TÜRKİYE’DE İTTİHAT ANLAYIŞI
17 Ağustos 2008 Pazar | İhbar Et | Etiketler : tarih
Merkezi Selanik‘te bulunan 3. Ordu, 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren devrimci örgütlenmelerin en önemli odağı oldu. 1903‘te başlayan Makedonya İsyanı‘nı bastırmakla görevlendirilen ordu bünyesinde, Makedon devrimci örgütlerinden esinlenen devrimci gruplaşmalar oluştu. Örgüte katılan subay ve siviller silah üzerine yemin ediyor ve örgüt sırlarını dışa vurdukları takdirde öldürülmeyi göze alıyorlardı. 1908 Devrimi‘ni Selanik’te bulunan İttihat ve Terakki Merkez Komitesi organize etti. 1908′den sonra Osmanlı siyasetinde ön plana çıkan İttihat ve Terakki liderlerinin hemen hepsi, başta Talat, Enver, Cemal, Cavit, Mustafa Kemal, Rahmi ve Şükrü Beyler olmak üzere, 1908 öncesinde Selanik’teki İTC örgütlenmesinde yer alan isimlerdi.
İttihad ve Terakki döneminde katılanlar: 155. Necip Draga, 156. Fethi, 158. Rasim, 165. Hafız Hakkı, 171. Emanuel Karasu, 185. Zinnun, 186. Eyüp Sabri, 187. Abdülkadir, 190. Süleyman Fehmi, 191. Ali Fuat (Cebesoy), 195. Mustafa Kâmil, 196. Mühendis Salim, 204. Hasan Rıza, 238. Baytar Recep, 280. Vasıf, 295. Cavit, 322. Mustafa Kemal (Atatürk), 331. Refet (Bele), 362. Cemil, 385. Ulah Yesarya Efendi, 386. Ulah Çele Efendi, 387. Reşit Paşa………. 6436. Nurettin (Sakallı)
|
|
|
|
İkinci Meşrutiyet’in 100. yıldönümü kutlanıyor bu günlerde. 1934′e kadar bayram olarak kutlanan bu olay siyasi hafızamızda bayramlık kutlamalardan öte derin izler taşır. Her ne kadar bu olay bayram olarak kutlanmaya devam etmese de benzer sloganlarla yola çıkan ve benzer yöntemlerle halkımıza hürriyet, eşitlik, adalet getirmeyi vadeden siyasi darbeler onun yerini aldı. Ders kitaplarında övgüyle bahsedilen ihtilallerin bayram gibi kutlanırken tartışılması eleştirilmesi yasaklandı.
İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağlayan Jöntürk kadroları İttihat ve Terakki Partisi’nde örgütlenerek yeni bir aydın, yeni bir siyasetçi hatta yeni bir asker profili çizdiler. Bu öylesine derin etki bıraktı ki İttihatçılık geleneği adeta Batıcı elitlerin genlerine kadar işledi. Sadece tarzı siyaset bakımından değil toplumla ilişki, topluma bakış açısı, devleti sahiplenme, devlet adına söz söyleme ve siyaset etme hususunda da bir model oluşturdu. Batılılaşma yolunda topluma öncülük eden, halkı aydınlatan ve onlar adına güç kullanarak siyaset yapan bir seçkinciliğin kaynağı oldu İttihatçılık. Bunun başka şekilde ifadesi, yeterince aydınlanmamış halkı küçümseme ve bu yetersizlik nedeniyle de halkı başıboş bırakmama siyasetidir. Meşrutiyet’e giden yolda mücadele eden İttihatçıların komiteci çete olarak ortaya koydukları tipolojinin incelenmesinin bugünü anlama ve anlamlandırma konusunda anahtar rol oynayacağı şüphesizdir. Komitacılık olarak adlandırılan bu siyasi mücadele tarzı devlet içinde devlet olmayı, kapalı kapılar ardında siyaset yürütmeyi çağrıştırır. Bundan da önemlisi gerek görüldüğünde vatanın yüce menfaati için suikast tertiplemeyi, devlet adamlarını öldürmeyi, ihtilal yapmayı, kargaşa çıkarmayı gerektiren ve bunları meşrulaştıran bir tutumdur. Kendi siyasi hedefinin önünde engel gördüğü ya da rakip saydığı kimseleri susturmak, ortadan kaldırmak içim göz kırpmadan tetik çekebilmeyi, sadrazamı bile öldürmeyi, padişahı tahttan indirmeyi gerektiren bir gözü karalık da ister İttihatçılık. İttihatçılığın en bariz özelliği, daha doğrusu kör noktası, hiçbir zaman uzun vadeli düşünmeye fırsatının olmaması; toplumun tarihsel dönüşümünü, birikimlerini yok sayarak pratik çözümler peşinde koşmasıdır. Bu nedenle sıklıkla kendi içinde çelişkilere düşer, saf değiştirir ama her durumda