Mayıs Yazıları 2. Hafta

10 Mayıs 2008 Cumartesi | Kategori: İnternet | Etiketler : mevlüt hoca | İhbar Et
(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

MAYIS İKİNCİ HAFTA

DAMLA DAMLA

            Y O L C U Y U Z

Kimimiz “orta yolda” kimimizde solcuyuz,

Bazılar “Sağ” cenahta, gerçek şu ki: “yolcuyuz”

                                               MM

SÖYLEŞİYORUM

            Y O L  H A R İ T A S I

Günümüz konuşma kültüründe hayli yer tutar oldu “yol haritası” sözcüğü..

Yaya yolculuğunun unutulduğu bir çağda yaşıyoruz.

Önceleri yanında “yol haritası” olmayanların yolculuğa çıkmaları hem sakıncalı görünür, hem de “akıl karı değil” denirdi.

Yanında “yol haritası” bulundurmayanlar, yolculuğa çıkarken bir de  şimdiki deyimle “rehber” eskilerin deyimiyle “delil” bulundururlardı, yada “delilin” kervanına katılır öyle yolculuğa çıkarlardı.

Mardin kapıdaki tarihi yapı “Kervansaray” ın asıl isminin “Deliller hanı” olduğunu şimdiki genç nesil bilmez sanırınm.

Bu han yolculuğa çıkacak insanları götürecek “delil” lerin kaldığı bir handır..

Kendi başına “yol haritası” olmadan yola çıkılamayacağı için insanlar bu hana gelir, delilini bulur öylece seyahate çıkarlardı…

Günümüze döndüğümüzde ise, artık bu yolculuklar yapılmıyor, büyük toplu taşıma araçlarıyla yapılan yolculuklarda “yol haritası” değil de “yolun rotası” izlendiği için insanlar artık bu sözcüğü yaşamlarını. siyasetlerini belirleyen bir sözcük olarak kullanıyorlar..

Henüz çocukluk çağlarında insanların “yol harita” larını ana-babaları çiziyorlar..

“Doktorluk”, “Mühendislik” “Hakimlik” gibi meslekleri hedef olarak seçiyor ve çocuklarını o yönde yolculuğa çıkarıyorlar..

Yolda şaşırma, sapma gibi  olumsuzluklar hesaba katılmasa da “başarısızlık” yolu kesen en büyük etken oluyor..

Kişi hayata atıldığında ise, kendi “yol haritasını” kendisi çiziyor..Veyahut hazır bir harita önüne  konulmuşsa bu “empoze harita” yı izliyor..

Ulaşabileceği bir makam, edinebileceği bir servet peşinde yürüyor, yürüyor.. hatta koşuyor..

Ancak bütün bu işleri yaparken bu dünya sahnesinde kendisine ayrılan yol payının uzunluğunu, kısalığını hesaba katmıyor, katamıyor..

Böyle olduğu için günün birinde yolu kesiliyor ve “buraya kadar” deniyor..

Enteresandır hiçbir insan bu güne  dek kendi çizdiği “yol haritasını” sonuna kadar yürüyememiş, bir yerde yolu kesilmiştir..

Çizdiği yol haritası ise başkaları tarafından ya onanmamış veya izlenebilir bulunmamıştır..

Bölesi kişilerin üzerine çekilen “şimşeklerin” özünde beğenilmemek yatar.

Gerçeği kabul etmek durumundayız, hepimizin bir “yol haritası” vardır..

Dünya kurulduğundan bu güne, gelişi güzel yola düşen insanlara rastlanmamıştır..

İstisna olarak bazılarını görmüş isek de bunların yola çıkarken  “akıl” larını yanlarına almadığını anlamakta gecikmemişizdir.      

Akıl sahipleri ise “yol haritası” olarak kendilerini, makamdan, servetten ziyade “ebedi mutluluğa” götürecek bir haritayı tercih etmektedirler..

Bu tercihleri sebebiyledir ki, yolları üzerinde  bulunan tuzaklara düşmemeye büyük özen gösterirler

 Parayı “yeteri kadar” edinir, “makamı” geçici” olarak kabullenirler..

