Kasım, 2007 Arşivi
|
26 Kasım 2007 , Pazartesi
Kategori (Kadın)
3 yıl kadar önce çok sevdiğim bir insanı kaybettim. O delice sevmenin bedelini hayatıyla ödemişti. Ölürcesine sevmek diyorlar ya sanırım bu o işte. Ama ölmek neyi değiştirdi hiçbir şeyi… Ya uğrunda ölünen insan ne alemde tabiki kendi hayatını yaşıyor ve umursamaz bir şekilde hayatına devam ediyor. Bugün işe gitmeden önce bir intihar haberi aldım. Gencecik insan canına kıymıştı. Henüz sebebini bilmiyorum ama yine de çok üzüldüm. Çünkü o kişi hem hayatını hem ahiretini yitirdi. Onları anlamaya çalışıyorum. Hayatı hep birilerinin kurallarına göre yaşıyoruz. Kendimiz olmaya kelktığımızda başlıyor size ön yargılar ve sonrası malum bunalım sıkıntı dolu bir hayat. O çok sevdiğimiz sevgili ise bize o zor zamanlarımızda destek olamamıştır. İyi gününde herkes yanındadır ama gözyaşı döktüğünde neyin var diyen çok az kişi olur. Sevilmemek, saygı duyulmamak, önemsenmemek kadar hayatta kötü birşey olamaz. Zamanında depresyon eşiğine geldiğim günü hatırlıyorum veda mektuplarımı bile yazmıştım ve sonra cesaretimde yerindeydi bitecekti herşey aynı evde kaldığım arkadaşlarım farkedip bunu engellediler. Ve şimdi düşünüyorum da ne için kimin için ölecektim şimdi ise iyi ki hayattayım diye Allah a şükrediyorum. Neden insanlar sonuna kadar bıktırırlar insanı ne olacaktı ben ölünce onlar kendilerini mutlu mu hissedecekti. Bu zamanda insanın dengesini koruması çok zor herkes iyi giden şeye çomak sokarken biz polyannacılık oynayalım. Çok mantıklı değil mi? Ve şunu itiraf etmeliyim ki intiharların asıl sebebi imandaki boşluklar eğer öyle olmasaydı başımıza her gelen şeyin Allah tan olduğuna inanarak sebat edecektik. Ve şimdi şunu da biliyorum hiçbir aşk ölünecek kadar değerli değil.
|
|
16 Kasım 2007 , Cuma
Kategori (Kadın)
İnsan birşeylerin değerini kaybedince anlıyor derler ya bence çok doğru bir söz. Geçmişte yaşadığım bazı güzel günlerimi özledim. Lisedeyken çok sevdiğim bir tarih hocam vardı. Muhteşem bir insandı. Sanırım özlemlerim arasında o ilk sıralarda yer alıyor. O kadar milliyetçi bir insandı ki o birşeyler anlatırken siz o olayı yaşardınız. Her hafta onun derslerini iple çekerdim. Liseden sonra da bir müddet haberleştik ama sonra mecburen koptuk. Farklı hayatlar yaşıyorduk. Gerçekten şöyle bir geçmişinize bakın ne çok sevdiğimiz vazgeçemediğimiz insanlar o tozlu sayfalarda yerlerini aldı. Bunun sebebini hala anlamış değilim. Gözden ırak olma meselesi sanırım. Hayat herşeye rağmen güzel… Meşgul olduğum işim var hala kopmadığım birkaç dostum var ve en önemlisi de beni zaman zaman anlamasalarda ailem var… Sahip olduğumuz varlıkların kıymetini bilelim. Yüce Yaradan bize sadece bir ömür veriyor ve yaşanılan hiçbir şey geri alınmıyor. Hayatı dolu dolu yaşayalım. Seviyorsanız veya kırıldıysanız saklamayın söyleyin. Bir dakika sonra yaşayacağımız malum değil. Sonra gidenlerin ardından koskoca bir keşke yığını bizi bekler…
|
|
13 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
> > Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
> >
> > Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
> >
> > Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
> >
> > İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
> >
> > Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
> >
> > Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > ‘Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
> > fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
> >
> > Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
> >
> > Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
> > getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
> > kadar bu böyle devam etti.
> >
> > Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
> > ile beceriksizce sarılmıştı.