rakibini ortadan kaldırmaktan kaçınmaz. Bir zamanlar hürriyet, müsavat, uhuvvet adına kendilerini destekleyen gazetecilerin, fikir adamlarının aynı gerekçelerle eleştirmeye başladıklarında bir kör kurşuna hedef olmaları işten bile değildir. Heyecan ve hamasetin aklı teslim aldığı, mütekebbir duruşun siyasi basireti yok ettiği, medeniyet tasavvurundan mahrum, toplumu modernleştirmeye, aydınlatmaya girişen “ihtilalci” bir toplum mühendisliğinin adıdır, İttihatçılık. Toplumsal sonuçları ne olursa olsun kadro hareketi olarak İttihatçılığın bu tipolojik yapısı, bir imparatorluğu neden bu kadar kısa sürede yıkabildiğini izah etmeye yeterli. Balkanlar’da ayrılıkçı komitacılarla hürriyet adına işbirliği yaparak Meşrutiyet’i ilan etmelerinden kısa süre sonra aynı komitacıların Balkan savaşlarında imparatorluğun Avrupa’dan silinmesine yol açmış olmaları manidardır. Daha vahim olan ve bugüne yansıyan tarafı ise ordu içindeki çeteciliğin iç çekişmelere, bölünmelere yol açmasının komitacılığın askeri ve siyasi sonuçları açısından üzerinde durulmayan bir konudur. Sultan Abdülhamit’e karşı dağa çıkan, Bulgar ve Makedon komitacılarla işbirliği yapmaktan çekinmeyen ve politize olan ordunun parçalanmışlığını, perişan halini Balkan Savaşlarında gördük. Küçük karikatür Balkan devletleri karşısında ordunun perişan hale düşmesiyle ve Osmanlı’nın tüm Avrupa topraklarından silinmesiyle sonuçlanan yenilginin arkasında bu iç çekişmelerin payını düşünmek gerekir. Muhalif gruplar sebebiyle emir komuta sisteminin çöktüğü bir ordunun karikatür devlet karşısında yenilmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktı. Bugün söz konusu kaygı ve reflekslerle ortaya çıkan, uzantıları emekli askerlere varan çeteleşmenin, bu siyasal hedeflere ulaşmak için soldan sağa her grubu manipüle eden, toplumsal kargaşa dahil her türden provakatif tertibi meşrulaştıran kadrolaşmanın arkatipidir İttihatçılık. Hareket Ordusu’yla birlikte İstanbul’a gelen Bulgar çetecilerden Yunan palikaryalarının art niyetlerini görecek siyasi basiretten mahrum ama o kadar da örgütçülüğün ve gözü karalığın ismi İttihatçılık. Yüz yıl sonra elimizde kala kala komitacı mirasın kalması acıklı bir gerçek. yeni şafak |
|
||
AC_FL_RunContent( ‘codebase’,'http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=7,0,19,0′,’width’,'200′,’height’,'160′,’hspace’,'20′,’vspace’,'20′,’align’,'right’,’src’,'reklam/bankasya_0708_kredikarti_aksiyon_sitegeneli_200×160′,’quality’,'high’,'pluginspage’,'http://www.macromedia.com/go/getflashplayer’,'movie’,'reklam/bankasya_0708_kredikarti_aksiyon_sitegeneli_200×160′ ); //end AC code Aydın Menderes, demokrasi tarihine önemli anekdotlar düşen, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihindeki süreçleri iyi okuyan bir siyasetçi. Türkiye’de İttihatçı zihniyetin artık eski formatından farklı, Türk Baasçılığı denecek bir hâle büründüğünü düşünüyor. Ergenekon davası ve Hilmi Özkök’ün açıklamalarının üstüne gidilirse, Türkiye’nin 27 Mayıs 1960’tan itibaren yaşamaya başladığı sürekli darbe psikolojisinden ve yaralarından kurtulabileceğine inanıyor. -İttihatçılık nedir? Türkiye’ye neye mal olmuştur? İttihat ve Terakki’nin en büyük günahı Abdülhamid’i tahttan indirmesidir. Sabotaj, suikast, bombalama gibi eylemler; insanlık ve kanun dışı faaliyetler, Balkan komitacılığı gibi bizim devlet geleneğimize tamamen ters, Meşrutiyet ile de bir araya getirilemeyecek davranışların da sahibi olmuşlardır İttihatçılar. Paylaşımcı düşünceye sahip olmadıkları, hürriyet, meşrutiyet adına Abdülhamid’ten kurtulmak istediklerini açıkça göstermişlerdir. II. Meşrutiyet’i talep etmişler. Bu istekleri olduğu hâlde