TARİH KOKAN ŞEHİR
8 Temmuz 2007 Pazar Yorum yok »
Kazım Öztürk/ Eğitimci/Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı
e-mail: kazim_ozturk@mynet.com
TARİH KOKAN ŞEHİR
Konya, 1075-1080 yılları arasında Türklerin eline geçti. I. Haçlı Ordusu, 1095 yılında Konya’yı işgal etti. I. Kılıç Arslan, 1102’de Konya ve çevresini tekrar alarak Anadolu Selçuklu Devleti’ne Başkent yaptı. Konya, 1308’de II. Gıyaseddin Mesud’un ölümünden sonra tahta oturan V. Kılıç Arslan’ın vefatına kadar Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi olarak kaldı.
Konya, tarihi çok eski çağlara uzanan bir ilimizdir. Şehrin Frigler döneminde Kawania, Antik çağda Eikonieon ve Iconium, Bizanslılar zamanında Cogne veya Cogna olarak adlandırıldığı bilinmektedir.
Konya adının “ Kutsal Tasvir” anlamındaki “İkon” kelimesine bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; şehre dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim,”İKONİON” dur.
İkonion adı, İcconium’a dönüşürken, Roma döneminde imparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; “ Claudiconium, Colonia Selie, Agusta İconium” dur. Bizans kaynaklarında “Tokonion” olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şu şekildedir:
“Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia…”
Arapların “Kuniya” dedikleri şehrimiz, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyecek ismine kavuşmuştur: KONYA.
Selçuklu Konya’sının da buna benzer bir efsanesi vardır. Bu efsanede ejderha ve mitoloji ilahları yoktur. Onların yerini erenler almıştır. Anadolu’nun fethine koşup, bu toprakları Müslüman- Türk vatanı haline getirenlerden iki eren burada aynı Anadolu ismi çevresinde örülen örgü, Konya için de örülmüştür. Halen halk arasında anlatılan efsaneye göre vaktiyle iki ermiş kişi, uçarak seyahat etmektedirler. Maksatları yerleşecek güzel bir yer bulmaktır.
Konya üstünden geçerken gördüğü bu beldeyi beğenen birisi diğerine : “Kon, ya şeyh!” diye seslenir. Buradan şehrin adı “ KONYA” olarak kalır.
Konya, çok büyük ve gelişmiş bir şehirdir. İmar planlaması son derece başarılı olup, nehirleri, bağ ve bahçeleri ve meyveleri boldur.
Konya’nın caddeleri gayet geniş, çarşıları muntazamdır. Her sanat ehlinin kendisine mahsus bir yeri vardır. Rivayete göre bu belde ilk kez İskender tarafından kurulmuştur.
Bu beldenin en önemli özelliklerinden birisi de, âlimlerin kutbu olan Şeyh Celaleddin’in türbesine ev sahipliği yapmasıdır. Bu zat İslâm âleminde “Mevlana” (Efendimiz) namıyla şöhret bulmuştur.
Selçuklular ve Karamanoğulları devrinde Osmanoğullarınınki gibi yurdun nüfusunu, vakıflarını, malikanelerini, ormanlarını, madenlerini, göllerini, nehirlerini, tuzlalarını, yollarını, binek, sağmal ve çift hayvanlarını, arı kovanlarını ve mükelleflerin sayılarını, verecekleri vergilerin cinslerini ve miktarlarını gösteren, hükümdar hazinelerinde büyük bir titizlikle saklanan; “İl Yazıcı Defterleri” bulunduğu çeşitli arşiv vesikalarının işaretlerinden anlaşılmaktadır.
Osmanlılar, istila ettikleri yerlerin adli işlerinde tam anlamıyla bir adem-i merkeziyetçilik sistemi takip etmişler. Bu yüzden Fatih de, Karaman İlinin idaresinde Karaman oğlu İbrahim Beyin Kanunnamesini bazı tadillerle aynen yürürlükte bırakmıştır.
Bu sayım ve yazımdan sonra 906 H., 1500 M. Yılında II. Bayezid zamanında Hatıpoğlu şöhretini taşıyan Nasuh zade Haydar marifetiyle yapılan ve Katip çelebi tarafından yazılan bir defterde Konya şehrinin vakıfları tespit edilirken bazı mahallelerin adı geçmektedir.
