Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Pazarlama'

Marka

24 Kasım 2007 Cumartesi 2 Yorum »

Marka ve Marka Kültürü üzerine tavsiye ettiğim kitaplar :

»»» Marka Yaratmanın 5 Adımı - Mike Mooser

»»» Markaların Evrimi - Al Ries & Laura Ries
»»» Marka Yaratmanın 22 Kuralı - Al Ries
»»» Focus - Al Ries
»»» Markaların İnovasyon Manifestosu - John Grant
»»» Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkarmı - Güven Borça
»»» İkon Markalar - Douglas B. Holt
»»» Aşkla Yaratılan Markalar - Neill Duffy
»»» Markalaştırma - Geofrey Randall

Virüslü Pazarlama

24 Kasım 2007 Cumartesi 1 Yorum »

Published Aralık 31st, 2006 in Virüslü Pazarlama. Tags: No Tags.

virüslüVirüslü Pazarlama insanlar arasında ki doğal iletişim kanallarını kullanarak daha önceden planlanan yayılması istenen mesajı en etkin bir şekilde hedef kitleye,tüketiciye vermeyi hedefler.Bununla varolan dikkati tıpkı bir virüsün ani,etkili yayılması gibi belirli bir Markaya,Ürüne,Kampanyaya,Slogana çekmeye çalışır.Zaman zaman Ağızdan Ağıza Pazarlama’ dan (Word of Mouth) ayrı ele alınsada WOM’un en enömli kategorisi olmakla beraber temel farklılıklar içerir.WOM genel anlamda bir süreci ifade eder ve tasarlanmamış gözlemlere,tecrübelere dayalı bilgilerin insanlar arasında yayılması olarak adlandırabilir.Viral Marketing planlama,uygulama,kontol aşamalarını içeren eylemler bütünüdür.
Virüslü Pazarlama’ da 3 unsur bulunmaktadır :
1.Yayma Motivatörü
2.Alma Motivatörü
3.Yayılma Ortamı
 
Bu üç unsuru MarketingMa tarafından yazılmış bir yazıyla size aktarmak istiyorum.

 

Yayma motivatörü, sizin viral kurgunuzun asıl amacı olan, iletmek istediğiniz mesajınızı, seçtiğiniz yayıcıların yayması için nedendir. Yayıcıların soracağı “Neden kendimi yorup mesajını yayayım ki?” sorusunu pazarlamacılar kendi kendilerine defalarca sormalı ve gerçekten işe yarar bir cevap bulmalılar. Çok kritik bir yanlış anlamanın altını çizmeliyim; “neden yayayım?” sorusunun cevabı, yayılacak mesajın gücü veya kullanıcıya olan faydası değildir! Sizin mesajını ne kadar güçlü olursa olsun, faydası ne kadar yüksek olursa olsun, yayma motivatörü olmasını gerektirmez. Bir örnek vermek gerekirse lotoda kazanacak 6 rakamı bir müşterinize söylerseniz, bu çok kıymetli bir bilgidir ama yaymak için bir sebep değildir. (Hatta insan psikolojisi olarak düşünürseniz, yayılmaması müşterinizin tercihi olacaktır). Veya daha sıradan bir önek vereyim, zayıflatan bir yoğurt ürettiniz ve müşterinize bunun iletişimini yaptınız. Müşteriniz bu mesajınızı satın alırsa kullanacaktır ama yayacağının garantisi yoktur. Neden yaysın ki? İşte bu sorunun cevabı verilmelidir.
Yayma motivatörünü belirlerken, her türlü motivasyon kuramlarını kullanabilirsiniz: mecburi koşmak, maddi kazanç sunmak veya psikolojik ihtiyaçlara cevap vermek. Maddi kazanç sunmanın bir maliyeti olacaktır. Stratejinizi sadece bunun üzerine kurmak bu nedenle riskli olacaktır. Unutmamak lazım ki, her zaman sizden daha zengin, daha çok teklif edecek bir rakip çıkacaktır. Bu sebeple zor olsa da en doğru yol, manevi sebepler bulabilmektir. Buna verilebilecek en güçlü neden, motivasyon teorilerinde “self esteem” (kişisel itibar) olarak adlandırılan ve teorilerde piramitin en tepesinde yer alan sebeptir. Bir konuyu ilk olarak bilmek, başkaları tarafından bu konuda taktir kazanmak en önemli motivatör olacaktır. “Vay be, Murat’a bak. Bu konuyu da ondan öğrendim” veya “Ayşe o kadar aktif ki, ona ABC şirketi tarafından kişiye özel bilgi gelmiş, o da bize bilgi veriyor” veya “Gmail Ali’ye 100 kişi davet edebilmesi için kontenjan vermiş. O da bana birini hediye etti.” dedirtmek kişinin en temel motivasyon aracı olacaktır. Yayıcıların gururunu okşatmak, yapabileceğimiz en garanti taktiktir.
Alma motivatörü, viral kurguların bir diğer elementi. Yayıcıyı yaymak için ikna ettiniz, peki alıcılar neden alsınlar? Bunun için en önemli motivatör, mesajınızın gücü olacaktır. “Bu mesajda bana ne var?” (What’s in it for me?) sorusunu muhakkak açık ve etkili bir şekilde cevaplamalıyız. Açık olmalı zira, müşterilerimizin sayısıj pazarlama mesajı içe çevrildiği bir ortamda bizim mesajımıza ayıracak uzun süreleri yok. Etkili olmalı zira, bu kadar çok mesaj arasında sizinkisi en iyisi değilse silinecektir. Alıcılar sizin asıl pazarlama hedef kitlenizdir. Onların da yayıcı olaması, önce alıcı olması ile gerçekleşecektir. Dolayısyla onlara önce alıma motivasyonunu sağlayıp daha sonra yayma motivasyonu sunulmalıdır.Alma motivasyonlarına en başarılı örnekleri genellikle ürün veya servisin sunduğu maddi nedenlerdir. Örneğin, Gmail’in 3 GB e-mail alanı, hızla tükenen hotmail hesapları, gerçekten çok komik YouTube videoları birer “alma motivatörü”dür.
Üçüncü ve çok kritik bir element ise medyum, yani yayılma ortamıdır. Ortamla ilgili dikkat edilmesi gereken en önemli özellikler, hızlı yaymaya el verişli olması, geniş kitlelere temas edebiliyor olması ve mesajları çok iyi ve anlaşılır şekilde taşıyabilecek kapasitede (görsel ve içerik olarak) olmasıdır. Internet, bu 3 özelliği de taşımaktadır. Alternatif olarak mobil telefonlar (yaygınlığını daha fazla olmasından ötürü) görülmekle bereber, onların da taşıma kapasitelerinin düşüklüğü (ekran boyutu, SMS karakter sınırı vs) sebebiyle hala internet en güçlü medyumdur. Bu konuda cep telefonlarının dezavantajını ortadan kaldıracak bazı modelleri şu an test ediyorum. Sonuçları ile ilgili verileri yakın zamanda paylaşacağım.
Bu üç elementin bir araya başarıyla geldiği durumlarda, viral pazarlama kurguları geleneksel pazarlama kurgularına oranla, çok daha yüksek geri dönüşlü ve buna rağmen çok daha düşük maliyetli olmaktadır. Unutmamak lazım ki müşterinin dilinden en iyi müşteri anlar ve o dili en iyi müşteri kullanır. Siz yeter ki gerekli şartları sağlayın, yeter.
Viral Marketing için en uygun yayılma ortamı hiç şüphesiz internetdir.Günümüzde 1 milyara yaklaşan kullanıcı sayısıyla internet vazgeçilmez bir iletişim aracı olmuştur.Bilinen en eski,etkili Viral Pazarlama örneği çoğumuzun bildiği zamanında severek oynadığı Moonhunh (Moorhuhnjagd-Tavuk avlamak) oyunu bir Alman firması tarafından johnnie Walker Whisky lerinin yemek sektöründe daha fazla tanınması için tasarlanmıştır.Bu oyun internetde bedava indirilmeye başlandığında büyük bir sansasyon yaratıyor bazı çalışanlar işyerlerinde bu oyuna kendilerini okadar kaptırıyorki iş ortamı için en büyük tehlike olarak Almanya da gösteriliyor.Daha sonra 20 den fazla versiyonla bizlerle buluşuyor.Bu ilk Viral Pazarlama örneğini merak ettiyseniz buradan bu sevimli kahramanlarımız için daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Hemen ardından 1999 yılında Blair Witch Project (Blair Cadısı) de ülkemizde ve dünyada unutulmuyacak bir başarıya imza attı.Film çeşitli kaynaklarda farklı olarak verilsede 60 bin $ lik bir yatırımla 240 milyon $ a yakın bir gelir elde ettiği bir gerçek.Film yapımcıların yaptığı tek bir şey vardı filmin reklamını internette her ortamda,e-mail yoluyla,forumlarda yapmak.Bu onlara paha biçilmez bir geri dönüşümün yolunu açan başarının formülüydü.Napster, Youtube, Spreadshirt ‘un başarısı içinde söylenecek başka bir şey yok.Kendi alanlarında başarıyla yaratılmış,hayata geçirilmiş virüslü pazarlama örnekleri.

