Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
15 Nisan 2008 Salı

Korkulardan korkmuyorum derken,
Geçmişin izleri takılıyor peşime
Üşürken yüklemsiz tümceler yalanla
Aralıktan bakan mutluluk
Kanıyor nazar boncuksuz aşklara
.
Sahtelikte gerçek olan varsayımlar
Büyük bir gürültüyle patlıyor
Yargı, bağbozumu soluklarında
Bıçak sırtında durmak ya da gitmenin
Ucuz, ürkek pazarlıklarında
.
Zaman beni bana bırakınca,
Mâhkum oluyor kendim içimde
Ancak, üzerine ilaç sıkılacak
Hamamsız bir sivriböcek
Karıştırıyor dünlerle yarını
.
Bestelerken dağınık notalarım
Bütünle yarımın senfonisini,
Güneşi nadasa bırakıyorum gözlerinde
Olur ya hani, olur ya belki
Buzdağlarını eritir diye
.
Pişmanlık mekik dokurken geç kalmışlığa
Ay ışığına kızıllar giydiriyor saçlarım
İki ucunu görmeyen kör yazgım
Geceler kurtulsun derken arsız sabahlardan
Hükmüm veriliyor yok oluşa
.
Suçum sabit, cezam müebbet



13 Aralık 2007 Perşembe

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan
"Polisin Hatıra Defterinden" kitabından…
 
    
   4536: "Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir
tosun kaybolmuş."
   Merkez: "Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan
tosun eşkali veriyorum."
 
   *
 
   3370: "Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat
etmiş."    Merkez: "Başın sağ olsun evladım."
 
   *
 
   7553: "Kaçan aracı takip halindeyiz."
   Merkez: "Anlaşıldı. Mevkiiniz?"
   7553: "Kaybolduk Merkez!.."
 
   *
 
   Merkez: "Mevkiiniz?"
   4566: "Cumhuriyet caddesi"
   Merkez: "Tam mevkiiniz?"
   4566: "Arabadayız Merkez".
 
 
*
 
   5452: "Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam."
   Merkez: "Araç alkollü mü?"
   5452: "Olumsuz efendim, araç dizelmiş."
 
   *
 
   4512: "Merkez, hırsız kaçıyor!"
   Merkez: "Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?"
   4512: "Şuraya doğru kaçıyor."
   Merkez: "Biri 4512′den telsizi alsın, adam gibi tarif
etsin."
 
   *
 
   3345: "Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?"
   6220: "Henüz Abone’yi söylemedi amirim."
 
   *
 
   
   Merkez: "İskeledeki aracın belgelerini alın."
   5426: "Araç feribota binmekte…"
   Merkez: "Belgeleri muhakkak alın."
   5426: "Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum."
   5426: (Beş dakika sonra) "Aracın belgelerini aldım."
   Merkez: "Derhal merkez karakoluna intikal edin."
   5426: "Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben
karşıya geçiyorum. 17:00 feribotu ile dönerim."

 


12 Aralık 2007 Çarşamba
Merhaba Kazım,

Nasıl geçiyor günlerin orada?

Sen sevmezsin heyecansız yaşamı. Her şey düzenlidir şimdi oralarda. Karmşa yok, trafik yok.

İstiklal Caddesi var mı orada da? Mis Sokak’ta kaçak çay veren garsona kızdığın gibi “Rize Çayı” getirin bana diyor musun oradaki hizmet eden meleklere de? Yeşil parkanı giyip yağmurlu günde taksinin ön koltuğuna otururken taksici seni tanımasın diye dua ediyor musun hala?

Hamsi pişiriyor musun orada? Pişirirken de “Ben seni sevduğumi dünyalara bildurdum” Türküsünü söylüyor musun? Sahi Kazım Cennette hamsi var mı gerçekten? Hamsi olmadan Cennet bile çekilmez değil mi?

Güzelliğini Hopa dağlarından almış sesinle “ Dido”yu söylüyor musun? Manu Chao’nun konser vermesi için orada da uğraşıyor musun?. Hala St.Pauli gelip gelince seviniyor musun?

Pazar günleri TRABZONSPOR’un maçlarını radyodan mı dinliyorsun hala? Spikerin mikrofonlarımız Avni Aker’de diyene kadar sıkıntıdan patlıyor musun? Aytekin’in verdiği bordo-mavi çubuklu (reklamsız) formanı mı giyiyorsun hep? Yenildiğimizde ağlıyor musun hala?

