Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kapalı Çarşı,Satış ve Pazarlama

(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...
24 Kasım 2007 Cumartesi | İhbar Et | Etiketler : kapalı Çarşı satış ve pazarlama

Published Mart 20th, 2007 in Pazarlama. Tags: , , , , .

Kapalı ÇarşıGeçen gün Mısır Çarşı’nın yanından geçerken Kapalı Çarşı’da yaşadığım bir tecrübe aklıma geldi .Birazdan bunu sizinle paylaşacağım ama ondan önce Kapalı Çarşı hakkında bir kaç not vermek istiyorum.“İnternetdeki kaynaklara göre temeli 1461 yılında atılmış olan Çarşı dünyanın en büyük ve en eski alış veriş merkeziymiş. 30.700 metrekare gibi geniş bir alana kurulan Çarşı’da 60 kadar sokak ve bu sokaklarda da 3600′den fazla dükkan varmış.Son zamanlara kadar 5 camiye, 1 okula, 7 çeşmeye, 10 kuyuya, 1 akarsuya, 1 sebile, 1 şadırvan, 18 kapıya, 40 hana sahip olan Çarşı İstanbul’un sembol mekanlarının başında gelmektedir.” Daha fazla bilgi için Vikipedi’aya ve Kapalı Çarşı Resmi Site’sine bakabilirsiniz.
Birzamanların cıvıl cıvıl olan çarşısı son zamanlarda can çekişiyor ve esnaf bu durumdan ciddi anlamda şikayet ediyordu.Yakın geçmişte Kapalı Çarşı haberlerinin genelinde işletmecilerin “nerde o eski,canlı Kapalı Çarşı” diye yakınmaları dün gibi aklımda.Bu izlenimler biranlık zihnimde canlanınca,aklıma yıllar önce yaşadığım ve Kapalı Çarşı’nın tılsımını bozduğuna inandığım bir olay geldi.Yaklaşık bundan 10 yıl önceydi…
Babam o zamanlar Almanya’da Edebiyat Öğretmenliği yapıyordu.Çeşitli zamanlarda Türkiye’ye geldiğinde ordaki arkadaşları babamdan hep Kapalı Çarşı’da satılan çeşitli hediyelik eşyalardan getirmesini istiyorlardı.Bu amaç için,dediğim gibi 10 yıl önce Çarşı’ya girmiştik.Kapıdan içeri girer girmez Kapalı Çarşı’nın o otantik havası,tarih kokan mekanları ve tarihi motiflerle süslenen hediyelik eşyaları insanı derinden etkiliyordu.Mağazaları dolaştıkça gördüklerimin benim heyecanımı,mutluluğumu daha da perçinliyordu.İçimden gördüğüm herşeyi almak geliyordu…
Kapalı Çarşı
Ancak bir çocuğun içine dolan gülümseme ve heyecan birazdan anlamadığı ve büyüyene kadar anlamayacağı bir şekilde kaybolacaktı.Hediyelik eşyaları teker teker elimize alıp incelemeye başladığımızda fiyatlarınıda soruyorduk.Her eşyanın bir satıcı tarafından bize söylenen fiyatı varı,birde arkasında etiketli fiyatı.Bir iki dükkan derken hemen hemen dükkanların çoğunda bu uygulamanın olduğunu farketmiştik.Bize söylenen fiyatla,etiket fiyatı arasında büyük uçurum vardı.Bu farklılığın sebebini sorduğumuz bir satıcı size söylediğimiz fiyat “Türkler” için,arkasında yazılan ise “Turistler” için demişti.Yani aynı malı farklı insanların alması fiyatı birden farklılaştırıyordu.Bu iki yüzlülük bizi çok etkilemişti.Biz değilmiydik tarihimiz boyunca misafirperverlik,dürüstlük,doğruluk,adalet ilkelerini kendi toplumumuzla özdeşleştiren ? Hani nerde kaldı ?Ozaman öğretilen doğrularla uygulamaların birbirinden farklı olduğunu anlamaya başladım.
Bugünden geçmişe bakıp o olayı düşündüğümde Satış ve Pazarlama’nın farkının ne olduğunu,doğru satış ve yanlış satış kavramının nelere yol açacağının bu deneyimle dahaiyi anlatılacağını hissettim.
Yaprak
Muhakkak ki şirketlerin ayakta kalması için bazı satışlara gerek vardır,ancak gereğinden fazla plansız satışın kimseye bir yararı yoktur.Satış doğru olduğu zaman,tüketiciye değer kattığı zaman anlamlıdır.Satıştan tüketici maddi,manevi zarar görmeye başlıyorsa emin olun sizin için de tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Doğru satış var olan bir ürünü,hizmeti olduğundan farklı göstermeden,tüketiciye en az beklediği değeri sunabilmek ile ilgilidir.Satış doğru yapıldığı zaman uzun vadede size geri dönüşü azımsanmıyacak kadar büyük olur.Sunulan değerden memnun olan tüketiciler, ister istemez sizin gönüllü reklam elçileriniz olurlar.Ve tüketicilerin en çok etkilendiği reklam; tanıdığı,sevdiği birinin ona tecrübelerine dayanarak verdiği mesajardır. Bunun tam tersini düşünmekte olasıdır,bir şirket ürün hakkında yapılacak en kötü propaganda o ürünü,şirketi deneyen müşterilerin olumsuz fikir beyan etmesidir.(Daha fazla bilgi için Virüslü Pazarlama)
Kapalı Çarşı esnafı malesef verdiğim örnekten anlayacağınız üzere sadece satışa odaklanmıştı.Ne pahasına olursa olsun “Satmak”…Günümüz pazarlama kavramının en çok ihtiyaç duyduğu kavram satış nasıl olurdu da bilinçsiz kullanılarak bir ürünün,şirketin sonunu hazırlayabilecek etkilere yol açabilirdi ? Müşteri değerine inanmayan,satışı değer sunmaktan çok ilkel bir noktaya çeken,çeşitli dalaverelerle ürünü satmayı başarı sayan satıcılar elinde bu kavram pimi çekilmiş bir elbombası etkisi yaratır.Kısa zamanda olmasa da uzun vade de emin olun bir gün patlar.
Değer verdiğim bir büyüğüm şöyle demişti “Pazarlamacı satamıyorsa bir hiçtir” belki kendine göre haklı ancak bu cümleyi şöyle çevirmek istiyorum :“Pazarlamacı doğru satış yapamıyorsa bir hiçtir.“ Bu iki cümle arasındaki farkın algılanmasını da sizlere bırakıyorum.
5 Responses to “Kapalı Çarşı,Satış ve Pazarlama”


