Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

DOĞAL VARLIK LARIMIZ

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ

Sevgili dostlar:Bloğumda,ülkemizin tabiat ve doğal varlıklarını sizlere tanıtmaya çalışacağım.Önce ilçem BİGA’mızdan başlamak istiyorum.Saygılarımla

 

                                                                                         KONUMU:                                       BİGA TANITIM VİDEOSU

 Çanakkale ilinin en büyük ilçelerinden biri olan Biga, kendi adı ile adlandırılan Biga Yarımadası üzerinde kurulmuştur. İlçenin doğusunda Balıkesir’in Gönen İlçesi, batısında Çanakkale İli Lapseki İlçesi, güneyinde Çanakkale İli Çan ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde ise Marmara Denizi bulunmaktadır.
      Biga İlçe merkezi, Çanakkale-Bursa İlleriyle Çan İlçesi karayollarının kesişim merkezindedir. Çanakkale ilinin en büyük ve tarihi akarsularından Kocabaş(Granikos) Çayı’nı ortasına alıp, Balıkkaya Tepesi eteklerine doğru yaslanmış, son zamanda Şirintepe’ye doğru büyük bir gelişme göstermiştir. Denizden yüksekliği; Balıkkaya’da 196 metre, Hükümet Meydanı’nda 50 metre, Kocabaş Çayı boyunca 24 metre, Şirintepe’de 60 metre civarındadır. İlçe toprakları Marmara Denizi’ne kıyı ise de ilçe merkezi denizden 15 km., güneyde iç kısımdadır.
      Biga, il merkezi Çanakkale’ye Lapseki üzerinden 84 km., Çan üzerinden 107 km.’dir.

 

//www.celikguru.com/icon/828.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

TARİHİ

12. yüzyılda Menbaalar adı ile anılan Biga ilçesinin tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Antik Çağ’da Biga İlçesinin sınırları içerisinde eski Pegea kenti vardı. Biga adı bu kentten kaynaklanır. Anna Komnenos’un XII. Yüzyılda Pigas (Menbaalar) adıyla andığı kent, Pegae’nin yerinde kuruluydu. İlçenin sınırları içerisinde kalan önemli bir başka antik kent ise Parion (Kemer) idi. Parion, Misya’nın Hellespontus kıyısında Miletos’un bir koloni kentiydi; güneydoğuda Lapsakos (Lapseki) ile batıdaki Priapos (Karabiga) arasında yer almaktaydı. Biga’yı M.Ö. 334′de Büyük iskender Makedonya krallığı’na kattı. Daha sonra ilçe uzun süre Bizansızlar’ın yönetiminde kaldı. 1364 tarihinde I. Murad’ın komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından Osmanlı Devletine bağlanan kent, bu tarihten sonra Biga adını almıştır. Timurtaş Paşa’nın oğlu Gazi Umur bey tarafından ilçede cami, medrese ve şadırvanlar yaptırılmış ve döneminde oldukça mamur bir hale getirilmiştir.

Bugün, bu şirin ilçemizde Gelibolu’lu Tahsin kalfa’nın 1911 yılında yaptığı ibadet mekanı tek, son cemaat mahalli üç kubbeli olan Çarşı camii ve caminin tam karşısında bulunan, gene 1911 yıllarında yapımı tamamlanan, şadırvanı mermerden, 12 Kubbeli Büyük Şadırvan görülmeye değer eserlerdendir. Ilıcabaşı kaplıcaları ve Parion (Kemerd), Priapos (Karabiga kalesi) gibi antik yerleşim merkezleri ile ilimizin önemli turistik bölgelerinden birisi ola Biga, çalışkan ve azimli insanları sayesinde ülkemizin ekonomisine hakim olabilecek noktada atılımlar göstermektedir.DELİORMANLI

 

 

 

BİGA İLÇESİ BELDE VE KÖYLERİ

Balıklıçeşme beldesi

Gümüşçay beldesi

Karabiga beldesi

Kozçeşme beldesi

Yeniçiftlik beldesi

 

Abdiağa, Adliye, Ağaköy, Ahmetler, Akkayrak, Akköprü, Akpınar, Aksaz, Akyaprak, Anbaroba, Arabalan, Arabakonağı, Aşağıdemirci, Ayıtdere, Aziziye, Bahçeli, Bakacak, B.Çiftliği, Bekirli, Bezirganlar, Bozlar, Camialan, Cihadiye, Çakırlı, Çavuşköy, Çelikgürü, Çeltik, Çeşmealtı, Çınardere, Çınarköprü, Çömlekçi, Danışment, Değirmencik. Dereköy, Dikmen, Doğancı, Eğridere, Elmalı, Emirorman, Eskibalıklı, Eşelek, Eybekli, Gemicikırı, Gerdelli, Gerlengeç, Geşikkırı, Göktepe, Güleçköy, Gündoğdu, Gürçeşme, Gürgendere, Güvemalan, H.H.Yaylası, Hacıköy, Hacıpehlivan, Harmanlı, Havdan, Hisarlı, Haşoba, Ilıcabaşı, Işıkeli, İdriskorusu, İlyasalan, İskenderköy, Kahvetepe, Kalafat, Kaldırımbaşı, Kanibey, Kapanbelen, Karaağaç, Karacaali, Karahamzalar, Karapürçek, Kaşıkçıoba, Katrancı, Kayapınar, Kaynarca, Kazmalı, Kemer, Kepekli, Kocagür, Koruoba, Osmaniye, Otlukdere, Ovacık, Örtülüce, Paşaçayı, Pekmezli, Ramazanlar, Sarıcaköy, Sarıkaya, Sarısıvat, Sarnıç, Savaştepe, Sazoba, Selvi, Sığırcık, Sinekçi, Şakirbey, Şirinköy, Tokatkırı, Türkbakacak, Yanıç, Yeniceköy, Yenimahalle, Yeşilköy, Yolindi, Yukarıdemirci.

http://technorati.com/faves/seherlerim
 

    .