tahammülcü, paylaşımcı çıkmamışlardır. Bütün iktidar imkânlarını kullanmış ama yeni bir diktatörlük oluşturmuştur. Akla siyasi cinayetler, terör, silahşorluk, komitacılık, dikta, jakobenlik gibi kavramlar bırakmışlardır. CUMHURİYET, DARBE KAPISINI KAPATMIŞTI -Bir de darbecilikleri var. Evet. Türkiye’de darbecilik ve darbe, İttihat Terakki’den önce olduğu gibi, sonra da bu isteklerde bulunanlar, gerçekleştirenler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, TBMM’de birinci grup dediğimiz esası teşkil eden kadroların büyük çoğunluğu İttihatçıydılar, ikinci kuşak kadrosuydular. Daha etkisiz, ikinci sınıf İttihat ve Terakki de çok etkili olamamış kesimiydi. Zaten hemen cumhuriyet dönemi başlarında eski İttihatçılarla, ikinci planda kalmış İttihatçılar arasında son derece ciddi ve birincilerin darağaçlarında tasfiye edildiği bir hesaplaşma yaşanmıştır. Esasen cumhuriyet kesinlikle askerî müdahalelere kapıların sıkıca kapatıldığı yönetim olarak kuruldu. -Atatürk de askerin siyasete karışmasını istemiyor bu anlamda? Evet. Askerin siyasete karışmasına Mustafa Kemal Atatürk karşı çıkmıştır. Hiçbir zaman cumhurbaşkanı seçildikten sonra sivil kıyafet dışında milletin önünde gözükmemiştir. Esas itibariyle Millî Mücadele’yi yapan, kazanan da Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu halkı, 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’dir. Meclis kurulduktan sonra buna bağlı düzenli bir ordu meydana getirilmiştir. Zaferi kazanan TBMM ordusudur. MİLLETE İNANMAYAN, GÜVENMEYEN SİSTEM -Çok partili dönemde İttihatçılık neye döndü? İttihatçılık CHP’de jakoben bir tavır hâlini aldı; özellikle birinci meclisin feshedilip, ikinci meclisin gelişi buna örnektir. Bu tavır Türkiye’de otoriter bir idarenin kurulmasına, bunun gerçekleştirilmesine yol açmıştır. Bu dönemde İttihatçılıktan kaynaklandığı söylenebilecek bu jakoben tavır, şu konularda özellikle kendisini açığa vurdu. Bunlardan biri, çok katı, sıkı, neredeyse özel hayatta bile Müslümanlığın yaşanmasına izin veremeyecek, vermeyecek derecede bir laiklik anlayışının uygulanmasının ortaya çıkmasıdır. İkincisi ise Batılılaşma çağdaşlaşma dediğimiz II. Mahmut’tan itibaren Türkiye’nin fasılasız sürdürdüğü Batı’ya açılma hamlelerinde yine son derece katı, sert, jakoben bir tavrın ortaya konmasıdır. -Yani daha sert bir Batılılaşma anlayışı? Yani Osmanlı döneminde devam ettirilmiş olan daha yumuşak bir Batılılaşma yerine, her şeyi kısa zamanda halka rağmen yerleştirmek isteyen, tepeden inmeci tavır ortaya çıkmıştır. Devlet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne, cumhuriyet de bir parti devlete döndürülmek istenmiştir. Bu ekip de halka karşı, Türk milletine karşı egemenlik kayıtsız şartsız milletindir denmesine ve üç kurucu ilkeden biri bu olmasına rağmen, millete inanılmamış, güvenilmemiş ve kuşkuyla bakılmıştır. Sonuçta Türkiye’de hürriyetlerin, kısmen demokratikleşmenin bile, laiklik ve devrim karşıtı bir tavır oluşturmasına yol açacağı, bunlara asla izin verilmemesi gerektiği değişmez kanaat hâline gelmiştir. 1945’e kadar bu sürdürülmüştür. -1945’ten sonra ne değişti? Vatandaşın sabrı o derece taşmıştı ki, CHP önce göstermelik bir seçimle bir başlangıca izin verir gibi olmuştu. Ne zaman ki Demokrat Parti hâkim teminatı altında gizli tasnif, açık oy seçim yapılmadığı takdirde sineyi millete döneriz, demokrasi oyununun bir parçası olmayız, derdinizi millete anlatın, mesajını İsmet Paşa’ya vermiştir. O zaman mesele anlaşılmıştır. 1950’de hür seçimler yapılmış, CHP iktidardan indirilmiştir. 