22 Aralık 2007 Cumartesi Yorum yok »
Ağrınızı önemseyin
Yaklaşık üç yıldır, vücudumda ağrı hissediyorum. Öyle ki bazı günler bu dayanılmaz hal alıyor. Gittiğim doktorlar, bana geçici olarak rahatlama sağladı. Ben bu ağrılardan temelde kurtulmak istiyorum. Ne yapmam gerekiyor.
Berrin Satılmış- Kayseri Fizik Tedavi uzmanı Dr. Muzaffer Toklu:
Ağrı; vücudun değişik bölgelerinden kaynaklanıp kişide panik oluşturabilen, sevimsiz, rahatsız edici bir algılama durumudur. Genellikle dokuların birinde hasar mecuttur. Hasarlı durumun algılanıp vücudun gerekli önlemleri almasını sağlayan ağrı, vücudumuz için gerekli ve çok önemlidir. Ancak ağrının şiddeti her zaman var olan doku hasarı ile aynı oranda değildir. Kişinin duygu durumu, geşmişte yaşanan ağrılı durumlar, psikolojik faktörler etkili olup ağrıyı algılamada kişisel farklılıklar olabilir.
Ağrı, süresine göre; akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut ağrılar keskin karakteri olup (bel-boyun fıtığı, travmalar,romatizmal hastalıklar) ağrı nedeni ortadan kaldırıldığında genellikle 3 aydan kısa sürede geçer. Ancak hastaya kesin tanı konamayıp, gecikmiş, uzamış, uygun olmayan tedaviler sonunda ağrı geçmiyorsa ağrı kronikleşiyor demektir. Genellikle 3 aydan uzun süreli ağrılar kronik ağrı olarak tanımlanır. Kronik ağrıda psikolojik ve çevresel nedenler ön plana çıkıp kişinin sosyal uyumu bozulabilir. Uyku bozukluğu, huzursuzluk, yorgunluk, depresyon olabilir. Kişi sürekli ağrıdan yakınır ve sık sık doktora gitme eğilimindedir. Sorun ne kadar süreğen halde bırakılırsa, ağrıda pisikolojik faktörler o kadar çok işe karışıp, kronikleşen ağrı çok boyutlu bir durum alır.
Bu nedenle ağrı kronikleşmeden kesin tanının bir an önce konulup, hastalığın hızla tedavi edilmesi gerekmektedir. Ağrı tedavisinde amaç, ağrıyı kesmek olmayıp, ağrı nedenleri ortadan kaldırılmalıdır.
Kronik ağrı tedavisinde rehabilitasyon çok önemli olup, hastanın günlük yaşam kalitesini arttırmak, ilaç kullanımını ve ağrıyı arttırıcı çevresel faktörleri azaltmak başlıca hedefler olmalıdır. Uygun vakalarda ilaç tedavisi, fizik tedavi ve girişimsel tedaviler uzmanlarınca uygulanmalıdır.
22 Aralık 2007 Cumartesi Yorum yok »
Stresin en etkili ilacı ılık banyo
Psikolog Nadide Nergiz’e göre en stresli anda duşa girmek ilaç kadar ekli yöntem. Psikolog Nergiz, nedeni belirlenip, çözümü yoluna gidilmeyen stresin, ilerleyen dönemlerde başta depresyon olmak üzere daha büyük ruhsal sorunlara yol açabileceğine işaret ederek, şunları söyledi: "Stresi engellemek mümkün değil, ancak alınacak küçük tedbirlerle şiddeti azaltılabilir. Bunların başında düzenli beslenme, düzenli uyku ve ılık banyo gelir. Stresli bir anda ılık bir duşa girmek, kişide en az ilaç kadar olumlu etki yapar. Öncelikle kişi her sabah duş yaparak güne başladığında daha zinde, sağlıklı ve iş yaşamında başarılı olur. Akşam eve dönüşte girilecek duş ise günün yorgunluğunu ve stresini atmaya yarar” dedi.