made by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergulmade by Ofergul

Have a nice day…Çiçeklerin dansı

Burdur Gölü

Koordinatları : 370 45′ Kuzey 300 12′ Doğu
Rakımı : 857 m. Ortalama Göl Alanı : 23700 ha.
İdari olarak Burdur ve Isparta illeri sınırları içerisinde yer almaktadır.
Burdur Gölü, Söğüt dağı ile Suludere-Yayladağ kütleleri arasında, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan oluk şeklindeki tektonik çöküntünün sularla dolması sonucu oluşmuştur. Batısında ve kuzeyinde nümilitik flişler, doğusunda nojen kalkerler, güney ve güneybatısında serpantin ve gabro gjbi bazik ve ultrabazik kayaçlardan oluşmuş yüksek kütleler yer almaktadır.
Gölün batı kesimi boyunca uzanan fay (kırık) hattı nedeniyle, bu kesimde kıyı çizgisi çok dardır ve bölgelerde göl birden derinleşir. Güney ve kuzeyde ise alüvyonların birikmesiyle sazlarla kaplı tuzlu batak görünümündeki kıyı ovaları ve delta oluşumu başlamıştır.
Göl çevresinde tespit edilen 30, 40, 50 ve 80 metrelerdeki seki ve yalıyarlar, kuvaternerden günümüze dek su düzeyinin iklim değişiklikleri nedeniyle birkaç kez değiştiğini göstermektedir. Bu süreç içerisinde yağışlarla 100 metre kadar yükselen göl suları bir gidegenle Isparta Ovasına boşalmıştır.
Kapalı bir havzada yer alan gölün dışarıya akıntısı yoktur. Göl suları tuzlu ve arseniklidir. Türkiye’nin en derin göllerinden birisidir.
Türkiye’nin en derin göllerinden birisidir. Kuzeybatıda yer alan Kapı burnu önlerinde derinliği 100 metreyi bulur.
Gölün beslenimi, göl alanına düşen yağışlar, göle ulaşan mevsimlik ve sürekli akarsular ile akiferlerin yer altı suyu akımı ile, boşalımı ise: havza dışına boşalım olmadığı için buharlaşma ile olmaktadır. Göl su seviyesi ve alanı, yağışlara bağlı olarak, yıllara ve mevsimlere göre değişiklikler göstermektedir. Gölü besleyen önemli akarsular gölün güneybatı ucundan giren Bozçay deresi, sırasıyla doğuya doğru Kravgaz, Kurna, Çerçin, Lengüme dereleri ve Keçiborlu yönünden gelen Adalar çayıdır. Bu akarsuların debileri oldukça düşük olup, büyük bir kısmı yazın kurumaktadır.
Havza dışına boşalım olmadığı için göl su seviyesi ve alanı, yağışlara bağlı olarak, yıllara ve mevsimlere göre değişiklikler göstermektedir. 1959/1996 yılları arasındaki rasat periyodunda, su düseyi Mayıs 1970’de 857.45 merdeye ulaşmış, Mayıs 1996’da ise 848.15 merte su düzeyinde ise 16.500 hektar olmuştur. Bu düşüş ciddi boyutlarda sulak alan habitatı kaybına yol açmış, su kuşları için büyük önem taşıyan sığ alanların kurumasına sebep olmuştur.
Normal koşullar altında gölün su seviyesi mevsimlere bağlı olarak bir metrelik salınım göstermesine karşın, gölü beslayen en önemli akarsu olan Bozçay derasi üzerinde inşa edilen Karamanlı ve Karataş barajları ile Tefenni ve Belenli göletlerinin yanısıra son yıllarda yaşanan kuraklık göller yeraltı suyunu reşarj ve deşarj ederek, taşkınların yok edici etkisini azaltarak ve taban suyunu dengeleyerek bulundukları bölgenin su rejimini düzenlerler. Ayroca, göller tortuları, ybezin maddelerini ve zehirli maddeleri alıkoyarak su kalitesini yükseltirler. Aynı, zamanda, bulundukları bölgenin nem oranını yükselterek başta yağış ve sıcaklık olmak üzerer yerel iklim elemanları üzerinde olumyu etki yaparlar. Bu durum, biyolojik zenginlik ve tarımsal üretim artışını destekler. Burdur Gölü, Göller bölgesindeki diğer göllerle birlikte sulak alanların bu işlevlevini en güzel yansıtan örneklerden biridir.
işlev ve değerleri
Göller yeraltı suyunu reşarj ve deşaj ederek, taşkınların yok edici etkisini azaltarak ve taban suyunu dengeleyerek bulundukları bölgenin su rejimini düzenlerler. Ayrıca, göller tortulları, besin maddelerini ve zehirli maddeleri alıkoyarak su kalitesini yükseltirler. Aynı zamanda, bulundukları bölgenin nem oranını yükselterek başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinden olumlu etki yaparlar. Bu durum, biyolojik zenginlik ve tarımsal üretim artışını destekler. Burdur Gölü, Göller bölgesindeki diğer göllerle birlikte sulak alanların bu işlevini en güzel yansıtan örneklerden biridir.
Burdur Gölü, Türkiye’nin en derin göllerinden biridir. Yapılan araştırmalarda gölün oligotrophic karaktere sahip, besin maddeleri yönünden fakir bir göl olduğu belirtilmektedir. Buna karşın 300 bine yakın su kuşunu barındırmaktadır. Nesli tehlikede olan ve toplam dünya nüfusunun 12.000 civarında kaldığı tahmin edilen dikkuyruk ördeği bazı yıllar 2/3′ünün gölde kışladığı gözlenmiştir. Bunların yanısıra göl ve yakın çevresi doğa turizmi yönünden önemli bir potansiyele sahiptir. Yörede çok sayıda karstik göl, vadi, mağara, düden, in ve dehliz bulunmaktadır. İyi bir tanıtım ve alt yapının geliştirilmesiyle, doğa turizmi ile yöre ekonomisine önemli bir katkı sağlayabilecektir.
Başta sukuşları olmak üzere, barındırdığı yaban hayatının yanısıra göl ve yakın çevresi doğa turizmi yönünden önemli bir potansiyele sahiptir. Yörede çok sayıda karstik göl, vadi, mağara, düden, in ve dehliz bulunmaktadır. İyi bir tanıtım ve alt yapnın geliştirilmesiyle, doğa turizmi ile yöre ekonomisine önemli bir katkı sağlayabilecektir.
Flora ve vejetasyon
Burdur Gölü, bitki coğrafyası bakımından Akdeniz filoristik bölgesinde yer almaktadır. Göl suyunda arsenik bulunması ve sodyum sülfat ve klorür miktarının oldukça yüksek olması nedeniyle su içi bitkilerine rastlanmaz. Bitki toplulukları sadece güney kesimdeki Yazıkent-Karakent köyleri arasındaki akarsuların göle karıştığı ve tuzluluğun nispeten daha az olduğu bölgelerde bulunmaktadır. Bu alanlardaki hakim bitki örtüsünü Cyperacea familyasına ait iki tür ve Poaceae familyasından Phragmites australis temsil etmektedir.
Göl çevresinde orman ve çalılıklarla kaplı tepeler ve dağlar bulunmaktadır. Gölün kuzeyinde yer alan dağların yüksek bölgelerinde karaçam ormanı hakim bitki örtüsünü oluşturmaktadır.
fauna ve ornitolojik önemi
Göl sularında arsenik bulunduğu için su içi faunası oldukça fakirdir. Akarsuların göle karıştığı bölgelerde göle özgü küçük bir balık türü olan Aphanius burduricus bulunmaktadır. Aphanius burduricusun yanısıra, yine göl için endemi olan Arcodioptomus burduricus zooplankton türünün mevcudiyeti gölün fauna açısından önem kazanmasına neden olmuştur.
Göl çevresi sürüngenler bakımından oldukça zengindir. Yörede görülen başlıca sürüngen türleri; tosbağa, iri yeşil kertenkele, kaya kertenkelesi, tarla kertenkelesi, mahmuzlu yılan, kör yılan, ok yılanı, uysal yılan, sarı yılan, çukurbaş yılan, küpeli yılan ve alaca engerek’dir. Göl çevresinde sıkça rastlanan diğer bir hayvan türü ise kurbağalardır. Ova kurbağası ve gece kurbağası en fazla görülen türlerdir.
Göl çevresinde yer alan çalılık ve ormanlık alanlar ise memeliler açısından çeşitlilik göstermektedir. Yörede görülen başlıca memeliler; kirpi, köstebek, tavşan, kurt, çakal ve tilkidir.
Burdur Gölü’nün fauna açısından önemini asıl kuşlar oluşturmaktadır.
Ornitolojik Önemi
Burdur Gölü, kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en önemli göllerinden birisidir. Derin bir göl olmasına rağmen her yıl sonbahar ve kış dönemlerinde yüzbinin üzerinde sukuşunu barındırmaktadır. Bazı yıllar bu sayı üçyüzbine uluşmaktadır. Göl suları kış aylarında donmadığından sakarmekeler, ördekler ve batağanlar kalabalık topluluklar oluşturmaktadır. Geniş ve açık su yüzeyi kışlayan kuşlar için güvenli bir ortam oluşturmakta, gölün güneybatı ve kuzeydoğu uçlarındaki sığ kesimler ve kıyılardaki çamur düzlükleri zengin besin varlığı ile kuşların beslenmesine imkan vermektedir.
Gölde, yüksek sayılarda pek çok ördek türü kışlamaktadır. Macar ördeği, elmabaş patka, tepeli patka, kılkuyruk ve kaşıkgaga bulunmaktadır. Sakarca, akkuyruklu kartal ve kara iskete bölgede kışlayan önemli ördek türlerdir. Kış aylarında zaman zaman nesli tehlike altında bulunan şah kartal da gözlenmektedir.
Burdur Gölü, karaboyunlu batağan ve sakarmeke için hem sonbahar göçü sırasında hem de kış aylarıda çok önemlidir. 1997 yılı Ekim ayında bölgede 26 075 karaboyunlu batağan ve 252 726 Sakarmeke sayılmıştır. Göç sırasında çok yüksek sayılarda kara sumru ve flamingo konaklamaktadır.
Mahmuzlu kızkuşu, anıt, taş bülbülü ve kızıl kiraz kuşu bölgede üreyen önemli türler arasındadır. Ayrıca, göl ve çevrekinde mahmuzlu kız kuşu, suna, sakarmeke, uzunbacak ve bahri de kuluçkaya yatmaktadır.
Burdur Gölü’nün asıl önemi, nesli dünya çapında tehlikede olan ve Batı Palearktik bölgede doğal olarak rastlanan dikkuyruk ördeğin dünya populasyonunun %70′inin gölde kışlamasından kaynaklanmaktadır.
Dikkuyruk ördek Batı Akdeniz’den Orta Asya steplerine kadar uzanan bir alana yayılmış olmakla beraber, türün bu alan içindeki dağılımı çok düzensizdir. Özellikle Avrupa’daki nüfusunun giderek azalması atan endişelere yol açmaktadır.
Türün ve yaşama alanlarının korunması için, Uluslararası Sukuşları ve Sulak Alanlar Araştırma Birliği (IWRB) ile Sukuşları ve Sulak Alanlar Birliği (WWT) 1984 yılından beri uluslararası bir araştırma ve koruma programı yürütmektedir. Bu programda en çok önem verilen ülkelerin başında Sovyetler Birliği ile Türkiye gelmektedir. Yeryüzündeki en önemli kışlama alanı olan Burdur Gölü’nün korunması türün neslini devam ettirebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
tarihi ve kültürel değerler
Antik Çağde Psidia adlı bölgede yer alan Burdur’un tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Gölün güneybatı ucuna 8 km. mesafede bulunan Hacılar köyü yakınındaki antik Tymbrianassos kentinde yapılan kazılardan Neolitik Çağdan beri yörede yerleşimlerin kurulduğu ortaya çıkmıştır.
İlk Tunç Çağı’ndan sonra Hitit egemenliğine giren bölgeye, daha sonra Frigler, Lydialılar, Persler,Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuşlar; 11.yüzyıldan sonra ise Anadolu Selçukluları ile birlikte yöre Türklerin egemenliğine girmiştir.
Yörede Anadolu Selçuklularına ve Osmanlılarına ait çok sayıda eser mevcuttur. Hamitoğulları döneminde yaptırılan il merzindeki Muzafferiye kütüphanesi Türkiye’nin en eski kitaplıklarından birisidir.
İnsan aktiviteleri
Tarım
Yöre halkı geçimini genellikle tarımdan sağlamaktadır. Ancak ekilebilir toprakların oranının yüksek olmasına karşın; üretimde doğa koşullarının belirleyici olması, sulama imkanlarının yetersiz oluşu ve modern tarım tekniklerinin yaygınlaşmayısı üretimdeki verim ve çeşitliliği sınırlamaktadır. Başlıca bitkisel üretim buğday ve arpadır. Şeker pancarı, gül ve anason üretimi yapılan başlıca sanayi ürünleridir. Sulanabilen alanlarda sesze üretimi de yapılmaktadır. Meyvecilik de giderek önem kazanmakta, iklim koşullarına uygun olarak elma, armut, üzüm ve şeftali üretimi giderek artmaktadır.
Hayvancılık daha çok ek gelir kaynağı niteliğindedir. Doğa koşulları hayvancılığa elverişli olmasına karşın, bakım ve üretim tekniklerinin geri oluşu nedeniyle verim oldukça düşüktür.
Turizm
Yörede Burdur Gölü’nün dışında , yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken çok sayıda karstik göl, vadi, mağara, in, düden ve dehliz bulunmaktadır. Dünyaca ünlü İnsuyu mağarası göle yaklaşık 22 km. mesafededir.
Avcılık
Burdur Gölü ve çevresinin Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak ayrılmış olması nedeniyle koruma sahası içerisinde avcılık tamamen yasaklanmıştır. Orman Bakanlığınca kaçak avcılık sürekli denetim altında bulundurulmaktadır.
Koruma ve Yönetim
1994 yılında gölün yaklaşık % 50 ’sini kapsayan (12.600 ha) bölümü Ramsar Sözleşmesi listesine dahil edilmiştir. Burdur Gölü ve çevresinde 38.125 ha.lık alan ise 1993 yılında Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak ilan edilmiştir.
1993 yılında gölde avcılığın tamamen yasaklanması ve etkili denetim neticesinde gölde kışlayan sukuşu sayısında önemli ölçüd artış kadedilmiştir. 1990’lı yılların başında 100-150 bir civarında seyredn kuş sayısı, 1996-1997 yıllarında 300000’e yaklaşmıştır.
Göldeki kirliliğin ve erozyonun önlenmesi, su seviyesinin düşmesi sonucunda ortaya çıkan alanların korunması ve yaban hayatı için yeni habitatların oluşturulması amacıyla göl çevresinde bitkilendirme ve ağaçlandırma çalışmaları başlatılmıştır.
Gölün doğal yapısının ve ekolojik karakterinin korunabilmesi için göl yönetim planı hazırlanmalı; ayrıca, etkin bir izleme ve denetimin sağlanabilmesi için mutlaka yerel anlamda özel bir kurumsal yapı oluşturulmalıdır.
KAYNAK: Burdur Gölü, (1998) T.C. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü Yayını.Deliormanlı