Kazım bir kemençe veya bir tulum çalan bulabildin mi orada?

Yalnız mısın orada?

Kalabalık mı TRABZONSPOR tribünleri?

Dozer Cemil’de orda mı?

Birini daha soracağım sana Kazım;

1996 yılında 12 yaşındayken şampiyonluğu kaçırdığımız için kendini incir ağacına asan şehidimiz Mehmet Dalman’ı gördün mü? Mutlaka cennette karşılaşmışsındır. Ne yapıyor Memedim? İyi mi? Büyümüş mü Kazım? O Trabzon şivesi ile yanına gelip sana o soruyu sordu mu? Ona acı haberi verdin mi Kazım?

"Memedim 22 yıl oldu ve TRABZONSPOR hala şampiyon olamadı" dedin mi ona? Söylemeseydin keşke. Dayanamaz Memedin yüreği. Bir kez daha yıkılmasın o küçük dünyası.

Sarıldın mı ona sıkıca? Daha çok küçük o Kazım.. Sıkı sarıl ona.Hiç bırakma. Kimsesi yok orda Memedin. Onu ilk kez TRABZONSPOR maçına getiren babasını çok özlemiştir şimdi. Babalar gününde sarıldın mı ona? Sana hediye almak isterdi ama parası yoktur ki orada Memedin. Olsaydı eğer bil ki son kuruşuna kadar paraya kıyıp sana bir kaşkol alırdı. En güzel bordo-mavi duyguyla örülmüş.

Orada da havalar Karadeniz dağlarındaki gibi soğuk mudur acaba? Havalar soğuyunca sıkı sarıl ona Kazım. Senin yanında götürdüğün bordo-mavi çubuklu formayı ona ver. Daha çok küçük o, üşümesin Memedim. Sen de bilirsin o forma sıcak tutar adamı; Çoooook sıcak..

Koynunda uyut onu. Hopa’ya giderken Zigana Dağları’na bakan gözlerinle bak ona. TRABZONSPOR diye bağıran dudaklarınla öp onu. Söyle ona: “Memedim, 22 yıl oldu şampiyon olamadık. ama şampiyonluk için uşaklar hala uğraşıyor”

Bir de Kazım…

Trabzon maçını izleyenler arasında Trabzon 100-0 yenilse bile televizyona en yakın oturan, en çok çay içen, en çok bağıran ve lakabı Kama Yılmaz olan birini görürsen bil ki o da benim babamdır. Senin gibi onu da kanser aldı bizden. Bir bayram sabahı Memedi de yanına alıp benim için babama bir kez sarılır mısın ve söyler misin ona: “Yılmaz Amca oğlun evlendi. 20 gün önce de kızı oldu.ve kızına senin doğduğun köyün adı “Alona” yı vermişler. Babası Alona’nın kulağına ezan okuduktan sonra “Şampiyon Trabzon” diye seslenmiş”.demeyi de unutma emi….

Memede sıkı sarıl. O daha çok küçüktür. Söz. Şampiyonluk kupasını alınca bir senin bir de Memedin mezarına getireceğiz. Değil 22 yıl, bin yıl beklesek dahi…

NOT: ALINTIDIR !



7 Aralık 2007 Cuma

Aşk neymiş öğrenelim bakalım…

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa…
bu aşk değil HOŞLANMAK’tır
-
Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız..
Bu aşk değil ARZULAMAK’tır
-
Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız….
Bu aşk değil YALNIZLIK’tır
-
Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız…
Bu aşk değil SADAKAT tir
-
Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız…
Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK’tir
-
Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız…
Bu aşk değil ACIMAK’tır
-
Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..
Bu aşk değil ARKADAŞLIK’tır
-
Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BİR YALAN’dır
-
Onun iyiliği için kendinizden çok Şey feda edebiliyorsanız…
Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK’tir
-
O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa…
İşte bu AŞK’tır
-
Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız..
İşte bu AŞK’tır
-
O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız..
İşte bu AŞK’tır
-
Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsanız..
İşte bu AŞK’tır
-
Bu yazıyı aşkı başka Şeylerle karıştırmasını istemediğiniz bütün arkadaşlarınıza göndermeniz dileğiyle…………
-
Bir ara gönderirim mi diyorsunuz
işte bu BAHANEDİR….