22 Aralık 2007 Cumartesi Yorum yok »
Bayramlaşırken grip ve nezleye dikkat edin
Prof.Dr. Recep Akdur, nezle ve gripolan kişilerin bayramda kesinlikle hiç kimseyle tokalaşıp öpüşmemesi uyarısında bulundu. Akdur, nezle ve grip virüslerinin hasta kişilerin öksürük ve hapşırıklarıyla ellerine, oradan da diğer insanlara bulaştığını, bu nedenle bu hastalıkların en önemli bulaşma yolunun eller olduğunu söyledi.
Bayramda akraba ve dost ziyaretlerine gidildiğinde bol bol tokalaşılıp öpüşüldüğünü kaydeden Akdur, böylece hasta olanların çevresindekilere nezle ve grip virüsü bulaştırdıklarına dikkati çekti. Akdur, "Aksi takdirde sevdiklerine bayram hediyesi olarak nezle ve grip vermiş olurlar" diye konuştu. Uzman doktor, nezle ve gribi başkalarına bulaştırmak istemeyenlerin öksürürken ve hapşırırken kirlenen ellerini sık sık yıkamaları gerektiğini belirtti.
30 Kasım 2007 Cuma 1 Yorum »
| Sigara çok zararlı bir maddedir |
Tütünün etkili maddesi olan nikotinin, bir damladan az miktarı insanı öldürür. Bir sigara içinde bulunan nikotin, deri altına şırınga edilirse, iki insanı öldürür. Tütün dumanında nikotinden başka birçok şiddetli zehirler vardır. Mesela bir sigara dumanında, bir miligram siyan asidi, % 5 karbon monoksit, amonyak, % 1,5 kükürtlü hidrojen mevcuttur.
Sigara yanarken nikotinin % 25i harap olur. % 30u dumanla havaya gider. % 45i de sigara içinden ağza doğru çekiliyor ise de, bunun üçte ikisi sigaranın soğuk kısmında sıvı halde kalıp, ağza, sigaradaki nikotinin, ancak % 15i dahil olur. Ağza giren nikotinin mühim bir kısmı, tükürük ile mideye gidip mide ifrazını azaltarak iştahı keser. Nikotin, ağız ve mide zarlarında kana karışır. Kanla dolaşan nikotin, böbrek üstü bezlerini tahriş ederek adrenalin ifrazı artıp tansiyon yükselir ve derideki damarlar sıkışarak, renk solar, ishal yapar. Safra yollarını daralttığından safrası ve karaciğeri zayıf olan, fazla tütüne dayanamaz.
45 yaşın altındaki genç erkeklerden, kroner kalb hastalıklarından ölenlerin % 80i sigara tiryakisidir. Sigara içenlerde akciğer kanseri, içmeyenlere nispetle 15 kat fazladır. Akciğer kanserine yakalanan hastaların % 94’ünün sigara tiryakisi olduğu ortaya çıkmıştır. Sigara içmeyen kadınlarda kısırlık % 3,8 iken, sigara içenlerde bu oran % 41’dir. Günde bir paket sigara içilen evlerdeki çocukların da, günde 5er adet sigara içmiş gibi olduğu tespit edilmiştir. Sigaradan bir nefes çekip üfleyen kimse, dumanla beraber çevreye 70 mg yanmış madde ve 25 mg karbonmonoksit vererek etrafındakileri zehirlemektedir.
Bacaklarında damar tıkanıklığı olan kişilerin % 90ının sigara içenlerden olduğu ilmi bir gerçektir. Sigara içenle, sigara ile kirlenmiş havayı teneffüs eden arasında, gördüğü zarar bakımından fark azdır. Sigara içilen yerde duran, % 70 sigaranın zararından etkilenir. Gerek hamilelik öncesinde, gerekse hamile ve emzikli iken sigara ve alkole devam eden ana babalar, çocukların hayatlarına kastetmiş sayılırlar. O halde ilk fırsatta sigarayı bırakmaya çalışmalıdır.
Sigarayı bırakmak için
1- Sigarayı bırakmaya kesin karar verip bu işte iradeyi sonuna kadar kullanmak gerekir.
2- Sigarayı birden bırakınız! Zira birden bırakmanın daha başarılı olduğunu tecrübeler göstermiştir. Birden bırakamayan da yavaş yavaş bırakmalıdır.
3- İlk iş olarak sigara içen ve sizi sigaraya iten arkadaşlardan ve onlarla işbirliği yaptığınız çevreden uzaklaşınız! (Kahvehane, oyun yerleri vs.)