Büyük Çekmece Gölü

İli : İstanbul İlçesi : Çatalca, Büyük Çekmece Yüzölçümü : 2850 ha.
Karasu Çayının Marmara Denizine döküldüğü yerde oluşmuş bir tatlı su gölüdür. Göl alanı 2850 hektar olup, su toplama havzası 622 km2’dir. Baraj ile deniz arasında hafif tuzlu bir göl, odacıklar ve sazlıklar bulunur.
Sulak alanın kullanım durumu :
Göl İstanbul’un içme suyu kaynağı olarak kullanılmaktadır. İstanbul’a toplam 70 hm3 içme suyu sağlamaktadır.
Gölde eskiden 30 tür balık varken bu sayı halihazırda 4’ü yabancı tür olmak üzere 15 tür balık kalmıştır.kadardır.
Göl Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan yapılarla derinleştirilmiştir. Gölün deniz ayağına bir baraj yapılmıştır.
Göl çevresi yoğun sanayileşme ve yerleşim baskısı altındadır.
Koruma Statüsü :
Göl, İçme ve Kullanma Suyu Sahası olup, su toplama havzasının tamamı kirliliğe karşı koruma altındadır.
Kirlenme :
Su toplama havzası içerisindeki mevcut ve planlanan sanayiler ve yerleşim birimlerinin arıtma tesislerinin olmaması sebebiyle gölü yoğun olarak kirletmektedirler. Yeni sanayi ve yerleşime izin verilmeyerek ve mevcutlara arıtma yapılarak mevcut kirlilik önlenebilir.
Habitat tahribi :
Göl DSİ Genel Müdürlüğü tarafından içme suyu rezervuarı olarak tasarlanmış ve deniz ayağına bir baraj inşaa edilerek göl su seviyesi yükseltilmiştir.
Göl derinleştirildiği için bataklık ve sazlıklar ancak kuşların üreme mevsiminde yeni yeni oluşmaktadır.
İstanbul’a çok yakın olan gölde avcılık baskısı yoğun olarak hissedilmektedir.Deliormanlı

Çıldır Gölü

İli : Ardahan İlçe : Çıldır Yüzölçümü : 14.000 ha.
Doğu Anadolu Bölgemizde bulunan en büyük ikinci göldür. Suları tatlı olup, tektonik oluşumlu bir göldür. En derin yeri 22 metredir. Yüzey akışıyla gelen sular ve pınarlarla beslenir.
Ermenistan sınırında bulunan Arpaçayın kolu olan Telek suyu gölün tek gidegenidir. Gölün güney batısında küçük bir göl olan Lavos Gölü bulunur.
Gölde dört tane ada bulunmaktadır. En büyük olanı Akçakale harabelerinin yanında yer alan adadır.
Sulak Alanın Kullanım Durumu :
Gölün sadece kuzey batısında seddeyle ayrılmış bataklık ve sulak çayırlar bulunur. Genelde göl çevresi mera vasıflı olup, sert bölge iklimi tarıma olanak vermez.
Gölde balıkçılık önemli bir insan aktivitesi olup, kışın buz tutan gölde kalın buz tabakası kırılarak balık avlanmaktadır.
Koruma Statüsü :
Koruma statüsü bulunmamaktadır.
Sulak alanı tehdit eden Faktörler :
Kirlenme :
Gölde aşırı bir kirlilik gözlenmemesine rağmen artan bir evsel kirlilik göze çarpmaktadır.
Habitat Tahribi :
Adalardaki insan baskısının artması bu alanları kuluçka için kullanan türleri olumsuz etkilemektedir. Yapımı planlana otel ise yeniden gözden geçirilmelidir.
Son yıllarda artan turizmle birlikte insan baskısı artmış ve turistik tesisler inşaa edilmeye başlanmıştır.Deliormanlı

