Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Babalar Günü

10 Haziran 2008 Salı | Kategori Edebiyat 2

Dün haziran ayının ikinci pazar günüydü, babalar gününe bir hafta vardı ve ben o gün için babalar günü olduğunu düşündüm. Babalar gününü kutluyacağım babam da hayatta değildi ki. Etrafımda baba yerine koyacağım bir insan da yok hani.Babamın hayatta olmasını ne çok isterdim ama elden ne gelir…Başımı okşayıp eliyle omuzumdan tutup ”kızım benim” demesi beni mutlu ederdi. Veremediğim hediyelerin hepsini birden vermek isterdim.

Nedense ”Anneler Günü ” gibi ”Babalar Günü” o kadar da şaşalı geçmiyor. Aslında ben dünün babalar günü zannetmiş ve ”ne kadar sönük bir babalar günü” diye düşünmüştüm. Televizyonda da bir iki reklam görmüştüm, halbuki  anneler günü için haftalar öncesinde başlamışlardı reklamlara, mağazaların vitrinlerine yazmaya.Aslında bu durumu biraz da insanlarıız mı böyle yapıyor, cinsiyet farkından da olabilir diye düşünüyorum. Genelde kadınlar özel günlere daha bir önem vermesinden kaynaklanıyor olabilir. Ondandır ki onların günü daha da bir önem kazanıyor.İşte erkeklerin bu tür günlere rağbet etmemeleri günlerinin de sönük geçmesine bir sebeptir diye düşünüyorum. Alınan hediyelere de kadınlar karar veriyorlar, gidip beğenilir ve sanki haberleri yokmuş gibi çocuklar getirip verirler. Babalara da beğenilen hediyler de bile kendilerinin de işine yarayacak hediyeler beğenilir belki de, biraz da işin içinde kurnazlık vardır.

Mutlaka pahalı hediyeler almak ona verdiğimiz değerle bir tutulamaz.Gönlümüzdeki zenginliğin değerini karşılayacak bir hediye var mıdır acaba? Ne olursa olsun hatırlanmak güzel bir duygudur.

Babacığım mekanın cennet olsun…

Özrü Kabahatinden Büyük

1 Nisan 2008 Salı | Kategori Mizah 0

Türk toplumunu zaman zaman nükteleriyle güldüren İncili Çavuş, devrin hükümdarlarınıda eğlendirirmiş.

Bir gün hükümdar İncili’ye:

Öyle bir kabahat işle ve özürde bulun ki özrün kabahatinden büyük olsun, demiş.

Bir gün padişah önde, İncili arkada merdivenden çıkarken İncili, padişahın kaba etine dokunmuş. Padişah kızgınlıkla İncili’ye dönmüş ama, İncili sessizce:

-Afedersiniz, hanım sultan zannettim, demiş.

Padişah, İncili’nin kabahatinden büyük olan özrüne gülmüş ve ona daha önce ne söylediğini hatırlamış.

LAF MI SÖZ MÜ?

29 Mart 2008 Cumartesi | Kategori Edebiyat 2

Hep söz ve laf kelimelerinin aynı anlama geldiğini sanırız. Oysa Pof. Dr. İskender Pala kesinlikle bu yanlışa düşülmemesi gerektiğini belirtiyor.

Pala ciddi insanların ”laflaşamayacağını, laf edemeyeceğini, laf olsun torba dolsun” üslûbunda konuşamayacağını belirtiyor. Çünkü seviyeli ve ciddi bir insan ancak söz söyler ve konuşur. Laf ancak ”atılır”.

Laf salatası vardır da söz salatası yoktur. ”Söz”ümüz laf mertebesindeyse zaten kimse ciddiye almayacaktır.

Tarihten Alıntılar

29 Mart 2008 Cumartesi | Kategori Tarih 0

ENTARİ İLE KABUL

Sadrazam Ali Paşa huzura çıkmak üzere Saraya gitmişti. Sultan Aziz odasında gecelik entarisiyle oturuyormuş.