6 Aralık 2007 Perşembe

Harekát…

BAYRAMIN birinci günü, İzmir’de baklava alıyorum…

Eyvah! Pastaneci tanıdı.

Açtı hemen sohbeti…

- Kerkük’e dalmalıyız!

- Peki.

- Bağdat’a bile girebiliriz!

- Olur.

- Kandil’i gece basalım!

Dayanamadım sonunda…

- İzmirli misin sen?

- Doğma büyüme.

- Hayatın boyunca, Afyon’dan öteye hiç gittin mi?

- Gitmedim abi.

- 5 dakkada Kerkük’e nasıl giriverdin o halde birader? Sar baklavayı da, asabımı bozma sabah sabah!

*

İstisnasız "her ferdi"nin "her konu"da "otorite" olduğu bir toplumda yaşamak, insanı hakikaten endişeye sevk eden bir duygu.

*

Deprem oluyor…

Herkes jeoloji profesörü.

Kuş gribi…

Herkes gıda mühendisi.

Maç yapıyoruz…

Herkes teknik direktör.

Ve, şimdi Irak…

Herkes orgeneral!

*

İzliyorum televizyonları…

En büyüğünden en kıytırığına kadar hepsinde "harekát masaları" kuruldu.

Kabartmalı haritalar, maket tanklar, kes-katla F16’ları, laser point, kırmızı mavi oklar filan…

Kimisi şok vuruş yapıyor.

Kimisi gizlice sızıyor.

Gırla.

Halbuki… Reklam arasında çaktırmadan sök Irak haritasını, yerine Torosların haritasını koy, bıraktığı yerden anlatmaya devam etmezse, ne olayım!

Çünkü, emekli subay olsa, amenna… Anlatanların çoğunu tanıyorum, askerlik bile yapmayanlar var aralarında. En kıdemlisi, bedelli.

Ama sor…

Nerelere helikopterle komando indirmemiz gerektiğini "nokta atışı" gösteriyor! Tereddütsüz.

*

23 yıldır gayri nizami harp yapıyoruz, 23 yıldır… Avustralya’dan Almanya’ya onlarca ülkeye yayılan devasa bir organizasyonla karşı karşıyayız… Adamlar 8’er, 10’arlı gruplar halinde dolaşıyor.

Bizim meslektaşlar ise, hálá, bunların biner kişi biner kişi "kale"lerde oturduğunu varsayıyor!

"Kafalarına yıkalım" falan.

*

Ben kendi payıma, henüz, telsizin bile nasıl çalıştığını kavramış değilim… İnanın.

Onun için, İncirlik’ten kalkan tanker uçaklarla, Erhaç’tan kalkan bombardıman uçaklarının havada nasıl buluştuğunu bilmiyorum.

Ama coğrafya okudum hiç olmazsa!

En yakın noktası sınırımıza 90 kilometre uzakta bulunan, 3 bin 377 kilometrekarelik Kandil Dağı’na trekking yaparak gidemeyeceğimizi biliyorum, en azından.

*

Yapmayın kardeşim; lütfen.

Savaş bu… Atari değil.

Yalan yanlış bilgilerle, uyduruk krokilerle, sallama stratejilerle milleti gaza getirmeyin; "reyting" uğruna, beklentiyi yükseltmeyin.

Bırakın, işi bilenler, işini yapsın.

Sessizce.

*

Ha, gülmekten öldürmeye çalışıyorsanız teröristleri…

Orasını bilemem.

