıştırılmaz. Etleri pembedir. Sığır ile mandayı ayırmanın yolu, yağ renkleridir. Mandaların yağları bembeyazdır

ET TERBİYELEME YÖNTEMLERİ

 

Malzemeler ;

Soğan, Süt, Zeytinyağ, Limon Suyu

Özellikle ızgara yapılacak etleri, 24 saat kadar önce, yumuşaması için süt ve zeytinyağına, güzel kokması ve tat alması için soğana yatırmak gerekir.

Bu karışım istediğiniz lezzete göre ayarlanabilir. Sadece Zeytinyağ kullanabileceğiniz gibi, Süt ağırlıkta olmak üzere, süt-zeytinyağ karışımına yatırabilirsiniz.

Soğanlar tercihe göre yuvarlak halkalar halinde doğranabilir ya da rendelenerek, süt-zeytinyağ karışımına katılabilir.

Çokca yapılan bir hata, etlere kekik ve diğer baharatın pişme öncesi konmasıdır. Bu tür baharatlar pişme tamamlanmadan 5-10 dakika önce kullanılır. Terbiyeye konmaz



Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...