  1. 1 Bülent Akgül Mar 22nd, 2007 at 13:45
    Merhaba Numan,
    Kapalı Çarşı konusuna gelmeden önce; sitenin başlığı olan “Pazarlama Dehasını” kaldırmışsın, kutlarım. Benim içime sinmeyen bir markalama ismiydi, eleştiresim vardı, ama bana düşmez diyordum. İtici bir isimdi.
    Şimdi gelelim Kapalı Çarşı’ya. Konunun çok farklı boyutları var. Her boyutu ayrı bir maddede ele alayım.
    (1) Zaten yazmışsın, turiste ve yerli müşteriye karşı uygulanan farklı fiyat politikasını. Gerçi turistler yine de satın alırlardı, çünkü gelişmiş ülkelerde bu tip ürünler aşırı pahalıdır. O nedenle, şişirilmiş fiyatlar veya fiyatlamadaki iki yüzlülük Kapalı Çarşı’nın bu günkü halini anlatmaya yetmez.
    (2) Kapalı Çarşı’da işler şöyle çalışır: Turist rehberleriyle makul bir komisyon oranı karşılığı (mesela %2-3) anlaşılır. Sonra bu rehber turundaki turistleri Kapalı Çarşı’ya getirir ve beraber çalıştığı dükkana sokarak alış-veriş yaptırır. BÖylece dükkanın satışları artar, rehber ekstradan para kazanır, memlekete döviz girer. Tamam da, yapılan alış-veriş karşılığı rehbere hakettiği komisyonu ödemezsen ne olur: Rehber sana turist getirmez, ayrıca diğer rehber arkadaşlarını da uyarır, dükkan sahibi de ağzını açar ayaza doğruz. Kapalı Çarşı’da ve Mısır Çarşısı’nda olan şey de budur.
    (3) İki çarşıdaki esnaf da yerli müşteriyi hor görürdü, itiraz eden varsa kendi kendine etsin beni uğraştırmasın, kaç yıl geçirdim ben orada. Yerli müşteri girince adam gibi davranılmazdı. Açıklamaları şuydu: Yerli müşteride para yok, gelir kırk türlü mala bakar, yarım saat pazarlık eder, sonra ben biraz daha gezeyim der, bir daha da dönmez. Kardeşim sen mi karar vereceksin müşterinin neyi nereden ve kaça alacağını, sen işini adam gibi yap da senden alsın. Müşteriyi tersleyeni, sorularına cevap vermeyeni, bakmak istenilen ürünü vitrinden çıkartmayanı çok gördüm. Durum değişti mi derseniz kesinlikle evet. Mağaza sahipleri bilinçlendi diye mi, kesinlikle hayır. Nedeni turist yok, olan da para harcamıyor, rehberler de turist getirmiyor, kim kaldı; yerli müşteri.
    (4) Biz millet olarak, yerel veya yöresel değerlere önem vermeyiz. Otantik olarak adlandırılan ürünleri satın alarak evimizi onunlarla dekore etmek veya bu tip ürünleri kullanmak genel olarak şark usulü görülür ki, biz sonradan görme şehirli İstanbullular için kabul edilemez. Medeniyeti sonradan görünce, eskiyi hor görmek yalnızca İstanbul için gerçerli değildir. Elin oğlu bu tip el işi ve farklı ürünlere para saçarken, biz köylülük deriz.
    (5) Eskiden birikimlerin değerlendirilme yolu altın idi. Evlerde yastık altında tutulan altınlarla ölçülürdü geleceğin teminat altında tutulması. Tabii bir de gayri menkul yatırımları. Millette birikim yapacak hal kalmayınca, birikim yapanlar da banka ve fonlara yönelince, altın banka fonlarının yatırım sepetindeki %5-10 oranındaki paylarına kadar gerileyince, altın satışları da tepe taklak gitti doğal olarak.
    Şimdi bu beş madde temel olarak Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı’nın halini anlatmaya yetiyor bence. Sen esas değerin olan yerli müşteriyi hor göreceksin, bütün ticari hayatını turistin cüzdanına havale edeceksin. Turist buluttan nem kapıp yurda gelmeyince, sen turist getiren rehberi kazıklayınca, gelen turistte Avrupa’nın fakirden hallicesi olunca durum da böyle oluyor işte. Şimdi esnaf turistlerden umudunu kesince yerli müşteri kıymete bindi. Ancak geç kalınmıştır. Millet enayi değildir.
    Şimdi bu esnaf, böyle davranacak, iki çarşının da imajını yerle bir edecekler, sonra da biz oturup hallerine üzüleceğiz. Umarım çarşıları bu hale getirenler, hızla piyasadan çekilir de yerlerine doğru düzgün iş yapacak esnaf gelir. Belki ondan sonra birşeyler olabilir. Yoksa biz böylesi büyük bir değeri yitireceğiz.
    Saygılar…