 ALINTI



26 Kasım 2007 Pazartesi

3 yıl kadar önce çok sevdiğim bir insanı kaybettim. O delice sevmenin bedelini hayatıyla ödemişti. Ölürcesine sevmek diyorlar ya sanırım bu o işte. Ama ölmek neyi değiştirdi hiçbir şeyi… Ya uğrunda ölünen insan ne alemde tabiki kendi hayatını yaşıyor ve umursamaz bir şekilde hayatına devam ediyor. Bugün işe gitmeden önce bir intihar haberi aldım. Gencecik insan canına kıymıştı. Henüz sebebini bilmiyorum ama yine de çok üzüldüm. Çünkü o kişi hem hayatını hem ahiretini yitirdi. Onları anlamaya çalışıyorum. Hayatı hep birilerinin kurallarına göre yaşıyoruz. Kendimiz olmaya kelktığımızda başlıyor size ön yargılar ve sonrası malum bunalım sıkıntı dolu bir hayat. O çok sevdiğimiz sevgili ise bize o zor zamanlarımızda destek olamamıştır. İyi gününde herkes yanındadır ama gözyaşı döktüğünde neyin var diyen çok az kişi olur. Sevilmemek, saygı duyulmamak, önemsenmemek kadar hayatta kötü birşey olamaz. Zamanında depresyon eşiğine geldiğim günü hatırlıyorum veda mektuplarımı bile yazmıştım ve sonra cesaretimde yerindeydi bitecekti herşey aynı evde kaldığım arkadaşlarım farkedip bunu engellediler. Ve şimdi düşünüyorum da ne için kimin için ölecektim şimdi ise iyi ki hayattayım diye Allah a şükrediyorum. Neden insanlar sonuna kadar bıktırırlar insanı ne olacaktı ben ölünce onlar kendilerini mutlu mu hissedecekti. Bu zamanda insanın dengesini koruması çok zor herkes iyi giden şeye çomak sokarken biz polyannacılık oynayalım. Çok mantıklı değil mi? Ve şunu itiraf etmeliyim ki intiharların asıl sebebi imandaki boşluklar eğer öyle olmasaydı başımıza her gelen şeyin Allah tan olduğuna inanarak sebat edecektik. Ve şimdi şunu da biliyorum hiçbir aşk ölünecek kadar değerli değil.



16 Kasım 2007 Cuma

İnsan birşeylerin değerini kaybedince anlıyor derler ya bence çok doğru bir söz. Geçmişte yaşadığım bazı güzel günlerimi özledim. Lisedeyken çok sevdiğim bir tarih hocam vardı. Muhteşem bir insandı. Sanırım özlemlerim arasında o ilk sıralarda yer alıyor. O kadar milliyetçi bir insandı ki o birşeyler anlatırken siz o olayı yaşardınız. Her hafta onun derslerini iple çekerdim. Liseden sonra da bir müddet haberleştik ama sonra mecburen koptuk. Farklı hayatlar yaşıyorduk. Gerçekten şöyle bir geçmişinize bakın ne çok sevdiğimiz vazgeçemediğimiz insanlar o tozlu sayfalarda yerlerini aldı. Bunun sebebini hala anlamış değilim. Gözden ırak olma meselesi sanırım. Hayat herşeye rağmen güzel… Meşgul olduğum işim var hala kopmadığım birkaç dostum var ve en önemlisi de beni zaman zaman anlamasalarda ailem var… Sahip olduğumuz varlıkların kıymetini bilelim. Yüce Yaradan bize sadece bir ömür veriyor ve yaşanılan hiçbir şey geri alınmıyor. Hayatı dolu dolu yaşayalım. Seviyorsanız veya kırıldıysanız saklamayın söyleyin. Bir dakika sonra yaşayacağımız malum değil. Sonra gidenlerin ardından koskoca bir keşke yığını bizi bekler…



13 Kasım 2007 Salı

> > Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
> >
> > Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
> >
> > Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
> >
> > İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
> >
> > Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
> >
> > Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
> >
> > ‘Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
> > fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
> >
> > Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
> >
> > Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
> > getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
> > kadar bu böyle devam etti.
> >
> > Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
> > ile beceriksizce sarılmıştı.
> >
> > Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
> >
> > Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
> >
> > Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
> > sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
> > eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
> > ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
> > ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
> > söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
> >
> > Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
> > ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
> >
> > Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
> > üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
> >
> > Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
> > sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
> > mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
> > yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
> > daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
> > sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
> > karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
> > ismi biraz daha uzundu.
> >
> > Mektup söyle imzalanmıştı,
> >
> > Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)
> >
> > Öykü burada bitmiyor.
> >
> > Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
> >
> > Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
> > birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
> > Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
> >
> > Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
> >
> > Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
> >
> > Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
> >
> > ‘Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
> >
> > Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim’
> >
> > Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,
> >
> > Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
> > öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum’.
> >
> > Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.
> >
> > Bunu iletin, birinin yüreğini ısıtın, hayatında bir fark oluşturmaya çalışsın.
> >



10 Kasım 2007 Cumartesi

Dündar Soye’in babası,  Atatürk tarafından "Yalova kaplıcalarını yeniden kurmakla" görevlendirilmiş. Atatürk birgün Yalova’da kaldığı evin etrafında dolaşırken "bir şey" dikkatini çeker.

