| Daha yeni tanıştığım bu kişi bana ev adresini okulunu ve hatta cep telefonunun numarasını bile vermekte bir an tereddüt etmemişti. Ben de ona web sitemdeki fotoğraflarıma bakması için adresimi verdim. Bunu izleyen günlerde mail ve chat dostluğumuz sürdü. İkimiz de birbirimize farklı şeyler hissediyor ama bunun yanlış anlaşılmasından korktuğumuz için hep arkadaşlık temennilerini yeniliyorduk. Sonunda ben de onun fotoğrafını gördüm.
Artık ilerleyen güven ve dostluğumuz ardından ben yine bir chat gecesinde, “Daha fazla beklemenin bir anlamı yok artık tanışalım”dememin üzerine buluşma günümüz kararlaştırıldı.
Buluşma yeri sinemanın önüydü. Oraya gittiğimde sinemaya girmek için bekleyen bir sürü insanla karşılaşınca bir an şok oldum ve üstelik aksi gibi hepsi bana bakıyordu. Kendimi topladım ve telefonunu çaldırmayı akıl ettim. O kadar kişinin arasında sonunda beklenen kişinin melodisi çalmaya başlamıştı. O yöne baktığımda kitapçı vitrininin önünde duranın o olduğunu fark ettim. Arkasını döndü ve hayatımın bundan sonraki kısmında büyük yer kaplayacak o tatlı gülümsemesiyle yanıma doğru yaklaştı.
“Merhaba” dedi. Bense “Sen o olmayabilirsin. Bu yüzden bir soru soracağım. En sevdiğim çizgi film kahramanı hangisi? dedim. Birkaç yanlış cevaptan sonra sonunda doğru olanı buldu. Sinemaya girdik. Oysa birbirimizin yüzünü sadece 5 dakika görebilmiştik.
Gittiğimiz ilk film ortama pek uygun değildi. Hatta berbat bir seçimdi. Filmin adı “Şeytan” dı. Onun bir suçu yoktu ki, ben seçmiştim…
Filmden sonra gerilen sinirlerimizi ancak buz gibi bir dondurma geçirebilirdi. Dondurma yerken bol bol konuştuk.
İkinci buluşmamız için 10 gün daha beklemeliydik çünkü İstanbul’ a gitmişti. O İstanbul’ dayken birbirimizi düşünecek çok zamanımız oldu. Döndükten sonra çok şey değişmişti. Bu kısa süreli ayrılıkta ikimizde birbirimizden hoşlandığımızı anlamıştık.
Onu takip eden zamanlarda sevgimiz katlanarak devam etti. Aşkın ne zaman, nerde ve hangi şarlarda size gülümseyeceği hiç belli olmaz. Biz o zor anı sanal alemde yakaladık. Şimdi 6 aydır her gün tanrıya bizi birbirimize armağan ettiği için dua ediyoruz. Ya o gece chate girmeseydik…
Aşk hikayeleri
Fransa’ya gelmek için, evin tek kızı Aynur’u, babası arabasının bagajında saklayarak gümrüklerden geçirmişti. Yolculuk kolay olmamıştı yani…Kameralı yollara gelmeden önce Ayşe bagaja giriyor… Gümrüklerden iyice uzaklaşınca bagajdan çıkarılarak aracın içine alınıyordu.
Annesi ve babası bir zorluk çıkmaması için dualar yapıyorlardı. Aynur’a da :
- Dua et kızım … Zor durumdaki kişinin duası kabul olunurmuş…diyorlardı.
Paris’e böyle geldiler… Garge bölgesine yakın bir yerde oturuyorlardı. Peynirden sucuğa kadar bir çok şey getirmişlerdi…Hasan efendi:
- Kızım gördün ya… buralara kolay gelinmiyor…Ekmek de kolay
kazanılmıyor…Türkiye’de bir saat çalışan burada 5 saat çalışmalı ki
insan bunların gözüne girebilsin…1978 yılında bir vatandaşımızın çocuğu öldü… Paris’te oturuyorlardı. Çocuğunun cenazesini yıkayacak bir imam dahi bulamadılar… Kolay değil buralarda yaşamak…
Aynur bir taraftan gülüyor, bir taraftan da maceralı yolculuğunun kendisini etkileyen yönlerini dile getiriyordu:
- İki büklüm arabanın içinde, yakalandım yakalanacağım korkusu bir yana, yollarda peynir ve sucuk kokularından epeyce bunalmıştım. Araba ağırlaşınca veya dışarıdan değişik sesler duyduğumda da yüreğimi korku sarıyordu… Neyse ucuz atlattık…
Babası arada sırada ona takılmadan da edemiyordu… ”Nasıl bagajın içi rahat mıydı ? “ diye.
Fadime hanım ne de olsa tecrübeliydi…Kızıyla gündüzleri tanıdıklarına gezmeye gidiyorlar… Pazar alışverişlerini de onunla yapıyorlardı.
Bir gün babası işte iken tanımadıkları bir bayan telefonla arayarak Kendilerine ziyaret için gelmek istediklerini belirtti. Fadime hanım telaşlanmıştı…Aynur’a :
- Kızım Fransa’da yaşıyoruz… Buralarda 72 millet var… Kimin ne olduğu ve ne yaptığı belirsiz. Anlayacağın insanlara buralarda
güvenilmiyor…Sen 18 yaşını doldurdun… Bir evin tek kızısın… Zaten bizim niyetimiz hayırlı bir kapı bulup, seni buralarda evlendirmek… Babaannenin yanında uzun süre kaldın… Liseden orada mezun oldun… Hani tahsilli de sayılırsın…Sen gelenlerin yanına çıkma… Sadece bir görünürsün, o kadar…Aman dikkat et kızım… Biliyorsun senin oturma iznini alman için burada oturma izni olan iyi bir insanla evlenmen lazım…
Aynur annesinin bu sözlerinden sonra :
- Yani demek istiyorsun ki bu kişiler beni istemeye gelecekler?
Halime hanım kızına iyice yaklaştı :
- Kızım tanımadığımız insanlar niye bize gelsinler ki…Geliş sebeplerini de açıklamadılar… Yani tek bir husus kalıyor… O da seni
istemeleri…
Aynur’un içini sıkıntı sarmıştı…
- Pekiyi anne! Babam da evde yok!… Haydi Kötü niyetlilerse…
- Kızım zaten biz karar veremeyiz ki… Babanla oturup konuşmamız lazım… Böyle bir niyetleri varsa?
Bir saat sonra kapılarının zilleri çalındı. Kapıyı Fadime hanım açtı. Kırk beş yaşlarında bir bayan kapının önünde idi…Yanında ise yirmi yaşlarında bir genç vardı.
- Benim adım Zahide… Bir üst sokakta oturuyoruz.Kızınızla sizi geçen pazar yerinde gördüm. Misafir kabul eder misiniz, dedi…
Fadime hanım :
- Buyurun…buyurun… dedi. Ve onları içeriye aldı.
Biraz sohbetten sonra Zahide hanım :
- Allah’ın emriyle kızınızı kardeşim Ayhan’a istemeye geldim…Uygun
görürseniz biz kesin kararınızı öğrenmeye yine geleceğiz…
Fadime Hanım,
- Siz telefon numaranızı bırakın… Biz size kararımızı bildiririz…
Biliyorsunuz kocam Karadenizlidir…Bu konuda hem titiz hem de söz sahibi odur…Söylediğim gibi tek evladımıza karşı, bizim elbette bir sorumluluğumuz vardır…
Zahide hanım:
- O halde ne zaman bizi arayabilirsiniz ?
Fadime Hanım :
- Hanımefendi! Bu işler aceleye gelmez… Aileler birbirini önce tanıması lazım…Kardeşiniz nerede çalışıyor? Sizi kimler tanıyor? Türkiye’deki tanıdıklarınızı adreslerini bırakın… Biz bir araştıralım… Sonrası kolay…
……………..
Gelen misafirler çeşitli telefon ve adresler bırakarak ayrıldılar…
…….
Akşam üzeri işten dönen Hasan efendiye olup bitenleri Fadime hanım anlattı. Hasan efendi kendisinin olmadığı bir sırada böyle iki kişinin kızlarını istemeye gelmelerine bir anlam veremedi.
Sonra gelenlerle ilgili epey araştırma yaptı… Ve bir gün akşam hanımına:
- Bak hanım beni iyi dinle! Bizim bir evladımız var… Bunu ne sen ne de ben haydi git, der gibi sokağa atamayız…Oğlan işsiz ve turistmiş burada… Yani bizim kız gibi oturma iznini alamamış…Bizim kızla evlense bile burada yani Fransa’da kalmaları mümkün değil… Böyle bir halde polis yarın bir gün her ikisini de enseler… Bir diğer husus Türkiye’de bu adam içmiş içmiş kendi öz babasını bıçaklamış…Sen böyle birisine şimdi kızını verir misin?
……..
Fadime hanım gözleri dolmuştu. Kocasına, verdiği bilgilerden dolayı teşekkür etti ve Zahide hanıma verilecek kızlarının olmadığını duyurdu…
Aradan birkaç gün geçmişti… Üst katta oturan komşularının yedi yaşlarındaki kızı Serpil, Aynur’a resim yaptırmak için geldiği bir sırada telefonlarının zili çaldı.
Tanımadığı bir ses idi… Fadime Hanımla konuşan:
- Evde misiniz? diye soruyordu…Bir bayan sesiydi…
…………………….
Fadime hanım kızına :
- Haydi kızım sen yukarı komşuların evine git… Serpil’in burada benimle kaldığını annesine söyle. Ben çağırmadan da sakın buraya gelme…Anladın mı?
Fadime hanım bir saat sonra kapının zilinin çalmasıyla kapıyı açtı…
Üç maskeli adam kapı açılır açılmaz içeriye girdiler… Bunlardan biri kolundan tutarak Fadime hanımı ters çevirdi… Ve ağzını bir eliyle kapadı. Diğer ikisi, odalarda Aynur’u arıyorlardı. Bu arada Serpil maskeli adamları görünce korkarak çığlık çığlığa bağırdı. Kapının açık olmasıyla birlikte bu çığlıkları duyan yukarı katlarda oturan Türkler aşağıya bir panik halinde inmeye başlamışlardı…
Korkuyla üç adam bir şey elde edemeden kaçmak zorunda kalmışlardı.
Gerçek anlaşılmıştı… Kızlarını istemeye gelen kişiler kaçırmayı da planlamışlardı.
………………
Bu olaydan sonra çaresiz kalan Hasan efendi arabasının bagajında getirdiği kızını ilk kalkan uçakla Trabzon’a geri götürdü….
………….

SANAL AŞK
Nasıl seveceğini bilmeden sevmek seni
Bana nasıl dokunacağını bilmeden
Dokunuşunu arzulamak
Anlatsam anlar mısın sevgili
Acaba bir bülbülün aşk nağmesi midir
Yoksa deniz dalgasının huzuru mudur sesin
Bilmeden sesinin tınısını
Sevdamı sesinde yasarım desem
Anlar mısın sevgili beni
Nasıl bakarsın sevgili sevdiğine
Her bakışın bir aşk çağrısı mıdır
Yoksa süründürür mü nazın deli yarim
Nasıl konuşursun
Ne yer
Ne içersin
Sever misin insanları
Kıskanır mısın yoksa sevdiğini herkeslerden
Nasıl olur tanımadan sevmek
Nasıl olur yaşamadan tanımak
Şimdi ne yaparsın bu satırlarımı okurken
Düşünür müsün cevabını
Yoksa içinden dökülür mü kelimeler
Korkar mısın beni göreceğin ilk anı yaşamaktan
Beğenir miyim onu diye mi düşünürsün en çok
Yoksa beni beğenir mi diye düşünürsün
Nasıl düşünürsün beni
Yazdığı gibi midir diye mi düşünürsün sevgili
Yoksa yazdığı gibi olmak istiyor diye mi düşünürsün
Tanışmasak mı diye düşünürsün
Bu sevda bir büyülü düş
Korkarım uyanmaktan
Korkarım düşümü kaybetmekten diye mi düşünürsün
Hüzünlenir misin bu satırlarımı okurken
Gözlerin kısılır mı hüzünlendiğin an
Yoksa yaşadığımız bir deli düş
Yaşayalım sevdamızı delice bir düş içinde mi dersin
Ayrılığı düşündün mü hiç sevgili
Bu kadar uzakta filizlenmişken bu sevda
Görmeden birbirini büyümüşken bu sevda
Ayrılık yaşanır mı bu sevdada
Düşün sevgili düşün ayrılığın olmadığı bir sevda bu
Bir an sevda sığmaz yüreğine de
Tutmak mı istersin sevdiğinin elini
Kelimelerin büyülü dünyası yetmez olur da
Bir seven gözün yüreğine mi sığınmak istersin sevgili
Korkarsın değil mi sevgili
Korkarsın güvenin en güzelini yaşarken
Sende anlamazsın güvenin mi daha büyüktür
Yoksa korkun mu
Gerçek midir bu diye düşünürsün sonra
Hayal mi yoksa
Yüreğinin kıpırtısındadır bunun cevabı sevgili
Gerçeğin ta kendisidir gözlerin sevinçle büyümesi
Sevgilin ismini görünce
Gerçeğin kendisidir sevgilinin her kelimesinde
Yaşanan bütün hüzün ve sevinçler
Bilirsin sevgili
Bilirsin de yine de korkarsın itirafa
Bir oyun oynarsın
Sevdayı bir oyunu yaşar gibi yaşarsın o zaman
|
Çok güzel paylaşımlardı teşekkür ederim.
Sayfanızı sık sık ziyaret edeceğim
Sevgiyle kalın
Hoşçakalın.