Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv Mart, 2008


Yakalanışı ve İdamı

12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’a gitmekte iken motorsikletleri bozulur. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Yusuf Aslan ile birbirlerini kaybederler. Yusuf Arslan o esnada Deniz Gezmiş ise 16 Kasım 1971 salı günü Sivas’ın Sarkışla ilçesinin Gemerek
Mahkeme 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası’nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi’nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971′de başlayan THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971′de idam cezasına çarptırıldı.
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.
İdam edilmeden önce son isteğinin Rodrigo’nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio’sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek olduğu söylenir, ama bu isteğinin yerine getirilmediği bilinmektedir. İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!"
oldu.

Deniz Gezmiş kimdir Deniz Gezmiş hayatı Deniz Gezmiş hakkında

 68 KUŞAĞININ ÖĞRENCİ LİDERİ DENİZ GEZMİŞ

Hayatı

1965′den sonra Türkiye’de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)’nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947′de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas’da, liseyi İstanbul’da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965′de Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos1966′da Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım1966′da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak1967′de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967′de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD30 Ocak 1968′de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968′de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs’a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs’ta 6. Filo’yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968′de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı.
TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968′de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan’la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği1 Kasım 1968′de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB’ün başlattığı Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968′de ABD büyükelçisi Kommer’in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı’nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.
İstanbul Üniversitesi’nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969′da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart’ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan’a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969′da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran’ın sonunda Filistin’e gitti. Filistin’e gitmeden önce 23 Haziran 1969′da TMGT’nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı’na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli1 Eylül 1969′da, 10 Haziran’da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi’nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969′da Hukuk Fakültesi’nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi’nde Battal Mehetoğlu’nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş’e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969′da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970′e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte THKO’yu kurdu. 11 Ocak 1971′de THKO adına Ankaraİş Bankası Emek Şubesi’nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971′de dört ABD’li erin Balgat’taki Tuslog Tesisleri’nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldı
.

Darağacında üç can

Mevsim bahar üç tane taze fidan
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan
Fırtınalara kasırgalar eğilmeden direnerek
Ciçek tohumlarını toprağa bırakarak
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan

Onlar seviyordu yurdunu vatanını
Gayeleri özgürce insanca yaşamaktı
Tam bağımsız demokratik vatan için
Faşizim’me emperyalizme karşı savaşmaktı
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan

Onları asanlar öldüklerini sandılar
Birer bilge tohumlarıydılar toprağa ekildiler
Filizlenip topraktan çıktılar bire milyon verdiler
Darağacına bile gülerek ipe gittiler
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan

Ey yasa bürünmüş altı mayıs sabahı
Mevsim bahar nedir senin kör inadın
Acımadan darağacına çektin üç fidanı
Unutmayacak tarih hiçbir zaman bu anı
Deniz gezmişi Yusuf arslanı Hüseyin inanı

Onlar kahramandılar yurdunu sevdi ölümü hiçe saydılar
Emperyalizme karşı faşizime karşı yigitçe direndile
Tüm gençlikle istanbulda altıncı filoya kök söktürdüler
İşbirlikçi uşaklar faşistler bunlar hain diye damga vurdular
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan

Yakalandılar Sivas Gemerek,te verilmişti ferman
Dalgalandı kabardı deniz göklere kükredi arslan
Darağacındaki ipi kravat gibi taktı boynuna inan
Ne kaçtılar nede korktular vatan için dar ağacında üç can
Deniz gezmiş Yusuf arslan Hüseyin inan

Yusuf korkmaz (kizilkale) 

Yusuf’un Ailesine Verilmeyen Asıl Mektubu

Yusuf’un Ailesine Verilmeyen Asıl Mektubu
 

akrabalarına yazdıgı ve aslı muhataplarına teslim edilmemiş olan , babasının ve avukatlarının dinledikten sonra dikte ettikleri mektup:

yusuf aslan
bütün akrabalara,
bu mektubumu okudugunuz zaman artık aranızda olmayacagım.mektubumu senatonun idamlarımızı tastik ettigini ögrendigim anda yazıyorum.şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır.sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. ben halkımın kurtuluşu , türkiye’nin tam bagımsızlıgı için savastım.sizler beni tanıyorsunuz.bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler,vatan satıcıları,işbirlikçiler ellindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış,vatan haini,dışardan emir alan,bölücü ,diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar.bu bir avuç azınlıga göre vatanseverlik : vatan satmak, yabancılarla işbirligi yapmak, nato’yu ve amerika’yı savunmak ,6. filoyu agırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak,işçinin grev hakkını engellemek,amerika’ya ve emperyalizme hizmet etmektir. biz bunlara karşı çıktık.bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirlerki . biz halkımızın kurtuluşu ve türkiye’nin bagımsızlık mücadelesi ugruna şerefimizle bir defa ölecegiz.bizi asanlar ve astıranlar ise hergün bin defa ölecekler..