4- Sigara içen ve sigarayı hatırlatan her şeyden uzak durun! (Sigara paketi, kibrit gibi)
5- Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz. Genellikle sebze, meyve ve sulu yiyecekleri tercih edin.
6- Bilhassa sigara arzusu arttığı hallerde bir bardak su içiniz!
7- Planlı, disiplinli ve faal bir yaşama şeklini benimseyiniz!
8- Sizi strese sokacak konulardan ve tartışmalardan uzak durunuz!
9- Boş zamanlarınızı faydalı çalışmalarla ve açık havada yürüyüşlerle değerlendiriniz.
10- Mümkünse birkaç arkadaşla, grup halinde bırakın!
11- Sigarayı bıraktıktan sonra, her geçen günün sağlığınıza getirdiklerini hatırlayarak kendinize olan güveni pekiştirmelisiniz!
12- Bu arada kilo almaktan korkulursa, şekerli, tuzlu, unlu, nişastalı ve fazla yağlı yiyeceklerden uzak durmalıdır.
13- Sinirlerin güçlenmesi ve fizik mukavemetin artması bakımından B vitaminince zengin gıdalar tercih edilmelidir!
14- Gece hayatından uzak durmalıdır!
15- "Bir tane sigaradan ne çıkar" gibi aldatıcı tekliflere kanmayınız! Zira, bu tek sigaranın bu yoldaki bütün emeklerinizi boşa çıkarabileceğini unutmayın!
16- Şimdi bazı ilaçlar çıkmıştır. Sigarayı bırakmakta büyük rolleri vardır.
|
28 Kasım 2007 Çarşamba Yorum yok »
Çam fıstığının ihracı da kayda bağlandı
Dış Ticaret Müsteşarlığı, işlem görmemiş zeytinyağı, ham zeytin, orijinal bağırsak, kapya cinsi kırmızı biberden sonra "Kozalak halinde çam fıstığı"nı da ihracı kayda bağlı mallar listesine ekledi.
ANKARA (ANKA)
Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın, kozalak halindeki çam fıstığının ihracı kayda bağlı mallar listesine alınmasına ilişkin tebliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
İhracı kayda bağlı mallar arasında meyan kökü, ham lületaşı ve taslak pipo, işlem görmemiş zeytinyağı, işlem görmüş dökme veya varilli zeytinyağı, orijinal bağırsak, canlı koyun, kıl keçisi, büyükbaş hayvan, kapya cinsi kırmızı biber, ham zeytin, bakır, çinko hurda ve döküntüleri ile blok mermer gibi ürünler yer alıyor. Ayrıca listede Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki doğal gaz anlaşması çerçevesindeki ihracat, Türkiye’deki kredi karşılığı kurulan tesislerin bedelinin malla geri ödenmesine ilişkin özel hesaplar çerçevesindeki ihracat ve Ozon tabakasının korunmasına dair Viyana Sözleşmesi kapsamındaki malların taraf ülkelere yönelik ihracatı da kayda bağlananlar arasında bulunuyor.
28 Kasım 2007 Çarşamba Yorum yok »
Midenizi değil gözünüzü doyurun
Diyet yapmanın en zor yanı, iştahı kontrol etmek. Oysa pek inandırıcı gelmese de sık beslenip az yemek yemek işin temel sırrı
Diyet yapmak isteyip de iştahınıza engel olamıyorsanız, gün içinde sık ve az öğünler yiyerek, iştahın kontrolden çıkmasını önleyebilirsiniz. Yeme isteği kontrol altında tutmak ve atıştırma krizinden kurtulmak için; sağlıklı karbonhidratlara yönelmek, bol bol su içmek, yiyecekleri iyice çiğnemek ve güç gerektiren egzersizler yapmak gerekiyor. Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu’dan, işte iştahınızı kapatmanıza yardımcı olacak diğer yollar…
KONTROLDEN ÇIKTINIZ MI?