Çorak Gölü

İli: Burdur İlçe:Yeşilova Yüzölçümü 1150 ha.
Alan kuzeyinde kalan dik yamaçlar dışında çevresi tarım alanları ile çevrili, küçük ve tektonik tuzlu su gölüdür.
Başta Taş pınar, Balaban ve Çeşme çukuru dereleri olmak üzere birkaç küçük dere tarafından beslenen gölün, tatlı su girişlerinde küçük sazlıklar bulunmaktadır.
Su seviyesi yüksek olduğunda göl suları kuzeydeki bir düden yoluyla boşalmaktadır. Son yıllarda yaşanan kuraklık Gölde etkisini göstermiş ve kuru kalmasına neden olmuştur.
Alan aralarında çamurcun, elmabaş patka, pas baş patka ve dik kuyruğun da bulunduğu çok sayıda sukuşuyla uluslararası öneme sahip sulak alan statüsü kazanır.
Koruma Statüsü
Alanın koruma statüsü yoktur.
Sulak Alanın Kullanım Durumu
Göl çevresinde kuru tarım yapılmaktadır.
Su Rejimine Yapılan Müdahaleler
1981’de DSİ, Dereköy’ün güneybatısında Çeşme çukuru Deresi üzerinde, göl alanı 18 ha olan bir baraj inşa etmiş, bu suyla 23 ha tarım arazisi sulanmaya başlanmıştır. Bu baraj son yıllarda gölde yaşanan kuraklık üzerinde önemli rol oynamıştır.
Çözüm Önerileri
Gölde su seviyesinin yükseltilmesine olanak sağlayacak şekilde barajdan yeterli miktarda suyun bırakılması sağlanmaktadır.Deliormanlı

Eber Gölü

Koruma Statüsü: Bölgenin herhangi bin koruma statüsü yoktur.
Coğrafi Koordinatlary: 38o40’ Kuzey-31o12’ Doğu.
Eber gölü, Göller bölgesinde ye alan önemli göllerimizden biridir. Sultan dağlarının kuzeyi ve Emir Dağı’nın güneyinde uzanan çöküntülü alanında yer almaktadır. ıdari olarak Afyon ilinin Bolvadin ve Çay ilçeleri sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Suları tatlı, sığ bir göl olan Eber Gölü’nde su derinliği yüksek su seviyesinde 3-4 civarındadır. Göl su seviıesi ve göl alanı mevsimlere ve ıyllara göre büyük değiğiklikler göstermektedir.
1961-1991 rasat periyodunda en düğük su seviyesi Ekim 1991’de görülmüğtür. Buna göre su kotu 965.33 metre, göl alanı 62 km2, su hacmi 42.8 milıon m3olarak tespit edilmiğtir. En yüksek su seviyesi Maıys 1969’da; su kotu 967.61 metre, göl alanı 164.5 km2 ve su hacmi 292 milyon m2 olarak tespit edilmiğtir.
Az yağığlı bir yörede bulunduğundan beslenme kaynakları oldukça zayıftır. En önemli akarsuyu Akarçaydır. Gölün beslenimi; göl alanına düğen yağığtan, Akarçay ve göl drenaj alanındaki diğer mevsimlik ve sürekli akımlar ile göl çevresindeki akiferlerin yer alty suıu akığından olmaktadır. Boğalımı ise; buharlağma ve sulama için alınan sularla olmaktadır.
Ekolojik olarak Türkiye’nin en bol gıdalı göllerinden biridir. Gerek bitki gerek hayvan varlığı yönünden son derece zengindir. Gölün hemen hemen tamamı saz ve kamığlarla kaplıdır. 5 ile 10 hektarı geçmeyen açık su yüzeyleri (göl aynalary) bulunur. Su içi bitkiler bakımından da Türkiye’nin en zengin göllerinden biridir.
Su ürünleri yönünden de zengin olan gölde bol miktarda Sazan ve Turna balığı bulunur. Ayryca ticari değeri olmayan pek çok küçük balık türü de gölde yağamaktadır.
Bunların dığında sürüngen, amfibia ve omurgasız hayvan toplulukları da zengindir.
Çok geniğ ve sık sazlık alanların bulunması, Göl’ün bitkisel ve hayvansal akuatik formlar bakımından zengin oluğu, su kuğları açısından son derece uygun üreme, beslenme, sığınma ve konaklama ortamı oluğturmaktadır.
Küçük Karabatak, küçük balaban, gece balıkçılı, alaca balıkçıl. küçük akbalıkçıl, erguvani balıkçıl, çeltikci, çıkrıkçın, dikkuıruk, saz delicesi, uzunbacak ve kocagöz ıörede kuluçkaya yatan önemli türlerdir.
Bugüne kadar Göl ve civarında 200’den fazla kuğ türü tespit edilmiğtir. Eber Gölü’nden kığlaıan su kuğları populasyonu ortalama 30.000 ile 40.000 civarındadır. Bazı yıllar bu sayı birkaç misline ulağabilmektedir.
Eber Gölü’nün su kuğları için vazgeçilmez değeri yanında, yöre ekonomisinde balıkçıl ve saz üretimi ile önemli katkı sağlamaktadır. Afyon’daki kağıt fabrikasının selüloz ihtiyacının 4/5’i Eber Gölü’nden kesilen sazlarla karğılanmaktadır.Deliormanlı

Eğirdir Gölü

Koruma Statüsü: Bölgede herhangi bir koruma statüsü yoktur.
Coğrafi Koordinatları: 38ol5’ Kuzey-30o52’Doğu.
Göller bölgesinde yer alan önemli bir göldür. İdari olarak Isparta İli sınırları içinde yer almaktadır.
Beyşehir Gölü’nden sonda Türkiye’ni ikinci büyük tatlı su gölüdür. Su rengi turkuvazdır. Jeolojik olarak tektonik bir göldü. Ancak, göl çanağının biçimlenmesinde karstik olaylar da etkili olmuştur.
Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Göl’ün Keltepe burnu ile Belbel Çiftliği arasında kalan orta kısmı çok dardır. Göl’ün kuzeyde kalan bölümü Hoyran, Göl’ü güneyde kalan bölümü ise Eğirdir Gölü olarak isimlendirilmektedir.
Göl derinliği yıllara ve mevsimlere göre değişmekle birlikte, ortalama derinlik 7 ile 12 metredir. En derin yeri Barla kasabası önlerinde 15 m.’yi bulmaktadır.
1938-1991 rasat periyodunda; en düşük su seviyesi Aralık 1975’te 915.33 metre olarak tespit edilmiştir. Bu seviyedeki göl alanı 45.300 hektar ve su hacmi ise 2.74 milyar m3 hesaplanmıştır. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969’da tespit edilmiş, buna göre su kotu 919.11 metre, göl alanı 48.150 hektar ve su hacmi ise 4.44 milyar m3 olarak gerçekleşmiştir.
Gölün beslenimi; göl alanına düşen yağıştan, drenaj alanı yüzeysel akışından v yer altı suyu akışından (kaynaklar dahil) olmaktadır. Boşalımı ise; güney ucundaki gölayağı, buharlaşma, düdenler ve suni boşalım (sulama, enerji üretimi ve içme-kullanma suyu temini) yoluyla olmaktadır. Gölü besleyen en önemli akarsular Uluborlu yönünden gelen Popa çayı, Hoyran Ovasından inen Değirmen çayı ve Yalvaç’tan gelen Akçay’dır. Yazın geçtikleri yerlerde sulamada kullanıldığı için, bu çayların suları yaz mevsiminde göle ulaşmaz.
Ekolojik karakteri itibariyle Beyşehir Gölüne benzemektedir. Gölün derin kısımları orta gıdalı, sığ kısımları ise bol gıdalı özelliktedir.
Göl, su ürünleri yönünden zengin bir yapıya sahiptir. Ancak, 1960 yılından önce gölde 11 balık türü bulunmakta iken, gele uzun levrek (sudak) aşılanmış yırtıcı bir tür olan uzun levrek göldeki diğer balık türlerini bitirmiştir. Sadece çok az sayıda sazan balığı Hoyran kesimindeki sığ bölgelerde varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Gölde çok zengin olan tatlısu istakozu da hastalık nedeniyle tamamen tükenmiştir.
Göl, doğudaki Gelendost kıyıları ile kuzeybatıdaki Gençali ve kuzeydeki Hoyran Ovasının kıyı düzlükleri dışında genellikle dik yamaçlarla inen dağlarla çevrilidir. Bu nedenle güneyde yer alan Eğridir Gölü’nün daha derin kıyılarının dik ve sazlık alanlarının az olması sebebiyle su kuşları için elverişsizdir. Daha sığ olan Hoyran Gölündeki geniş sazlık alanlar, su kuşları için kuluçka ve beslenme ortamı oluşturmakta, kuzeyden gelen kuşlar için önemli bir uğrak alanı olmaktadır. Küçük karabatak, alaca balıkçıl, küçük balıkçıl, bıyıklı sumru, Hoyran Gölünde kuluçkaya yatan önemli türlerdir. Gölün sonbahar ve kış aylarındaki ortalama kuş populasyonu 30.000 civarındadır.Deliormanlı