 

Robert & Horst Ajansı tarafından yapılan bir araştırmada Viral Marketing,Guarilla Marketing,Affiliate Marketing,Keyword Advertesing,Sms Marketing,Ambient Marketing ,Ranking Marketing gibi “trend” leri birbiriyle karşılaştırılıyor.242 Marketing Managers e reklam kampanyanızda hangi Pazarlama yöntemlerini kullanıyorsunuz sorusu yöneltilmiş.Bu çalışma ilk olarak 2003 yılında yapılmış ve daha sonra 2005 yılında tekrarlanmış.Araştırmada 2003 ve 2005 yılları arasındaki “Pazarlama Trend” lerinin birbirine karşı gösterdikleri ivme incelenmiş.Araştırmanın sonnucunda ise “Marketing Mix” olarak bize sundukları “Guerilla Marketing ve Viral Marketing” uygulamalarının etkinliği.Asağıdaki diyagram araştırma sonucunu çok güzel ve yalın olarak aktarıyor:

 

 

 

 

0 Responses to “Virüslü Pazarlama”


  1. No Comments
Leave a Reply

Yeni Bir Pazarlama Fikri

24 Kasım 2007 Cumartesi 2 Yorum »

Published Şubat 22nd, 2007 in Fikrim Geldi. Tags: , , , , .