  2. 2 F1R3 Mar 24th, 2007 at 01:54
    Selam Bülent ;
    Tekrar senin yorumlarını okumak büyük zevk.
    Site ismini alırken Peter Fisk’in “Marketing Genius” kitabını okuyordum,aynı zamanda site ismi almam gerekiyordun aklıma gerek yazım,gerekse çağrışım açısından kolay akılda kalacak ve kolay hatırlanacak olduğunu sandığım bu isim geldi.Ben genelde ilk aldığım kararları değiştirmem öylede kaldı…Yoksa bu yolda öyle olduğum anlamında bir iddaam olmadı,olmaz da.
    Kapalı Çarşı’nın bu durumunun senin de bahsettiğin gibi bir çok nedeni var.Sen orada bulunman sebebiyle çok güzel noktalara değinmişsin,katılmamak elde değil.Yazdıklarına tamamen katılmakla beraber bir nokta da senle aynı fikirde değilim.Yabancı turistler pahalı olsada alır demişsin.Bu cümle doğru olmakla beraber piyasaya aşina olan turistlerin yavaşda olsa elini tabiri caizse “kazık yediği yerden” çekmesi kaçınılmaz.Bazı forumlara girdiğimde yabancı turistlerin istanbul ve bizler hakkında neler bildiğini okudukça insanlar arasında bilginin çok hızlı yayıldığını daha iyi idrak ettim.Belki bir kere kazık yiyebilirler ancak ikinci,ücüncü kez aynı hataya düşeceklerini sanmıyorum.
    Saygılarımla…

