ŞEHİTLİK
29 Şubat 2008 Cuma | İhbar Et | Etiketler : din
Kazım Öztürk
Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı
e-mail:kazim_ozturk@mynet.com
ŞEHİTLİK
Kahraman silahlı kuvvetlerimiz, Kuzey Irak’ta destan yazıyor. Bu kışa rağmen, bu soğuk ve elverişsiz havaya karşılık, Mehmetçiklerimiz, göz bebeklerimiz, askerlerimiz, yavrularımız…. yılmadan, korkmadan cesaretle terörist düşmanların üstüne gidiyor.
Bütün dünya takdir ediyor Türk ordusunun bu kararlılığı, cesaretini ve azmini.. tabiidir ki, adı harekat da olsa, çarpışmada şehitlerimiz olacaktır. Elbette kimse istemez, kimse evladının canının yanmasını istemez. Ama bu mertebe bizim sandığımız bir mertebe değil. Bu konuda yüce kitabımızda şu ifadeleri görürüz;
“Allah yolunda öldürülenlere; “Ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.”(Bakara/154)
buradaki; “Allah yolu”; vatan savunması, düşmanla mücadele,-ki terörist de bir düşmandır- öyleyse terörle mücadelede hayatını kaybeden Mehmetçiklerimizin hepsi şehittir. Ne mutlu şehadet şerbeti içenlere.
Hadislerde de sevgili peygamberimiz bakınız şehitler konusunda neler diyor:
“şehit beş çeşittir; bulaşıcı hastalıktan ölen, karın ağrısı hastalığından ölen, suda boğulan, yıkık altında kalıp ölen, Allah yolunda öldürülen…”(Sahih-i Buhari muhtasarı Tecrid-i Sarih tercümesi c.2, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları, Ankara, 1978, s.613…)
“Resulullah(SAV), Uhut şehitlerinden ikişer kişiyi bir kabirde yerleştiriyordu ve; “Bunlardan hangisi Kur’an-ı daha çok öğrenmiştir?” diye soruyordu.
Bu çift şehitlerden birisine işaret edilince, onu kabre önce koyuyordu. Sonra: “Kıyamet gününde ben bu mücahidlerin hayatlarını feda ettiklerinin şahidiyim” buyurdu. Sonra da aziz şehidlerin yıkanmadan ve üzerlerine namaz kılmadan kanlar içinde defnedilmesini emretti.”( a.g.e. c.4, s.510)
“Allah’a yemin ederim ki; Allah yolunda hiçbir kimse yaralanmaz, ancak o şehit mücahid, kıyamet gününde; kanı, kan renginde akarak, kokusu da misk kokusu saçarak arasat meydanına gelir.”( a.g.e. c.8, s.269)
Uhut savaşında peygamberimize zırh ile yüzü örtülü bir kişi geldi ve;
“Ya Resulallah, hemen harp edeyim de sonra Müslüman mı olayım?” diye sordu. Peygamberimiz: “önce Müslüman ol, sonra harp et” buyurdu. O da hemen Müslüman oldu. Sonra vuruştu. Nihayet şehit edildi. Bunun üzerine resulullah (SAV); “ az işledi, fakat kazandı” buyurdu.” (a.g.e. c. 8, s.277)
bir sahabenin oğlu Bedir savaşında öldürülmüştü. Annesi peygamberimize gelerek; “Eğer oğlum cennette ise bu acıya sabrederim, cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım” dedi. Peygamberimiz; “sana şanlı bir haber vereyim; cennette bir çok yüksek dereceler vardır. oğlun muhakkak bunlardan Firdevs-i Âlâ denilen en yüksek dereceye erişti” buyurdu. ( a.g.e. c. 8, s.279)
bizim kültürümüzdeki;şehitlik ve gazilik” anlayışı başka kültürlerde yoktur. Onun için biz ölüme gülerek gideriz. Çünkü biliriz ki; ölürsek şehit, kalırsak gazi olacağız. O bakımdan Mevlana ölüme; “Şeb-i arus” (Düğün gecesi) demiştir.