Vücutta enerji azalır azalmaz, beyin, açlık hissetmeye yol açan kimyasal salgılar. Ancak beynin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder. İşte, kendimizi kötü hissettiğimizde buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi budur. Su içmek de, kişinin kendisini tok hissetmesi açısından önemlidir. Ayrıca vücut susuz kaldığında, çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderir. Bu nedenle bol su içmek, beden su istediği zamanlarda yemeğe yönelmeyi engeller. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. İştahı kapatmanın yollarından biri de egzersiz. Egzersizler zorlaştıkça vücut ısısı artar ve daha fazla kalori yakmaya başlanır. Bu da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahın bastırılmasını sağlar.
AZ VE ÖZ
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yoludur. Belki arada yine bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalır ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlar. Yapılan araştırmalar, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını ortaya koyuyor. Sürekli aynı yemeği yeme, özellikle tadı hoşa gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmasının iptal olmasına yol açıyor ve bu sebeple de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.
28 Kasım 2007 Çarşamba Yorum yok »
Gribe karşı ıhlamur için!
SAMSUN (İHA)
Özellikle soğuk kış günlerinde sıcak içecek olarak tüketilen ıhlamurun insan sağlığına birçok faydasının bulunduğu bildirildi.
Türkiye’de Marmara ve Doğu Karadeniz bölgelerinde bol miktarda yetişen ıhlamurun çiçek, yaprak, kabuk ve ağacından faydalanıldığı, ıhlamur ağacının çok sevilen güzel bir süs ağacı olduğu, ıhlamur kerestesi, kalem, kibrit, mobilya, kağıt hamuru gibi çok değişik alanlarda kullanıldığı belirtildi. Hoş kokulu bir bitki olan ıhlamurun aynı zamanda iyi bir ev ilacı olduğunu vurgulandı.
İçinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini, reçine ve enzimler bulunan ıhlamurun faydaları şöyle: "Kurutulmuş ıhlamur yaprakları, bir burgu içindeki çiçekleriyle birlikte kaynatılarak hoş kokulu bir içecek elde edilir. Bu içecek sinirleri yatıştırır, cinsel isteği azaltır, bağırsak kurdunu düşürür, bağırsak sancısını giderir, öksürüğü keser, damar tıkanıklığını açar, gribi iyileştirir, hazımsızlığı giderir, mide üşütmesini ve uykusuzluğu önler. Uykusuzluk hallerinde ıhlamur,fesleğen ve oğul otundan eşit miktarlarda karıştırılır ve bu karışımdan hazırlanan çaydan birkaç bardak içilir. Ihlamur ayrıca idrar söktürücü, terletici, yatıştırıcı, göğüs yumuşatıcı özelliğe sahiptir. "
24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »
| ‘Sen benim sadece eşimsin!’ |
|
|
Evlilik hayatında en büyük hayal kırıklıklarını eşine "Sen benim her şeyimsin!" diyen kişiler yaşıyor. Psikolog Yasemin Uçal, "Kimseye taşıyamayacağı bir rol yüklenmemeli." diyerek, "Her şeyimiz ancak Rabbimiz olabilir." şeklinde konuşuyor. |
|
| document.write(”);document.write(”);document.write(”);document.write(”);document.write(’‘);document.write(”);
|
Bir insanın sevdiği birine ’sen benim her şeyimsin’ demesi, ilk başta verilen kıymeti ifade etmek açısından çok güzel gelebilir. Ancak, bu sözün fiil olarak karşılık bulmasını beklemek muhatabında aynı hoş duyguları uyandırmıyor. Çünkü, bir kişinin "anne-baba, eş, arkadaş, evlat" rollerini aynı anda karşılaması çok zor. Bu imkânsızlık, beklentileri karşılanamayan tarafı üzdüğü gibi, kendisinden çok şey beklenen tarafta da boğucu bir etki yapabiliyor. Hayatımızda sadece bir tane rolü olabileceği halde ‘her şeyimizi’ üstüne yüklediğimiz kişiden ‘ben senin beklentilerini karşılamak zorunda değilim’ cevabını aldığımızda yıkılabiliriz. O, bunu diliyle ifade etmeyip hiçbir beklentimizi vermeyerek de gösterebilir. Özellikle eşler arası ilişkide makul olan, herkesi kendi konumunda kabullenmek ve fazla beklenti içine girmemektir. Psikolog Yasemin Uçal’a göre, bu idrak seviyesine ulaşmanın yolu ‘karşımızdakinin de kendimiz gibi birçok konuda aciz, eksikleri olan, mükemmel olmayan’ bir insan olduğunu kabullenmekten geçiyor. Bir tane rolü olan insana, başka görevler de yükleyip onu her şeyimiz yapma isteğinin altında sorumluluktan kaçma arzusu yatıyor. Çünkü biri her şeyimiz olursa kendi işimizin azalacağını düşünüyoruz. Mesela, ‘eşim benim her şeyim’ diye düşünen kişi için eşinin varlığı, hayatta çok şeye sahip olmak demektir. Onu sadece eş olarak görse birçok şeyi kaybediyor ve kendisine daha çok iş düşüyor. Kendini geliştirmesi ve daha güçlü olması gerekiyor. Çünkü, hayatta huzurlu ve mutlu olmak için herkesin sorumlulukları vardır. Eksikliğini hissettiği maddi ve manevi ihtiyaçları gidermesini tek bir kişiden beklemek kişinin kendi üzerinde değişim ve gelişim yapmasını da engelliyor.