1950’lerden önce bazı askerlerin gelerek darbe yapalım teklifinde bulunduğu ve Bayar’ın bunları geri çevirdiği de tarihî vesikalarda kayıtlıdır. -27 Mayısçılar ve Halk Partisi zihniyeti tam tersini düşünüyor ama? 27 Mayısçıların da hemen 1950’lerin başında bir askerî müdahale düşündükleri, bu modeli seçtikleri ortadadır. Askerin içinde Arap ülkelerinde örneğine rastlanan Baasçılığa benzer, askerî yönetimle Türkiye’yi idare etme özlemi çıkmıştır. 1957 seçimlerinden sonra, darbeyle birlikte 10 yıl geriye dönülmüştür. İTTİHATÇILIK DEĞİL, DARBECİLİK YAPTILAR -Krizlerle dolu demokrasi tarihi İttihatçılığın sonucu mu? Bir nevi. Yaptıkları İttihatçılık değil, darbeciliktir, meşruiyet tanımazlıktır. Çünkü İttihatçılık, 1945 ile birlikte demokrasiye geçerken bir manada askerî müdahaleye, bir tür Baasçılığa dönüşmüştür. 27 Mayıs ihtilali ile de kendini ortaya koymuştur. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’ta demokrasi dışı, meşruiyet dışı ancak askerin müdahil olduğu, komuta kademesinin dahil olduğu yeni bir anlayış ortaya çıkmıştır. Yarı sivil, yarı askerî Türkiye Baasçılığı modeli yerleşmiştir. Siyasete müdahale tekelini kendi dışında başka hiçbir kuruma vermeme eğilimi, bu tür darbecileri tasfiye etmiş gözükse de 2002’de AKP’nin iktidar olmasıyla tekrar ortaya çıkmıştır. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün fevkalade önemli açıklamalarıyla Türkiye’de hem ordu dışı hem ordu içinde 27 Mayıs benzeri darbelere özenen, non-hiyerarşik, böyle bir darbe anlayışının önemli mesafeler katettiğini görüyoruz. Bunu da kısmen de artık, Ergenekon davası içinde, mahkeme açıldığı takdirde, bunun tamamlayıcı bilgilerini edinmiştir. -Bütün bunlar darbeciliğin hâlâ bitmediğinin göstergesi mi? Darbecilik bitmemiştir, hâlâ Türkiye’de 1950’den beri yaşananları karşı devrim diye niteleyenler vardır. Bu ise demokrasi ve millet dü şmanlığıdır. Darbeciliğin hiç hız kaybetmediğini, zaman zaman ortadan kaybolsa da tamamen bitmediğini görüyoruz maalesef. AK Parti’nin iktidar olmasını birtakım kesimler çok ciddi tehdit ve tehlike olarak gördüklerinden dolayı değil, ama askeri kışkırtmak, darbenin yolunu açmak için AKP’nin gelişini fırsat olarak görmüş, yeni bir darbecilik eğilimi çıktı. İttihatçılığın cumhuriyet döneminde çok katı, dine özel hayatta bile yer vermeyecek kadar katı, millete güvensizlik, laiklik adına her an demokraside fedakarlıkta bulunmak, Türkiye’yi ne yapıp tek parti ve askerî yönetim ile yürütmek fikri gelişti. Hâlâ yaşıyor. 1990’lardan sonra solun dünyada da örneği kalmamasına rağmen, Baasçılık olarak özetlenebilecek bir yönetim kurma arzusu, hevesi mevcut.
ERGENEKON’DA SONUCA ULAŞILABİLİR -Nasıl bir Baas anlayışı bu söylediğiniz? Bazı İttihatçılar CHP’de yer almadılar. Celal Bayar; temelli senatörlüğü reddedecek kadar, millet götürür diyecek kadar, üzerinde bulunan silahı çekecek kadar, 27 Mayıs sabahı bu bir vakıadır, yaşanmıştır. CHP ile yaşayan, ikinci kategori İttihatçılık zaman içinde Türk Baasçılığına dönüştü. Kendilerine yeni model seçmiş oldular. İttihatçı damarın CHP içinde devam etmiş kanadı, Tunalı Hilmi Beyler vs. var. İkinci grupta da İttihatçılar var, 1920-1922 zabıtları okunsa bu iş çok daha aydınlık, halk için halka rağmendir düşünce. Demokrasi yokken bir yere kadar, demokrasiden sonra da bu sürdürmüştür, bir punduna getirelim, darbe olsun biz de yönetime gelelim. -Ergenekon davasından sonuç alınır mı? Hatırlayın, 2007’de cumhuriyet mitingleri oldu, bu tamamen sivil bir organizasyon eseridir, dendi. Bu olayların asıl şifresi, bu kalabalıklarla askere baskı yapmaktır. Özü bu. Bu nedenle Ergenekon’un üstüne akıllı uslu gidilecek olursa, bir noktaya kadar askerin de yararınadır, en azından engellenmesiyle karşılanmaz. Çarpıtılıp başka yerlere çekilm |