hmm ???Pazarlama kitaplarını okuyorum da gerçekten “eski günler” pazarlama işiyle uğraşanlar için çok güzelmiş.İşlerini bugünki kadar zahmete katlanmadan çözdükleri,pazarlama uğraşının tam anlamıyla anlaşılmadığı,ölçülemediği günler…Sınırlı sayıdaki televizyon kanalları,çeşitlenmemiş ürün,daha az bilinçli tüketici,ürün odaklı satış,sloganların cazibesi,kitle reklamlarının gücü,üreticinin hakimiyeti,küreselleşmemiş bir dünya ve bununla birlikte en önemlisi insanı,tüketiciyi anlamak ve ona ulaşmak için gösterilen çabanın azlığı…Tam bir pempe dünya hikayesi.
Keşke demekten insan kendini alıkoyamıyor.Biraz daha erken doğsaydım da günümüzün yaratıcılığıyla,koşturmasıyla, rekabetiyle mücadele etmek zorunda kalmasaydım.Herkesin içinden zaman zaman geçen bu düşünce özellikle büyük şehirdeki insanların aklının bir ucunda yer etmiştir.Haksızda sayılmazlar…
Şirketleri ilgilendiren bu sorunlarla baş etmek için tek bir yol var “Farklı Olmak”;yenilikçi,etkileyici,tatmin edici,dinamik …
Yeni yollar,yeni keşifler,yeni bakış açıları,yeni yaklaşım teknikleri bularak “Tüketicilerimiz” ile onların istedikleri yerlerde dialoğ kurup derdimizi anlatmamız lazım.Ama onların biz pazarlamacıları dinlemeye hiçmi hiç niyetleri yok.İşin kötüsü bunu bilmemizi rağmen çoğu zaman yapacak bir şey olmadığı için denenmiş yolları “komşular alışverişte görsün” mantığıyla uyguluyoruz.Uygulamayıp da işlerimizdenmi olalım ?
Al Ries ve Jack Trout hayran olduğum pazarlamacıların başında geliyor.Al Ries “Markaların Evrimi” kitabında danışmanlığını yaptığı bir şirketteki olayı şöyle aktarıyor.”Bir gün şirketin pazarlama departmanında ki yetkili marka genişlemesi için hayli istekliydi.Ona marka genişlemesinin uzun zamanda şirket için felaketle sonuçlanacağını bilmene rağmen neden bunu uygulamak istediğini sordum ? Yetkili : Kısa zamanda karlılığı gerçekleştiremezsem o bahsettiğiniz uzun zamanı görme şansım olmayabilir.”
Pazarlamacılar yaptıkları,yapmadıkları ile devamlı baskı altındadırlar.İyi bir ürününüz,hizmetiniz (buda tartışmalı…) olabilir ancak onu iyi pazarlamıyorsanız hiç bir işe yaramaz.Başarısızlığın faturasını da genelde “Pazarlama Departmanları” çekerler.İşin komik tarafı bir şirketin gelecek planı için en az sözü geçen departmanlardan biri olmalarına rağmen.Bir kaç broşür bastır üstlerini tatlı sözlerle süsle,gazete-dergi gibi kitle iletişim araçlarında reklamlarımızı yayınla ve üstüne vazife olmayan işlere karışma…
Aklıma gelmişken sizinle bir fikrimi paylaşmak istiyorum.Eskiden satıcılar-pazarlamacılar giremez diye tabelalar,yazılar olurdu çoğu apartmanlarda.Verilen rahatsızlık okadar büyükki bunu saklama lüzumunda bile bulunmuyor toplumumuz.Sorunu kabullenmek çözüme odaklanmak için en etkili başlangıçtır.Pazarlamacılar genelde sorun yok gibi davranıp apartman kapılarına tomarla tanıtım broşürü bırakmaktan,postalamaktan asla vazgeçmezler.Zamanla elime alıp okuduğum olsada genelde ilk bulduğum çöpe bocalarım elime geçenleri.Günün içindeki mesaj bombardımanı yeterince canımı sıkmış,beni bunaltmıştır.İznim olmadan birinin daha bunu yapmasına izin veremem hemde kendi apartmanımda.Hayır bu olamaz….Gereksiz gördüğüm reklamları çöpe attıktan sonra kapıyı açar apartmana girer ve posta kutumda gelen mektup varmı diye kontrol ederim.Bir göz ucuylada çoğu zaman hiç bir işe yaramayan “apartman panosuna” bakarım.
Aslında yeni reklam mecraları,yöntemlerini harıl harıl aramaktansa eski tekniklerde bir takım yenilikler yaparak tüketicilerin mesajı almaya en hazır olduğu anlarda onlarla iletişime geçebiliriz.
Bu gün apartmana girdiğimde neden kocaman panomuzun bu kadar sönük ve bir şey ifade etmediğini kendime soruyordum.Ve birden “fikrim geldi”.Acaba bu panolar “izinli pazarlama” aracı için kullanabilinirmi ? Apartman sakinlerin pazarlamacıların getirdiği mesajlara ilgisizliği aslında karşılıklı çıkar ilişkisi olmadığından kaynaklanıyor.Sen apartmanıma kadar gelip bana mesaj ileteceksin bir anlamda beni yoracaksın peki bundan benim çıkarım karım ne olacak ? Buna verecekleri cevapları yok maalesef pazarlamacıların.
Apartmanlar kalabalıktır ve genelde heryaşdan tüketiciyi barındırır.İnsanlar apartmanlara gün içinde 2 3 kez girip çıktıkları için panolarla genelde yüzleşirler.Ancak bir şey ifade etmediği için dikkate değer bulmazlar.Acaba şirketler bu farkedilme seviyesini arttırarak mesajlarını iletecekleri yeni bir mecra yaratabilirlermi ? Mesela apartman yöneticileriyle görüşerek onlardan panolarını x şirket adına aylık / yıllık kiralama isteklerini bildirip tekliflerini iletebilirler.Tabi bu teklifi çeşitlendirmek mümkün burda bunun detayına girmeyeceğim.Ancak fikir olarak “panoların fark edilme eşiğini” yükselterek tüketicilere onların rızasıyla ulaşılabilecek yeni,farklı,yaratıcı bir alan doğmuş olabilir.
Böyle bir uygulamaya ben şahsen ülkemizde ve son 1 2 yıldır yaz tatilini geçirdiğim Almanya’da görmedim.Böyle bir şey yasal olarak mümkünmü mümkün değilmi onuda bilmiyorum.Ancak böyle bir fikrin uygulamaya geçmesinin kime ne zararı olabilirki ?
Bu aşamadan sonra işin en kolay kısmı “kampanya üretme” çeşitlendirilerek çok güzel süslenebilir.Önemli olan süsliyebileceğimiz fark edilebilir fikirleri bulmak değilmidir ?

İzinli Pazarlama

24 Kasım 2007 Cumartesi 1 Yorum »

Published Aralık 25th, 2006 in İzinli Pazarlama. Tags: No Tags.