Hiç kimsenin mutlak güç sahibi olmadığını hatırlatan Yasemin Uçal, eşimizin her şeyimiz olmasını beklemenin inancımıza da ters düştüğünü söylüyor. Evlenen insanların bir taşla sayısız kuş vurmak istediğini belirten Uçal şöyle konuşuyor: "Biri her şeyimiz olacağına, sadece rolü neyi gerektiriyorsa o olsun. Eşimiz eş, çocuğumuz çocuk, annemiz anne, babamız baba olarak kalsın. Onlardan farklı roller beklemek hayatımıza birçok olumsuzluk getirir. Eş de şefkat gösterebilir; ama anne-baba yerine konulamaz. Eşimizle bütünleşiyoruz; ama dünyaya tek gelip tek gittiğimizi unutmayalım. Herkes yaptığından kendisi sorumlu. Bizi yaratan ve huzuruna dönecek olduğumuz Allah (cc) ancak her şeyimiz olabilir. Karşımızdakinin sadece kendine düşen sorumluluğu bilmesi ve ona göre davranması hayatı düzenleyen bir durumdur."
Yasemin Uçal, psikoterapi öykülerine yer verdiği ‘Kendinize Hoşgeldiniz’ (Timaş Yayınları) kitabında bu ve buna benzer çelişkilerimizi ele alıyor. Herkesin yaşayabileceği sorunlara dair gerçek öyküleri ve yaşanan değişimleri anlatıyor.
|
| Şemsinur Özdemir |
24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »
Cilt Kanseri
CİLT KANSERİNİN BELİRTİLERİ
Tüm cilt kanseri türleri aynı belirtileri göstermese de hemen hepsi, kendini ciltte meydana gelen renk değişimleri ve pullanma ile iltihaplı, kanamalı, ağrılı ve kaşıntılı benekler şeklinde belli ediyor. Bu bölgeler zamanla kabuk tutuyor, iyileşiyor ancak yeniden açık yara şeklinde ortaya çıkıyor. Daha çok fazlaca ve korunmasız olarak güneş ışığına maruz kalan yüz, dudak, kulak, boyun, göğüs, kol, bacak ve el gibi bölgelerde görülen Melanoma, nadiren avuç içi, genital bölge veya parmak aralarında da ortaya çıkabiliyor.
HANGİ FAKTÖRLER KANSER RİSKİNİ ARTIRIR?
Açık Ten
Açık renk tene sahip kişilerde pigment hücreleri, yani melaninler, güneşten veya solaryum cihazlarından yayılan ultraviyole ışınlarına karşı çok daha korunmasız. Eğer sarışın veya kızıl saçlı iseniz, göz renginiz açıksa, çilleriniz varsa ve cildiniz çok az güneş ışığında bile kızarma eğilimi gösteriyorsa, esmer veya buğday tenlilere göre daha fazla risk altındasınız demektir.
Güneş Yanıkları
Güneş yanıkları, kısaca, cildin yakıcı güneş ışınlarına karşı gösterdiği tepki olarak tanımlanabilir. Çocukluğunda veya ergenlik döneminde bir ya da birden fazla kez güneş yanığı geçirmiş kişilerde, yetişkinlik döneminde cilt kanserine yakalanma riski de önemli ölçüde artıyor. Ayrıca yetişkinlikte maruz kalınan güneş yanıkları da yüksek risk anlamına geliyor.