son sözüm;yaşasın isçiler,köylüler ! yasaşın devrimciler ! yasaşın halkımın kurtuluşu ve bagımsızlıgı için savaşanlar ! yaşasın tam demokratik türkiyenin kurulmasından yana olanlar ! kahrosun emperyalizim! kahrosun faşist koalisyon.
yusuf aslan

deniz geçmiş in babasına yazdığı mektup

 
 
deniz geçmiş in babasına yazdığı mektup
 

deniz geçmiş idam edilmeden once babasına yazdığı mektubu…

mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun  deniz gezmiş

Deniz Gezmiş Anlatıyor

Fırlatıyorsun bombayı. Sinip bekliyorsun. O andaki bekleme müthiş işte. Müthiş uzun geliyor o süre; zaman bir türlü geçmiyor; saniyeler dolmuyor bir türlü. Bomba, savunma bombası. Patlayınca bayağı etkili patlar. Havada birtakım kollar bacaklar göreceğini sanıp bekliyorsun.
Daha önce de kullandım bu bombadan. Eğitim atışları yaptım. Ama buradaki, eğitim atışlarından çok değişik. Patlayıncaya kadar, ilk akla gelen, bir türlü akıldan çıkmayan şey, bombanın patlamama olasılığı. Bomba bozuk çıkabilir. Ve bomba patlayınca isabet almak olasılığına karşı tam siper, yüzü koyun yere atıyorsun kendini. Çok gariptir, bir içgüdüyle ellerini ensende kenetliyorsun. Hiç tanımadığın, bilmediğin, hiç görmediğin birtakım insanların öleceğini düşünüyorsun birden; üzülüyorsun.
Patlıyor bomba. Kan kokusu duyduğunu, feryatlar, çığlıklar, bağırışlar duyduğunu sanıyorsun ilk anda. Sonra derin bîr sessizlik oluyor. Sonra da kaçışan birtakım insanların ayak sesleri. Yani, önce bir şok etkisi oluyor karşıdakilerde, bir şaşkınlık. Sonra da panik ve kaçışma.
Yağmur ve çamur. Sigaran bitmiş. Yok. Tek sigaran yok. Anlatılmaz bir sigara özlemi. Dayanılmaz bir istek. Yanında da bir bardak sıcak çay istiyorsun, iyi mi. Sonra birden anlatılması güç bir susuzluk. Yerden kar falan alıp yiyorsun; susuzluğunu biraz olsun gideriyor

Seni Tanımakta GüzeLdi..

 

Yaşadığımızı sandıgımızı ,aslında sürekli yıkıntılarını toplamakla ugraştıgımız bir sevgiyi sürdürmeye çalışıyoruz.Hiç yanılmam sanmıştım,sonu ne olursa olsun…Ama yıkıntılar arasında sevgiyi yaşayamamaktan yoruluyormuş insan,ve her geçen gün kendimizi de yıkıntılar arasında kaybediyormuşuz belki de hiç farkında olmadan…
Herkes sevginin fedakarlık istedigini söylese de fedakarlık için sevgiyi yaşamak gerekiyormuş,yaşanılmayan için fedakarlık yapılmaz…

Üzülmekten yoruldum.seni

üzmekten de,beklemekten yoruldum,neyi bekledigimi bilmeden özlemekten de yoruldum,en çok da düşünmekten!!!!!Susmaktan yoruldum,sürekli susup içimde avazım çıktıgı kadar haykırmaktan.Hep kendimle başbaşa kalıp,hep kendime sıgınmaktan YORULDUM……….

Ama ögrendim artık aşk yaşanıldıgı sürece vardır.Sen yoksun,ben yokum.. o zaman aşkın olmasını da beklemiyorum artık.O da olmasın artık,eger sürekli kendimi hesapsızca sorgulayacaksam eger kendi iç savaşımda sürekli kendime yenik düşeceksem eger yaşamadıgım bir aşk için sürekli üzüleceksem ve hep üzeceksem seni,OLMASIN…zaten hiç yokmuş,var oldugunu sayarak kandırmışız kendimizi,ya da ben hep kandırmışım kendimi…..

Artık seni sana bıraktım ben zaten hep kendimleydim ve hep kendimi paylaştım.Artık al kendini benden ve yaşamak istedigin gibi yaşa aşkı,hayatı,kendini.yaşamak istedigin ne varsa kendince yaşa çünkü ben yoruldum artık ben yokum…

Yıkık bir sevginin yıkıntılarını toplamakla ugraşma..hiçbir zaman yıkılmayacak bir sevgi için savaşını ver…ben bu savaşta yenk düştüm.Ben yenik kahraman sen kazanan kral ol….