seth godin“Seth Godin” bu adamın kitaplarını okuyup da etkilenmeyen varmı?Her nekadar kitaplarını çevirilerinden okusamda dilindeki ustalık kaybolmuyor.Hızla değişen dünyadaki yenilikleri takip etmedeki öncülüğü onu hep “bir adım” öne çıkartıyor.
Seth Godin’in “Permission Marketin” kitabı ilk olarak 1999 yılında yayınlandığında pek az insan Seth gibi düşünüyordu.Klasik tacizkar pazarlamanın giderek etkisini yitirdiğini artık şirketlere külfetten başka bir getirisi olmadığını söylüyordu.
Permission Marketing ilke olarak bireylerin bu dünyaya “kısıtlı bir zaman dilimine” sahip olarak geldiğini belirtiyor ve az olan zamanımızı gereksiz yere harcamak yerine amaca odaklanarak bizimle “ilişki” kurmaya istekli bireylerin “dikkatini” çekmemiz gerektiğini savunuyor.Zira diğer bütün bireyler verilmek istenen mesaja karşı bir istek bildirimi içinde değiller ve bunlarla uğraşmak zaman kaybından başka bir işe yaramaz.Ve gelecekde tüketiciler kendilerine sunulan mesajları almakda dahada isteksiz hala gelecekler ve şirketler müşterilerle daha iyi dialoğ kurmanın yolunu “Permission Marketing” le sağlamak zorunda kalacaklardır.
Bunun en büyük nedeni “Tacizkar Pazarlama”nın amacındaki ve yöntemlerindeki eksiklikde yatmaktadır.Tacizkar Pazarlama da reklamın ortak paydası tüketicinin dikkatini bölüp başka bir noktaya yönlendirmek.Bunu yaparkende karşısındaki bireyin bu mesajı almak isteyip istememesi önemli değildir.Televizyon,radyo,gazete,dergi,internet gibi kitle iletişim araçlarıyla vermek istedikleri mesajın “erişimini” ve “frekansını” arttırarak amaçlarına ulaşmaya çalışırlar.Aslında bu yaklaşım bundan 15 20 yıl öncesine kadar çok etkili bir yöntemdi.Rekabetin bukadar gelişmediği,seçeneklerin sınırlı olduğu,tüketicinin daha az sorgulayıcı olduğu zamanlarda elinizdeki ürünler reklam kampanyaları sayesinde sorunsuz satılabiliyordu.
İnternetin iletişim aracı olarak hızla gelişmesi pazarlamayı kolaylaştırmakla birlikde zorlaştırdığıda söylenebilir.Kolaylaştırdı çünkü verilmek istenilen mesaj en basit bir web sitesi sayesinde milyonlarca insana ulaştırılabiliyor ; zorlaştı çünkü sayısı iki milyonu aşan ticari web siteleri arasında sizin mesajınızın dikkat çekme ihtimali her geçen gün azalıyor.Peki bu ikilemi çözmek için ne yapmalı ?
Araştırmalara göre,ortalama bir tüketici günde 3 bin,yılda ise 1 milyondan fazla mesajla karşılaşıyor.Bu rakam benimde ilk duyduğumda inanamadığım kadar etkileyiciydi.Ancak bir süper market gezdiğimizde 10 bin den fazla yada bir saat tv izlediğimizde 40 50 mesajla karşılaştığımızı düşünürsek bu sayı hiçde abartılı değil.Peki tüketici sayısız mesaj bombardımanı içerisinde sizi nasıl algılıyacak ?Reklam kirliliğinin doruğa çıktığı günümüzde bu sorunun cevabının kolayca verilemiyeceği bir gerçek.
Ancak “izinli Pazarlama” bizi klasik kokuşmuş uygulamalardan çıkartarak etrafımızı daha farklı algılama olanağı sağlıyor.Gücümüzü,enerjimizi,kaynaklarımızı daha etkili kullanarak gereksiz işlerle zaman kaybetmemizi önlüyor.Böylece,reklamın reklam olmakdan çıkıp “Markalar Savaşı” haline geldiği günümüzde bizi diğer şirketlerden ayıran en önemli “silah” olmayı hak ediyor.
Peki ne yapmalı sorusunun cevabı “Permissin Marketing –İzinli Pazarlama”.Tacizkar pazarlamanın en büyük sorunu ve başarısızlığı mesajı almak istemeyen bi dolu insana mesajı iletme isteğiydi.Bu nedenle bazı durumlarda “Pazarlama” başlamadan bitebiliyordu.Ancak izinli pazarlamada bu sorunu “gönüllü tüketicilere” ulaşma çabasıyla çözüyor.Bununla tüketici gönderilen mesajı sakin ve dikkatli bir şekilde algılıyor.Seth Godin izinli pazarlamanın özelliklerini kitabında şöyle sıralıyor :
İzinli pazarlama kişiseldir,manalıdır, ve beklenir.
Beklenir:İnsanlar sizden gelecek haberi beklerler.
Kişiseldir:Mesajlar kişiye özeldir.
Manalıdır:Mesajlar kişinin size verdiği bilgilere göre hazırlandığından,kişinin doğrudan ilgi alanına girer.
İzinli Pazarlama nın en büyük avantajı olan “gönüllü tüketicilere” ulaşmak için izlenilmesi gereken adımlar ise şöyledir :
1.Adayınızı ilişkiye gönüllü girmesi için bir ödül vaat edin.
2.Adayınız ilgi gösteriyorsa zaman içinde bu ödülün gelişeğini söyleyin / hizmetinizle ilgili detaylı bilgi aktarın.
3.Adayınızın verdiği izni sürdürmek için ödül sistemini pekiştirin.
4.Tüketicinizden daha fazla bilgi almak için ek ödüller önerin.
5.Zaman içinde,tüketicinin verdiği izinle satınalma davranışını kara dönüştürmek için harekete geçin.
İzinli Pazarlamada “ödül” motivasyon faktörü olarak kullanılmaktadır.Tüketicilere önerdiğiniz ödüller,avantajlar ne kadar güçlüyse bu süreç sonunda tüketiciyi önce malınızı satın almaya sonrada sadık bir müşteriye dönüştürme şansınız okadar yüksektir.

Kapalı Çarşı,Satış ve Pazarlama

24 Kasım 2007 Cumartesi 1 Yorum »

Published Mart 20th, 2007 in Pazarlama. Tags: , , , , .

Kapalı ÇarşıGeçen gün Mısır Çarşı’nın yanından geçerken Kapalı Çarşı’da yaşadığım bir tecrübe aklıma geldi .Birazdan bunu sizinle paylaşacağım ama ondan önce Kapalı Çarşı hakkında bir kaç not vermek istiyorum.“İnternetdeki kaynaklara göre temeli 1461 yılında atılmış olan Çarşı dünyanın en büyük ve en eski alış veriş merkeziymiş. 30.700 metrekare gibi geniş bir alana kurulan Çarşı’da 60 kadar sokak ve bu sokaklarda da 3600′den fazla dükkan varmış.Son zamanlara kadar 5 camiye, 1 okula, 7 çeşmeye, 10 kuyuya, 1 akarsuya, 1 sebile, 1 şadırvan, 18 kapıya, 40 hana sahip olan Çarşı İstanbul’un sembol mekanlarının başında gelmektedir.” Daha fazla bilgi için Vikipedi’aya ve Kapalı Çarşı Resmi Site’sine bakabilirsiniz.
Birzamanların cıvıl cıvıl olan çarşısı son zamanlarda can çekişiyor ve esnaf bu durumdan ciddi anlamda şikayet ediyordu.Yakın geçmişte Kapalı Çarşı haberlerinin genelinde işletmecilerin “nerde o eski,canlı Kapalı Çarşı” diye yakınmaları dün gibi aklımda.Bu izlenimler biranlık zihnimde canlanınca,aklıma yıllar önce yaşadığım ve Kapalı Çarşı’nın tılsımını bozduğuna inandığım bir olay geldi.Yaklaşık bundan 10 yıl önceydi…
Babam o zamanlar Almanya’da Edebiyat Öğretmenliği yapıyordu.Çeşitli zamanlarda Türkiye’ye geldiğinde ordaki arkadaşları babamdan hep Kapalı Çarşı’da satılan çeşitli hediyelik eşyalardan getirmesini istiyorlardı.Bu amaç için,dediğim gibi 10 yıl önce Çarşı’ya girmiştik.Kapıdan içeri girer girmez Kapalı Çarşı’nın o otantik havası,tarih kokan mekanları ve tarihi motiflerle süslenen hediyelik eşyaları insanı derinden etkiliyordu.Mağazaları dolaştıkça gördüklerimin benim heyecanımı,mutluluğumu daha da perçinliyordu.İçimden gördüğüm herşeyi almak geliyordu…
Kapalı Çarşı
Ancak bir çocuğun içine dolan gülümseme ve heyecan birazdan anlamadığı ve büyüyene kadar anlamayacağı bir şekilde kaybolacaktı.Hediyelik eşyaları teker teker elimize alıp incelemeye başladığımızda fiyatlarınıda soruyorduk.Her eşyanın bir satıcı tarafından bize söylenen fiyatı varı,birde arkasında etiketli fiyatı.Bir iki dükkan derken hemen hemen dükkanların çoğunda bu uygulamanın olduğunu farketmiştik.Bize söylenen fiyatla,etiket fiyatı arasında büyük uçurum vardı.Bu farklılığın sebebini sorduğumuz bir satıcı size söylediğimiz fiyat “Türkler” için,arkasında yazılan ise “Turistler” için demişti.Yani aynı malı farklı insanların alması fiyatı birden farklılaştırıyordu.Bu iki yüzlülük bizi çok etkilemişti.Biz değilmiydik tarihimiz boyunca misafirperverlik,dürüstlük,doğruluk,adalet ilkelerini kendi toplumumuzla özdeşleştiren ? Hani nerde kaldı ?Ozaman öğretilen doğrularla uygulamaların birbirinden farklı olduğunu anlamaya başladım.
Bugünden geçmişe bakıp o olayı düşündüğümde Satış ve Pazarlama’nın farkının ne olduğunu,doğru satış ve yanlış satış kavramının nelere yol açacağının bu deneyimle dahaiyi anlatılacağını hissettim.
Yaprak
Muhakkak ki şirketlerin ayakta kalması için bazı satışlara gerek vardır,ancak gereğinden fazla plansız satışın kimseye bir yararı yoktur.Satış doğru olduğu zaman,tüketiciye değer kattığı zaman anlamlıdır.Satıştan tüketici maddi,manevi zarar görmeye başlıyorsa emin olun sizin için de tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Doğru satış var olan bir ürünü,hizmeti olduğundan farklı göstermeden,tüketiciye en az beklediği değeri sunabilmek ile ilgilidir.Satış doğru yapıldığı zaman uzun vadede size geri dönüşü azımsanmıyacak kadar büyük olur.Sunulan değerden memnun olan tüketiciler, ister istemez sizin gönüllü reklam elçileriniz olurlar.Ve tüketicilerin en çok etkilendiği reklam; tanıdığı,sevdiği birinin ona tecrübelerine dayanarak verdiği mesajardır. Bunun tam tersini düşünmekte olasıdır,bir şirket ürün hakkında yapılacak en kötü propaganda o ürünü,şirketi deneyen müşterilerin olumsuz fikir beyan etmesidir.(Daha fazla bilgi için Virüslü Pazarlama)
Kapalı Çarşı esnafı malesef verdiğim örnekten anlayacağınız üzere sadece satışa odaklanmıştı.Ne pahasına olursa olsun “Satmak”…Günümüz pazarlama kavramının en çok ihtiyaç duyduğu kavram satış nasıl olurdu da bilinçsiz kullanılarak bir ürünün,şirketin sonunu hazırlayabilecek etkilere yol açabilirdi ? Müşteri değerine inanmayan,satışı değer sunmaktan çok ilkel bir noktaya çeken,çeşitli dalaverelerle ürünü satmayı başarı sayan satıcılar elinde bu kavram pimi çekilmiş bir elbombası etkisi yaratır.Kısa zamanda olmasa da uzun vade de emin olun bir gün patlar.
Değer verdiğim bir büyüğüm şöyle demişti “Pazarlamacı satamıyorsa bir hiçtir” belki kendine göre haklı ancak bu cümleyi şöyle çevirmek istiyorum :“Pazarlamacı doğru satış yapamıyorsa bir hiçtir.“ Bu iki cümle arasındaki farkın algılanmasını da sizlere bırakıyorum.
5 Responses to “Kapalı Çarşı,Satış ve Pazarlama”