Başmabeyinci, Paşa’yı bu halde huzura çıkarır. Fakat Paşa odaya girer ve hemen çıkar. Yüksek sesle başmabeyinciye çıkışır, ”Utanmıyor musun? Efendimiz gecelik entarisiyle istirahat buyururlarken nasıl olur da beni huzur-u hümayuna çkarırsın?”

Padişah bu sözleri işitince, ”Herif bize ders verdi!” diyerek elbisesini getirtir ve Ali Paşa’yı resmi kıyafeti ile tekrar huzura kabul eder.

ISIRGANLAR

Son Halife Abdülmecit anlatmış: 

Hem şair, hem bestekar ve aynı zamanda nüktedan bir kişi olan babası Sultan Aziz’in şimdi ismini hatırlayamadığım mabeyincilerinden birinin şiddetli sel altında kalan köşkü birden bire yıkılıvermiş, eşyasıyla kitapları harap olmuş, hatıraları maholup gitmiş. Adamcağız çok perişan olmuş. Sultan Aziz onun bu halini görünce teselli vermek için felaketini şöyle izah etmiş:

”Kendini üzme, boş yere canını sıkıyorsun. Su denilen şey hem el yıkar, hem ev yıkar!”

Bir Yer

19 Ocak 2008 Cumartesi | Kategori Edebiyat 1

               Toplumun büyük bir kısmının yakasına yapışan kaygı alışkanlığını silmek o kadar da kolay değil. Her ferdin kaygıları vardır. Öyle bir yer, öyle bir zaman olacak ki hiç bir şey düşünmeden hayatın kaygılarından kendini uzaklaştırıp, bu zaman diliminde sadece kendin için bir şeyler yapmak insanın hoşuna gidecektir.

               Uzaklaşmak; işinden, çevrendeki insanlardan, evinden, yaşadığın şehirden ama düşüncelerinden uzaklaşamıyorsun, onlar da seninle beraber geliyorlar istesen de istemesen de.Her gün bunu yapabilsek, uzaklaşabilsek, kendimizi soyutlasak… Huzurlu bir ortam ve mutlu olabileceğimiz zamanı yakalamak çok hoş olurdu. Her gün ne kadar meşgul olursan ol ne kadar güçlükle karşılaşırsan karşılaş o anı yaşayacağın zamanı düşünmek belki de işlerimizi yapmamızı daha kolaylaştıracaktır, daha çabuk bitirmemizi sağlayacak en azından. Bütün kaygılarımızı bırakıp gittiğimiz yer belki de orası, senin, benim veya onun, bize ait olan adına her ne dedi isek; ıssız bir ada veya bir çöl veya bir sığınak, böyle bir yer var mıdır?

Salamonun Hikayesi

5 Kasım 2007 Pazartesi | Kategori Mizah 0

2. Dünya Savaşın’da 2 yahudi Almanlara esir düşerler.Salamon arkadaşına sorar..

_Ne yapacaklar bu Almanlar bizi? Yahudi arkadaşı başlar anlatmaya..

_2 ihtimal var Salamon.. Bizi ya öldürürler ya da esir kampına yollarlar.Öldürürlerse sorun yok..

Ama kampa gidersek 2 ihtimal var.. Ya kurşuna diziliriz ya da gaz odasında öldürülürüz.

Kurşuna dizilirsek sorun yok.. Ama gaz odasına gidersek 2 ihtimal var.. Bizden ya sabun yaparlar ya da kağıt…

Sabun yaparlarsa sorun yok..Ama kağıt yaparlarsa 2 ihtimal var… Ya gazete kağıdı oluruz ya da tuvalet kağıdı.

Gazete kağıdı olursak sorun yok… Ama tuvalet kağıdı olursak…

İşte o zaman boku yedik Salamon..

 

dsadas