  3. 3 Mustafa ÖZATA May 11th, 2007 at 15:49
    köyümüz camilerinin halıları 18.05.2006 tarihinde satışa sunulacaktır.bu halılar arasında antik değere sahip halılarda bulunmaktadır.daha geniş bilgi için numaramız:05354933335

  4. 4 Özer Yıldırım Haz 9th, 2007 at 13:58
    Kapalı çarşıya yıllarca gider geliriz. Orada dükkânlar
    içinde ve dışında satışa sürülen metaları görür onlarla ilgile
    niriz.Kısaca, tarihi şöyle bir usumuzda imgelenir ve bu çok kı
    sa sürer. Yine, satılan eşya ve çarşıya özel metalara yöneliriz.
    Vakta ki geçmiş tarihte bu çarşıdan birşeyler satın alan ya da bir şeyler satan roman kahramanının imgelerini-bir yazar olarak-
    kağıda dökmeye başladığınız da iş o kadar kolay olmuyor. Hiç ol
    muyor.
    Yarın ilk iş olarak Kapalı Çarşıya gidip birde bu gözle bakacak
    bu düşüncelerle Çarşı yı dolaşacağım. Acaba 1940 larda ve de İkin
    ci Cihan Savaşı yıllarında Kapalı Çarşı nasıl idi ve neler yaşadı?
    Genç yazarlara, yeni yazanlara sevgilerle.
    Saygılar Sunarım
    Özer Yıldırım

  5. 5 HAKAN ERCAN Kas 6th, 2007 at 00:01
    YUKARIDAKİ YAZIYA VE ARKADAŞLARIN YORUMLARINA KATILMAMAK MALESEF İMKANSIZ FAKAT FİYATTAN DA ZİYADA ŞÖYLE ACI GERÇEK VAR Kİ…LALALİDEKİBAVUL TİCARETİ GİBİ YURTDIŞINDAN GELEN KİŞİLERE EN İYİ MALI SATIP DA ONLARA MALLARI GÖNDERİRKEN ÜST TARAFA YİNE SÖZ VERMİŞ OLDUĞUNUZ MALI KOYUP ALT TARAFLARA İSE EN ADİ MALLARI KOYUP ÜLKEMİZİ REZİL EDEN,ÜÇKAĞITÇILIK DAMGAINI YEMEK ZORUNDA BIRAKAN O KANSIZ KİŞİLERİN DE YAPTIKLARINI TÜM ÜLKE ÇEKTİ VE HALA DA ÇEKİYOR…HER ŞEYİ DEVLETTEN BEKLEMEMELİYMİŞİZ NE YAPACAĞIM KARDEŞİM BİR OLAY VUKU BULMAYA CEREYAN ETSE KARAKOLA GİTSENİZ SİZE VERİLEN BİLGİ İLGİNÇTİR BAŞINIZA GELSİN DE ÖYLE GELİN…İYİDE GELDİKTEN SONRA TESTİ KIRILMIŞ OLACAK KIRIK TESTİYİ NE BEN KULLANABİLİRİM NEDE SEN SU İÇEBİLİRSİN…BU YÜZDEN TABİKİ DEVLET BUNLARI KONTROL EDECEK POLİSLER DE MAÇLARDA KORUMACILIK OYNAYACAĞINA BU VE BUNUN GİBİ İŞLERİ KOVALASINLAR…HER NE OLUR İSE OLSUN KİŞİ ALDIĞI PARAYI HAKETMELİ…SAYGILARIMLA

Yorum




Yorum yazmak için Giriş yapınız
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.