> >
> > Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
> >
> > Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
> >
> > Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
> > sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
> > eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
> > ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
> > ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
> > söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
> >
> > Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
> > ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
> >
> > Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
> > üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
> >
> > Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
> > sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
> > mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
> > yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
> > daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
> > sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
> > karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
> > ismi biraz daha uzundu.
> >
> > Mektup söyle imzalanmıştı,
> >
> > Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)
> >
> > Öykü burada bitmiyor.
> >
> > Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
> >
> > Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
> > birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
> > Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
> >
> > Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
> >
> > Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
> >
> > Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
> >
> > ‘Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
> >
> > Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim’
> >
> > Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,
> >
> > Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
> > öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum’.
> >
> > Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.
> >
> > Bunu iletin, birinin yüreğini ısıtın, hayatında bir fark oluşturmaya çalışsın.
> >
|
|
10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Kadın)
Dündar Soye’in babası, Atatürk tarafından "Yalova kaplıcalarını yeniden kurmakla" görevlendirilmiş. Atatürk birgün Yalova’da kaldığı evin etrafında dolaşırken "bir şey" dikkatini çeker.
Büyümekte olan bir çınar, rüzgarlı havalarda terasa çarpa çarpa yaralanmıştır.
Atatürk’ün sorusu:
-Bu ağacı kurtarmak için ne yapalım??
Biri der ki "keselim"
Diğeri "ağacın yaralı yerini bir çuvalla saralım."
Atatürk bu önerilerden hiç birini beğenmez.
Ve kararını açıklar:
-Bu binayı burdan çekelim ve ağacı kurtaralım.
Sonuç mu?
Temel açılır, binanın altına borular döşenir ve bina "kaydırılır."
Atatürk çocuk gibi sevinmiştir:
"Oh, nihayet ağacı ızdıraptan kurtardık."
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Sağlık)
1. .Doktorunuzun önerdiği ilaç veya ensülin tedavisi ve diyete aynen uygulamaya çalısın. İlaçlarınızı doktorunuza sormadan değiştirmeyin veya kesmeyiniz. Seker düşmeleri oluyorsa doz ayarlaması için hemen doktorunuza başvurunuz. 2. Yılda bir defa göz muayenesi olunuz. Göz doktorunuza seker hastası olduğunuzu söylemeyi unutmayınız. 3. İki yılda bir diş doktoruna giderek muayene olunuz. Özellikle diş etlerindeki iltihap seker hastaları için çok önemlidir. 4. Her yıl Eylül ayında grip asisi olunuz. 5. Ayaklarınızı her gün ilik sabunlu suyla yıkayınız ve arkasından kurulayınız. 6. Cildinizde kuruma olabilir. O nedenle cildinizi nemlendirici kremlerle nemlendiriniz. Ayak parmak aralarına krem sürmeyiniz. 7. Çoraplar pamuktan olmalı ve bacağınızı sıkmamalı, iz bırakmamalıdır. 8. Ayaklarda nasır varsa mutlaka cildiye uzmanına giderek tedavi ettiriniz. 9. Yazın mutlaka çorap giyiniz. Çıplak ayakla dolaşmayınız. 10. Ayakkabınız rahat olmalı, dar veya bol olmamalıdır. 11. Ayak tırnaklarınızı düz olarak kesiniz. 12. Sigara içmeyiniz. seker hastalarında sigara içilmesiyle kalp ve bacak damarlarında çok hızlı tıkanma, kalp krizi ve ayak kangrenine neden olabilir. 13. Her gün aspirin aliniz. Aspirin 80mg (çocuk aspirini) veya 325mg olabilir. Bu dozdan fazla almayınız. Ülser, gastrit, karaciğer hastalığı, kanama riski varsa aspirin almayınız. En iyisi doktorunuzla bu konuyu konusunuz. 14. Tansiyonunuzu takip ediniz. Tansiyonunuz 130/80mmHg’den fazla olmamalıdır. Yüksek ise doktorunuza başvurunuz. 15. Stres den uzak durmaya çalısın. Stres, üzüntü, sıkıntı kan sekerini yükseltir. 16. Vitamin olarak antioksidan vitamin aliniz 17. Seker ölçüm cihazı alarak kendi sekerinizi ölçmeyi öğreniniz ve takip ediniz. 18. Her gün veya haftada en az 3 kez 20-30 dakika yürüyüp yapınız. 19. Üç ayda bir açlık ve tokluk kan sekeri, HbA1c , yılda bir kalp EKG’si ve batin ültrasonu ve TSH ölçümü yaptırınız., iki yılda bir talyum sintigrafisi yaptırınız. 20. Kan yağları (kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol), üre ve kreatinin ölçümleri ve karaciğer testlerini kontrol ettiriniz. 21. Doktorunuzun haberi olmadan bitki (hörbal) ilaçlar almayınız. 22: HbA1c % 6.5 altında olacak şekilde tedavi olunuz. NAGİHAN SARIOĞLU
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük
bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm
sevgisini paylasir.
Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine
hayran… birakamaz bir türlü… Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar,
çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz
onu… Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir…
Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" … Kelebegine
son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine
dogru…
Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek
yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz… Aklinda adam, o çiçek
senin bu çiçek benim dolasir saatlerce… Adam bir kelebege sevdali, bakip
durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta…
Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR
AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR …
Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ
…
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya
baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG
BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR …
Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine…
Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da
yanlis… Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni
zamanda düsüncelerine de…
Birak SEVGI seni bulsun…
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
Delikanli yillar sonra dogdugu kasabaya döner.Sabah uyandiginda aklina yillar önce evlenmek istedigi,kasabanin güzel kizi gelir.Kizin güzelligi cevre kasaba ve sehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kiz bir türlü olumlu yanit vermemistir.Otelden cikar ve gördügü yasli adama kizi sorar.Yasli adam az ilerde güzel bahce icinde bir ev gösterir, kizin orada oturdugunu söyler.Delikanli merak eder,kizin nasil biriyle evlendigini.Bir kösede beklemeye baslar,bir müddet sonra yaslica kel pek te hos görünmeyen bir adami yolcu eder kiz kapidan…Üstelik zengin bir adam da degildir….
Adam gittikten sonra delikanli calar kapiyi,kendini tanitir.Sorar niye bu adamla evlendigini kiza…
Kiz söylerim der ama bir kosulla….
Evin arkasinda büyük bir gül bahcesine götürür delikanliyi ve der ki:
Bu bahcenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyecegim sana niye bu adamla evlendigimi…Ama asla geri yürümek yok bahcede,arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece…
Memnuniyetle der delikanli ve girer bahceye….
Cok güzel sari bir gül durmaktadir karsisinda tam elini güle uzatmisken pembe bir gonca görür az ötede,ilerler…
Ona uzanirken kadife kirmizi bir gül ilisir gözüne ilerde…
Derken…..Birde bakar bahcenin sonuna gelmis…
Kiza verdigi söz gelir aklina..Geri dönmek yok…
Ne yapsin..Mecburen buldugu alelade,hatta solmaya yüz tutmus bir gülü mahcup bir sekilde götürür kiza….
Kiz gülümser gülü görünce..
”Bilmem aldin mi cevabini”der delikanliya…..
Hayat bu bahcede yürümeye benzer….
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
Saatlerdir bilgisayrin basinda oturuyordu, hala bekledigi mail gelmemisti. Silkindi. Kac saat olmustu bilgisayar basina oturali? Iki saatten fazla olmus, koskaca iki saat. Arkadaslari yemege davet etmisti, Sinan sinemaya, oda arkadaslari iste fal partisine… Hicbirini kabul etmemisti. Simdi bu ucra internet cafede gelecek o maili bekliyordu. Daha ne kadar surecekti? Kim bilir belki bugun hesabina bile girmemisti, girmeyecekti. Girse bile yazacagi daha onemli insalar vardi belki… Belki de onun ona onem verdigi gibi o ona onem vermiyordu? Yok canim! O da en az Sevgi kadar deger veriyordu Sevgi´ye, yazdigi her mesajin karsiligi ertesi gune geliyor, hadi ertesi gun olmadi birkac gun icinde gecikmenin ozrunu de iceren mail hesabinda bekliyordu Sevgi´yi.
Aylar olmustu yazismaya baslayali, bir kez bile aksamamisti mailler. Ta ki bu haftaya kadar. Hafta basindan beri tek bir satir gelmemisti ondan. Tuhaf! Oysa kendisi yazacak bir sey bulamasa ki bu da ayda yilda bir olurdu! Forward edilmis mesajlar gonderirdi, guzel sozler, fikralar ya da ufacik bir e-kart.