Gediz Nehri

Gediz Nehri toplam uzunluğu : 401 Km.
Su toplama havzası : 17.500 Km2′dir.
Gediz Nehri, Anadolu’dan Ege Denizine dökülen Büyük Menderes nehrinden sonra ikinci büyük akarsudur. İç Batı Anadolu’daki Murat ve Şaphane dağlarından inen suların birleşmesiyle oluşan Gediz Nehri, batıya doğru ilerlerken, kuzeyden Kunduzlu, Selendi, Deliiniş ve Demrek çaylarını, güneyden ise Kulu volkanik yöresinden gelen küçük dereleri sularına katar. Nehir, Salihli ilçesinin kuzeydoğusundan Gediz Ovasına girer ve güneyden Kemalpaşa Ovasından gelen Nif çayını alarak Foça tepelerinin güneydoğusundan İzmir Körfezine dökülür.
Taşkın dönemlerinde sık sık yatak değiştiren Gediz Nehri, yaklaşık 40.000 ha.’lık bir delta oluşturmuştur. Zaman içerisinde İzmir körfezindeki bazı adalar da kara ile birleşmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır.
19. y.y. sonlarında Gediz Nehri Çilazmak dalyanının hemen doğusundan Ege Denizine dökülmekte iken, Körfezin hızla dolması ve İzmir Limanının denize ulaşımının kapanması tehlikesi nedeniyle kanallar açılarak nehrin yatağı değiştirilmiştir.Deliormanlı

