Mayıs, 2008 Arşivi
kimin?
-KIRKOR EFENDI’NIN PASAM!
-Su Kösk?
-DIMITRI EFENDININ PASA HAZRETLERI!
-Ya su ilerideki konak?
-SALAMON EFENDI’NIN!
ATATÜRK bu kez, az ötedeki toprak damli, virane bir evin sahibini ögrenmek için sorunca, ADANALI gazi cevap verdi:
-HAMZA ÇAVUS’UN PASAM!
ATATÜRK bu duruma biraz üzülmüs, biraz da sinirlenmis idi.
Yanindakilere emir verdi:
-ÇAGIRIN SU HAMZA ÇAVUS’U!
HAMZA ÇAVUS gelince bir asker selamindan sonra, “EMREDIN PASAM” demisti.
Ata, bu kez Hamza Çavus’a sormaya basladi:
-Bu villa KIRKOR Efendinin, bu kösk DIMITRI Efendinin, su konak SALAMON
Efendinin, o virane de senin!
Bu ERMENILER, RUMLAR, YAHUDILER SU BINALARI DIKERKEN SEN NEREDEYDIN?
Hamza Çavus yillarca savas meydanlarinda kosturmanin verdigi gönül yorgunluguyla cevap verdi:
-SIZINLE BERABERDIM PASAM! TRABLUSGARP’TA, ÇANAKKALE’DE, SAKARYA’DA!..
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, bu cevap karsisinda gözyaslarini yanaklarina degil, yüreginin derinliklerine akitir! HAMZA ÇAVUS HAKLIDIR. Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Sakarya’da TÜRK’ÜN istiklalini korumak için savasirken Adana’da toprak damli bir kulübe yapmayi ancak becerebilmistir.
HAMZA ÇAVUS, TÜRK’ÜN YALNIZ ISTIKLALINI DEGIL; NAMUS VE SEREFINI DE KORUMUSTUR.
MEMLEKETIN BÜTÜN ZENGINLIKLERINE SAHIP OLAN AZINLIKLARDA PARA VE MÜLKLERININ ÜSTÜNE YENILERINI YIGMAKLA MESGUL OLMUSLARDIR…
Son günlerde yine böyle bir durum gündeme gelmek üzeredir. Güneydogu Anadolu bölgesinin ISRAIL’lilerce parsellenmeye baslandigi ve TAPU topladiklari bilinmektedir. AGRI bölgesinde ERMENILER, DIDIM, ALANYA, EFES ve TÜRKIYE’NIN çesitli bölgelerinde de INGILIZLER, FRANSIZLAR, RUMLAR ve bunlara bagli VAKIFLAR yer yurt edinmeye TAPU sahibi olmaya baslamislardir.
Ülke ekonomisinin en büyük 500 sirketinin % 70 hisselerinin ortaklarini da azinliklar veya yabanci ülkelerin sermaye sahipleri olusturmaktadir. Türkiye Cumhuriyeti sinirlari içinde hangi büyük holdingin hangi yabanciya, hangi büyük çiftligin hangi yabanciya ait oldugunu simdilik bilemiyoruz. Ama üç-bes yil sonra yabanci markali holding ve çiftliklerin sahipleri kendilerini gizleme geregi duymayacaklardir!..
TÜRK KÖYLÜSÜ, ÜRETTIGININ KARSILIGINI ALAMAZ HALE GELECEK. TÜRK ESNAFI, ALISVERIS YAPAMAZ DURUMA DÜSECEK.
TÜRK SANAYICISI VE GIRISIMCILERI DE YOK PAHASINA YABANCIYA SATILAN MILLI KURUMLARIMIZA KARSIDAN BAKMAK ZORUNDA KALACAKTIR. VE TÜRK ÇOCUKLARI DA YINE HAMZA ÇAVUS GIBI SINIR BOYLARINDA AYRILIKÇI TERÖR MILITANLARINA KARSI VATAN SAVUNMASI YAPMAK ZORUNDA KALACAKTIR.
Milli Karekterini kaybeden bazi SERMAYE GRUPLARIDA YABANCI SERMAYE ile sarmas dolas olmanin yollarina bakacaklardir.
velhasil; Her türlü eza ve cefayi çeken istiklal savasinda da ANADOLU insani olmustur. Simdide öyle olacaktir.
Paranin ve sermayenin sahipleri uluslararasi sermayeyle isbirligi yaparken, Vatan savunmasini ve Milli unsurlarina sahip çikmak için yine
çagimizin HAMZA ÇAVUSLARINA ihtiyaç vardir. Ve HAMZA ÇAVUSLAR HAZIR KITA TÜRK ULUSUNUN EMRINE AMADEDIR!!..BİRİLERİNE İNAT!!
Kefen sıyrıldı ve…
Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu…
8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00′da Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı’ydı. Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygün’dü…
Aygün, “Hocam” dedi, “10 Kasım günü Atamızın naaşını Anıtkabir’e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz.
“Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını rica etti.
Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: “Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev” dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi’ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda a Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.
Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu…
Ata’nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu “Başlayın” talimatını verdi.
Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka talaş doluydu.
Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı
kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi yazılıydı.Ata’nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü, “Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er, kokudan bayılmış” diye bir sürü söylenti geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi.
Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk’ün yüzüne baktı. Ata’nın derisi
kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu.
Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı: “Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü
ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor
gibiydi.”
Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı.
O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu’dan aktaralım:
“Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata’yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.
Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen’in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:
“Bu kâğıdı,Atatürk’ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk’ün göğsü üstüne konmasını istiyor.”Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.
“Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır” dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra
salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.
Ve 10 Kasım sabahı, Ata’nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe’den Ankara’ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı…
Atatürk’ün tabutu, Menderes’in huzurunda açılmıştı. Ata’nın 15 yıl Etnografya Müzesi’nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir’e taşınmıştı.
Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk’ün naaşının korunabilmesi için “tahnit” denilen bir işlem yapılmıştı.
Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata’nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata’nın naaşı da -diyelim bugün Lenin’in mozolesinde olduğu gibi- öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.
Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes’in huzurunda Atatürk’ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle Atatürk’ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı.
Atatürk’le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.
Ata’nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor.
Atatürk’ü son görenler anlatıyor:
Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesi’nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk’ü son kez görme fırsatı buldular. İzlenimlerini şöyle anlattılar:
‘Yüzünde iki günlük sakal vardı’
OSMAN ERSOY: “Sağlığında görmemiştim Atatürk’ü… Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre… 1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu.”
‘Gözleri aralıktı’
HALİDE İNTEPE: “Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı. Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri… Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi.” AÇIKÇASI BEN ÇOK ETKİLENDİM ŞUAN ÇOK GARİP BİR HİS VAR İÇİMDE BİR TUHAF OLDUM ETKİLENDİM ORDAYDIM YAŞADIM SANKİ…ÇOK GÜZEL BİRŞEYDİ…
EMREM SENİ ÇOK SEVİYORUM…
GERÇEKLERİ TARİH YAZAR TARİHİDE GALATASARAY ÖLÜMÜNE ÖLÜMÜNE ÖLÜMÜNE GALATASARAAYYYYYYYY!CİMBOMUM SEN ÇOK YAŞA CİMBOM BU SENEDE ŞAMPİYON TÜM CİMBOMLULARI KUTLARIM ARKADAŞLAR ŞAMPİYONLUK YİNE BİZİMMMMMMMMM
VALLA BEN ŞİMDİ BALODAN GELİYORUM HEMŞİRELİK OKUYORUMDA ADIMIZA OKULUMUZ BALO DÜZENLEDİ ÇÜNKÜ BU HAFTA HEMŞİRELİK HAFTASI!!DELİ GİBİ OYNADIM SAATLERCE ÇOK GÜZELDİ HEMŞİRE OLMAK ÇOK GÜZELMİŞ YAAA ÇOK SEVDM BU İŞİ:)AMA GECE 12DE BTTİ MALESEF ERKEN BİTTİ AMA NEYSE ONADA ŞÜKÜR:) HEMŞİRE ARKADAŞLAR TEK İSTEĞİM VAR SİZDEN, GÜLER YÜZLÜ OLUN LÜTFEN OLABİLDİĞİNİZ KADAR SEMPATİK OLUNKİ İNSANLAR HASTANELERDEN KORKMASIN BİZİ HEMŞİRELERİ SURATSIZ BİLMESİNLER.HEMŞİRELİK HAFTANIZI VE 12 MAYIS HEMŞİRELER GÜNÜNÜZÜ KUTLARIMMMM:)

![]()
ARKADAŞLAR OKUDUM VE ÇOK BEĞENDİM EMİNİM SİZİNDE HOŞUNUZA GİDECEKTİR… 1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Ataturk” hitabini ilk kez donemin Turk Dil Kurumu Baskani bir
konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de cok begenerek soyadi olarak
almisti.Kendisine Ata” diye hitap edilmesinden hic hoslanmazdi.
2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla
hayati boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi.
Tatliya duskun degildi ama cani istediginde cok sevdigi gul recelini
tercih ederdi.