Güneş Altında Fazla Kalmak
Olması gerekenden daha fazla süre güneş ışığına maruz kalmak, kanser riskini artırıyor. Bronz bir cilt, sizi çok güzel ve çekici gösterebilir. Ancak bronzlaşmanın aslında, cildin ultraviyole ışınlarına karşı gösterdiği tepki olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Güneş Alan Bölgelerde Yaşamak
Fazla güneş alan ve sıcak iklime sahip bölgelerde yaşayanlar, nispeten daha soğuk bölgelerde yaşayanlardan daha fazla risk altında bulunuyor. Aynı şekilde güneş ışınlarının daha kuvvetli olduğu yüksek bölgelerde yaşayanlar da, alçak bölgelerde yaşayanlara göre daha fazla ultraviyole ışınına maruz kalıyor.
Benler
Vücudunda normal benlere göre daha büyük ve düzensiz benler bulunan kişilerde, bu benlerin kansere dönüşmesi olayına sık rastlanıyor. Eğer vücudunuzda bu tür lekeler varsa, doktorunuzdan bunları takip etmesini isteyin. Zira vücudunda fazla ben olan insanlarda kanser riski oldukça yüksek.
Cilt lezyonları
Cilt lezyonları, cilt kanseri riskini artırıyor. Bu lezyonlar genellikle pürüzlü, pullu ve koyu kahverengidir. Daha çok güneş yanığına maruz kalmış yüz, alt kol ve ellerde bulunurlar.
Hassas Ciltler
Yanık tedavisi görmüş veya bir rahatsızlık sonucu deri hastalığı geçirmiş kişiler, güneş yanığına ve cilt kanserine karşı daha hassastır.
24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »
Bebek Bakımı
Mama hazırlamanın püf noktaları
Mama hazırlarken çok titiz davranmak gerekir. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar… Anne sütünün verilemediği durumlarda en sağlıklı beslenme şekli hazır bebek mamalarıdır. Bu mamalar, mümkün olduğunca anne sütüne benzetilerek hazırlanmaya çalışılmış; modern teknolojilerin kullanıldığı, hijyenik ve sağlıklı ürünlerdir. Bu mamaları doktorunuza danışarak da alabilirsiniz.
Mamanın Hazırlanışı
Mama hazırlarken çok titiz davranmak gerekir. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar:
- El yıkamanın önemini unutmayın
- Kullanılacak tüm kaplar önce sabunlu suyla yıkayıp durulanmalıdır, sonra kaynamakta olan suya atılarak en az 10 dakika bekletilmelidir. Daha sonra, temiz bir maşa ile temiz bir yüzeyde kurutulmalıdır.
- Temiz içme suyu en az 10 dakika kaynatılmalı ve 60 dereceye kadar soğutulmalıdır.
- Mamanın üzerinde yazan veya doktorunuzun önerdiği miktarda mama, belirtilen miktarda su ile karıştırılmalıdır.
- Mama eridikten sonra, bebeğin içebileceği ısıya getirilmelidir. Mamanın sıcaklığı ideal vücut sıcaklığı olan 35- 37 derece olmalıdır. Bir damla mamayı bileğinizin iç kısmına damlatarak kontrol edin. Bilekte soğuk ya da sıcak bir his oluşturmamasına dikkat edin.
- Mama paketleri, açıldıktan sonra belli bir süre içinde tüketilmelidir. Bunun için kutunun üzerinde yer alan talimatlara uyun. Bebekler mama ile besleniyorsa ya da mama anne sütüne takviye amaçlı kullanılıyorsa, emzirme saatleri sıklığında mama verilmelidir. Mama miktarı da zamanla artacaktır. Mama verirken de, emzirme işleminde olduğu gibi rahat bir yere oturun ve bebeğinizle göz teması kurun. Başını göğsünüze yaslayın. Bu yakınlık ona ve size iyi gelecektir. Aslında bu işi arada sırada baba da yapabilir. Böylece bebekle baba arasında bir bağ kurulmuş olur.