Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

gerçekte ne istiyor ve ne arıyorum

6 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

İnsan zahirde ve batında mutlak güzel olanı arar

Kalp bu iki güzelliği hem dışarıda arar, hem kendisi de mükemmel ve güzel olmak ister.

Bu arayış; tam, mükemmel, sonsuz ve saf olanı arayıştır. O’nun zatını ve sevgisini arayıştır.

İnsan gerçek manevi hazzı O’nunla yaşar.

***

O’nu arayışın ve manevi hazzının yerine geçmek üzere;
insan beğenilmek ister,  değerli olmak ister, yakın olmak ister, özel olmak ister,  sevmek ve sevilmek ister.

    (bunların herbirinin nüansları değerlendirilebilir.
      beğenilmek : güçlü, güzel, zeki, bilgili, bilge, ahlaklı, başarılı, yetenekli, neşeli, cesur, soylu olmakla ilgilidir.
        değerli olmak: kendiliğinden ayrı ve ayrıcalıklı bir yere sahip olmakla ilgilidir.
        özel
olmak : eşi benzeri olmamak ve yeri doldurulamaz olmak.
          yakın olmak birbirine karşı candan ve dürüst olmakla ilgilidir.
            ve sevgi : var olduğu gibi beğenmek, karşılıksız verebilmek, başka herşeyden vazgeçebilmek, dikenine de gülüne de eyvallah demek…
    
        (hangisi daha doyurucu? beğenildiği için değerli olmak mı? değerli olduğu için beğenilmek mi?
          ipuçları : * bir kimse zatı için sevilmez sıfatları için sevilir   * kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş)

***

İnsan beğenilmek ve değerli bulunmak için rekabet eder…

Buna var olma mücadelesi diyebiliriz.

Bu mücadelede hedef; tanrısal özellikler edinmek ve bu özelliklere sahip biriyle birleşmektir…

Tanrısal(yüce-kutsal-ulaşılmaz-değerli) özellikler şunlardır:

Güzellik, İlim, Kudret, Hikmet, Rahmet, Muhabbet, Celadet, Koruyuculuk, Şahitlik, Karşılıksız vericilik, Neşe…

gözlerinde apaçık görünen

1 Temmuz 2008 Salı | Kategori Aşk 0

gözlerinde apaçık görünen

sen herşeyden ve herkesten yakınsın bana.
sadece sen anlayabilirsin içimdekileri

ölümlü olmaya sadece seninle razı olurum
hayatın neşesi sensin, anlamı senin isteklerin

sen de gör bu yüce bağlılığı
senin içinde eriyip, bir olma isteğimi

Nedir yahu bu aşk?

17 Haziran 2008 Salı | Kategori Aşk 1

NEDİR YAHU BU AŞK ?

Aşk neymiş öğrenelim bakalım…

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa…
Bu aşk değil HOŞLANMAK’tır
-
Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız..
Bu aşk değil ARZULAMAK’tır
-
Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız….
Bu aşk değil YALNIZLIK’tır
-
Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız…
Bu aşk değil SADAKAT tir
-
Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız…
Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK’tir
-
Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız…
Bu aşk değil ACIMAK’tır
-
Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..
Bu aşk değil ARKADAŞLIK’tır
-
Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BİR YALAN’dır
-
Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız…
Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK’tir
-
O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa…
İşte bu AŞK’tır
-
Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız..
İşte bu AŞK’tır
-
O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız..
İşte bu AŞK’tır
-
Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsanız..
İşte bu AŞK’tır

İyi, doğru ve güzele nasıl ulaşılır? Dört karanlık dürtü

30 Mayıs 2008 Cuma | Kategori Aşk 0

İyi, doğru ve güzele nasıl ulaşılır?

Seküler ahlak yeter, doğa yasaları ahlak için yeterlidir diyen materyalist bakışla semavi öğretiler olmazsa gerçek ahlak mümkün değildir şeklindeki sprutuel bakış kıyasıya tartışıyor.

Dört karanlık dürtü,

İnsanda para kazanma dürtüsü, çıkarının peşinde koşma dürtüsü, ünlü olma dürtüsü, statü kazanma dürtüsü vardır. Bu dürtüler insan davranışlarını belirleyici özellikler taşır. Ahlak bu dürtü ve itilimlerin yönetilmesinde gereklidir.

O korkunç sevgi

27 Mayıs 2008 Salı | Kategori Aşk 0

Mükemmel olamamak zor değil, bunu kabullenmek zor…
Oysa biz Kendimizi yüceltme arzusuyla dopdoluyuz.

Sürekli olarak "en mükemmel, en harika, en muhteşem, en dokunulmaz "  olduğumuzu/olmamız gerektiğini fısıldayan bir şeytanımız var.