Ucuncu gun dayanamamis, onu merak ettigini soyledigi bir mail gondermisti:
-Heeeeeey, oldun mu kaldin mi? Haber verseneeeeeeeeeeee! diye sakalasmisti ustelik.
Ses seda yoktu yine karsi tarafta, besini gun iyiden iyiye meraklanir olmustu hatta bir sapigin onun hesabina girip gelen mesajlari ondan once okuyup sildigini bile dusunmustu. Iyisi mi oturup butun gun bekleyecekti bilgisayar basinda, hem icinde de bir suphe kalmayacakti boylece.
Bugun sekizinci gun de bitmisti. Yine en ufak bir yazi bile gelmemisti. Unuttu beni diye gecirdi icinden.
- Tabii, ne bekliyordun ki! diye kizdi kendi kendine.
Alay etti bir sure bu cocukluguyla. Hic gormedi, sadece yazilariyla, siirleriyle tanidigi biriydi kasidaki ve hep oyle uzakta oyle bilinmez kalacakti. ne bekliyordu ki? Kendisi de bilmiyordu. Hayalinde bu yazilari yazan kisiyi bir turlu canlandiramiyordu. Ne zaman gozlerini kapasa sadece bir cift el goruyordu, klavyenin tuslarina dokunan guzel parmaklar… Bu elin kime ait oldugunu gormeye calisiyor didiniyor ama hayali bir anda dagilan sis gibi yok oluyordu.
Ertesi gun solugu yine bilgisayar basinda aldi. Bekledi, bekledi. Birkac arkadasindan gelen mailleri yanitladi hemencecik. Aslinda boyle beklemek fena da olmuyordu hani. Zaten tatildeydi yapacak baska bir isi yoktu, arkadaslarindan cogu eve donmustu kalanla ise onu cagirsa da o pek istemiyordu. Bu dusuncelere dalmisken yeni bir mesaj geldi/ Hayret adres pek yabanciydi ona. Biraz tereddut etttikten sonra yuregi korku icinde acti.
Mail
-"Merhaba ben Akin´in cok yakin arkadasiyim. Kendisini trafik kazasinda kaybettik, telefon defterinin arasinda sizin mail adresinizi bulduk ve haber vermeyi uygun gorduk. Basimiz sag olsun"
Diyor ve devam ediyordu ama mailin devami onu ilgilendirmiyordu artik. Okuyacagini okumustu zaten. Kacinci olum haberiydi bu, bu kacinci deger verdigi insandi yitirip giden? Bazen butun ugursuzlugun kendinde oldugunu dusunuyordu. Sonra sacma geliyordu dusundukleri, ama ne fark ederdi ki iste cok sevdigi, her gun yazdiklariyla onun gunune renk katan o kisi artik yoktu. Kou bir saka olamaz miydi? Ne yapacakti simdi? Bekledigi mail gelmis miydi? Ne yani kalkip gidecek ve bir daha gelemeyecek miydi? Bir daha o guzel mesajlari goremeyecek bir daha o elleri hayal edememenin uzuntusuyle dogruldu.
"Cebinden size henuz yollamadi, yollamak icin dogum gununuzu bekledigi bir siir bulduk. Tipki sahibine ulasmamis bir mektup gibi duruyordu oracikta. Asagida onun size icin yazdigi son siiri bulacaksiniz."
Var misin?
Biliyorum sasiracaksin,
Son sozler gibi gelecek kulagina,
Yooo yanilmiyorsun, son sozler bunlar
Bu uzaligi kaldirmak icin ortadan sadece bir ufacik bir histik
Sen bana ben sana iki satir laf iki misralik siirdik,
Bur gulucuktuk, bir soru isareti,
Anla artik! sozle var ama satirlar yetersiz,
Dusunceler var ama sayfalar yetersiz,
Anla artik, biliyorum bir sen var bir de ben,
Uzak uak yerlerde ayri ayri sehirlerde
Ama desem ki sana, biz demeye var misin?
Desem ki ne sen olsun ne de ben
Bir biz olalim
Var misin?
Akin Yildiz
Sasirmisti, istemezdi etraftakilerin gozu onunde aglasin. Hic adeti degildi ne de olsa. Oysa Akin hep:
-"Nasil hissediyorsan oyle ol baskalarini bos ver" derdi.