Konya içinde ise halk mahalleler halinde oturuyordu. Elbette bu şehir, Anadolu Selçuklu devletinin başkenti olduğu için çok çeşitli meslek ve inançta insanı barındırıyordu. Ama günümüzdeki anlamda kozmopolitlik bulunmuyordu. Herkes kendi mahallesinde ikamet etmekteydi. Şehirde mahalle sayısı 11 kadardı.
Şehrin kilit noktalarının ve büyük bir kısmının Müslüman Türklerin kontrolünde olduğu muhakkaktır. Kuzey kısmı zaten yoğun bir şekilde Türklerle iskan edilmiştir. Eskiden İç Kalede kalan Rumlar azaltılmış, bir kısmı Sille’ye gönderilmiştir. Bunların yerine Türkler yerleştirilmiş olmalıdır.
Konya; Hititler (M.Ö. 2000-1000), Frigler (M.Ö. 1000-700), Lidyalılar, Persler (M.Ö. 9. yüzyıl- 330), Hellenler (M.Ö. 333-30),Seleukoslar (M.Ö. 312- 64), Bergama Krallığı ve Romalılar( M.Ö. 30- M.S. 395)’ın egemenliği altında kalmıştır. Çevresinde bulunan en eski yerleşimler arasında Aşıklıhöyük (M.Ö.7000- 6800), Can Hasan (M.Ö. 6500) ve Çatalhöyük ( M.Ö. 6700- 5700) sayılabilir. Şehrin güneyindeki; Cem Sultan Bahçesi olarak da adlandırılan Karahöyük’ün tarihçesi ise, Taş ve bakır çağlarına (M.Ö.3500- 3000) kadar geri gitmektedir.
Uzun süre Hititlerin egemenliği altında kalan kent, M.Ö. 1000’lerde Frigler tarafından alınmıştır.
Konya, M.Ö. 133’lerde Roma imparatorluğu topraklarına katılmıştır. Ünlü coğrafyacı Strabon, Konya’nın verimli bir ülke içinde küçük, ama kalabalık bir kent olduğunu yazar.
Konya, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500 yılında kullanılmaya başladığı hatırlanacak olursa, Konya’nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.
Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. Yüzyılda; Persler, M.Ö. 4. Yüzyılda; Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama Krallığı, M.Ö. 2. Yüzyılda; Roma, M.S. 395’te Konya ve çevresine hakim oldular.
Konya, M.Ö. 25 yılı dolaylarında Romalıların Galatia Eyaleti’ne dahil edilmiştir. Ünlü Fransız Mimarı ve seyyahı Charles Texier, Roma İmparatoru Tiberiuz zamanında Konya’nın Polemon’un mülkü olduğunu belirtir.
Konya’nın Dinî bir merkez olmasının yanı sıra, Bizans döneminde önemli bir askerî üs olduğu da anlaşılmaktadır.
7.Yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici de olsa işgal ettiler.
10.Yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Arapların akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi’nden önce Konya’ya ilk gelen Türk Akıncıları Selçuklular oldu (1069).
Konya; Anadolu Fatihi, Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Süleymanşah tarafından fethedildi. Fetih tarihi hakkında değişik eserlerde farklı görüşlere yer verilmektedir. Ama şu bir gerçektir ki, Kutalmışoğlu Süleymanşah I. Konya’yı fethettikten sonra batıya yönelmiş, merkez olarak İznik’i seçerek, Anadolu Selçuklu Devleti’ni 1074 yılında kurmuştur. Buna göre Konya’nın fetih tarihi 1074’ten öncedir. Fetihle birlikte Konya’da Türk-İslâm egemenliği dönemi başlamıştır.
Putperest Romalılar zamanında Hıristiyanlar Konya’ya gelmişler, hatta Hz.İsa’nın Havarilerinden Paulus Konya’ya yerleşmiştir. Şimdiki Sırçalı Medrese yanındaki yer altı mabedi (Katakomp) kabul edilen yer, o ilk Hıristiyanların mabedi, zulümden kaçarak toprağın derinliklerinde Rablerine ibadet huzurunu tattıkları mekandı. …
Konya şehri, XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Mevlânâ Celaleddin Rumî ile adeta özdeş gibi sayılır olmuştur. O, kendi döneminde dahi saygı duyulan bir kimsedir….