Büyümekte olan bir çınar, rüzgarlı havalarda terasa çarpa çarpa yaralanmıştır.

Atatürk’ün sorusu:

-Bu ağacı kurtarmak için ne yapalım??

Biri der ki "keselim"

Diğeri "ağacın yaralı yerini bir çuvalla saralım."

Atatürk bu önerilerden hiç birini beğenmez.

Ve kararını açıklar:

-Bu binayı burdan çekelim ve ağacı kurtaralım.

Sonuç mu?

Temel açılır, binanın altına borular döşenir ve bina "kaydırılır."

Atatürk çocuk gibi sevinmiştir:

"Oh, nihayet ağacı ızdıraptan kurtardık."



6 Kasım 2007 Salı

1. .Doktorunuzun önerdiği ilaç veya ensülin tedavisi ve diyete aynen uygulamaya çalısın. İlaçlarınızı doktorunuza sormadan değiştirmeyin veya kesmeyiniz. Seker düşmeleri oluyorsa doz ayarlaması için hemen doktorunuza başvurunuz. 2. Yılda bir defa göz muayenesi olunuz. Göz doktorunuza seker hastası olduğunuzu söylemeyi unutmayınız. 3. İki yılda bir diş doktoruna giderek muayene olunuz. Özellikle diş etlerindeki iltihap seker hastaları için çok önemlidir. 4. Her yıl Eylül ayında grip asisi olunuz. 5. Ayaklarınızı her gün ilik sabunlu suyla yıkayınız ve arkasından kurulayınız. 6. Cildinizde kuruma olabilir. O nedenle cildinizi nemlendirici kremlerle nemlendiriniz. Ayak parmak aralarına krem sürmeyiniz. 7. Çoraplar pamuktan olmalı ve bacağınızı sıkmamalı, iz bırakmamalıdır. 8. Ayaklarda nasır varsa mutlaka cildiye uzmanına giderek tedavi ettiriniz. 9. Yazın mutlaka çorap giyiniz. Çıplak ayakla dolaşmayınız. 10. Ayakkabınız rahat olmalı, dar veya bol olmamalıdır. 11. Ayak tırnaklarınızı düz olarak kesiniz. 12. Sigara içmeyiniz. seker hastalarında sigara içilmesiyle kalp ve bacak damarlarında çok hızlı tıkanma, kalp krizi ve ayak kangrenine neden olabilir. 13. Her gün aspirin aliniz. Aspirin 80mg (çocuk aspirini) veya 325mg olabilir. Bu dozdan fazla almayınız. Ülser, gastrit, karaciğer hastalığı, kanama riski varsa aspirin almayınız. En iyisi doktorunuzla bu konuyu konusunuz. 14. Tansiyonunuzu takip ediniz. Tansiyonunuz 130/80mmHg’den fazla olmamalıdır. Yüksek ise doktorunuza başvurunuz. 15. Stres den uzak durmaya çalısın. Stres, üzüntü, sıkıntı kan sekerini yükseltir. 16. Vitamin olarak antioksidan vitamin aliniz 17. Seker ölçüm cihazı alarak kendi sekerinizi ölçmeyi öğreniniz ve takip ediniz. 18. Her gün veya haftada en az 3 kez 20-30 dakika yürüyüp yapınız. 19. Üç ayda bir açlık ve tokluk kan sekeri, HbA1c , yılda bir kalp EKG’si ve batin ültrasonu ve TSH ölçümü yaptırınız., iki yılda bir talyum sintigrafisi yaptırınız. 20. Kan yağları (kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol), üre ve kreatinin ölçümleri ve karaciğer testlerini kontrol ettiriniz. 21. Doktorunuzun haberi olmadan bitki (hörbal) ilaçlar almayınız. 22: HbA1c % 6.5 altında olacak şekilde tedavi olunuz. NAGİHAN SARIOĞLU



Sayfalar : [1] 2 3