Bağlar

30 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori: İnternet | Etiketler : bağlar | İhbar Et
(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...
NAMUS CİNAYETLERİ VE KADIN İNTİHARLARI PROJESİ’NİN RAPORU AÇIKLANDI

Bağlar Belediyesi, Bağlar Kadın Kooperatifi ve Sigrid Rausing Trust Vakfı tarafından yürütülen “Namus Cinayetleri ve Kadın İntiharlarını Araştırma Projesi”nin raporu açıklandı. Rapora göre 2007 yılı içerisinde 35 olay meydana geldi. Bunlardan 25’ine ulaşma imkanı oldu. 25 olayın 18’i intihar, 5’i cinayet. 25 olayın 23’ü ölümle sonuçlandı, 2’si ağır teşebbüsle kurtuldu.
 
Bağlar Belediyesi, Bağlar Kadın Kooperatifi ve Sigrid Rausing Trust Vakfı tarafından yürütülen, “Namus Cinayetleri ve Kadın İntiharlarını Araştırma Projesi” tamamlandı. Projenin raporu, Bağlar Belediyesi Konferans Salonu’nda düzenlenen final toplantısında açıklandı. Toplantıya, DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, proje gönüllüleri, kadın kurumu temsilcileri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.
Toplantının açış konuşmasını yapan Başkan Özsökmenler, önemli bir günde, önemli bir konuyu tartışmaya açmak için toplandıklarını söyledi. Kadına yönelik şiddetin intihar ve cinayet olayları noktasına ulaştığına işaret eden Özsökmenler, “Bölgedeki çatışmalı ortam, zorunlu göç, yoksulluk gibi etkenlerin toplumsal yapıda nasıl değişikliklere yol açtığı, değer yargılarımızı nasıl alt üst ettiği ve kadınları, erkekleri nasıl etkilediği, bunun ötesinde kurumları, yargıyı, yasaları, karakolları, polisi ve tüm kurumları nasıl etkiliği üzerinde bir tartışma açmak niyetindeyiz. Çünkü olayın kendisi tek başına bir ölümden ibaret değil” dedi.
 
Önlem alınmadı, öldürüldüler
 
Ölüm tehdidi alan iki kadının karakola başvurduğunu, ancak bu kadınların hiçbir önlem alınmadan evlerine gönderildiğini ve daha sonra cinayete kurban gittiğini anlatan Özsökmenler, “Bu açıdan bizi, bütün toplumu etkileyen ve üzerinde düşünmemiz, yasal önlemleri oluşturmamız gereken bir olguyla karşı karşıyayız” dedi.
Yapılan araştırmalarda namus cinayetlerinde Güneydoğu değil, Marmara Bölgesi’nin ilk sırada olduğuna dikkat çeken Özsökmenler şunları söyledi: “Sadece bizim bölgemizde değil, dünyanın birçok yerinde, gelişmiş ülkelerde de var. Çünkü toplum gelişiyor, değer yargıları değişiyor ama ataerkil yapının değişmemesi nedeniyle kadına bakış açısı değişmiyor. Belki biçimi değişiyor, belki inceliyor, belki değişik kültürlerde farklılıklar kazanıyor ama ataerkil yapı değişmediği sürece kadına yönelik şiddet değişmiyor. Bunun adı Batıda kıskançlık oluyor, bizde töre cinayeti oluyor. Türkiye’de yapılan araştırmalar da bunu kanıtlıyor. Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun açıklamasına göre namus saikiyle işlenen cinayetlerin yüzde 19’u Marmara Bölgesi’nde, yine yüzde 19’la Ege ikinci sırada, Güneydoğu üçüncü, Akdeniz dördüncü sırada.”
Özsökmenler, Diyarbakır’da kadın kurumlarının kadına yönelik şiddetin önüne geçmek amacıyla önemli çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek,  “Kadına yönelik şiddet bizim için önemli bir sorun. Ama bunun şovenizm ve ırkçılığı körükleyecek şekilde sadece Kürtlere mal edilmesine karşı çıkıyoruz” dedi.
Diyarbakır ve ilçelerinde yapılan bu araştırmanın çok önemli olduğunu dile getiren Özsökmenler, başta Prof. Dr. Nükhet Sirman, Gültan Kışanak, Meral Danış Beştaş olmak üzere projeye emek veren tüm kadınlara teşekkür ederek, “Bu araştırmanın kadın katliamlarının durdurulması için önemli bir adım olmasını diliyorum” dedi. 
 