3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Omru yetseydi bir dunya turuna cikip Turk dili ve tarihi
uzerindeki calismalarini genisletmek en buyuk hayaliydi.
4.BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini
hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri
Guntekin’in unlu Calikusu” romanini hep yaninda tasir, her gun rastgele
bir yerinden acar, birkac sayfa okurdu.
5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdigi hayvan kopekti. “Fox” adini verdigi
kopegi, Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara duskunlugu o
dereceydi ki bir gun misafirlerinin de gorebilmesi icin yeni dogmus bir
tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile
emretmisti.
6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdigi dans valsti. Muzik zevki cesitlilik
gosteriyordu.KlasIk Bati muzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek
dinlerdi.
7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gomleklerinin hepsi beyazdi. Bu gomlekler ilk yillarda
Isvicre`de ozel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina
onculuk edebilmek icin Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.
8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi cizerdi.Lacivert
takim giymeyi sevmezdi.
9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son donemlerine kadar 76 olan kilosu
hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46′ya kadar dusmustu. 43 numara
siyah rugan ayakkabi giyerdi.
10.RUMELI SIVESI
Ozenli ve temiz bir Turkce konusurdu. Ancak bazi kelimeleri
Rumeli sivesiyle telaffuz ederdi.
11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatinda bir donem cok onemli yer tutan Mustafa Kemal`in
evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye
Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.
12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin cogunu gecirdigi savas cephelerinden sonra
Cumhurbaskani olarak gecirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi
geliyor, cok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan
uzaklastigini dusunuyordu.
13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kiyafet Kanunu cercevesinde tum din adamlarinin dini
kiyafetleriyle sokaga cikmalari yasaklaninca, Monsenyor Roncalli`ye
kendi terzisi Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.
14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltilariyla arasi hic hos degildi.Yataktan kalkar
kalkmaz odasindaki divanin uzerine bagdas kurarak oturur, gunun ilk
kahvesini sigarasini icerdi.Bir ozelligi de kendi kendine tiras
olmamasiydi.
15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,cevresinde hatta konuk oldugu evlerde bile egri duran
esyalari duzeltmeden rahat edemezdi.
16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kagidina sardigi tutunu icmeye
calisirken eli yanmis,”Alin bunu kendi icsin” diyerek Ataturk`e
kufretmisti.Mahkemeye cikarilacakti. Ataturk olayi dinledikten
sonra “Onu mahkemeye vereceginize dogru durust sigara icmesini temin
edin” dedi.
17.SIGARA PAZARLIGI
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger
gunde kac paket sigara ictigini sormus, Ataturk “sekiz” demisti. Doktor
bunu gunde bir pakete indirmesi gerektigini soyleyince gulumseyerek cevap
vermisti:”Ben zaten bir paket iciyorum. Bundan sonra bunu sizin
izninizle yapacagim”.
18.”BU NASIL HALKCILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Konduktorun
milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ogrenince
epey sinirlenmis, “Ne de guzel halkcilik ama” demisti.
19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
Ilk mecliste bir oturum sirasinda uyelerden biri laikligin ne
manaya geldigini anlamadigini soyleyince Gazi cok sinirlenmis ve elini
kursuye vurarak bir din bilgini olan uyeye cevap vermisti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”
20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittigi yurt gezilerinde kendisi icin kurban edilen hayvanlara
bakamaz boyle durumlarda sirtini doner yada kesilmelerini engellerdi.
21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede ogrenmeye basladigi Fransizca’yi sonraki
yillarda gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya
Fransizca sozcukler de eklerdi.
22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker
oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.
23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde dusmanla gogus goguse savasmis biri olarak en
ilginc ozelligi savas meydanlari disinda kan gorunce fenalasmasiydi.
24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransiz tarihcisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin
kulaklarinin duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille
anlatmisti: “T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da
Cumhurbaskani yapmislar”.
25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gun halk arasinda dolasirken carsafli bir kadina
rastlamis, “Hafiz Hanim benim hatirim icin basindaki ortuyu acar misin?”
diye sormustu. Kadin bas ortusunu acarak , Ataturk`un onunde egildi ve
ellerini optu.
26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kisiligi vardi. Her gun at biner , yuzmeye gider ve
bilardo oynardi.
27.EN BASARILI DERS.
Egitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif
bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.
28.YAGCILARA GECIT YOK
Yagcila cok kizardi Bir aksam sofrasida kendisine gereksiz
sekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e mudahale etti.
29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani
Tevfik Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi
elbiseleri bakana hediye etmisti.
30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuslari cok severdi.Cankaya Kosku`nde ozel bir bakicinin
ilgilendigi guvercinligi vardi