Şehvetli soluğuyla bizi kendi yalanlarına inandıran bir şeytan. Hiç bir ses onun sesi gibi inandırıcı değil. Öyle gizemli, öyle buğulu, kaynağı öylesine belirsiz bir ses ki aklın parlak sesi onun yanında solgun ve anlamsız kalıyor. O konuştuğunda içimizdeki bütün sesler susuyor, konuşabilenler ise kendini duyuramıyor.

"En mükemmel” olduğumuza inancımız ne kadar güçlüyse, kırılganlığımız, öfkemiz, düşmanlığımız da o kadar artıyor.

Biri, bize “en sevilen olmadığımızı” sezdirdiğinde, hatta bu konuda en küçük bir kuşku yarattığında içimizdeki ses, “sevilmeyi en çok hak eden olduğunu kanıtla bana” diyor. "bana gücünü ve mükemmeliyetini göster.” (demek ikincisinin amacı birinciye ulaşmak ?)

Bu büyülü emri aldıktan sonra artık biz o emrin, itaatsizliği asla düşünemeyen kölesi oluyoruz.
Çünkü emri veren, o emirle birlikte korkunç bir acı da zerkediyor ruhumuza, bütün zerrelerimiz tahammülü zor bir acıyla doluyor. O acıdan kurtulabilmek için o emri yerine getirmek zorunda olduğumuzu biliyoruz.

Bizi çıldırtan, uykularımızı harap eden, hayattan koparan, kıvrandıran o acıdan kurtulmak için zehirli ot yutmuş bir at gibi dört yana koşuyor, herkese saldırıyoruz.

İki şey arıyoruz :
“Bizim herkesten çok sevilmeyi hak edecek birisi olduğumuzu bize kanıtlayacak ( yeni) birisi"***
“Bizi yeterince sevmeyeni cezalandıracak” bir davranış

***bu kanıtlama işi şöyle oluyor : beğendiğimiz kadın (ki bu üstün özellikleri olan kadın anlamına geliyor… ki nedir bu üstün özellikler dersek; en başta seksilik, sonra neşe, sonra özgüven geliyor. sonra zeka, kültür, yetenek vs… ego neşe ile oyunculuğu, özgüven ile bencilliği birbirine karıştırabilir dikkat…) tarafından beğenilmek istiyoruz… ve ona sahip olup bizi beğendiğini tescillemek ve hatta bu tescillenmeyi cümle aleme göstermek istiyoruz… yani sadece onun beğenmesi yetmez. onun beğendiğini toplum da görsün böylece toplumda beğensin bizi bu üstün kadına sahip olduğumuz için. ya da en azından bizi kınamasın bula bula bunu mu buldun diye vs… ((( kendini beğenmeyen başkalarına beğendirmeye çalışır. peki insan kendini nasıl beğenir başkalarını dikkate almadan?)))

Böylece telaşlı ve acıklı bir arayış giriyor hayatımıza; Bu acıyı dindirecek birini bulmalıyız. Bir an önce bu acıdan kurtulmalıyız.

“Bizim sevilmeyi en çok hak eden insan olduğumuzu” bize kanıtlayacak (yeni) birini ararken öylesine çaresiz kalıyoruz ki bazen o insanın “kim” olduğuna bile aldırmıyoruz. O acının dinmesi lazım çünkü.

Bunu yaparken, “en çok sevdiğimizi” kaybedeceğimizi de biliyoruz.
Kaybetmenin uzun sürecek bir başka acı yaratacağını da…
Ama o an duyduğumuz acı öylesine dayanılmaz ki daha sonra duyacağımız acıya aldıramayacak bir hale geliyoruz.
Ve, iki acıdan, daha kısa vadeli ama daha keskin olanını yatıştırmayı tercih ediyoruz.
Yoksa arzuladığı tatmine ulaşamayan şeytanımızın bizi “cezalandırması”, ruhumuza acıyı zerketmesi sürüyor.

Bunun bir çaresi var mı?
Bizi tümüyle iyileştirecek bir çaresi yok herhalde, bütün diğer duygularımız gibi bu da ilahi bir kudret tarafından yerleştirilmiş içimize, silinip atılamıyor. (hırstan arınanlar hariç : develer ve çocuklar. niçenin üçlemesi)

Belki bizi körleştiren bu acıyı yaşarken gözlerini açık tutmayı başaran bir zeka, bizi yatıştıran bir tecrübe, okuduğumuz kitaplardan arta kalan bir olgunluk, yetiştirilirken bize anlatılan ölçüler, içimizdeki patlamaları bastırmayı öğretebilir bize.
Ama bunun için bile…
Bu acılardan birkaç kere geçmemiz, o korkunç “sevginin” bizi ve hayatımızı ne hale getirdiğini birkaç kere görmemiz gerekiyor herhalde.