Ne kadar yenik düşsem de, ne kadar üzülsem de güzel yanları da vardı seni yaşamanın,tabi yaşadıgım kadarının…..

Seninle yaşanılan ilkler güzeldi,bazen acıtsa da seni özlemek güzeldi,bazen ağlatsa da kavgalarımız güzeldi,hep ihtiyac duydugumuzda birbirimizin yanında olamasak da beklemek güzeldi,gerçekleşmeyecegini bile bile kendi dünyamızda sıradışı hayaller kurmak güzeldi,en güzeli de uzun bir zamanı kısa kısa yaşamaktı.VE seni tanımak da güzeldi…..

YALIM ÜSTÜNE YAĞMUR

Dönüşü olmayan bir gidiş senin ki
Düşlerimde görebildiğim kâbus bu
Yokluğunda bir bilinçaltı
Beynime kazınmış bir yokluk
Yürek yokluğun yalımında
Gün olur sorulacak soru kalmaz
Hasretin cevabı var mı ki
Varsa da biz hiç bilmedik
Dönüş diyorum ama boşa
Gelmeyen sen bekleyen ben
Yanıyorum yalımlardayım
Bir İstanbul sabahında
Sokaklara haykırıyorum sevdamı
Sesim taş bloklara takılıyor
Ve insanlar içinde
Yalnızlığımı düşünüyorum
Ve saplanıyor yüreğime
Yalım üstüne yağmur gibi
Bu hasret
Üşüyorum yokluğunda
Nerdesin…

Yusuf Sausen

Özlüyorum Barış ve Kardeşliği

Öylesine dertliyim ki
aktarabilsem içimdekileri
hüzünler elvan elvan olmuş
paylaşamıyorum ki
acılarım kanatır yüreğimi
korkuyorum akacak dışarı
durduramıyorum ki…

Sevmesem
aldanmasam artık insanlara
bakmasam gözlerine
görmesem riyaları
dur diyebilsem
yaşamdaki çirkinliklere
öylesine mutsuzum ki
özlüyorum dünyada
barış ve kardeşliği

ağlıyor tüm dünya
unutulmuş mutluluk
yasaklanmış insanoğluna gülmeler
ben gülümsesem
kahkahalar atsam
katılırlar mı bana bilmiyorum ki….

Sarılabilsem umutla geleceğime
sevgimle yoğursam tüm insanları
sihirli değnek olsam
yok etsem mutsuzlukları
mutlu olurlar mı bilmiyorum ki…..

düşman olmuş kardeş kardeşe
elimizin kiri olan para
girmiş aramıza
yıkmak yakmak marifet sayılmış
hokus pokus yapsam
durdurabilir miyim bilmiyorum ki…..

Ulu bir çınar olsam
yuvalar kursam kimsesizlere
baş eğmeyen dallarımın arasında
ılık ılık sevda olsam essem
sevdayı unutmuş yüreklere
umut olsam gelecek olsam
konsam onlar istemeden ellerine
sıkıca sarmalayıp
bırakmazlar mı beni bilmiyorum ki….

Kasırga olsam
yıkıp geçsem tüm kötülükleri
yağmur olsam
silip götürsem tüm acıları
ışık olsam
aydınlatsam karanlık beyinleri
davet ederler mi beni bilmiyorum ki….

Mektup olsam
ulaşsam sevdalılara
kitap olsam okunsam
bilgi sunsam köhnemiş beyinlere
fısıltı olsam söylesem
yolunuz sevgi yolu
buyurun gelin
gelirler mi bilmiyorum ki….

Yıldız olsam
parlasam her gece gökyüzünde
yakamoz olsam
dans etsem okyanuslarda
gökkuşağı olsam
sarmalasam dünyayı boydan boya
dilekler tutun desem
sevgi barış kardeşlik için
dediğimi yaparlar mı bilmiyorum ki….

Kuş olsam
uçsam sonsuzlukta anlatsam özgürlüğü
ekin olsam toprakta
beslesem aç kalmış bebeleri
ağaç olsam
engellesem erozyonları
çağlayan olsam
çağlasam gürül gürül tüm evrende
dalga olsam
vursam kıyılara gümbür gümbür
uyanın artık desem
inanmayın yalanlara
girin halaya tutun el ele
koşun kardeşliğe
severler mi beni bilmiyorum ki…!

Seni Seviyorum…

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı aksam güneşi…
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden sevgibaşkaydı işte…
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı…
Ne güzeldiler sen bilmiyordun…
Ben SENİ SEVİYORDUM…
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalıyordu
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk…
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller…
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun…
Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran aksamlarına
Derken bir gün uzaktan gördüm seni…
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zaman ki gibi…
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi…


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.