Konya, İç Anadolu’nun önemli düzlüklerinden olan Konya Ovası’nın kenarında yer alır. Kent, Doğudan Batıya, Güneyden Kuzeye kat eden tarihi yolların kavşak yerinde kurulmuştur. Şehrin çevresinde önemli Neolitik, Tunç Çağı ve Hitit yerleşmeleri bulunmuştur. Kentin tarihi çekirdeği kabul edilen Alaaddin Tepesi, Prehistorik buluntulara ev sahipliği yapmıştır.
Şehir, Selçuklular tarafından fethedildiği zaman Alaaddin Tepesi’ni çevreleyen surun içindeydi. Şehir surları tamir edildikten sonra tepenin kuzey eteğine saray, orta kesimine Ulu Cami (Alaaddin Camii) yapılmıştır. Yine burada; Hankâh ve Hamamlar vardı. Tuncer Baykara, şehrin Selçuklular zamanında fiziki yapısını ana hatları ile anlatmaktadır. Tepenin orta yerinde Eflatun Mescidi vardı. Güney bölüm Hıristiyan Rum mahalleleri, kuzey bölüm Müslümanlara ayrılmıştır. Şehrin dört kapısı vardı. Karatay Medresesi’nin önüne açılan kapı Sultan Kapısı diye bilinirdi.
Selçuklular zamanında şehrin çarşısı Karatay Medresesi’nden başlayarak, surların doğu tarafında yer alıyordu. Ticaret merkezi daha sonra İplikçi Camii ve çevresine kadar genişledi. Hızla büyüyüp surların dışına yayılan şehir, I. Alaaddin Keykubat tarafından bir dış surla çevrildi. Bu surun 12 kapısı dışarıya açılıyordu. Dış surlar yapılınca çarşı yine doğuya, dış surların kapılarının çevresine kaydırıldı. Kapılar, çevresi dışarıdan gelenlerce kolaylıkla alış veriş yapılabilen, dükkan sahipleri için de güvenli bir yerdi.
Osmanlı dönemi çarşısı, Selçuklu çarşısını içine alacak şekilde biraz daha doğuya ve güneye genişlemiştir. Çarşının merkezi Kanuni Bedesteni’nden başlayarak güneye doğru uzanıp At Pazarı’na varıyordu. 18.-19. Yüzyılda çarşı, bugünkü sınırları içindeydi.
1869 yangınından sonra büyük bölümü, Vali Burdurlu Ahmet Vefik Paşa tarafından yenilendi. Halk tarafından “ Bedesten” olarak bilinen çarşı, Kentsel Ticari Sit Alanı olarak koruma altına alınmasına rağmen özelliğini yitirmiştir…….
İbni Batuta Konya hakkında önemli bilgiler verir:
“Konya gayet büyük bir şehir olup, güzel binalara, sayısız ark ve akarsulara, bağ ve bahçelere sahiptir. Burada da daha önce anıldığı gibi “Kamereddin” denilen bir çeşit kayısı yetişir ki, Mısır ve Suriye’ye sevk olunur. Şehrin caddeleri geniş, çarşıları da muntazam ve güzeldir. Çarşıda her sanatın erbabı bir yerde toplanmış bulunmaktadır. Şehrin Büyük İskender tarafından kurulduğuna dair bir söylenti vardır.
1530’a doğru, bir bahar mevsiminde Konya’ya uğrayan Arap Gezgini Gazzî, yaklaşık altmış yıldır Osmanlı egemenliğinde bulunan Konya’yı şöyle tasvir eder:
“Konya; güzel bir şehirdir. Münbit ve mahsuldar ovaları vardır. Ağaçları, çeşitli bahçeleri, büyük ve zengin çarşıları, geniş evleri, güzel türbeleri, şirin mescidleri vardır. Burada geçim de ucuz ve güzeldir. Hülasa şehir baştanbaşa yüce bir güzelliğe, görülmemiş bir bahara maliktir ki Karaman memleketleri arasında buraya benzer ikinci bir kent yoktur.”
Konya, Orta Anadolu Bölgesi’nin en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Kent, Anadolu’yu doğudan Batı’ya, Kuzey’den, Güney’e bağlayan tarihi yolların kavşak noktasında kurulmuştur. Kentin çevresinde önemli Tunç Çağı ve Hitit yerleşmelerinin izlerine rastlanmıştır.
