Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Aşk'

Osmanlı

29 Aralık 2007 Cumartesi Yorum yok »

naksibendi

.

14 Aralık 2007 Cuma Comments Off

 

.

14 Aralık 2007 Cuma Comments Off

 

.

14 Aralık 2007 Cuma Comments Off

 

.

14 Aralık 2007 Cuma Yorum yok »

 

atasözü

24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

                Türk atasözleri

  • Zahmetsiz rahmet olmaz.
  • Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
  • Zan, hatıranın yalanıdır.
  • Zannetmediğin yerden tilki çıkar.
  • Zalim kadıdan insaflı subaşı yeğdir.
  • Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı var (Fatmana Dağdaş): Zalim, zulmüyle kalmaz. Zalimin zulmü karşılıksız kalmaz.
  • Zarar faydanın kardeşidir.
  • Zararın neresinden dönersen (dönülürse) kârdır.
  • Zâtı memduh olanın sıfata ihtiyacı yoktur.
  • Zelzeleyi gören yangına razı olur.
  • Zemheride sür de çalı ile sür.
  • Zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
  • Zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
  • Zemherinin hoşluğuna, Osmanlı’nın dostluğuna erilmez (F. Dağdaş, 5.1.2003)!
  • Zengin adam, elindeki kendine yeten adamdır.
  • Zengine varıp da pabuç çevireceğine, fakire var da dömen (dümen) çevir! (Yukarı Dodurgalı, Meryemlerin Meryem nineden (M. Kaplan) naklen, Aysel Sönmez, 25.05.2004): Fakirle evliliğin, ev idaresi açısından kadın yönünden olumlu yönü de olabileceğine vurgu yapılmaktadır.
  • Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
  • Zengin dağlar aşar, olmayan yolda şaşar.
  • Zengin kesesini, züğürt dizini döver.
  • Zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz.
  • Zengine bir kıvılcım, güzele bir sivilce yetermiş.
  • Zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.
  • Zenginin basması ipekli görünür.
  • Zenginin gönlü olasıya, fakirin canı çıkar.
  • Zenginin horozu bile yumurtlar.
  • Zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar.
  • Zenginin malı, fakirin ağzını yorar.
  • Zenginin malı, fakirin dölü kıymetli olur.
  • Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.
  • Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz.
  • Zenginin horozu bile yumurtlar.
  • Zenginlikle sıcaktan zarar gelmez.
  • Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur.
  • Ziyan satılmaz (F. Dağdaş, Aralık 1980)! Olup bitmiş işin ardından konuşulmaz anlamında.
  • Zor, oyunu bozar.
  • Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
  • Zora dağlar dayanmaz âşığa yollar dayanmaz.
  • Zorla güzellik olmaz, zorla yemin kabul olunmaz.
  • Zorla köpek domuz avına gitmez (M. Baz, 22.08.02): Zorla, isteksizce iş yaptırılmaz.
  • Zurnada peşrev olmaz‚ ne çıkarsa bahtına.
  • Zulüm ile âbad(mâmur) olanın akıbeti berbat olur.

Türk atasözleri

24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

Türk atasözleri

Türkiye‎

atasözü

24 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

  Abanın kadri, yağmurda bilinir.
Daha önce kıymetsiz gibi görünen bir çok şeyin, kullanım zamanı geldiğinde değeri artar.

İLAHİ AŞK

24 Kasım 2007 Cumartesi 2 Yorum »

İLAHİ AŞK
"Aydınlanmanın Duygu Alanı"

 


" Aşk nedir? dediler Mansur’a. Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi."

 

Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.
Bu sefer farklı bir aşka bakacağız. Bilmediğimiz belki duysakta hissetmediğimiz bir aşka. İlahi Aşka. Ancak konuyu yalnız dinsel anlamıyla değil kültürlerarası ortak öğeleriyle göreceğiz.