  1. 1 Bülent Akgül Mar 22nd, 2007 at 13:45
    Merhaba Numan,
    Kapalı Çarşı konusuna gelmeden önce; sitenin başlığı olan “Pazarlama Dehasını” kaldırmışsın, kutlarım. Benim içime sinmeyen bir markalama ismiydi, eleştiresim vardı, ama bana düşmez diyordum. İtici bir isimdi.
    Şimdi gelelim Kapalı Çarşı’ya. Konunun çok farklı boyutları var. Her boyutu ayrı bir maddede ele alayım.
    (1) Zaten yazmışsın, turiste ve yerli müşteriye karşı uygulanan farklı fiyat politikasını. Gerçi turistler yine de satın alırlardı, çünkü gelişmiş ülkelerde bu tip ürünler aşırı pahalıdır. O nedenle, şişirilmiş fiyatlar veya fiyatlamadaki iki yüzlülük Kapalı Çarşı’nın bu günkü halini anlatmaya yetmez.
    (2) Kapalı Çarşı’da işler şöyle çalışır: Turist rehberleriyle makul bir komisyon oranı karşılığı (mesela %2-3) anlaşılır. Sonra bu rehber turundaki turistleri Kapalı Çarşı’ya getirir ve beraber çalıştığı dükkana sokarak alış-veriş yaptırır. BÖylece dükkanın satışları artar, rehber ekstradan para kazanır, memlekete döviz girer. Tamam da, yapılan alış-veriş karşılığı rehbere hakettiği komisyonu ödemezsen ne olur: Rehber sana turist getirmez, ayrıca diğer rehber arkadaşlarını da uyarır, dükkan sahibi de ağzını açar ayaza doğruz. Kapalı Çarşı’da ve Mısır Çarşısı’nda olan şey de budur.
    (3) İki çarşıdaki esnaf da yerli müşteriyi hor görürdü, itiraz eden varsa kendi kendine etsin beni uğraştırmasın, kaç yıl geçirdim ben orada. Yerli müşteri girince adam gibi davranılmazdı. Açıklamaları şuydu: Yerli müşteride para yok, gelir kırk türlü mala bakar, yarım saat pazarlık eder, sonra ben biraz daha gezeyim der, bir daha da dönmez. Kardeşim sen mi karar vereceksin müşterinin neyi nereden ve kaça alacağını, sen işini adam gibi yap da senden alsın. Müşteriyi tersleyeni, sorularına cevap vermeyeni, bakmak istenilen ürünü vitrinden çıkartmayanı çok gördüm. Durum değişti mi derseniz kesinlikle evet. Mağaza sahipleri bilinçlendi diye mi, kesinlikle hayır. Nedeni turist yok, olan da para harcamıyor, rehberler de turist getirmiyor, kim kaldı; yerli müşteri.
    (4) Biz millet olarak, yerel veya yöresel değerlere önem vermeyiz. Otantik olarak adlandırılan ürünleri satın alarak evimizi onunlarla dekore etmek veya bu tip ürünleri kullanmak genel olarak şark usulü görülür ki, biz sonradan görme şehirli İstanbullular için kabul edilemez. Medeniyeti sonradan görünce, eskiyi hor görmek yalnızca İstanbul için gerçerli değildir. Elin oğlu bu tip el işi ve farklı ürünlere para saçarken, biz köylülük deriz.
    (5) Eskiden birikimlerin değerlendirilme yolu altın idi. Evlerde yastık altında tutulan altınlarla ölçülürdü geleceğin teminat altında tutulması. Tabii bir de gayri menkul yatırımları. Millette birikim yapacak hal kalmayınca, birikim yapanlar da banka ve fonlara yönelince, altın banka fonlarının yatırım sepetindeki %5-10 oranındaki paylarına kadar gerileyince, altın satışları da tepe taklak gitti doğal olarak.
    Şimdi bu beş madde temel olarak Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı’nın halini anlatmaya yetiyor bence. Sen esas değerin olan yerli müşteriyi hor göreceksin, bütün ticari hayatını turistin cüzdanına havale edeceksin. Turist buluttan nem kapıp yurda gelmeyince, sen turist getiren rehberi kazıklayınca, gelen turistte Avrupa’nın fakirden hallicesi olunca durum da böyle oluyor işte. Şimdi esnaf turistlerden umudunu kesince yerli müşteri kıymete bindi. Ancak geç kalınmıştır. Millet enayi değildir.
    Şimdi bu esnaf, böyle davranacak, iki çarşının da imajını yerle bir edecekler, sonra da biz oturup hallerine üzüleceğiz. Umarım çarşıları bu hale getirenler, hızla piyasadan çekilir de yerlerine doğru düzgün iş yapacak esnaf gelir. Belki ondan sonra birşeyler olabilir. Yoksa biz böylesi büyük bir değeri yitireceğiz.
    Saygılar…