(Ahmet Altan’ın Taraf gazetesindeki yazısından, değiştirilerek alıntı)

motto

25 Mayıs 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

1) ne kadınlar sevdim zaten yoktular / gerçek değildiler birer umuttular
2) vardır bunda da bir hayır  &  bu da geçer ya hu
3) hayat şu andan ibarettir &  dün gitti değiştiremezsin. yarın gelmedi yetişemezsin.
4) niyetimde ne var?    ZE? - EG? - MA?
5) onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler & onlar kurtuluşa erenlerdir. & Son anda nasılsa öyle

mutluluk listem

24 Mayıs 2008 Cumartesi | Kategori Aşk 4

işte başarı istiyorum
mutlu bir sosyal yaşam istiyorum
doyurucu bir gönül ilişkisi istiyorum
kendimi madden ve manen beğenmek istiyorum
potansiyellerimi hayata geçirmek istiyorum
coşkulu ve anlamlı bir hayat istiyorum

beni mutlu edeceğini düşündüğüm şeyler işte bunlar.

1) bunları elde etmek için ne yapmam lazım?

payıma düşene razı olmakla başlayacak her şey. bunu öğrenmem lazım. ne diyor arkadaşım ? " hayatın sana hiç bir zaman vermeyeceği şeylerin peşinden koşarsan mutsuz olursun.". şükretmek de diyorlar buna. fakat şu var: paylaşıma razı olmak yetmez. toplumun ölçülendirme kriterini de reddetmek lazım.

2) oysa ben ne yapıyorum?

gerçek mutluluğun içte olduğunu bildiğim halde egomun peşinden koşturup duruyorum. lanet olsun içimdeki bu ego sevgisine. alçak civciv hepsi senin yüzünden :)

modern hayat - geleneksel hayat

17 Mayıs 2008 Cumartesi | Kategori Aşk 0

köye ve toprağa dönüş talebi aslında, "modern zamanlar"ın yıkmış olduğu bir "geleneksel toplum"u arayıştan kaynaklanır. Mevsimlerin ritmindeki eski hayatı özleyiştir.

Ne modern hayatı içselleştirebildik ne geleneksel hayatı elit(*) bir şekilde tekrar üretebildik
Hangi yola sapacağımıza karar veremedik dolanıp duruyoruz.
Sahi hangisi iyi bu hayat tarzlarından?

aslında bir çok noktada uzlasabilir bu iki yasam tarzı. fakat bir noktada ayriliyorlar : kadın-erkek iliskileri

ilgili soru : güzel kadına sadece arkadaş olarak bakmak mümkün mü ? nasıl?

hayat hikayesi

16 Mayıs 2008 Cuma | Kategori Aşk 1

Hayat bir hikaye gibidir, ne kadar uzun olduğu değil ne kadar güzel olduğu önemlidir.(Seneca)

benim hikayem beni mutlu etmedi şimdiye kadar…  / maddi olarak her şeyim var bin şükür…

sevmeyi beceremedim. ne kendimi, ne hayatıma girenleri. birtek kuzum hariç.
(şükretmeyi bilmek gerek. ve teslim olmak dosta)

beceremedim çünkü;
ya sevgi diye bir şey yok "ileri vadeli bir takas" var,
  yahut insanlara güvenip teslim olamıyorum, 
   yahut çevremde sevgi yok bu yüzden sevgi nedir öğrenemedim, 
    yahut yalnızca muhteşem olanın sevilmeye layık olduğunu düşünüyorum,
    

aslında biliyorum. sevgi, bedeli göze alınarak ve gönül diyarında bulunabilir.
konfor, garanticilik, çıkar, maişet, onay beklentileriyle de gönül diyarına varılmaz. 
ricacılıktan, beklentilerden vazgeçip,
maddiyattan vazgeçip,
egodan vazgeçip,

emek verip, sabr edip, tevekkül edip,
insanlar1n gözünü/sözünü b1rak1p kendi özünün çocugu olunca

erersin sevginin demine

. ALLAH’U EKBER…buldum işte..

hak din

15 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Din 0

Allah katında din islamdır.  İslam fıtrat dinidir.  Doğal dindir. 

Hak dinin temel gerekleri:

1) Allah’a doğru bir şekilde inanmak.
2) Gönlümüzü O’na döndürmek,  O’nu dinlemek, O’na dua etmek, O’nun gibi düşünmek, O’na güvenmek ve teslim olmak
3) Dürüst, adil, merhametli, candan, paylaşımcı, kıymetbilir, şuurlu, mücadeleci, mazluma el uzatan, inançlı, renkli ve fıtrata uygun bir yaşam sürmek. Alemi seyr ve ibret, tefekkür, hayal ve O’nun istediği gibi çalışmak.
4) Ölümsüzlüğe-ölümden sonraki yaşama ve din gününe kesinkes inanmak

İslamın özündeki temel amaç  :

Yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratarak bireyleri ve tüm toplumu saadete ulaştırmaktır. Saadet cennettedir. Cennet, Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası ise kişinin kendinden razı olmasıdır. Ve toplumdan ve kendini Yaratandan. Bu da kolay bir şey değil. Ya veli olmak gerek ya deli.

dsadas