 


Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni /
Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni
"Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım."
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar. / Yunus Emre"

Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim." / Mevlana

Varoluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve yansıtmış.
Batıda Panteizm diye anılan felsefe her atomun, her ağacın, her insanın gördüğümüz ve görmediğimiz her nesnenin evrensel bir Tanrı’nın parçaları olduğunu, insan ve Tanrı ayrımının olmadığını savunur. Aynı düşünce tasavvufta Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şühud olarak iki geleneksel yaklaşıma bölünmüştür.
"İnsanın Tanrı anlayışı evreni kapsayamaz" kabulü ile başlayan anlatımlar yine de insanın tüm evrenin akışının ayrılmaz bir parçası olabileceğini söyler. Bilinç daha önce bir zarla ayrı kaldığı ben dediği beden ve ruh dualitesini teklik bilincine aktarabilir. Bunun olanaklı olduğunu savunan tüm öğretilerde ortak bir yön vardır.
Zen’deki "Geçitsiz Geçit", Gerçek Akıl aklın yokluğudur. Fenafullah, Vecd, Brahman bilinci, Taoist felsefe dikkatle okunduğunda aynı aşkın durumun anlatıldığı görülür. Zihinle çıkılan yolda. Bir manevra zihne derin bir sessizlik getirir. Durmak bilmeyen düşünce akışı susmuştur. Kimlik tanımlanamaz bir alana dönüşmüştür. Çatışması biten zihin durgun bir göl gibi artık dalgalanmamaktadır. Bilinç şu ana odaklanmış ayırmadan bölmeden sınıflandırmadan, onaylamadan ve reddetmeden gözlemektedir. Şuurun evrenle kopacağı hiçbir yer kalmamamıştır. Kişi Satoriye ulaşmış, ermiş, Aziz olmuş Aşkın bilince geçmiştir. Ama orada kendisi yoktur.
"Gökyüzü nasılda mavi / Bak kuyudan su çekiyorum /
Ormandan odun taşıyorum. " / Zen Şiiri
Tarifi son derece garip gelen ve bu adamın eline doğru kabul edersek ne geçmiştir dedirten bir dönüşümdür bu. Kafayı bulmaktan uyuşmaktan bir travma geçirmekten ne farkı vardır sorularını geitirir. Ya da klinik bir şizofreni vakasından farkı nedir?
Sanırım fark ve gerçek o kişiler için son derece açık. Çünkü isimleri sevgiyle saygıyla anılıyor. Mevlana, Santa Claus, Yunus Emre, Buda, Krishnamurti, Nisargadatha Maharaj vb.) Ancak dışarıdan bakan biz araştırcıları ikna edecek nedir? Bir değişim olmuş mudur? O insanların sonsuz sevgisini enerjisini hatta belki sıradışı pek çok eylem ve oluş hallerini görebiliriz. Kendi bilincimizde değişimin gerçekliğini nasıl ispatlarız?
İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden dökülür.
Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.
İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması sırdır. Bu her çeşit dinin figürleri içine hatta günümüzün Matrix bilinçlerine kadar girmiş, Fizik biliminin Quantum belirsizliklerinde tüm evreni oluşturan quark denizinde ortak bilinç alanları olarak ortaya çıkmış olağanüstü bir potansiyeldir. İnsan evriminin bir sonraki adımıdır. Ancak yine aynı soruyu sormak biz okuyan merak eden ve doğruluğunu sorgulayanlar için şarttır. Bilinç üzerinde kökten değişimi sağlayacak beyni bu Aşk akışıyla açacak süperbilinç halinin anahtarı nedir?
"Bu bilgiyi arayarak bulamazsın.
Ama ne var ki bulanlar, yalnızca aramış olanlardır
Bu cüppenin altında Tanrı’dan başkası yoktur. / Beyazıt-Bistami
"
Cevap verenler sadece koanlarla, paradokslarla anlaşılması zor sorularla olur. Bu sorular ikili şartlanmış gece/gündüz, doğru/yanlış, beyaz/siyah şeklinde kodlanmış bir aklı paralize edecek yapıdadır.
"Bana tek elin sesini göster". "Annenle baban seni doğurmadan önceki yüzünü hatırla." " Hiçbirşey yapmamak. " "Wu-wei"
İçinden çıkılması her cevapla zihin kesin bir duyguyla yüzleşir. Cevap, aradığı o kesin varoluş bilinç alanı içinde değildir. Bu aşkı görenler içinse bunu zihin diliyle anlatmak imkansızdır. Tanımlama için gerekli duygusal karşılıklar yoktur. Tanımlama için gerekli olan zıtlıklar yoktur. Tarif edilmek istenen şuur hali tariflerin ötesindedir. Bu nedenle ustalar şaşırtıcı şeyler yaparlar. Çoğunlukla cevap vermez susarlar. Ya da uzakdoğu’da çok ünlü bir kalıpla konuşurlar. "Sana verecek hiçbirşeyim yok. Hazinen dururken benimkini mi istiyorsun" "Yemeğini yedinse git kapları yıka" "Bırak bu senliği benliği" Tüm bunlar aynı evrensel şuurun parçalı bir zihinde akseden yarım ifadeleridir.
Aşk ise öylesine bütünseldir ki "Onları affet" der "Ne yaptıklarını bilmiyorlar" Bu sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.
O kadar sessiz ve karanlık ki ona Boşluk diyoruz. Tao Te King
İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir.