 
Devlet kurumları görevini yapmıyor
 
Daha sonra söz alan Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, kadına yönelik şiddetin kadının yaşam hakkını elinden alacak kadar önemli bir boyutta olduğunu, ancak bunu önlemeye yönelik yapılan çalışmaların aynı boyutta olmadığını söyledi. Kadına yönelik şiddeti önleme konusunda devlet kurumlarının üzerine düşeni yapmadığını dile getiren Kışanak, “İdari yapı içerisinde cinsiyet eşitliği politikaları ile ilgilenmesi gereken bir devlet bakanı var. Bu devlet bakanı engelliler, çocuklar, yaşlılar ve bakıma muhtaç kişilerle ilgili de çalışma yapıyor. Yani kadına ayrılan yer korunmaya muhtaç kişiler kategorisi. Erkekler de genelde ‘Ben onu korumak istedim, dışarı çıkarsa başına bir şey gelir diye kısıtladım, benim dediğimi yapmadı’ gibi gerekçelerle şiddeti açıklıyorlar. Devlet kadını korunmaya muhtaç kişiler kategorisine alırsa, kadına yönelik bir çözüm olmaz. Kadını ülkenin özgür, eşit bireyi haline getirme politikası oluşmayacaktır” dedi.   
Kadın eşitliğini sağlamak amacıyla bir eşitlik bakanlığı kurulmasını önerdiklerini belirten Kışanak şunları söyledi: “Bu konuda hiçbir ihtisas komisyonu yok. Avrupa Birliği üyelik süreci içerisinde Türkiye’nin önüne ödev olarak konulmasına rağmen kadın erkek eşitliği daimi komisyonu ısrarla kurulmadı. Çünkü zihniyet olarak kadının aslında ikincil olması gerektiği, yönetilmesi gerektiği, korunması gerektiği, erkek egemen yaklaşımın inisiyatifi altında olması gerektiği anlayışı var. Bir başka problem, yasaların uygulanması noktasında. Çünkü yasaları uygulayan kamu görevlilerinde benzer bir yaklaşım var. Hala şiddet gören kadına “Kocandır sever de döver de” diyerek eve gönderen emniyet görevlileri var. Görevini yerine getirmeyen savcılar var. Bu nedenle kadınlar yaşamını yitiriyor. Ancak görevini yerine getirmediği için hakkında soruşturma açılan kamu görevlisi yok.”
Konuşmaların ardından, Proje kapsamındaki görüşmelerden derlenen “Ya umut da biterse” adlı belgeselin gösterimi yapıldı.
 
Raporun verileri
 
Toplantının ikinci bölümünde ise projenin raporu açıklandı. Proje Koordinatörü Ayşe Gökkan tarafından açıklanan rapora göre, 2007 yılı içerisinde 35 olay yaşandı. Ancak bunlardan 25 olay ile ilgili görüşmeler yapma imkanı oldu. 25 olayın 23’ü kesin ölümle sonuçlandı. 25 olayın 18’i intihar, 5 cinayetle olarak takip edildi ayrıca bir cinayet, bir intihar olayı da teşebbüs olarak takip edildi. Yaşamını yitiren 23 kadından dördü kesin cinayetle (biri kardeşi üçü de eşleri tarafından öldürüldü), ikisi cinayet şüphesi (ancak kayıtlara biri kazara karanlıkta kimin elinde silahın patladığı görülmediğinden, biri de intihar olarak geçti), beşi tehditle intihara sürüklenme, 13’ü farklı şiddet yöntemleri altında intihar olarak yansıdı. 25 olayın; 10’u Diyarbakır merkezde, 12’i köylerde 3’ü ilçe merkezlerinde meydana gelmiştir. Bunlardan 3’ü zorunlu göç, 5’i evlilik dolayısıyla, 4’ü ailesinin iş ve ekonomik sorunundan dolayı, ikisi ailesinin kan davası sorunundan dolayı göç etmişler. 10’unun ailesinde ekonomik sorun var.  
25 kadından 4’ü resmi ve sivil kurumlara baş vuruda bulundu. Bunlardan 2’si polis karakoluna başvurduktan sonra eşleri tarafından katledildi. Bir diğer kadın sığınma evine baş vurdu, kalma süresi tamamlanmak üzereyken ilaçla intihar etti. Nişanlısı tarafından silahlı saldırıya uğrayan bir kadın da hem İHD’ye hem de savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak tutuklanan olmadı. Yaşamını yitiren bir kadının cenazesi kadın kurumlarınca kaldırıldı.
 Baglar 1

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız