Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Mayıs, 2008

NAMUSUYLA YAŞAMAK

29 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

Kazım Öztürk

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 
                                              NAMUSUYLA YAŞAMAK
 
Namus, herkese lazım olan, insanları birbirine kenetleyen, dünyayı düzene sokan bir kavram. Daha doğrusu hayat tarzı. Namus, şeref, haysiyet, onur, ahlak, dürüstlük, insanlık….gibi çeşitli güzellikleri içinde barındırır.
Namussuz, şerefsiz, ahlaksız, dürüst değil, onursuz… denildiği vakit insanın tüyleri diken diken olur. o bakımdan; “Şerefsizce yaşamaktansa şereflice ölmek daha iyidir”, “Başı dik, alnı ak olarak hayat sürmek şereflerin en güzeli”… denir.
Olmadık şeyleri olmuş gibi göstermek, masa başı haber yapmak, sevmediğimiz birisine çamur atmak, iftirada bulunmak, aklımızın almadığı, küçücük beynimize sığmayan olayları söyleyenler hakkında yalan yanlış beyanatlarda bulunmak… bunlar namusu olmayanların, kara yüzlü, çirkin huylu yaratıkların işidir.
İnsan, aç kalabilir, açık kalabilir, yoksul olabilir, kimsesiz duruma düşebilir, hata edebilir, sağlıklıyken sakat vaziyete gelebilir….bunlar insanın hayatta başına gelebilecek en doğal ve en normal hadiselerdir. Kimse, bu hususta garantiye sahip değil. Bunlar; takdiri ilahi dediğimiz olaylar içinde mütalaa edilir. Yani elimizde değil hiç birisi. Biz istesek de, istemesek de önleyemeyiz. Şunu diyemeyiz; “Ben aç, açık kalmayacağım(Evsiz barksız), yoksul olmayacağım, kimsesiz durup durmamam benim elimde, ben hiç hata yapmam…..” o yüzden takdir; gizlidir ve Allah’ın yetkisindedir ve elindedir.
Ama şunları diyebiliriz. Zira bunlar, kendi elimizde olan şeyler; insanlara karşı yalan söylemeyeceğim, iftira etmeyeceğim, kimseyi karalamayacağım, masa başı haber yapmayacağım, kimseye kötü gözle bakmayacağım, ırz ve namusumu koruyacağım, iffetli olacağım, hiçbir insanı kategorize etmeyeceğim, çok çalışacağım, üretken olacağım, sabırda yarışacağım, azimli olacağım, ülkeme katma değer kazandıracağım, bir teşkilat yöneticisi isem, üyelerim arasında ayırıma gitmeyeceğim, bir siyasi parti mensubu ve lideri durumundaysam; hiçbir üyemin ve hiçbir vatandaşımın ikinci sınıf duruma düşmesine göz yummayacağım, insanlarla alay etmeyeceğim, arkalarından konuşmayacağım, “ben senin tipini beğenmiyorum, seninle yıldızım barışmıyor” düşüncesiyle onu toplumdan itmeyeceğim…… v.b…
Böyle yapmak; aklı eren, düşünceye sahip herkesin yapabileceği, yapması gereken bir şeydir. Bunlar olmadığı zaman ne yaşamanın, ne hayatın, ne insanlığın değeri kalır. Bunlar, bir çeşit insanlığın ölçüsüdür. İnsanları ölçmek için bu ilkeleri göz önüne almak şarttır. Aslında her gün, her an, her saniye ve salise… insanlar bunlarla sınava tabi tutuluyor. Sınavı kazananlara ne mutlu. Hani deriz ya; “Adam gibi adam” aynen öyle olmalıyız. olmak zorundayız ve olmaya mecburuz. Eğer bu dünyada bir iz bırakmak, bu kubbede hoş bir seda olmak istiyorsak. Ben bunu yapamam mı? diyoruz. O zaman yapacak bir şeyimiz yok. Diyecek fazla bir söze de sahip değiliz.

BİR YAZI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

23 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

Kazım ÖztürkKonya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

SİGARA YASAĞININ OLUMLU YANSIMALARI

22 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

Kazım ÖztürkKonya Hakimiyet Gazetesi Yazarı
 
                     SİGARA YASAĞININ OLUMLU YANSIMALARI
 
Sigara yasağı ile birlikte piyasada dumansız günler başladı. Otobüs durakları, kapalı mekanlar, insanların ciğerlerinin kirli ve zararlı maddelerle doldurma günleri geride kaldı. Burada asıl, çocuklar için yararlı sonuçlar ortaya çıkacak. Hemen olmaz, ama yakın zamanda kendini gösterir.
daha önceleri şehirler arası otobüslerde, trenlerde, tramvaylarda, vapurlarda, dolmuşlarda, taksilerde, özel otomobillerde…. sigara içiliyordu. dolayısıyla sigara içmeyenler, içenlerden daha fazla etkileniyordu. yani pasif içiciler duman altında kalıyordu. yasak gelmeden önce duraklar, kapalı mekanlar, o kadar duman içinde kalıyordu ki, insanlar birbirini göremeyecek durumda idiler. Bu, konunun bir yönü, asıl yönü; sağlıkla ilgili. Sigara; hem ekonomik yönden, hem psikolojik yönden ve hem de tıbbi yönden bir çok zararları beraberinde getiriyor. Bütün doktorlar sigaranın içinde bir çok zehir olduğunu, fare zehirinin bile bulunduğunu, kimseye sigara içmeyi önermedikleri bellidir. Ekonomik yönden zararı ise, ailenin nafakası zehire veriliyor, eve bir ekmek almak yerine sigara tercih ediliyor, yani ailenin hakkı olan harcama, lüzumsuz yere sarf ediliyor ve israf yapılıyor. Dumanını yel alır, parasını el alır, zehiri sana kalır..Psikolojik açıdan bakılırsa; sigara içenlerde; sinir, akciğer rahatsızlıkları, ağız kokusu, dişlerde sararma, diş çürümeleri, kalp krizleri… ve bir çok gizli hastalık kendini gösteriyor.
hükümetin çıkardığı, sigara içme yasağı, insanlarımızın sağlığını düşünmesi açısından son derece olumlu ve yerinde bir karardır.
Yasağın başladığı gün, yapılan bire bir görüşmelerde milletin çoğu- ki sigara içenler başta- bu kararın yerinde olduğu, böylece sigara bırakmak için bir vesile teşkil ettiğini, çevrenin kirlenmeyeceğini, havanın kirlenmeyeceğini… belirterek olumlu cevaplar veriyorlardı. Bendeniz de dün, piyasayı bir dolaşayım, acaba sigara yasağının etkileri nasıl yansıdı? Diye bir gözleyeyim dedim. Nalçacı’dan, yürüye yürüye Mevlana’ya kadar gittim. Yol boyunca otobüs durakları, kaldırımlar izmarit atıkları ile dolmamıştı. Çay bahçeleri, sigara dumanları ile kirlenmiyordu. Bilhassa belediye otobüs durakları eskiden izmaritten geçilmez, adeta izmarit dağları oluşurdu.
Sigara yasağına sadece CHP karşı çıkıyor. Bunun dışında karşı çıkan hiçbir kimse yok. Buna rağmen karşı çıkan olursa; artık diyeceğim bir şey de yok. Kendini düşünen, kendi sağlığı ile oynamak istemeyenler, bu yasağa alkış tutar, tutmalıdır. Bana göre yerindedir. Ama sırf bana göre değil, olmamalı. Zira zararlı olan her şey, topluma, bireye zarar veren bütün zararlı alışkanlıkların bir an önce ortadan kaldırılması için yasalarla tedbir alınmalıdır. Belki; “Yasakla bir yere varılmaz” diyenler çıkacaktır. Başka çare var mı? eğitimle, öğütle, nasihatle, vasiyetle… bir yere varılmayınca tek çare kalıyor; sert müeyyideyi içeren kanunlar çıkarmak.
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,

KÜRTLERİN TBMM’DE BULUNMASI, BİR AVANTAJ DEĞİL Mİ?

20 Mayıs 2008 Salı Yorum yok »

Kazım Öztürk
Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 

              KÜRTLERİN TBMM’DE BULUNMASI, BİR AVANTAJ DEĞİL Mİ?
 