  2. 2 F1R3 Mar 24th, 2007 at 01:54
    Selam Bülent ;
    Tekrar senin yorumlarını okumak büyük zevk.
    Site ismini alırken Peter Fisk’in “Marketing Genius” kitabını okuyordum,aynı zamanda site ismi almam gerekiyordun aklıma gerek yazım,gerekse çağrışım açısından kolay akılda kalacak ve kolay hatırlanacak olduğunu sandığım bu isim geldi.Ben genelde ilk aldığım kararları değiştirmem öylede kaldı…Yoksa bu yolda öyle olduğum anlamında bir iddaam olmadı,olmaz da.
    Kapalı Çarşı’nın bu durumunun senin de bahsettiğin gibi bir çok nedeni var.Sen orada bulunman sebebiyle çok güzel noktalara değinmişsin,katılmamak elde değil.Yazdıklarına tamamen katılmakla beraber bir nokta da senle aynı fikirde değilim.Yabancı turistler pahalı olsada alır demişsin.Bu cümle doğru olmakla beraber piyasaya aşina olan turistlerin yavaşda olsa elini tabiri caizse “kazık yediği yerden” çekmesi kaçınılmaz.Bazı forumlara girdiğimde yabancı turistlerin istanbul ve bizler hakkında neler bildiğini okudukça insanlar arasında bilginin çok hızlı yayıldığını daha iyi idrak ettim.Belki bir kere kazık yiyebilirler ancak ikinci,ücüncü kez aynı hataya düşeceklerini sanmıyorum.
    Saygılarımla…

  3. 3 Mustafa ÖZATA May 11th, 2007 at 15:49
    köyümüz camilerinin halıları 18.05.2006 tarihinde satışa sunulacaktır.bu halılar arasında antik değere sahip halılarda bulunmaktadır.daha geniş bilgi için numaramız:05354933335

  4. 4 Özer Yıldırım Haz 9th, 2007 at 13:58
    Kapalı çarşıya yıllarca gider geliriz. Orada dükkânlar
    içinde ve dışında satışa sürülen metaları görür onlarla ilgile
    niriz.Kısaca, tarihi şöyle bir usumuzda imgelenir ve bu çok kı
    sa sürer. Yine, satılan eşya ve çarşıya özel metalara yöneliriz.
    Vakta ki geçmiş tarihte bu çarşıdan birşeyler satın alan ya da bir şeyler satan roman kahramanının imgelerini-bir yazar olarak-
    kağıda dökmeye başladığınız da iş o kadar kolay olmuyor. Hiç ol
    muyor.
    Yarın ilk iş olarak Kapalı Çarşıya gidip birde bu gözle bakacak
    bu düşüncelerle Çarşı yı dolaşacağım. Acaba 1940 larda ve de İkin
    ci Cihan Savaşı yıllarında Kapalı Çarşı nasıl idi ve neler yaşadı?
    Genç yazarlara, yeni yazanlara sevgilerle.
    Saygılar Sunarım
    Özer Yıldırım

  5. 5 HAKAN ERCAN Kas 6th, 2007 at 00:01
    YUKARIDAKİ YAZIYA VE ARKADAŞLARIN YORUMLARINA KATILMAMAK MALESEF İMKANSIZ FAKAT FİYATTAN DA ZİYADA ŞÖYLE ACI GERÇEK VAR Kİ…LALALİDEKİBAVUL TİCARETİ GİBİ YURTDIŞINDAN GELEN KİŞİLERE EN İYİ MALI SATIP DA ONLARA MALLARI GÖNDERİRKEN ÜST TARAFA YİNE SÖZ VERMİŞ OLDUĞUNUZ MALI KOYUP ALT TARAFLARA İSE EN ADİ MALLARI KOYUP ÜLKEMİZİ REZİL EDEN,ÜÇKAĞITÇILIK DAMGAINI YEMEK ZORUNDA BIRAKAN O KANSIZ KİŞİLERİN DE YAPTIKLARINI TÜM ÜLKE ÇEKTİ VE HALA DA ÇEKİYOR…HER ŞEYİ DEVLETTEN BEKLEMEMELİYMİŞİZ NE YAPACAĞIM KARDEŞİM BİR OLAY VUKU BULMAYA CEREYAN ETSE KARAKOLA GİTSENİZ SİZE VERİLEN BİLGİ İLGİNÇTİR BAŞINIZA GELSİN DE ÖYLE GELİN…İYİDE GELDİKTEN SONRA TESTİ KIRILMIŞ OLACAK KIRIK TESTİYİ NE BEN KULLANABİLİRİM NEDE SEN SU İÇEBİLİRSİN…BU YÜZDEN TABİKİ DEVLET BUNLARI KONTROL EDECEK POLİSLER DE MAÇLARDA KORUMACILIK OYNAYACAĞINA BU VE BUNUN GİBİ İŞLERİ KOVALASINLAR…HER NE OLUR İSE OLSUN KİŞİ ALDIĞI PARAYI HAKETMELİ…SAYGILARIMLA

MARKA Nedir?