Gediz Deltası

Koordinatlar : 38o 33′
Sulak Alan Ekosisteminin Kapladığı Alan : 20400 ha.
Türkiye kıyılarındaki en büyük deltalardan biri, İzmir Körfezinin doğu kıyılarına uzanan Gediz Deltasıdır. Akdeniz’i çevreleyen kara parçalarının coğrafi özelliklerinden dolayı, su kaynaklarının büyük bir kısmı yüksek debili nehirler oluşturacak şekilde birleşemeden denize açılmakta ve çok sayıda, ancak dar bir alanı kaplayan küçük deltalar oluşturmaktadır. Bunun yanında, nispeten yüksek debili nehirlerin oluşturdukları çok daha az sayıdaki büyük deltaların her biri, alternatifsiz birer yaşama alanıdır.
Deltanın oluşumu sırasında Gediz Nehri, batı, güneybatı ve güney doğrultularında sık sık yatağını değiştirmiş ve denize doğru ilerlediği kesimlerde çok sayıda lagünler, bataklıklar ve çamur düzlükleri oluşturmuştur.
Deltada yer alan ve ince kordonlarla denizden ayrılan dalyanlar kuzeyden güneye doğru, Kırdeniz (400 ha.), Homa (1824 ha.), Çilazmak (725 ha.) ve Ragıppaşa (Taş) (500 ha.) dalyanlarıdır. Homa Dalyanı ile Çilazmak Dalyanının doğu kıyıları arasında Tekel Tuz İşletmesine ait tuzlalar bulunmaktadır.
Gediz Deltasında üç ana tatlı su bataklığı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi 500 hektarlık sazlık alan ve 650 hektarlık sığ tatlı su bataklığından oluşan bölgedir. Bu bölge Kırdeniz dalyanının doğusuna uzanmaktadır. Diğer iki tatlı su bataklığından biri deltanın güneydoğusundaki Çiğli Bataklığı (140 ha.) diğeri ise Kozluca seddinin kuzeydoğusundaki Sazlı Göl (30 ha.) dür.
Kırdeniz Dalyanının güneydoğusunda geçmişte İzmir Körfezinde yer alan yükseklikleri 50-50 m. arasında değişen tepelik alanlar (Poyraz Tepe, Orta Tepe ve Üçtepeler) mevcuttur.
İŞLEV VE DEĞERLERİ
Bilindiği üzere sulak alanlar, dünyanın en üretken ve yenilebilir doğal kaynakları olup, insan kullanımı başta olmak üzere binlerce canlı yaşamı için çok önem taşıyan alanlardır.
Deltalar, sulak alan tanımlamasına dahil olan farklı ekolojik alanları içiçe bulundurması nedeniyle başta sukuşları ve balıklar olmak üzere binlerce canlıya uygun yaşama ortamı sağlarlar. Bu nedenle, delta sistemleri doğal yaşamın devamlılığı açısından son derece önemli ekosistemlerdir.
Ekolojik yönden bol gıdalı bir sulak alan özelliği taşıyan Gediz Deltası; zengin ve değişik habitatları ile bir açık hava müzesi işlevi görmektedir.
Deltada, bazı kuş türleri için büyük öneme sahip olan geniş tuz bataklıkları mevcuttur. Bu tuz bataklıkları Kırdeniz Dalyanı’nın kuzeydoğusunda ve Bostanlı ve Çilazmak Dalyanı arasında uzanmaktadır. Gediz Nehri’nin üç eski yatağı ve şu andaki yatağının denize açıldığı bölgeler su kuşları ve deniz kuşları için üreme, beslenme, kışlama ve barınma imkanı sağlamaktadır.
Tüm bu sistemlerle birlikte deltada yer alan geçici sulak çayırlar, bahçeler, tarım alanları ve küçük ağaçlık alanların içinde bulunduğu Gediz Deltası bulunduğu bölge için olduğu kadar tüm Akdeniz geneli için eşsiz bir yaşama ortamıdır.
Gediz Deltası su ürünleri üretimiyle de yöre ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. İzmir şehri gibi bir metropilatının çok yakınında bulunan ve Delta içerisinde yer alan Çamaltı Tuzlası Kuş Cenneti ornitoturizm başta olmak üzere günü birlik dinlence amaçlı kullanımlar için büyük öneme sahiptir.
Deltanın diğer bir önemli işlevi ise bir tampon görevi yaparak deniz suyunun girişini önlemekte ve iç kesimlerdeki tarım alanlarını tuzlaşmaya karşı korumaktadır.
FLORA VE VEJETASYON
Bitki ve coğrafyası yönünden Akdeniz floristik bölgesi içinde yer alan Gediz Deltasında kumul, tuzcul, frigana ve sazlık habitatları bulunur.
Flora çalışmaları sonucunda bölgede 60 familya, 206 cinse ait 308 takson saptanmıştır. Bu taksonların hepsi Spermatophyta divisiosuna dahildir. Tuzlada tuzcul bitkiler hakimdir.
Kıyı bölgesinde Salıcornia europea yoğun şekilde görülmetedir. İç bölgelerinde kıyıdana itibaren Arthrocnemum sp., Holocnemum strobilaceum ve Halimone portulacoides baskın durma gaçmektedir.
Gediz Delasında Puccinellia koeieana subsp. Anatolica, stachys cretica suupsp. Smyrnaea, Carex divisa, Sueda prostrata subsp. Prostrata ve Salsola Kali gibi endemik türler ve /veya alt türler mevcuttur.
FAUNA VE ORNİTOLOJİK ÖNEMİ
Zengin bir faunaya sahip Gediz Deltası ve Çamaltı Tuzlası Kuş Cenneti, çok sayıda böcek türünden, çakal (Canis aureus) ve yaban domuzu (Sus scrofa) gibi memeli hayvanlara kadar pek çok hayvan türü için önemli bir yaşama alanı özelliğindedir. Ancak alanın fauna açısından esas önemini kuşlar oluşturmaktadır.
Ornitolojik Önemi
Türkiye’de bulunan 426 kuş türünden bugüne kadar 200′ü aşkını bölgede gözlenmiştir. Gediz Deltası’nın uygun iklim koşulları yanısıra, tatlı ve tuzlu su ekosistemlerini birarada bulundurulması, zengin ve değişik habititlara sahip olması nedeniyle çeşitli türden çok sayıda sukuşuna uygun üreme, beslenme, konaklama ve kışlama olanağı sağlamaktadır.
Gediz Deltasının ornitolojik önemi, kısaca sahip olduğu şu kriterler nedeniyledir;
Çok çeşitli kuş türü için önemli üreme habitallarına sahiptir.
Özellikle Doğu Avrupa’da yaşayan su kuşları için sahip olduğu uygun iklim koşulları ve beslenme alanları nedeniyle önemli bir kışlama alanıdır.
Kuzey-Güney Göç Rotası üzerinde bulunması nedeniyle göç mevsimlerinde çok sayıdaki kıyı kuşu ve diğer su kuşları için uygun konaklama ve beslenme alanıdır.
Gediz Deltasında soyu dünya genelinde tehlike altında bulunan tepeli pelikan ve küçük kerkenez üremektedir. Alan, deniz kuşları, özellikle de sumrular ve martılar için tüm Akdeniz genelinde önemli bir üreme bölgesidir.
Deltadaki korunaklı çamur adacıklarında her yıl binlerce çift deniz kuşu kuluçkaya yatar. Kara gagalı sumru Türkiye’de yalnız Gediz Deltası’nda üremektedir ve bölge aynı zamanda bu türün Akdeniz kıyılarındaki düzenli olarak ürediği beş alandan biri olma özelliğindedir. Büyük sumru, tüm Akdeniz kıyılarında düzenli olarak yalnızca Gediz Deltası ve büyük Menderes Deltasında üremektedir.
Bunun dışında bölge, her yıl binlerce kıyı kuşunun kışlaması ve göç sırasında konaklaması açısından çok önemlidir. Deltada yer alan tuzlalar, sazlıklar, çayırlar, tepelik ve bahçelik alanlar deltadaki tür zenginliğini artıran diğer habitatlardır. Bu habitatlarda yaşayan önemli türlere örnek olarak kara leylek, flamingo, mahmuzlu kızkuşu, bataklık kırlangıcı, kocagöz, kızıl şahin, kaya sıvacı kuşu ve gök ardıç verilebilir.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER
Delta içerisinde yer alan ve geçmişte Ege Denizi’nin bir adası olan üçtepeler’de bulunan Leukai antik şehri, Pers kralına başkaldırmayı planlayan Pers Amiralı Takhos tarafından M.Ö. 352 yılında kurulmuştur. Surlar ile çevrili olan Leukai tarihte önemli bir şehir olmamıştır. Ancak, Helenistik çağda Eumenes II’nin evlilik dışı çocuğu Aristoniskos nedeniyle adından söz ettirmiştir.
Klazomenia (Urla)’nın kolonisi olan Leukai’lilerin bastırmış olduğu gümüş ***kelerin bir kısmı bugün British Museum’da sergilenmektedir. Pek fazla kalıntısı olmayan bu antik şehrin henüz kazı çalışmaları yapılmamıştır. Fakat, şehrin etrafındaki surlar, Poyraz Tepede bir oda mezarı ve farklı yerlerde 5 kuyu bulunmaktadır.
İNSAN AKTİVİTELERİ
Tarım
Gediz Deltası sahip olduğu uygun iklim ve toprak koşulları nedeniyle ülkemizin Ege kıyılarındaki en önemli tarım alanlarından birisidir. Sulama yapılan bölgelerde başlıca ürünler pamuk ve su yeterli olduğunda çeltiktir. Gediz Nehrinin suyu ise bölgedeki tarımsal etkinliklerin can damarıdır.1940 yılında bölgede ilk sulama çalışmaları başlamış, daha sonra akarsuyun ve kollarının üzerine üç adet baraj (sulama ve enerji amaçlı) kurulmuştur.
Deltanın doğu ve kuzeydoğu istikametinde uzanan Menemen Ovasının sulanması amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, Aşağı Gediz Sulama Projesi başlatılmıştır. Proje ile, 23000 hektarlık alanda gerçekleştirilmekte olan toprak ıslahı ve sulama şebekeleri nedeni ile doğal sistem özellikle su rejimi açısından sekteye uğramış durumdadır.
Ayrıca, deltada sulu tarıma geçilmesi ile birlikte alana yönelik olarak tarımsal kaynaklı kirlilik problemi gündeme gelmiştir.
Hayvancılık
Deltada yer alan mera alanlarının büyük bir kısmı, gerek kültüre açılma, gereksi tuz üretimi amacıyla kullanılması sonucu ya tamamen ortadan kalmış ya da doğal yapıları bozulmuştur. Sonuçta meracılığa dayalı olarak yürütülmekte olan hayvancılık faaliyeti çok azalmıştır. Alanın mevcut kullanımı içerisinde çok az bir yer tutan doğal otlaklarda ise tüm yıl boyunca inek, koyun ve yılkı atları beslenmektedir.
Balıkçılık
Deltanın batı ve güneyinde toplam alanı 2400 hektarı bulan iki dalyan yer almaktadır. Bu dalyanların derinlikleri 0.2-1.5 metre arasında değişmektedir.
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Yüksek okulunca işletilmekte olan Homa Dalyanı Balık çeşitleri açısından oldukça zengin bir ortama sahiptir. Bölgede bulunan pek çok balık türünün dalyan alanına girmekte olduğu saptanmıştır. Bu dalyanda yapılan araştırmalar sonucu 17 tür balığın varlığı saptanmıştır. Bu türlerden sadece çipura, levrek, kefal, yılan balığı ve az miktarda dil balığı ekonomik bir değer yaratmaktadır. Gediz Nehrinin debisindeki azalmalar ve drenaj kanallarından dalyana su girişinin azalması sonucu, dalyandaki tuzluluk oranı artmış ve bu durum balık üretiminde düşüşe neden olmuştur.
Yukarıda verilen balık türlerinin yanı sıra vatoz, iğneli vatoz, isparoz, barbunya, tekir, akya, kömürcü kaya balığı ve gümüşbalığı deltada saptanan balık türlerindendir.
Avcılık
1980 yılından itibaren deltanın batısında yer alan 8.800 hektarlık Yaban Hayatı Koruma Sahasında avcılık tamamen yasaklanmış durumdadır. Orman Bakanlığı’nca kaçak avcılık sürekli denetim altında bulundurulmaktadır.
Tuz Üretimi
Türkiye’nin en büyük ve dünyanın sayılı deniz kıyısı tuz üretim merkezlerinden biri olan bölgede 1863 yılından beri tuz üretimi yapılmaktadır. Deltanın 3.300 hektarlık bölümünü kapsayan tuzlalarda Tekel Tuz İşletmesince yılda 500.000 ton civarında tuz üretilmektedir.
KORUMA VE YÖNETİM
Batısında bulunan üç dalyan, tepelik alanlar ve civarı ile Çamaltı Tuzlaları 1980 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak ilan edilmiştir. Aynı alan, doğal ve kültürel zenginlikleri nedeniyle Kültür Bakanlığı, İzmir Kültür Bakanlığı, İzmir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 611 sayılı kararıyla I. Derce Doğal Sit Alanı olarak ilan edilmiştir. Tuzla içerisinde yer alan Leucae antik kenti 18.07.1985 tarihinde 1284 sayılı kararla Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
İzmir ili idaresinde bulunan Gediz Deltası ve Çamaltı Tuzlası Kuş Cenneti, farklı kurumların idaresi altında yönetilmektedir.
Deltada yer alan tuzlalar Tekel Tuz İşletmesi’nin kontrol ve idaresindedir. 8.800 ha.lık Yaban Hayatı Koruma Sahasında denetimler Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce yapılmaktadır. Koruma sahası içerisinde bir ziyaretçi merkezi inşaa edilmiş ve merkezde görevlendirilen personelce kuş gözlemek ve araştırma yapmak maksadıyla gelen ziyaretçilerin giriş çıkışı kontrol edilmekte ve avcılık denetimi yapılmaktadır. Aynı zamanda, Doğal Sit Alanı içerisinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca 19.04.1996 tarih ve 417 sayılı ilke kararları uygulanmaktadır.
Son yıllardaki aşırı kuraklık ve Gediz Nehri’nin sularının önemli bir kısmının barajlarda tutulması ve sulamada kullanılması sonucu yeterli miktarda su Deltaya ulaşamamaktadır. Bu nedenle, nehrin döküldüğü yerle dalyanlar arasında kalan geniş sazlık ve bataklıklar kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.
Sazlıkların kurumasını önlemek için, Çevre Bakanlığı Koordinatörlüğünde İzmir Valiliği ve Unilever Rama Şirketi arasında imzalanan protokolle 1993 yılında RAMA CAN SUYUProjesi başlatılmıştır. Proje 1995 yılında tamamlanmış ve 5 km uzaklıktaki Sözbeyli Köyü yakınlarındaki yer altı suyundan sazlıklara 50 lt/sn. su verilmeye başlanılmıştır.Deiormanlı..