DTP Genel Başkan vekili ve Mardin Milletvekili Emine Ayna; “Sayın Abdullah Öcalan, yetersiz ve antidemokratik olan Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre cezaevinde tutuklu bulunan legal ve yasal biridir. Sizler, kendi yasalarınızın bile dışına çıkarak ona yasadışı muamelesi yapıyor, o insana; “sayın” denmesini suç kapsamına alıyorsunuz” dedi.
Salonda; istiklal marşı okunmadı, Türk bayrağı asılmadı, Atatürk posterine yer verilmedi. “Hepimiz Pippayız, hepimiz barış yürüyüşçüleriyiz….” pankartları dikkati çekti.
Asıl üzerinde durulması gereken husus; Başbakan Erdoğan’ın; “Üç çocuk isteği; hem kadınların, hem de Kürtlerin özgürleşmesine karşı geliştirilen bir projedir…..
Kadın kolları kongresi bu şekilde gergin, üzerinde çok konuşulması gereken ve Türkiye için tehdit oluşturan bir havada geçti.
Şimdi yapılan konuşmalardaki sözleri mercek altına alalım; bir terörist başına “Sayın” denir mi? ona sayın dediğiniz zaman terörist başını muhatap almış, terörün yasallığını kabullenmiş olursunuz. Halbuki yasal yapılan mücadele terör olmaz. TSK’nın sınır ötesi harekatına terör diyebilir misiniz? Adı üstünde harekat. Bal gibi yasal, bal gibi de kanunlara uygun, memleketi terörden, anarşiden uzaklaştırmayı hedefleyen bir mücadele. Bu açıdan TSK’yı ne kadar tebrik etsek, ona ne kadar teşekkür etsek yine az.
“Hepimiz barış yürüyüşçüleriyiz” sözünde siz samimiyet görebiliyor musunuz? Eğer barış yürüyüşçüleri olsalardı; ülkeyi kan gölüne çeviren, masumları acımasızca öldüren, en az 30.000 kişinin katilini savunmaz, haksızlıklara yasal kılıf giydirmeye çalışmazlardı. Bunun neresi barış yürüyüşçülüğü? Neresi yasal? Barış sadece Kürt adını kullanarak, esasında Kürtlerle alakası olmayan, Ermenilerin oyununa gelen, onların ipiyle oynayan Ermeni Agop Artinyan’ı kurtarmak için mi? barış; yalnızca doğu ve güneydoğuyu haritadan kopartıp, Apo’ya ve yandaşlarına peşkeş çekmek mi? …
Sayın Başbakanın; “Üç çocuk” meselesi, Kürtleri özgürlükten uzaklaştırma meselesi değil. Eğer böyle olsaydı, bugün Türkiye’de bir çok etkili makamda Kürtlerin bulunmaması lazımdı. Bugün TBMM’de Kürt milletvekili yok mu? Kürt bakanımız yok mu? Olmadı mı? Kürtlerden Cumhurbaşkanı seçilmedi mi? Ülkemizde; Kürtlerle, Türkler yıllarca aynı ülkede kardeşçe yaşadı. Aynı kurumda çalıştı, aynı cephede göğüs göğüse mücadele etti. Hala da bu kardeşlik devam ediyor. Ama birileri bizim huzurumuzu kaçırmaktan zevk alıyor. Türkiye’de “Kürt sorunu” yok, terör sorunu var. Bizim Kürtlerle işimiz yok, bizim işimiz sadece ve sadece; terör, anarşi, ülkenin huzurunu, birliğini, dirliğini bozan, anayasal düzeni tahrip eden, laikliği, Atatürk ilke ve inkılaplarını yok saymaya kalkan çetelerledir. Devletimizin yaptığı, şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerimizin icra ettiği ve sonuna kadar da mücadelesine devam edeceği husus budur.

Türkiye’de yaşayan herkesin; Türk bayrağına, istiklal marşına saygı göstermek mecburiyeti vardır. Bayrak; özgürlüğümüzün, istiklal marşı; istiklalimizin göstergesidir. Buna tahammül edemeyenlerin bu memlekete katma değerde bulunacaklarını şüpheyle karşılıyorum. Bu DTP milletvekilinin konuşmalarını Cumhuriyet savcıları suç olarak telakki edecekler ve gereken yapılacaktır. Bağımsız Türkiye’nin yolu; terörü bitirmiş, huzuru sağlanmış, herkesimin yasalara uyduğu bir ortamdan geçer. 