24 Kasım 2007 Cumartesi 1 Yorum »

Published Eylül 24th, 2007 in Marka. 1 Comment

Brandsİngilizce de “Branding” olarak kullanılan “Markalama” sözcüğünün doğuşu, köylülerin hayvanları birbirinden ayırmak için “Damgalamarına” dayanır. Buda hayvanların farklılaşmasına sebep olur. Dolayısıyla marka en kısa tanımıyla “farklılaşmak” demektir.Daha geniş tanımlarıyla ise: Marka bir ürünü, hizmeti benzerlerinden ayırmaya yarayan; genellikle sözcükler, sayılar, sesler-melodiler, harfler, şekiller, renkler, ambalajlar, işaretler, tasarım gibi kendine özgü sembollerle ile ifade edilen; yapısal, işlevsel, duygusal veya tutku boyutu olabilen; belirli bir kişiliğe sahip olması gereken değer sunum kümesidir. Amerikan Pazarlama Birliği’ne göre ise: “Marka; Bir ürün ya da bir grup satıcının ürünlerini ya da hizmetlerini belirlemeye, tanımlamaya ve rakiplerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden farklılaştırmaya, ayırt etmeye yarayan, isim, terim, işaret, sembol, tasarım, şekil ya da tüm bunların bileşimidir.” Continue reading ‘MARKA Nedir?’

Published Eylül 19th, 2007 in Pazarlama. 1 Comment

AkbankBanka, hastahane, postahane vs. bu tarz kurumları hepimiz biliriz. Genellikle buna benzer kurumlara karşı insanların zihninde gerek deneyime gerekse çevreden edinilen bilgilere dayanan “hoşnutsuzluk-memnuniyetsizlik” duygusu hakimdir. Çünkü sıra beklersiniz, insan yerine konulmazsınız, küçük görülürsünüz, hakettiğiniz insani ilgiyi göremezsiniz buda yetmezmiş gibi orda çalışan insanların gereksiz afra tafralarını çekersiniz. En azından bundan 3-5 yıl önce böyleydi. Günümüzde bunun tam anlamıyla değiştiğine inanmasamda, eskiye göre daha iyi bir konumda olduğu kanısındayım ancak bunun hala yeterli olduğunu düşünmüyorum.
Bu sebeplerden dolayı küçüklüğümden beri bankaları hiç sevemem, bu zamana kadar da hemen hemen hiçbirine ısınamadım. Mecburi işlerim dışında elimden geldiğince bankalarla haşir neşir olmamaya çalışırım. Bir tek online işlem yapabilmek için İşbankası YTL hesabım var, aylardır kredi kartımın şifresi geçersiz olmasına rağmen belkide bilinç altındaki bu hoşnutsuzluk duygusundan dolayı kartımı tekrar çıkartmadım. Continue reading ‘Akbank ve Bir Müşteri Deneyimi’

Published Eylül 18th, 2007 in İzinli Pazarlama, Gerilla Pazarlama and Virüslü Pazarlama. 0 Comments

Coca ColaUzun bir aradan sonra önce okulumu bitirip sonra da tatilimi bitirdikten sonra yazmaya tekrar başladığımı bir önceki yazılarımda belirtmiştim. Bir çok siteyi RSS ile takip etmekteydim. RSS programını çalıştırınca çeşitli gruplarda epey bir birikim olduğunu farkettim. Gerilla Marketing uygulamlarına bakerken büyük bir zevk aldığım için önceliği bu başlık altında gelen RSS-yazılarına verdim. Bir iki yazı karıştırılıp birbirine benzer “Gerilla Uygulamalarını” gördükten sonra Türkiye’de pek fazla rastlamadığımız “Street Art” denilen uygulamaların Avrupa’daki en önemli temsilcisi olan Julian Beever ile karşılaştım.
Julian Beever; caddelere, sokaklara, kaldırımlara, alış veriş mekanlarına bir başka değişle tanıtım amaçlı kullanılacak her yere Anamorphose” yöntemiyle çizdiği her şeye can veren ingiltereli bir ressamdır. Çizime kattığı ruh o kadar derinki “sanki gerçek” algısının tam anlamıyla beynimiz de yeretmesini kaçınılmaz kılıyor. Anamorphose çizilen resimlere, şekillere belli bir açıdan bakıldığında 3 boyut hissi veren, gerçekmiş gibi algılamamızı sağlayan bir tekniktir. Continue reading ‘Julian Beever ve Pazarlama’

Published Eylül 17th, 2007 in Pazarlama. 0 Comments

BesinlerRamazan’a tüketiciler bu yılda diğer yıllar gibi zam haberleriyle girdiler. Ülkemizde bulunan saygın firmalar tarafından bile dini bir ritüel haline dönüştürülen “Ramazan gelmeden zam gelsin” tüccar mantığı tekrardan hortladı. Hepimize hayırlı olsun…
Malesef buna karşı ne bir önlem alınabiliyor nede önlem alabilmek için ciddi çalışma yapan, yaptırım sahibi devlet kurumları mevcut. Herkes birbirinin gözünün içine bakarak, ülkemizin nüfusunun %75’ten fazlasını oluşturan dar gelirli ve orta halli insanların cebindeki paradan üç kuruş daha fazla -haksız- kazancın yolunu arıyor. Haksız kazanç diyorum çünki birazdan sizde aşağıdaki Tüketici Birliği’nin son beş yıldır yaptığı araştırmanın 2007 sonuçlarını öğrendiğinizde eminim benden daha ağır cümleler kuracaksınız.
Buyrun araştırma sonuçlarına hep birlikte göz atalım … Continue reading ‘Ramazan Bahane, Zam Şahane…’

Published Ağustos 15th, 2007 in Reklam. 3 Comments

Bir önceki yazımda Avea’nın kendi üstün olduğu tarafları vurgulamayıp boşa kürek çektiğinden bahsetmiştim. Özetle savunduğum fikir: ”Avea kategorisinde rakipsiz ucuz hizmet sağlayan bir GSM operatörüdür. Ancak Avea’nın reklam stratejileri bu üstün tarafı vurgulamak yerine “Türkiye’nin 93,3% de çekiyor” gibi reklamlarla sahip olduğu ve kazanmak istediği hedef kitleyi etkilemeye çalıştığını, bunun ise Avea’nın en savumasız-eksik yönünü yani şebeke kalitesindeki yetersizliği gündeme taşıdığını savunmuştum.” Bu fikirlerimi aylar önce Cem Yılmaz’ın ve Turkcell’in Avea reklamlarına dokundurma yapmadan önce yakın çevremle paylaşmıştım (Okul döneminin amansız temposundan kurtulup, tatilin huzur veren mutluluğu kaybolup normal yaşamıma döndükten sonra bu yazıları yazmaya ancak fırsat bulabildim)
Bu tarz reklamların Avea’ya hiçbir katkısının olamayacağını hala savunmaktayım. Herzaman her yerde söylediğim bir ifadeyi tekrarlamak istiyorum; “Avea hat sahipleri, Avea’yı Türkiye’nin bilmem kaçında çekiyor diye hiçbir zaman almadılar ve asla da almazlar. Türkiye’de (her anlamda) mükemmele yakın hizmet veren Turkcell gibi rakibiniz varken ve bu operatör artık çekip çekmeme işini halledeli yıllar olmuşken, siz GSM sektöründeki bu firmanın yaptıklarınının aynısını ya da benzerlerini yıllar sonra yaparak nasıl pazar payınızı büyütebilir ve müşteri sayınızı arttırabilirsiniz ki ?” Continue reading ‘Avea Reklamları 2′