Göksu Deltası

Koordinatlar : 36o20’ Kuzey 33o59’ Doğu
Yüzölçümü : 150 km2
Rakım : 2 m.
Göksu deltası, Orta Torosların eteğinde bulunan İçel İl merkezinin yaklaşık 80 km. batısında, Akdeniz’e dökülen Göksu ırmağının taşıdığı alüvyonların oluşturduğu bir kıyı ovasıdır. İdari olarak İçel ili Silifke ve Taşucu ilçeleri sınırları içerisinde yer almaktadır.
Göksu deltası, Göksu nehir havasından taşınan tortular tarafından oluşturulmuş olup süreç halen devam etmektedir. Nehir suyu, delta boyunca asıl olarak nehir yatağından denize akmakla birlikte, aynı zamanda deltayı oluşturan tortuların arasından da akar. Deltaya tek deniz suyu girişi rüzgarlı zamanlarda kıyı şeridinin taşkına uğraması sonucu meydana gelmektedir.
Göksu Nehri’nin denize döküldüğü yerin batısında iki büyük göl yer almaktadır. Bunlardan biri denizle irtibatlı ve kum settiyle denizden ayrılan, 400 ha’lık Paradeniz Lagünüdür. Diğeri ise daha çok tatlı su gölü karakteri taşıyan 1.200 ha’lık alana sahip Akgöl’dür. Diğer önemli sürekli göller ise, bir dolgu lagünü olan ve Akgöl ile Paradeniz arasında yer alan Kuğu gölü, Paradeniz’in doğusundaki aşırı tuzlu Arapalanı gölüdür.
Gel-git olayına bağlı olarak tuzluluk oranları değişen bu göllerde, ortalama olarak tuzluluk Paradeniz’de %19, Akgöl’de %1-2 civarındadır. Paradeniz’in suları acı olup ortalama derinliği 1.5 m’dir.
Göksu deltası ekolojik olarak eutropic (bol gıdalı) bir sulak alandır.
Delta, irili ufaklı bir çok göl, lagün ve bunların çevresinde yer alan geniş sazlık, çayırlık, step ve tarım alanları ile kumullardan oluşmaktadır. 0-10 m arasında yükseltilere sahip olan deltanın doğu ve batı kesimlerinde kıyıya paralel uzanan kum tepeleri yer almaktadır. Deltanın en tipik özelliklerinden biri de İncekum Burnu’dur. İncekum Burnu’nun tipik şekli, doğrudan gelen ve nehir tortusunu sürükleyen kıyı akıntısıyla, Taşucu Körfezinde oluşan güneybatıya doğru zayıf ikinci bir akıntının bileşkesiyle ortaya çıkmıştır.
Bölgede yer alana sazlıklar, bataklıklar ve göllerin toplamı 2130 hektardır. Yine doğal özelliklerini büyük ölçüde koruyan kumsalların ve tuzlu steplerin büyüklüğü 5300 hektarı bulmaktadır.
İŞLEV VE DİĞERLERİ
Toprak, su, bitki ve hayvan türleri ile besinler gibi fiziksel, kimyasal ve biyolojik elemanlardan oluşan sulak alanlar, bölge ve ülke ekonomisi için olduğu kadar yaban hayatı için de büyük önem taşırlar.
Akdeniz Bölgesinde doğal yapısını koruyabilmiş ender alanlardan biri olan Göksu Deltası, uygun iklim koşulları yanında farklı habitatları içiçe barındırması nedeniyle çok sayıdaki su kuşuna üreme, beslenme, kışlama ve konaklama olanağı sağlamaktadır. Ösellikle kış aylarında İç Anadolu Bölgesindeki sulak alanların donması sonucu pek çok su kuşu kışı geçirmek için deltaya gelmektedir.
Balıkçılığın devamlılığı açısından hayati önem taşıyan deltalar, balıkların yumurta döktüğü, yavru balıkların beslendiği ve korunduğu alanlardır. Göksu Deltasında yer alan göller ve Göksu Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü bölge ile yakın kıyıları yavru balıklar için eşsiz bir üreme ve barınma alanıdır.
Göksu deltası sulak alan ekosistemi, Akdeniz ile deltanın iç kesimlerinde yer alan tarım alanları arasında bir tampon oluşturmakta ve denizden tuzlu su girişini engelleyerek bölgenin su dengesini düzenlemektedir.
Tüm bunların yanısıra, barındırdığı yaban hayatı ile kuş gözlemciliği, balıkçılık ve avcılık gibi rekreasyonel kullanımlar için ideal bir ortam oluşturmaktadır.
FLORA VE VEJETASYON
Değişik ekolojik karakterlerdeki habitatların varlığı deltayı bitki çeşitliliği yönünden de zengin kılmıştır. Denizden ortalama 2 m. yükseklikte bulunan Göksu deltasında doğal bitki örtüsünü, Akdeniz’in maki fomasyonu ile birlikte yoğun kumul bitkileri ve tuz stepleri oluşturmaktadır. Kıyı etkisinden uzaklaştıkça bitki örtüsünün niteliği düzelmekte ve koru ormanları başlamaktadır. Ormanlarda genellikle kızılçam hakimdir.
Kumul sisteminde adi mersin, zakkum, söğüt, kayışkıran, abdest bozan otu, güney karaçalısı ve andızotu bitkileri bulunmaktadır. Tatlısuyun hakim olduğu Akgöl’ün kuzey kısmı kamış, masura kamışı ve saz bitkileriyle kaplıdır. Kamış yatakları ve tuz stepleri ya da kumulları kuşatan bitki örtüsü arasında geçiş teşkil eden deniz sandalya sazı, çalılıklar ve hasır otu bir kuşak halinde bulunur.
Tuzlu suyun etkisinde bulunan Paradeniz lagününün çevresinde seyrek sazlık alanlar, Salicornia sp., sülüklü ördekotu bulunmaktadır. Kum yapısı içerisinde bulunan zengin floranın yanısıra, fazla miktarda verimli otlar ve deltanın Akgöl ve Paradeniz çevresindeki geniş alanları alçak ve yatık bir şekilde halofit (tuzcul) bitki örtüsüyle kaplı bulunmaktadır.
Akgöl ve Paradeniz lagünü çevresinde su ile kaplı olmayan alanlarda sazlık ve bataklık bitkileri, kumsalda ise tuza dayanıklı diken ve ot örtülerinden oluşan bitki örtüsü hakimdir.
Ayrıca, deltada 6 adet endemik tür ve 38 adat kırmızı listede yer alan bitki taksonu bulunmaktadır.
Deltada, doğal bitki örtüsünün yanısıra kültür bitkileri de mevcuttur.
FAUNA VE ORNİTOLOJİK ÖNEMİ
Tarım alanları, sazlıklar, tatlı ve tuzlu su ekosistemleri, geniş ve gür sazlıklar, bataklıklar ve geniş kumullar gibi birbirinden farklı özellikler taşıyan yaşam ortamları, deltada zengin ve çok çeşitlilik arzeden bitki örtüsünün oluşmasına ve bu durum farklı habitat istekleri olan çok sayıda hayvan türünün barınmasına imkan sağlamıştır. Göksu deltası faunasının çeşitliliğinde ekolojik yapısının yanısıra coğrafi konumunun da son derece etkili olduğu söylenebilir.
Bölgede, yaban domuzu, kurt, tilki, ayı, kunduz, porsuk. sincap, vaşak, sansar, kirpi, sırtlan ve tavşan en çok bulunan hayvan türleridir.
Ayrıca, sürüngenler açısından da büyük önem arzeden Göksu deltasında 34 sürüngen ve amfibi türü tespit edilmiştir. Bu türlerin bazıları, gece kurbağası, ağaç kurbağası, ova kurbağası, toros yılanı, koca engerek, benekli kertenkele ve adi bukalemundur. Deniz kaplumbağalarının Akdeniz kıyısındaki en önemli yuvalama alanlarından biri de Göksu deltasında yer alan kumsallardır. Nesli tehlikede olan yumuşak kabuklu Nil kaplumbağasının da bölgede olduğu bilinmektedir.
Ornitolojik Önemi