“Yorgunluk” yolculuğun en büyük getirisidir..

Akıl sahipleri  vücut yorgunluğunu önemsemez, ruh yorgunluğuna büyük önem verirler..

Ve “ebedi istirahatgahlarına” bu yorgunluğu üzerlerinden atarak gitmeye büyük özen gösterirler ki orası gerçek bir “istirahatgah” olsun..

Ve onlar bilirler ki, yüce yaratıcıyı gerçek manada anarak bu yorgunluğu üzerlerinden atarlar..

“Yol haritası” her kes için söz konusu.. “Varış noktası” haritadan daha önemli..

İster bu haritayı kendimiz çizmiş olalım, isterse ana-babamız çizmiş olsun ufukta görünen “ebedi mutluluk” ise ne ala..

Ama haritanın son ucunda “eyvah ben nereye vardım” deyeceksek, henüz zaman elimizdedir, bunu değiştirecek kalemi elimiz tutuyor ve onu yeniden çizebiliriz..

Son pişmanlığın fayda vermeyeceğini bilmek durumundayız..

Selam ve dua ile..

12.05.08 Pazartesi

DAMLA DAMLA

            BİTMEYEN KAVGA

Ta ezelden ebede hayat bitmeyen kavga,

Sonu mutlaka ölüm, adı bazen kasırga!..

                                               MM

SÖYLEŞİYORUM

                        K A S I R G A

On binlerce insanı sürükleyip ölümün kucağına atan myanmar (Birmanya) daki kasırga son günlerin çok konuşulan felaket haberi oldu..Ölü sayısının yüz bini bulacağı söylentisi bile var.ki, şimdiden seksen bin rakamı telaffuz ediliyor… Evsiz barksız kalanların sayısını ise tahmin etmek oldukça güç..

Dünyamız kurulduğu ilk zamanlardan bu güne kadar böylesi tabii afetlere yabancı değil. Henüz unutulmadı Endonezya’daki “tsunami” felaketi.. Burada da on binlerce insan hayatını bir çırpıda kaybetmişti..

Depremler, seller, yangınlar, fırtınalar, yıldırımlar, hortumlar, kasırgalar… bunlar her ne kadar tedbir alınırsa alınsın yinede yaparlar yapacaklarını.. nitekim son kasırga olayında yaptığı gibi..Sözümüzde “tedbirin” yararı saklıdır.. Çünkü o gereklidir.. 

Aslında insanlık bu gibi tabii afetlerden görünürde pek korkmuyor..Ne zamanki karşılaştı işte o zaman korku, panik iç içe yaşanıyor.. Çünkü insan biliyor ki, tabii afetler karşı koyulmaz bir gücün göstergesidir..

İşte o karşı koyulmaz gücün sahibine inananlar böylesi bir felaketle karşılaştıklarında yine O’na sığınır, O’ndan yardım beklerler.. ölümleri halinde bilirler ki  inançları kendilerinin öte alemdeki yardımcısı ve kurtarıcısıdır..

Sözü şuraya getirmek için çaba gösterdim,  bu kasırga gerçekten büyük bir felaket.. Beraberinde ölüm getiren, sakatlıklar  taşıyan, yokluk, açlık ve fakirlik yüklü bir felaket.. Allah böylesi felaketlere uğrayanların yardımcısı olsun derken esas “kasırganın”, esas “tsunaminin” “esas depremin” üzerinde birazcık durmak istiyorum..Günümüz insanını öylesi bir “kasırga” önüne katmış götürüyor ki neticesi keşke sadece “ölüm” olsaydı.. Ölümden öte insanın ebedi hayatını cehennem ateşi içinde, cehennem kasırgası içinde geçirtecek bir kasırgadır bu sözünü edeceğimiz kasırganın adı: “Yalan” dır, “yalancılıktır”

Gerçeğin inkarıdır bu kasırganın adı..”var” a  “yok” demektir bu kasırganın esas adı.. “Yalan” günümüz insanının ruhuna işlemiş,  onu “uyuşturucu” batağının içine itmiş, “kumarhanelere” doldurtmuş, “cinayeti” rahatlıkla işlenebilir gibi göstermiş, “fuhşun” görünen yüzünü renklendirmiş, “saygıyı” unutturmuş, “sevgiyi” maddeye bağlamıştır..

Bu maddeye bağlanış, bu materyalist düşüncenin sonucudur ki, insan, kendi kendini arama zahmetine katlanmamakta, “ye, iç, yaşa” yolunu kullanmaktadır.. “Yaşamın” ötesindeki  “sonsuz yaşam”  günümüz çoğu insanının aklının kenarından bile geçmemektedir.

“İblis” in tuzağına düşmüş insanların sarıldıkları “yalan” ipinin çürüklüğünü atalarımız “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sözüyle belirtmişlerdir.. Ve insanın dünyaya gelişini “sabah” olarak kabullenirsek ölümünü “yatsı” olarak görmemiz mümkün olur..

 Tabii afetler karşı konulmaz gücün bir göstergesidir dedik ve tedbirin yararını da ekledik.. Zira onun gerekli olduğuna inanmak durumundayız.. Nitekim bir deprem ülkesi olan Japonya’da depreme dayanıklı olarak yapılan .binalarda oturanlar   sık, sık karşılaştıkları bu tabii afetten ya hiç zarar görmemekte, yada az bir zararla  geçiştirmektedirler..  

Tabii afetlere karşı alınan ve alınması gereken tedbirlerin yanında sözünü ettiğimiz “yalan” afetine karşı da insan tedbir almak zorundadır.. bu tedbir öncelikle “yalanı” inkar, “gerçeği kabul” dür. Yani imandır, yani inanmaktır.. Yüce yaratıcıyı bilmek, tanımak ve ona itaat etmektir..

“Yapınız” dediklerini yapmak, “kaçınınız” dediklerinden kaçınmaktır tedbir..Ana rahmindeki karanlığı yaşayan insan, mezardaki karanlığı yaşamamak için inanç ışığını birlikte götürmesini bilirse mezardan öteki hayatında da ışıklara gömülür, karanlığı hiç mi hiç bilmez..

Dünyadaki enerjisi tükenen, tükenecek olan lambaların ışığına aldanıp onu “gerçek”  sanmak,

Bu “yalan” la kalbini karartmak, ufuktaki “ebedi kasırga” ya davetiye çıkartmaktan başka bir şey değildir.

Selam ve dua ile..

13.05.2008 Salı

 

DAMLA DAMLA

                        A Ş I M I Z

Ne zaman ki dara düşer ve sıkışır başımız,

Temini “güç” olunca, düşündürür “aş” ımız!..

                                               MM

SÖYLEŞİYORUM

            B İ R   Y A N G I N  K İ !..

Alevi olmayan ve fakat can yakan bir yangındır pahalılık.. Günümüzde adına “enflasyon” diyorlar..Resmiyet, onu frenlemenin çabası içinde ve fakat balataları aşınmış bir araç gibi o yokuş aşağı  hızla yol almaktadır..

Aracın kendi gücü yetmezmiş gibi bir de fazladan “itici” leri var..Bu iticiler “kuraklık” deyen spekülatörler.. “Global kriz” i öne süren çevrelerdir.. Resmiyetin yüzde dört olarak belirlediği ve benimsediği “enflasyon” yine resmiyetin kendi ifadesiyle daha dördüncü ayında yüzde dokuzu aştı..

Ve şimdi yine o resmiyet yüzde dördü “unutmamızı” bize  salık vermektedir.. Ülkeler ötesinden bir “Derviş” kara haberi “Enflasyon tsunamisi” diyerek  bizlere kadar ulaştırmaktadır..”Yangın giderek artacaktır” bu haberle bize söylenen.. 

Eh biz zaten yıllar ötesinden bu yangının sürüp gittiğini iddia edenlerdik.. Demiştik ki, “enflasyon canavarı” ölmedi,öldürülmedi, belki narkoz verilerek uyuşturuldu, bir başka deyimle “buzluğa” kondu.. Hep bu görüşü savunduk üç yıldır bu sütunda yeri geldiğinde serd ettiğimiz görüşlerimizde..

Gerek geçen yıl ülkemizin batısında yaşanan “kuraklık” felaketi ve gerekse bu yıl bölgemizde geç gelen yağmurlar sebebiyle dillendirilen “kuraklık” sözü bu canavara uyarıcı bir etki yaptı ve üzerindeki uyuşukluğu atarak silkelendi, derlendi, toparlandı da hücuma geçti..

Geçenlerde bir kasapla sohbet ederken kasap. “Bu Ramazanda göreceksiniz et 15 lira olacak” dedi. Kendisine “olmaz” yada “olamaz” deyemedim ve ister istemez onu tasdik ettim. Çünkü “görünen köy kılavuz istemiyordu” ..

300 gram dedikleri ekmeğin ben şahsen o kadar gram olduğuna bile inanamaktayım, zira bir simit bir insanı doyururken o gramdaki bir ekmek bir insanı bırakınız doyurmayı, deyim yerindeyse dişinin arasını bile doldurmuyor..Ve bu 300 gram ekmeğin fiyatı nedense her ilde, her ilçede ayrı, ayrı oluyor.. kimi yerde 30 kuruş, kimi yerde 35, bazı yerlerde 40 kuruş. 20 kuruşa satıldığı yerlerde var..

Sebzenin bollaştığı günlere girdik ancak, dört nüfuslu bir aile ne yaparsa yapsın bir haftalık mutfak ihtiyacı için pazara gitse 50 liradan aşağı harcama yapamıyor..

Büyük marketlere giriyorsunuz, ürünlerin üzerindeki fiyatlara bakıp bir şeyler almaya niyetleniyor ve aldığınız ürünle kasaya gittiğinizde başka bir fiyat talep edildiğini görüyorsunuz. “Neden böyle” dediğiniz de “buradaki fiyatlar geçerlidir” cevabını alıyorsunuz o kasada oturan “hanım kızdan”   Ve düşünüyorsunuz..

“Enflasyon canavarı” nın çirkin yüzü  buralarda “örtülerek” gösterilmek istenmiyor.. size “ucuzluk” varmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.. 

Her zaman söyledim, yine söyleyeceğim, bazı eşyalar ki, bunlara gerek evlerimiz ve gerekse piyasa “doymuş” tur, bu ürünlerin fiyatları yıllardır sabit tutulmakta, hatta bazen indirimlere bile gidilmektedir, bu sahada ucuzluk var ve “canavar” buralarda görülmemektedir..

Ancak o canavarın ağzından çıkan “lavlar” ın mutfakta çıkardığı yangın sanrınım söndürülemez görülmektedir..Söndürmekle yükümlü olan “hükümet” in bu gün  “parti kapatma” davasına kilitlendiğini görüyoruz..

Her ne kadar hükümetin başındaki zatın ”enflasyona ezdirmedik” ve “ezdirmeyeceğiz” dediği işçi, memur kesiminin feryadını duyma zamanı gelmiştir.. Parti “kapatılır” yada “kapatılmaz” iş olacağına varır ancak, aç olan  karınların ağızları sözle, vaatle kapatılamaz..

Bu yangın kontrol altına alınmalıdır..Hem de acilen..

Selam ve dua ile..   

15.05.2008 Perşembe

 

DAMLA DAMLA

                        HUZUR

Arayanlar bulmamış rahat ile huzuru,

Ancak namazla mümkün, ruhla kalbin süruru!..

                                               MM

SÖYLEŞİYORUM

            DÜNYADA RAHATLIK VAR MI?…

Arapça şöyle bir ibare vardır: “La rahate fid dünya!..” yani dünyada rahatlık yoktur.. Arapçaya vukufiyetim olmadığı için inşaallah yanlış olarak aktarmamışım anlamını bu sözün.

Söz acaba bir “Hadis-i Şerif” midir, yoksa Arapça bir ata sözü mü? Onu da gerçekten bilmiyorum.. .

Üç yıl önce bu sütunda yola çıkarken, “her şeyi bilmediğimizi” bilerek “Bismillah” dedik.. Ve bu günlere geldik, Allah nasip ederse ve ömrümüzün yeterliliği ölçüsünde yola devam etmek azim ve kararındayız..

Konuyu saptırmadan özüne dönelim isterseniz ve sohbetimize başlık olarak seçtiğimiz  sözün özünü arayalım.. Yaşadığımız dünya şartları bizi hiçbir zaman gerçek rahatlığa kavuşturmamış, üstelik rahatsızlığımızı sürekli artırmıştır..

“Rahatlık” dan muradımızın da beden rahatlığı olmadığını özellikle belirtelim, zira o rahatlık birkaç saatlik uyku ile temin edilebilir bir rahatlık.. ancak kalb rahatlığı, ruh rahatlığıdır sohbetimize konu olan..

Peki dünyamızda olmayan bu rahatlık dünyamızın dışındaki yaşantıda var mıdır? Kesinlikle söyleyebiliriz ki “evet vardır” Kanıtı mı? Peygamberimizin hayatını okuyanlar bilirler ki namaz vakti girdiğinde müezzini Bilal-i Habeşi’ye (r.a.) hitaben: “Ya Bilal bizi rahatlat” derlerdi..

Ve namaza durdukları an, rahatlamış olurlardı.Kalbleri huzur bulur, ruhen sükuna kavuşurlardı.. Şimdi şu soru sorulabilir: “Peki namaz dünyada değil midir?” Cevap olarak denebilir ki, doğrudur, şeklen dünyadadır ama, bilinmelidir ki şanı yüce o büyük peygamberin şu sözü de gerçeğin ta kendisidir: “Namaz mü’minin miracıdır”

Mirac ise dünyanın ötesindedir..Hatta ötenin  de ötesindedir..Demek ki, erkanına riayet eden bir mü’min günde beş kez namaza durduğunda  bu alemden öte aleme geçmekte, gurbetten sılaya kanat  açmaktadır..  

Namazın bir diğer adı da biliyorsunuz “zikirdir” ve Yüce Rabbimiz kalbimizin ancak bu zikirle tatmin olacağını da yüce kitabımızda bize bildirmektedir..Evet dünya hayatımızda asla rahatlık yoktur.. Gerçek rahatlık bu alemin ötesindeki hayatta vardır, ki  bir daha tekrar edelim ki eğer  biz, namazımızı hakkiyle eda eder manasını kavrarsak, o rahatlığa, o huzura kavuşabiliriz.. Ve kavuşulan o huzur artık günde beş kez elde edildiği için, alışılır, meleke kesbeder ve bu dünya hayatımızı noktaladığımız gün bizimle beraber olur ki, kabirde yoldaşımız, mahşerde şefaatçimiz olur..

Mezar için “ebedi istirahatgah” sözü de işte böylece gerçekleşmiş olur..Ömrünü, sadece sayılı günlerden ibaret bilip, öte dünya hayatını hesaba katmayanların, eriştikleri maddi zenginliğe bakıp kendilerini rahat zannetmeleri bir aldatmacadan öte bir şey değildir..

Belki bu dünya günlerinde lüks konaklarda yatmış, son model ve çok pahalı otomobillere kurulmuş, bankalarda saygı görmüş, halkın içinde “para babası” diye anılmış olabilir bazı insanlar ama, bu rahatlığın gerçekten rahatlık değil, rahatsızlık olduğunu  öte alemde anlayacaklardır..

Hakkında kitaplar bile yazılan şu dünyadaki rahatlık konusu böyle kısacık bir sohbetle geçiştirilecek kadar önemsiz değil, bilakis oldukça önemli bir konudur ama biz, namazı salık verdik ki, “kalben huzursuzum” deyenler, “ruhen perişanım” sözünü dillerinden düşürmeyenler  huzuru bulsunlar, ruhi perişanlıktan kurtulsunlar istedik..

Selam ve dua ile..

16.05.08 Cuma günü yayınlanacak

DAMLA DAMLA

                        G E R Ç E K

Suya sabuna dokunma, elini dünyadan çek,

“Yapamam” diyor isen, “yaptığın” olsun gerçek!..