Published Temmuz 7th, 2007 in Reklam. 0 Comments

Son 3-5 aydır Avea’nın reklam politikasını anlamaya çalışıyorum ancak ne yaptıklarını, ne yapmaya çalıştıklarını, kendilerini nereye konumlandırmaya uğraştıklarını şuana kadar çözemedim. Kurumsal bazda tüketicinin kafasında bir algı-konum oluşturmaya yarayan reklamların belirgin bir hedefi olmalıdır, bu hedef kurumun basit bir SWOT analizi ile elde edilebilen artılarıyla-eksileriyle, pazardaki varolan belirgin algılanışıyla ters olmamalıdır, şayet kurum servis, kalite, hizmet, müşteri memnuniyeti gibi değer sunumlarında köklü değişiklikler yapmadıysa.
Avea son zamanlarda avea kullanıcılarının bile “bu kadar da olmaz” dedikleri mantıksız reklamları televizyonlarda yayınlamayı maalesef sürdürüyor. Aslında düştükleri komik durumu farketseler bu “her yerde çekiyor” sloganının onların en büyük eksikliklerini gözler önüne serdiğini anlarlardı. Bu eksiklik artık o kadar bilindik bir durum haline geldiki Turkcell ve Cem Yılmaz reklamlarında alay konusu olmaktan “Avea” kendini kurtaramadı. Neymiş efendim Avea Türkiye’nin %93,3 de çekiyormuş…Sizi bilmem ama bir avea kullanıcısı olarak Avea’nın Türkiye’nin %50 sinde bile Turkcell / Telsim kadar yüksek kalitede iletişim sağladığına inanmıyorum. Continue reading ‘Avea Reklamları 1′

Published Haziran 9th, 2007 in Pazarlama. 1 Comment

GIS ya da türkçe adıyla “Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS)”; dünyada herhangi bir yerle, noktayla ilişki kurulabilen bilgilerin digital olarak saptanması, kaydedilmesi, yönetilmesi, modellenmesi, analiz edilmesi, alfanumerik veya grafiksel olarak sunulmasına yarayan bir informasyon sistemidir. Günümüzde kullanılan bilgilerin 80% den fazlasının bir çoğrafi bölgeyle direk (okul, köprü, sokak, belirli bir nokta, adres …) veya endirek olarak (Suç oranı, Satın alma gücü, deprem riski , eğtim seviyesi …) ait olduğu düşünülürse CBS’nin kullanılmasında ki gereklilik-zorunluluk daha iyi anlaşılmış olur.
CBS bir sistem olarak 5 ana parçanın birleşmesinden oluşmaktadır.
Bunlar : Donanım,Yazılım, Veri, Yöntem ve uygulayıcı olarakda İnsan .

Published Mayıs 21st, 2007 in Pazarlama and Fikrim Geldi. 0 Comments

Vaktim olmadığı için yazamıyordum, malum öğrencilik…Tekrardan siteme geldiğim için çok mutluyum, “hoş geldin ben” demek istiyorum ) .
Uzun zamandır aklımda olan ve daha sonra detaylıca yazmayı düşündüğüm 2-3 fikir hakkında sadece bir giriş yapmak istiyorum. Belki siteye “Google’da” rastlayan arkadaşların da bu konular hakkında paylaşacak fikirleri vardır.
Geçen gün 19 Mayıs’tı, ondan öncede 23 Nisan gibi bildiğim kadarıyla dünyada eşi benzeri bilinmeyen bir bayramı geçirdik. Çocukluğumda bando takımında olduğum için 23 Nisan’ları içim kıpır kıpır olurdur. O güzel kıyafetleri giyip, bulunduğunuz yerin sokaklarında “caka atar” gibi gezmek gurur vericiydi. Akan zamanın önünde biz de duramadık, büyüdük…

 

23 Nisan

Published Nisan 1st, 2007 in Pazarlama, Marka and Reklam. 3 Comments

Pazarlama kavramını irdelediğimiz zaman karşımıza bazı “olmazsa olmazlar” çıkar.Pazarlama işi ile uğraşanlar her yaptıkları uygulamalarda bu “kurallara” dikkat etmek zorundadırlar. Örneğin ;
<!–[if !supportLists]–><!–[endif]–>- Müşteriyi tanımak
<!–[if !supportLists]–><!–[endif]–> - Müşteri ilgili ve isteklerini tespit etmek
<!–[endif]–>- Müşterinin sosyal ve kültürel değerleri tanımak
<!–[if !supportLists]–>-Müşterinin mensup olduğu dini ve milli değerleri hesaba katmak
<!–[if !supportLists]–>-<!–[endif]–> Müşterinin nelerden hoşlanacağını,nelerden hoşlanmayacağını hesaba katmak
<!–[if !supportLists]–>-<!–[endif]–> vs…
Bunun gibi bir takım kurallar, pazarlama süreçlerinde herzaman ilk sırada dikkate alınması gereken hususlardır.Bir şirketin, ürünün ya da projenin başarılı olması,bu kurallara ne kadar uyumlu ya da uyumsuz olmasıyla doğrudan bağlantılıdır.Karşınızdaki hedef kitlenizi her yönüyle tanımıyorsanız,onlar için kayde değer bir farklılık yaratmanız hayli zorlaşır.Hatta kimi zaman yaptığınız hatalarla kendinize zarar da verirsiniz. Continue reading ‘IKEA…’

Published Mart 22nd, 2007 in Pazarlama. 1 Comment

Bu gün Pazarlama Türkiye’de okuduğum ve sitemde de bulunmasını istediğim bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum.
1984 yılında bir grup Kaliforniyalı sörfçü Surfrider adında bir vakıf kuruyorlar.Surfrider, kurdukları bu vakıfla okyanusları korumayı misyon edinmiş bir topluluk.Kendi tanımlamalarına göre sıradan insanlara yönelik,kar amacı gütmeyen, çevresel bir oluşum.Amaçları ise; okyanusları,dalgaları,sahilleri korumak…
(
Bu yıl 12. düzenlenecek yıllık “Ocean Initiative” zirvesinde yerel sahillerin temizlenmesine dikkat çekeceklermiş.Geçen yıl bu organizasyona dünyanın dört bir tarafından 6400 gönüllü katılmış.Mart’ın 23-24-25’inde “Temizlik Günleri” ilan etmişler,bunun için “Ne yazık ki sahil kendini temizleyemez” sloganıyla hazırladıkları reklam videosu ve afişi oldukça etkileyici.

 

Ya bizim sahillerimiz … ?
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.