Iste her zamanki gibi yine dinlemisti onun sozunu. Demek o da ayni seyleri hissetmis, o da artik bu uzakligi kaldirmak istemisti. Dogum gunu gecmisti. Hem de yine bilgisayar basinda. Yeni bir yasa daha girmisti iste, yepyeni bir yas, yepyeni umutlar, acilar, mutluluklar. Her yas olgunlastirirmis bira daha insani, belki de en cok bu yasa girdiginde olgunlastigini anlayacakti yillar sonar arkasina donup baktiginda kim bilir.
Akin! Kahretsin, seni simdiden ozledim diyerek hickiriklara gomuldu.
Neden sonra eli yanita gitt. Akina´ a gec kalmis bir yanitti bu.
Sadece tek bir sozcuk yazdi:
VARIM!…
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.
Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu…
Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.
Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni… Bir gün Jerry’ye
gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun…
Nasıl başarıyorsun bunu?
Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.
Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.
Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
iyi ya da kötü olmasını seçersin…
Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..
Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.
Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler…
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.
Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..
Ne yaptın? diye merakla sordum..
Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..
Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
Otopsi yapar gibi değil..
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.
Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..
Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:
1. Unutup gitmek.
2. Kesip saklamak,
fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..
Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
|
|
6 Kasım 2007 , Salı
Kategori (Kadın)
Daha henuz 18 yasindaydi ama hayatinin sonundaydi. Tedavisi mumkun olmayan olumcul bir kansere yakalanmisti. Kahir icinde eve kapatmisti kendini…Sokaga cikmiyordu.Annesi, bir de kendisi. O kadardi butun hayati… Bir gun fena halde sikildi, dayanamadi, atti kendini sokaga…Bir yigin vitrin onunden gecti, tam bir CD satan dukkani da geride birakmisti ki, bir an durdu, geri dondu, kapidan iceri,gozune hayal meyal takilan genc kiza bir daha bakti. Kendi yaslarinda harika bir genc kizdi tezgahtar… Hani,ilk bakista
ask derler ya, oyle takilip kalmisti iste…iceri girdi. Kiz,gulumseyerek kostu ona; "Size nasil yardim edebilirim?" diye.Nasil bir gulumsemeydi o…Hemen oracikta sarilip opmek istedi kizi… Kekeledi, geveledi, sonra "Evet!" diyebildi. Rastgele birini isaret ederek; "Evet, su CD’yi bana sarar misiniz?" dedi. Kiz CD’yi aldi, iceri gitti, az sonra paketle geri geldi.Genckizdan aldi paketi, cikti dukkandan, evine dondu.Paketi acmadan dolabina atti… Ertesi sabah gene gitti ayni dukkana…Gene bir CD gosterdi kiza, sardirdi, aldi eve
getirdi, atti paketi dolaba gene acmadan…Gunler hep alinip,sardirilan CD’lerle gecti. Kiza acilmaya bir turlu cesaret edemiyordu. Annesine acildi sonunda…Annesi; "Git konus oglum, ne var bunda?" dedi. Ertesi sabah,butun cesaretini topladi, erkenden dukkana gitti. bir CD secti.Kiz gulerek aldi CD’yi, arkaya gitti paketlemeye. Kiz icerdeyken bir kagida "Sizinle bir gece cikabilir miyiz?" diye yazdi, altina telefon numarasini ekledi,notu kasanin yaninakoydu gizlice. Sonra,paketini alip kacti gene dukkandan… iki gun sonra evin telefonu caldi… Anne acti telefonu. Dukkandaki tezgahtar kizdi arayan. Delikanliyi istedi, notunu yeni bulmustu da… Anne agliyordu… "Duymadiniz mi?" dedi. "Dun kaybettik oglumu." Cenazeden birkac gun sonra anne, oglunun odasina girebildi sonunda. Ortaliga ceki duzen vermeliydi. Dolabi acti, oraya atilmis bir yigin acilmamis paket gordu. Paketleri aldi, oglunun yatagina oturdu ve bir tanesini acti. icinde bir CD vardi, bir de minik not…"Merhaba, sizi oyle tatli buldum ki, daha yakindan tanimak istiyorum. Bir aksam birlikte cikalim mi?Sevgiler… Jacelyn "Anne, bir paketi daha acti, onda da bir CD ve bir not vardi: "Siz gercekten cok tatli birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artik.Sevgiler…Jacelyn..
|
|
|