Bir Türk ve Dünya kenti olarak Konya’nin ismini duyurması, Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkent olduğu 1097 yılı ile başlar. Konya, Selçuklu döneminde; bilim, kültür, sanat ve idari bakımdan tam bir başkent kimliği kazanmıştır. Bu devirde kütüphaneler açılmış, tarih, edebiyat, tıp, sanat ve din alanlarında tarihi ve kültürel adımlar atılmış ve buna bağlı olarak; Medreseler, Camiler, Türbeler, Hanlar, Hamamlar inşa edilmiştir. Konya, Osmanlılar döneminin de en önemli bir vilayeti olmuş, en güzel eserlerle donatılmıştır.
Bir Şehir; Alaaddin Tepesi, Bir şehrin kurulduğu yer olarak Frigler döneminden, Selçuklulara kadar katmer katmer tarihi bünyesinde barındırmış olmasıyla çok değerlidir.
Konya; büyük mutasavvıf, gönüller sultanı Mevlana’dan başlayıp, Sultan Selim Camii, tarihi ve kültürel eserlerle dolu Yusuf Ağa kütüphanesi, Şems-i Tebrizi Camii ve türbesi, Şerafettin camii, İplikçi Camii, Alaaddin Caddesi, Alaaddin tepesi, Alaaddin Camiindeki sultanlar türbesi, Karatay Medresesi, İnce minareli Medrese, Kazım Karabekir caddesi, Zafer, Form, Hoca Hasan Camii, Sadreddin Konevi Camii ve türbesi, Meram Yeni Yol istikametinden, Meram Devlet Hastanesi yanındaki sokak içinde Mevlana’nın çağdaşı ve müridi Ateş Bâz-ı Veli, Meram Yaka yolu birleşeni arasında Turut, Cemel Ali Camii ve Türbesi, Meram son durakta; bir çok çay bahçesi, dinlenme tesisi, orman, yeşilin tonları, belediyenin yeniden dizayn etmeye çalıştığı, Bir şehre ve bir şehirliye yaraşır mekanlar… Tavusbaba camii ve türbesini… gezerseniz, Bir Şehir hakkında bir miktar bilgi sahibi olursunuz.
Konya, eskiye göre daha da büyümekte, büyüdükçe insanlara daha sevecen, daha samimi, daha hoş görülü, daha sıcak bakış tarzını da geliştirmektedir.Bir şehre gelen üniversite öğrencileri ve misafirler en çok şunu söylüyor: “Konya, ucuz, temiz, ulaşımı kolay, olay olmayan, hiçbir biçimde teröre bulaşmamış, kapkaç, ırza tasallut… gibi adiliklerin yer almadığı, tam anlamıyla yaşanacak bir kent. Biz, burada huzuru buluyoruz, her şehrimizin böyle kalmasını istiyoruz.”
“Gez dünyayı, gör Konya’yı” sözü boşuna söylenmemiştir. Konya’ya bir kere gelen ayrılmak istememektedir.
Bir de Konya’yı akşam üstü Akyokuş’tan seyretmeli. Sanki yıldızlar yere dökülmüş, Konya caddelerini süslüyor. Gök yüzü masmavi rengiyle Konya’ya şemsiyelik yapıyor. Üzerine kirlilik, çamur, leke bulaşmasın diye adeta titriyor.
Konya; çeşitli halk İnanışlarının harmanlandığı ve halkın bu inanışlar ışığında nasıl bir tedavi yöntemi uyguladığı, bazı tıp uzmanlarının bile izin verdiği ve bugün sadece isim ve yer olarak adı kalan mekanların arz-ı endam ettiği güzellikler manzumesidir. Halk tarafından söylenti şeklinde dile gelen ve Efsane olan olayların sergilendiği açık hava müzesidir.
Konya’da, bazı peygamber ve veli mezarları bulunmaktadır. Bu yönüyle şanslı bir şehirdir diyebilirim. Sanırım herkesin bu şehre rağbeti bu yüzdendir.
Bu şehirde; Cami vakıfları, Vakıf arazilerinin çokça bulunduğu, hatta bazı mescidlerin bile vakıflara sahip olduğu görülmektedir.