Bazen dibe vurmak…

24 Kasım 2007 Cumartesi 4 Yorum »

Bazen dibe vurmak sürekli düşüyor hissetmekten daha iyidir diye düşünüyorum…Tutunacak hiç bir dal yok şimdilerde…Kendi dallarımsa o kadar uzak ki…Ve hep beni tutar sandıklarımın umrunda değilim hissini yaşıyorum…

Uyanamadığım sabahları görüyorum zar-zor uyuduğum yarım yamalak uykularda…Uyku diye yattığım belirsiz düşüncelerden yine ıslak gözlerle yine acıyla yine düşünceye uyanıyorum…

Kendime kızıyorum bol bol…Neden?…Çözüm yok…Hayat bu bazen sizi mutluluktan göklere çıkarıyor.Bazense…

Ellerim çok üşüyor.Korkularımla yüzleşmekten korkuyorum.Dinlenmeye almışım kendimi herkese böyle söylüyorum kendim de buna inanıyorum…Nasıl bir dinlenmeyse…Kendi yapacaklarımın kendime vereceği ağır yaralardan kaçmaya çalışıyorum…Her şarkı daha da ağlatıyor beni…Zor nefes alıyorum.Zor yaşıyorum…

Bir şeylerden kaçmak saçma değil midir?Olacağı belli olan herşey enin de sonunda olmaz mı?Ya olmazsa umudu ile yaşamak ne kadar doğru ve bu umutla yaşarken olacağı bilerek acı çekmek?…Ne talihsiz bir çelişkidir bu…Allah’ım nasıl da acı veriyor bazı deneme süreçleri…Şimdilerde dilimde tek bir dua…Herşeyin hayırlısı olsun…Benim ve tüm sevdiklerimin hakkında…

Her filmde her şarkıda aynı düşünce…Yine aldım yalnızlığımı kollarıma,beni benden aldım.Islak yüzümü aynalara göstermedikçe insanlardan da kaçıyorum…Ruhum koptu bedenimden artık…umutsuzca beyin ölümümü bekliyorum…Bitse de varsam artık uçmağa…Tüm inananlar gidecek değil mi bir gün nasıl olsa?

Hoşçakalın dostlarım…
Saf temiz hırçın bir çocuk koptu dünyadan.
Ruhunu temize çıkartamadıkça
ruhunu çıkarttı…
Şimdi sahipsiz bir ruh gezinmekte aranızda
Asla göremezsiniz
Acısını dindiremezsiniz
Yazıp çizemezsiniz…
Hiçbir çaba hiç bir mutluluk tekrar yaşatamaz onu
Giden gider bir defa…
Bazı elvedalar acıdır ama gerçektir…
Ve bir elveda ben geliyorum der
Elveda dostlar…
Ağlayan bir çocuk öldü aranızdan
Elinden düştü pembe hayalleri
Ayağı takıldı lunaparkında
Çakıl taşlarıyla erken tanıştı
Ve inandığı herşeyi bopşluklarda buldu bi anda
öldü…
Sus derlerdi de susmazdı
Geveze denmesine bile aldırmazdı…
O artık hep sustu…
Hep sustu…
Hiç bir oyunda böyle sobelenmedi
Hiç bir bebeği böyle küsmedi ona
hiç bir arabası tamir edilmezcesine bozulmadı
hiç bir acıyı böylesine tatmadı
Acı ona hiç bu kadar yakışmadı
O öldü…
Elveda…

Şimdi boş bir hüzün dolduruyor bedenimi,ruhum çoooktaannn uzaklara vardı…Ve çoooktan koptu bedenden…Şimdi o ruhu çağırmak imkansıza yakın…

Siz siz olun hırçın inatçı bir çocuğun ruhunu kaçırmayın uzaklara…Çünkü herkes nasıl çağırması gerektiğini bilemez.Gelir sandığınız o ruh belki de asla gelmez…

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.