TEHLİKELİ BİR DÜŞÜNCE

16 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

Kazım Öztürk
Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı
 
TEHLİKELİ BİR DÜŞÜNCE
 
Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Her ne kadar proje de olsa, eğer bu hayata geçerse artık okullardan randıman beklemek mümkün olamayacak.    Bununla ilgili haberi ilk defa izleyince şoke oldum. Tamam dedim artık başarı beklemek hayal olacak. Ne demek beş zayıfı olan sınıf geçecek?
Bununla ilgili olarak Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim kurumlarında ders geçme sistemiyle ilgili yapmayı düşündüğü değişikliği “tehlikeli” olarak değerlendirdi.
Eskiden okullarda disiplin yönetmeliği, sınıf geçme ve sınav yönetmeli sebebiyle öğrenciler ister istemez çalışmak, başarılı olmak için çaba sarf ederdi. Dolayısıyla disiplin yönetmeliği yüzünden de disiplin içinde, efendilikle derslerine çalışır, hayata atılmanın yollarını arardı.
Okullardan, eğitimden; disiplini, sınıfta kalmayı kaldırırsanız, ortada; saygı, sevgi, hürmet, ders çalışma, sınıf geçmek için gayret etme… durumlarını göremezsiniz. Artık öğrenci ödev yapmak için kütüphanelere gitmez, nasıl olsa internette hazır ödevler var, oradan indirir öğretmene verir ve notunu alır. Öyle; gidecek, araştıracak, yazacak, inceleyecek, ter dökecek, vaktini ayıracak…bunlarla uğraşmak yerine; sokaklarda fink atmak, başkasının yaptığı ödevi kopya etmekle işi bitirir olur biter!
Bizim öğrencilik yıllarımızda; değil iki dersten sınıf geçmek, bir dersten kırık notun olunca bütünlemeye kalınırdı- bütünlemenin adı da ikmal idi- . Her dersten hem yazılı, hem de sözlü imtihana tabi tutulurduk. İlkokul, orta okul ve lise bitirme imtihanları vardı. Hem de her dersten imtihan olurduk. Ama muazzam bir başarı vardı. Evet, sıkıştırılıyorduk, derslerle başımızı ağrıtıyorduk, ama iyi de oluyordu. Mezun olurken, bilerek mezun oluyorduk.
Disiplin de zirvedeydi. Bir öğretmene karşı gelmek, onu dinlememek, imtihanlarda kopya çekmek, arkadaşlarla kavga etmek, dalaşmak, okulun düzenini bozmak… mümkün değildi. Ya okuyacaksın, ya da çekip gideceksin… başka seçenek yoktu. Ama o dönemde okuyanlar, bu kurala uyanlar başardı.
Şimdi bir çok kırık notu da olsa sınıf geçeceksin demek, hiç çalışmana gerek yok. Başkaları çalışsın, sen gez, toz, gününü gün et…. öyle icatmış buluşmuş, çalışmak için kafa yormakmış… seni ilgilendirmez! Sadece okula mı gidiyorsun? Tamam kaydını yaptır. Devam etmene de gerek yok. Nasıl olsa disiplin yönetmeliği de esnek, hatta yok gibi. Okula uyuşturucu mu getireceksin? Serbest. Yaralayıcı, öldürücü aletle okula mı gideceksin? Tabii, ne zaman istersen gelebilir, gidebilir ve istediğini yapabilirsin!
ÖSS sınavlarında; “şu kadar öğrenci sıfır çekti” demeye hakkımız var mı? “Türkiye’de beyin göçü oluyor, yabancılar başarılı öğrencileri kapıyor” demek için bir hak iddia edebilir miyiz? “Neden ülkemde; yeniliklere imza atan, ileri görüşlü insanlar çıkmıyor?” diye hayıflana bilir miyiz?
Çok okul açmak, her ili üniversiteyle doldurmak önemli değil. Önemli olan kaliteyi yükseltmek. Sayısal çoğunluktan ziyade kaliteli insanlara ağırlık vermek gerektir.

MİLLETVEKİLİ MAAŞLARI VE DİĞER MEMURLARIMIZ

8 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

Kazım Öztürk
Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

OLAYLARIN MÜSEBBİPLERİ EN SERT CEZA İLE CEZALANMALIDIR

4 Mayıs 2008 Pazar 2 Yorum »

Kazım Öztürk
Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.