Kuş göç yolları üzerinde çok önemli bir sulak alan olan Göksu deltası, özellikle soğuk kış şartlarında Orta Anadolu’daki göllerin doğduğu zamanlar çok büyük sayılara erişen kuş topluluklarının barınmasına imkan sağlamaktadır. Göksu deltasında bu güne kadar yapılan ornitolojik araştırmalar, kış aylarında ve göç zamanında kuş populasyonunun ve tür sayısının önemli ölçüde arttığını ortaya koymuştur. Özellikle Akdeniz kıyılarında belirli bölgelerde rastlanan ve sayıları gittikçe azalan saz horozu Göksu deltasının adeta bir simgesi durumundadır.
Bugüne kadar bölgede 332 kuş türü tespit edilmiştir. Bu rakam bugüne kadar tek bir sulak alanda gözlenmiş en yüksek sayıdır.
Uygun iklim koşullarının yanısıra, değişik türden pek çok kuş türünün üreme, beslenme, barınma ve kışlaması için farklı ekolojik karakterdeki habitatlara sahip olması, ayrıca kuzey-güney göç rotası üzerinde bulunması, Göksu deltasını kuşlar açısından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin sulak alanlarından biri kılmıştır.
Alan, küçük karabatak, tepeli pelikan, yaz ördeği , pasbaş patka, büyük orman kartalı ve şah kartal gibi nesilleri tehlikede olan türleri barındırması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu türlerin yanısıra, küçük balaban, gece balıkçılı, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl, turaç, kocagöz, bataklık kırlangıcı, akça cılıbıt, mahmuzlu kız kuşu ve küçük sumru gibi türler alanda önemli sayıda üremektedir. Ayrıca büyük ak balıkçıl, küçük ak balıkçıl, gri balıkçıl, sığır balıkçıl, bataklık su tavuğu ve İzmir yalıçapkınıda
alanda kuluçkaya yatmaktadır.
Aralarında boz kaz, fiyu, çamurcun, kaşık gaga ve sakarmekenin bulunduğu büyük sayılarda su kuşu alanda kışlarken, göç sırasında da çok sayıda çeltikçi ve leylek alana konulmaktadır. Az sayıda Turna deltada kışlarken, ak pelikan da göç sırasında alana uğramaktadır.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER
Göksu Deltası’nda insan yerleşimleri en az cilalı taş devrine dek uzanır. Deltada İ.Ö. 1000’li yılların başından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar, Hitit, Asur, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Egemenlikleri yaşamıştır.
Deltadaki arkeolojik kalıntılar arasına üç höyük, Paradeniz lagünü kenarında yapı kalıntıları, İncekum yakınlarındaki kumsallarda kesmetaştan yapılmış iki küçük bina ve çeşitli antik inşaat malzemeleri, sütunlar ve diğer kalıntılar sayılabilir.
İNSAN AKTİVİTELERİ
Tarım
Göksu deltasında en önemli alan kullanımını tarım faaliyetleri oluşturmaktadır. Delta’da Akdeniz ikliminin bütün ürünleri yetiştirilebilmektedir. Tarıma elverişli alanlarda iki tip tarım yapılmakta olup; bunlar sebze ve meyve üretiminin yapıldığı alanlar ile pamuk ve buğday tarımının yapıldığı alanlardır. Doğal su kaynakları bakımından oldukça zengin olan yörede sulu tarım oldukça gelişmiştir. Sulu tarımın yapıldığı kıyı şeridinde tahıl ürünleri yanında, yoğun olarak pamuk, susam, yerfıstığı, çeltik, çilek, turunçgiller ve sebze yetiştirilmektedir.
Kıyı kesimler ile yüksek kesimler arasında geçit teşkil eden bölgelerde ise, zeytincilik ve bağcılık yapılmaktadır. Bölgede önemi gittikçe artan narenciye bahçelerinin arasında domates, patlıcan ve biber gibi çeşitli sebzelerin tarımı yapılmaktadır. Seracılığın yaygın olduğu alanda meyve yetiştiriciliği önemli bir yer tutar ve ova bağcılığı ile turfanda üzüm yetiştirilir.
Hayvancılık
Geçmiş yıllarda Göksu deltasında büyük öneme sahip olan hayvancılık, günümüzde otlakların tarım ve yerleşim alanları şeklinde kullanılmasıyla önemini kaybetmiştir. Yaz aylarında bölgeye gelen 10-15 ailelik göçerler hayvancılıkla uğraşmakta olup, bu mevsim bölgedeki otlatma baskısı nispeten artmaktadır. Özellikle dağlık kesimlerde yaşayan halkın geçim kaynağı hayvancılığa dayanmaktadır. Hayvancılık, yörenin ovalık kesiminde ahır hayvancılığı biçiminde gelişirken, yüksek kesimlerde bunun yerini mera hayvancılığı alır. Yörede en çok yetiştirilen hayvanlar kıl keçisi, koyun ve sığırdır. Kümes hayvancılığında ise birkaç özel çiftlik dışında genellikle aile işletmeciliği yaygın durumdadır.
Balıkçılık
Oldukça uzun bir kıyı şeridi olan alanda su ürünleri faaliyeti son zamanlarda gelişme göstermiştir. Bölgede kıyı ve açık deniz balıkçılığı yapılmaktadır.
Akgöl’de ticari değeri olan 4 balık türü bulunmaktadır. Bunlarda ikisi tuzluluğa töleranslı göçmen balık türlerinden olan yılan balığı ve haskefaldir. Diğer iki tür olan sazan ve karabalık ise gölde yumurtlarlar. Yılan balığı ve karabalık ihraç edilmekte iken diğer iki tür yerel tüketime sunulmaktadır.
Paradeniz lagününde dalyan balıkçılığı yapılmaktadır. Deniz levreği, çipura, singit, sivriburun, karagöz, melanurya, sarıgöz, çizgili mercan ve mercan alanda avlanan balık türleridir.
Deltada, kıyı balıkçılığı bütün yıl boyunca yapılmaktadır. Deltanın kuzeyinde yer alan sulama kanallarında ise sazan ve kefal balıkları avlanmaktadır. Balıkçılığın yanısıra yörede mavi yengeç ve karides avcılığı da önemli bir yer tutmaktadır.
Avcılık
1990 yılında alan Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildikten sonra avlanma bütün alanda tamamen yasaklanmıştır. Denetimler Özel Çevre Koruma Kurumuna bağlı Silifke Özel Çevre Koruma Müdürlüğünce yapılmaktadır.
KORUMA VE YÖNETİM
Göksu deltası, sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının güvence altına alınması amacıyla 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9.maddesine istinaden, 2 Mart 1990 tarih ve 20449 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18.01.1990 tarih ve 90/77 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak tespit ve ilan edilmiştir.
Deltada ye alan Akgöl ve Paradeniz lagünlerini için alan 4350 hektarlık saha Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce “Yaban Hayatı Koruma Sahası” ilan edilerek kaçak ve usulsüz avcılık kontrol altına alınmıştır.
Alan, 17.5.1994 tarihinde yürürlüğe giren Ramsar ( Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması) Sözleşmesi listesine dahil edilmiştir.
Sahadaki koruma çalışmaları Özel Çevre Koruma Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Mahallindeki çalışmalar Silifke Özel Çevre Koruma Müdürlüğü tarafından organize edilmektedir. Alandaki görevliler tarafından, kuş gözlemek ve araştırma yapmak amacıyla gelen ziyaretçilerin giriş çıkışları kontrol edilmekte ve avcılık denetimi yapılmaktadır.Deliormanlı..