                                               MM

SÖYLEŞİYORUM

            DEĞER BİLMEK

                                                           - Güzellik yaz yemişleri gibidir, çabuk çürür dayanmaz –

                                                                                                                      Bacon

İnsan ister kişisel planda olsun, isterse toplumsal anlamda olsun “aymazdır” yani gafildir..O’nun için aklı eren insanlar ne kadar dua etseler bu gafletten kurtulmak için yüce yaratıcıdan yardım isterler.

İnsanın en büyük aymazlığı şüphe yok ki gençlik zamanlarında gösterdiğidir.. Sanılır ki gençlik kalıcıdır, hiç bitmeyecekmiş gibi bir zanna kaptırır insanı.. Oysa öylesine çabuk tükeniyor ki, tükenişin sonunda insan feryada başlıyor ama iş işten geçmiştir..

İçinde yaşadığımız şu ilk bahar günlerini şöyle bir düşünelim, her taraf güllük gülistanlık.. Gözler deyim yerindeyse yeşile doyuyor.. Yürekler kıpır, kıpır sahibini yerinde tutamıyor parklara bahçelere götürüyor.. Tadını çıkartıyor bahar mevsiminin..

İşte böylesi güzel günlere erişen herkes için bu sözü söyleyemiyoruz, zira öyleleri var ki oturduğu evin balkonuna dahi çıkmıyor, “nasıl olsa mevsim bahardır ve daha çok zaman vardır, çıkar gezerim diye düşünüyor”  Ama, karar verip evin dışına adım attığında görüyor ki bahar gitmiş, yazın kavurucu sıcaklığı gelmiş, güneş tepesinde  “hey hat yine kaçırdım taze baharı” diye yakınmaya başlıyor..

Tıpkı gençliğinin değerini bilmeden, elinden uçup gideceğini hesap etmeden bir anda yaşlılığın girdabına düşmüş aymazlar gibi..Tıpkı aynaya bakıp: “ayna, ayna var mı benden güzeli” deyen güzelliğine güvenen kadının bir anda kendisini erimişliğin, tükenmişliğin içinde bulduğu gibi. 

Baktığımız aynanın görünmeyen yüzünde gizlenmiş “aymazlık” sırrını çözebilsek, aynanın ne kadar gerçekçi olduğunu da rahatlıkla anlarız.. Her gün doğup ufkumuzda kaybolan güneş bize bir şeyler söylüyor ama biz aynaya baktığımız gibi ona bakıyor ve nasıl olsa yarın sabah yine doğacak diye bekliyoruz..

Bekliyoruz da güneş gibi bir gün ufukta kaybolacağımızı ve kıyamet sabahında uyanacağımızı nedense düşünmüyoruz..

Baharda açan taze güllerde bize bir şeyler söylüyor ama biz onu sadece kokluyor ve “oh ne güzel” diyoruz.. Oysa onun güzelliği, bize ömrümüzün kendi ömrü gibi kısa olduğunu hatırlatmasındadır..”Ben bir gülüm değerimi bil” derken “sen bir gülsün önce kendi değerini bil” demek istiyor..

İnsan tüketirken kendini tükettiğini  fark edemiyor.. Buz dolaplarının olmadığı zamanlarda yaz gelince “buz” yada “kar’ Satılırdı pazarlarda.. Mevsim yine yaz ve hava sıcak.. Pazarda bir kişi kar, yada buz satıyor ve şöyle pazarlıyor ürününü: “Sermayesi hızla eriyip giden şu adama yardım ediniz!” Hızla eriyip giden sermaye aslında insanın ömür sermayesidir.. Gençliğidir, gücüdür, imkanlarıdır.. Değerini anlayamadığı ve kendisine yüce yaratıcı tarafından verilen “değerleridir” Anasıdır, babasıdır, sevdikleridir, güzelliğidir.. Kişi yaşadığı yurdun bir “tükeniş” yurdu olduğunu anlasa tükenişi hiç olmayacak bir yurda gitme hazırlığını görür, azığını ona göre hazırlar, aymazlık zırhını üstünden çıkarır, yolu uyuyarak değil, uyanıklık içinde tamamlar..     

Selam ve dua ile..

17.05.08 Cumartesi günü yayınlanacak

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız