Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Ağustos, 2007

DTP’NİN MASKESİ DÜŞÜYOR MU?

31 Ağustos 2007 Cuma Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
DTP’NİN MASKESİ DÜŞÜYOR MU?
DTP, Meclise girdikten sonra, terör örgütünü destekleyen konuşmalar ve iddialar ortaya atmaya başladı. Bu iddialardan birisi şöyle: DTP Genel Merkezi, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle yayınladığı mesajda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalında yaptığı operasyonda “kimyasal silah” kullandığı iddiasında bulundu. DTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada, “1 Eylül Dünya Barış Günü arifesinde ülkemizin bir bölümünde şiddetli imha operasyonları yapılmakta, barışın yolunu döşemek için geliştirdiğimiz tüm çabalarımız askeri operasyonlarla tahrip edilmektedir” denildi. "En son Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalında yapılan operasyonda 11 kişi yaşamını yitirmiş ve cenazeleri ailelerine verilmemiştir. Cenazelerin çeşitli bahaneler ileri sürülerek ailelerine verilmemesi operasyonda kimyasal silah kullanıldığı iddiasını güçlendirmektedir.
DTP, Meclise, pkk’ye yasallık kazandırmak için mi girdi? Pkk’yi siyasallaştırmak, onu masum hale getirmek için mi değişik ayak oyunları oynuyor? Meseleyi; “KÜRT” meselesi diyerek, halkın gözünü mü boyuyorlar? Aslında onların demek istediği; “Abdullah Öcalan’ı hapisten kurtarın, Doğu ve Güney Doğuda bir Kürt Devleti kurulsun, Kuzey Irak’ta olduğu gibi….sonra? sonrası malum, parçalanmış bölünmüş, dahası, pkk’ye teslim olmuş bir ülke!
Peki bize bu vatanı atalarımız niçin emanet etti? Niçin Atatürk bunca savaşlarla boğuştu? Ülkemizin hangi badirelerden geçtiğini bilmeyenimiz yoktur- sadece yaşı küçük olanlar belki bilmez. Ama onlara da büyükleri anlatmalı- 30 Ağustos zafer bayramının kutlandığı bu ortamda böylesine bir yaklaşım, böylesine üzücü ve ortalığı bulandırıcı bir ifadeyi kimse tasvip edemez.
DTP’ye bu tür söylemleri nedeniyle gereken yapılmalı. Meclis inceleme başlatmalıdır. Gerekirse DTP Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıp, cezaya çarptırılmalıdır. Zira ülkenin üniter yapısını bozmaya, anayasal düzeni tahribe yönelik hiçbir çaba kabul edilemez.

Silahlı Kuvvetlerimizin yaptığı yerindedir, doğrudur. Türkiye’nin güvenliğini korumakla görevli oldukları için, nereden ve hangi durumda gelirse gelsin tabii ki silahla karşılık verilecektir. Bu, Kürt vatandaşların tahribi değil, aksine terörün kökünün kurutulmasıdır. Bu yapılanlar, Silahlı kuvvetlerimizi daha da halkın gözünde büyütür. Teröre pirim ve destek verenler de gerekli cevabı alırlar, almışlardır ve alacaklardır…

DİPLOMA TÖRENİ VE YENİ HÜKÜMET….

30 Ağustos 2007 Perşembe Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
 
 
                                              DİPLOMA TÖRENİ VE YENİ HÜKÜMET….
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gülhane Askeri Hastanesi’ndeki diploma törenine katıldı.
Törende Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, diğer komutanlar törendeydi. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Milli savunma Bakanı ve devletin üst düzey yetkilileri de geldiler. Medyanın dediği, bazı yazarların yaptığı yorum gibi ortalıkta gerilim yaşandı mı? yetkililerin elleri sıkıldı, alkışlar yapıldı, diplomalar protokol sırasıyla verildi.
Görmek istediğimiz, çoktandır hasretini çektiğimiz bütün üst düzey yetkililerin samimi bir ortamda gerçekleşen bir tören oldu.
                Gül, yemin törenine gelmeyen komutanlarla cumhurbaşkanı olarak ilk kez bu törende karşılaştı. Aklı evvellerin tahmin ettikleri, daha doğrusu istedikleri gibi olmadı.
Ülkemizde iyileşme işaretleri görülmeye başladı. Bunun ilk örneğini, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkünün kapılarını basın camiasına açmasıyla başladı. Bu, şu anlama geliyordu; bundan sonra bütün basın kuruluşları rahatlıkla Çankaya köşkündeki resmi toplantıları- gizli olanlar dışında- izleyebilecek, köşk, halka açılacaktı.
Bundan şu da çıkıyor; Demokratikleşme, şeffaflık, her şeyin halkın gözü önünde cereyan edeceği….
Cumhurbaşkanının; her kesimle diyaloga gireceği, kimseyle küslük yapmayacağı, hükümetlere mesafeli durmayacağı, muhalefet partisi gibi bir tavır sergilemeyeceği….sonucu çıkıyor.
Acaba diyorum, bir süre önce ipleri gerercesine, ortalığı kaosa sürüklemeye çalışan, ülkede huzuru istemeyenler… ne yapacak? Daha önce; “Cumhurbaşkanının hiçbir davetine katılmayacağız” diyen CHP’nin tavrı ne olacak?
AK Parti iktidara geldiği 2002 yılından beri dediğim bir şey vardı; “Artık Türkiye’mizin önü açık, eğer cumhurbaşkanını da seçerlerse bundan sonra ülkeyi kimse tutamaz….” yine; “Bu olanlar doğum sancısıdır. Doğum kolay olmaz. Ama inşallah iyi bir çocuk dünyaya gelecek…” de demiştim. Dediğim oldu. Olmasını arzu ettiğim, bilhassa herkesin arzu etmesi gerekenler; Türkiye’nin dışta itibarının daha da artması, birlikte hareket etmeye yönelik çabası olan ülkelerle diyalogun sıklaştırılması, ticaretimizin en üst düzeye çıkması, ülkemde; fakir, yoksul, garip, guraba kalmaması, verilen mesajların iyi okunması ve iyi bir netice alınması, milletimizin kucaklanması- bunlar ister kendisine oy versin, ister oy vermesin. İster sevsin, ister sevmesin- , bu ülkede yaşayan bütün insanlara eşit mesafede durulması…..
60. hükümet de kuruldu. Hayırlısıyla önümüzdeki Çarşamba günü güven oyunu aldıktan sonra, eksik kalan, milletimizin istedikleri, onun için yeniden iktidar yaptıkları bilinci içinde hareket edip, isteklere uygun hareket sergileneceğini ümit ediyorum.60 hükümetin hayırlar getirmesini Allah’tan niyaz ediyorum.

BÜTÜN OLAYLAR, ak Partinin istediği doğrultuda gerçekleşti. Seçim meydanlarında verdiği sözler tahakkuk etti. Milletimiz gelişmelerden memnun. Tabii bazı tuzu kurular yine de memnuniyetsizliklerini belirtecekler. İnsanları tamamen memnun etmek mümkün değildir. Zaten böyle olursa, eşyanın tabiatına aykırı olur. mutlaka muhalefet, mutlaka; ak’a, kara, kara’ya ak diyenler çıkacaktır.

GÜL, ÜLKEYE GÜL DAĞITTI

29 Ağustos 2007 Çarşamba Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE

ŞU MEDYA ADAMI ÖLDÜRÜR!

28 Ağustos 2007 Salı Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
 
ŞU MEDYA ADAMI ÖLDÜRÜR!
 
Denir ki; “Medya beşinci kuvvettir”. Ne beşincisi, birinci kuvvet, birinci… beğenmediği, kendi fikrine ters birisini ele aldı mı, kurtulmak mümkün değil doğrusu. Hele o büyük büyük gazeteler denilen, aslında büyüklükleri tartışılan medya var ya.. onların yazarları, çizerleri, haberleri hep aynı doğrultuda.
Genel kurmay başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ; "Her şey demokratik gelenekler ve hukuk devleti doğrultusunda gitmektedir. TSK’nın en üst yönetimi cumhuriyetin bütün hassasiyetlerine hakimdir. Bu bilinçle disiplin içerisinde davranılması gerekmektedir." Şeklinde bir mesaj yayınladı. Medya bu mesaj üzerine; “Neden üç gün önce yayınladı? Bunda demek istediği bir şey var. 11. Cumhurbaşkanına göndermelerde bulundu….” falan demeye başladı. Mesaj gayet doğru, gayet yerinde ve demokratik bir konuşma metni. İster üç gün önce yayınlansın, isterse beş gün önce ne fark eder?
Şu günlerde sivil anayasa çalışması var ya. Medya bunu da ele aldı, Hürriyet Gazetesinden Ertuğrul Özkök bakın ne diyor:”Türkiye’ye yeni bir Anayasa taslağı hazırlanıyor. Ve bunun "sivil Anayasa" olduğu iddia ediliyor.Ama ben şu ana kadar kendi kendime soruyorum. Böyle sivil Anayasa hazırlanır mı?…..Acaba bizleri, ölümü gösterip sıtmaya mı razı etmeye uğraşıyorlar? aklıma şu soru da geliyor:Biz "sivil Anayasa" mı hazırlıyoruz, yoksa AKP Anayasası mı?……..” ve devam ediyor sözlerine.
Bir süre önce Cumhurbaşkanlığı tartışması vardı. O bitti. Daha önce seçim konusu vardı, o da bitti. Daha önceleri Yök meselesini ele aldılar… altından çok sular aktı… şöyle bir düşüncemi yokluyorum da,, gündemi meşgul etmeyen, asıl önemli meseleler dururken yapay gündemin oluşmadığı bir günü ve anı bulamıyorum. Ülkemizde; pireyi deve yapan, yangına körükle giden, at gözlüğü takmış, insanları kamplara ayıran, kafanın içini okuyan, değişimi içine sindirememiş… bu medya olduğu sürece her gün gündem birkaç kez değişir ve medya onu kendine göre ayarlar, senaryosunu yazar. gerekirse ipini çeker! Çoğunlukla gerekmeden ipleri çekiliyor insanların!

Sivil anayasa değil, AKP anayasasıymış! Sivilleşme eğer AKP ise, o zaman AKP halkın partisi demektir. kaldı ki, anayasadaki maddelerin çoğunluğu, CHP’nin de benimsediği hükümler. Peki o zaman; CHP anayasası mı diyeceğiz? Şayet anayasada milletin özgürlüğü, kişisel hürriyetler ön plana alınmasına; “AKP Anayasası” gözüyle bakılıyorsa, bu, düpedüz, AKP’nin fikirlerini benimsemek, onun bu taslağına onay vermek demektir. Anayasaya; falan partinin, filan hükümetin anayasası denebilir mi? Mutlaka bir hükümet veya Meclis anayasa taslağı hazırlayacak. Mecliste siyasi partiler olacağına göre… çıkan anayasaya; Mecliste kaç parti varsa o partilerin anayasası denebilir mi? Hazırlanan anayasa, halk oyuna sunulacak. Halk istemezse “EVET” demez. Halka sunmak demek; AKP anayasasına ve AKP hükümetine evet deyiniz demek değildir ki.

GENÇLİK VE TOPLUMSAL DUYARLILIK ÜZERİNE…

27 Ağustos 2007 Pazartesi Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
 
                              GENÇLİK VE TOPLUMSAL DUYARLILIK ÜZERİNE…
e-mail adresime bir çok yazı ve mektup geliyor. bir çoğunu sizinle paylaşmayı tercih etmiyorum. Çünkü sadece benimle ilgili olduğu için. Ama bu e-mail, çok önemli ve önemli olduğu kadar da duyurulması kaçınılmaz bir yazı. Gençlik üzerine kaleme alınmış, gençliğin nasıl aksiyon içinde olduğu, nasıl bir etkinlik içine girdiklerini anlatması bakımından yararlı diye düşünerek sizinle paylaşmaya karar verdim işte yazı:
“Ülkemiz gençliği üzerine çok çeşitli -genelde olumsuz- yorumlarla sık sık karşılaşırız. "Geç yavrum geç, senden ne köy olur ne de kasaba." "şuna bak bir de genç olacak. Senin okuduğun okulu." gibi tabirleri hepimiz duyarız çevremizden ya da bizlerde bu ve bunun gibi tabirleri kullanırız. Gençliğimizin toplum üzerinde olumsuz bir tablo çizmiş olduğu gerçeğini; biz gençler olarak her gün yaşıyoruz ve bundan oldukça rahatsız oluyoruz. Bizler Akdeniz üniversitesi gençleri olarak 3 senedir yılmadan usanmadan her türlü zorluklara karşı çıkarak bu tabirleri değiştirmek için çalıştık ve çalışıyoruz. Bugün bu iletiyi sizlere ulaştırmamızın amacı; sizlere gençlikle ilgili güzel haberler vermek. Gençlerimizin gerçekten desteklendikten sonra neler yapabilecekleri gerçeğini sizlerle paylaşmak…
Bizler Akdeniz Üniversitesi Toplumsal Duyarlılık Topluluğu olarak 3 senedir, Akdeniz Üniversitesinde sosyal sorumluluk tasarıları gerçekleştirerek çevremize karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.
Geçtiğimiz öğretim yılında gerçekleştirmiş olduğumuz etkinliklerimiz.

KAYGIMIZ, REJİM VE DEMOKRASİNİN KAYBETMESİ

26 Ağustos 2007 Pazar 2 Yorum »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
 
KAYGIMIZ, REJİM VE DEMOKRASİNİN KAYBETMESİ  
 
 Cumhurbaşkanı adayı DSP’li Tayfun İçli, ”AK Parti, sayısal çoğunluğuna dayanarak kazandığını zannediyor. Ancak bizim kaygımız, bu dayatmalardan rejim ve demokrasi kaybedecektir” dedi.
Son günlerde bir saçmalıktır sürüyor; “Bu cumhurbaşkanı benim cumhurbaşkanım değil”, “Çankaya kalesi düşüyor”, “Rejim elden gidiyor”, “Türkiye kararanlığa bürünüyor”, “Ülke İran’a dönecek”….
Gibi bir çok; akıl, mantık, idrak sınırlarına sığmayan ve ne laikliğe, ne demokrasiye, ne insan haklarına   uymayan sözler! Benim olsun az ve küçük olsun. Benden başka kimse bu ülkeyi yönetemez….
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes bu vatana hizmetle yükümlüdür. Vatana sadece bir avuç insan hizmet etmez. Çankaya, sadece mitinglerde şov yapanların yeri değildir. Ülkedeki 70 milyon insanın yeridir. Halkın başkanının yeridir.
“Kaygımız; rejim ve demokrasinin kaybetmesi” sözünü bir türlü kabullenmek mümkün değil. Çünkü nereden bileceksin bu güzelliklerin kaybedileceğini? Nasıl ve nereden biliyorsunuz Abdullah Gül’ün ülkeyi karanlığa götüreceğini? Bu olayı yani Cumhurbaşkanlığı olayını şöyle de tahlil edebiliriz; diyelim ki CHP, DSP veya MHP’den bir aday Çankaya’ya çıkmak istiyor. O zaman Abdullah Gül’ü destekleyenler: “Bunları içimize sindiremiyoruz,, bu, benim Cumhurbaşkanım olamaz, bu olursa hiçbir resepsiyona katılmayız, Çankaya’yı boykot ederiz….” mi denecek? Halk tercih etmişse, tercih ederse- ki CHP, halka daha yakın, daha sıcak, tepeden bakmadan, halkı hiçe saymadan değer yargılarına saygı gösterirse- halk, ona hükümet yetkisi verir. Bu mesele sadece bir AK Parti meselesi değil. Eğer AK Parti, CHP’nin yaptığı yanlışlara düşerse, bir gün onun da ipi çekilir, sandığa gömülür. Zira mahkeme kadıya mülk değil. Halk, AK Partiyi, babasının oğlu olduğu, tanıdıklarının bulundukları için sevmiyor. Yaptıklarıyla, ülkeye gerçekten samimi bir biçimde hizmet etmesiyle seviyor ve ikinci kez hükümet görevi veriyor.

Bırakalım artık, halkın tercihlerine saygı duyulsun. Halk kimi isterse, kime yetki verirse hep birlikte ona saygıda kusur etmeyelim. Zaten o zaman demokrasi işliyor demektir. demokrasi demek; ben ne diyorsam o demektir anlamı taşımaz. Bu, bir dayatma olur, faşizan bir baskı oluşturur. Kimse de, bundan haz almaz. göreceğiz, 28 Ağustos’ta Sayın Abdullah Gül Çankaya’ya oturacak ve 7 yıl ülkeye hizmet edecek. Hayırlı olsun. 4.5 yıl dışişleri bakanı oldu da, ülke karanlığa mı büründü? 4.5 yıl AK Parti hükümet etti de, rejim elden mi gitti? Demokrasi rafa mı kaldırıldı? Yapılanlar, yapılacakların teminatıdır…

AYAK OYUNLARI

25 Ağustos 2007 Cumartesi Yorum yok »

Kazım Öztürk
Eğitimci/ Yazar
 
 
AYAK OYUNLARI
 

FİKİRSİZ DÜŞÜNENLER

24 Ağustos 2007 Cuma Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
FİKİRSİZ DÜŞÜNENLER
Fikir, düşünceye zemin hazırlayan ortamdır. Fikir; akılla olur. aklı olanın; fikri olması, fikri olanın da düşünmesi şarttır. Hani bir söz vardır; “Okumadan alim, yazmadan katip” deriz. Buna uygun şekilde; “Fikirsiz düşünenler” tabiri de günümüze uyarlanabilir.
Fikirde; olaylara objektif yaklaşım, insanları eşit görmek, her şeyde adaleti göz önünde tutmak, sabırla, azimle, gayretle ve imanla birlikte hareket etmek gerekir.
Okumayan, eline hiçbir kitap, dergi almamış insanların düşünmesi mümkün değildir. Böyle düşünenlere; fikirsiz düşünenler denir. Günümüzde bunlardan var mı? hem de kıyamet gibi.. nereye dönseniz bunları görürsünüz. Hele büyük büyük gazetelerde bunların sayısı daha da fazladır. Fikri olmadığı için, sağa sola saldırırlar. Önüne geleni kapar, ardına geleni teperler. Köşelerini saldırıya ayırırlar. Onlara göre; ülkeye hizmet; vatan millet sakarya cinsinden bir lükstür. Fikirsiz düşünce sahipleri, fikirsizlere göre aydındır. Bunlar memlekete şekil vermeye, hükümet kurup, hükümet yıkmaya, sistemi kontrol etmeye kendilerini görevli sayarlar.
Fikirsiz düşünenler; beyinlerin içini okumayı, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermeyi, insanları karalamayı, hayal kurmayı pek severler. Fikirsiz düşünenler, adından da anlaşılacağı gibi, fikirleri olmadığı için; hizmet sözünden; kışkırtmayı, diyalog sözünden; laikliğin elden gideceğini, anayasayı değiştirelim sözünden; rejimin elden gideceği, Atatürk ilke ve inkılaplarına neşter vurulacağını, ülkenin İran’a döneceğini, kadınların kara çarşafa bürüneceğini, cumhuriyetin gidip krallığın geleceğini, zorla herkese dini uygulama yapılacağını…. anlarlar.
Fikirsizler; kendi beceriksizliklerini başkalarına yamamaya kalkarlar. Fikirsizlerle tartışmaya girmek, boşuna zaman kaybıdır. Onlarla diyalog içine girmeye çalışmak, deveye hendek atlatmak kadar zordur.
Fikirsizler; demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, halkı, halkın tercihlerini…. kabul etmezler. Dayatmadan, zorbalıktan, kaba kuvvetten, darbeden… medet umarlar.

 Ama hamdolsun ki bunların sayıları azalmıştır. Kelaynak kuşları gibi kalmışlardır. Zamanla iyice yok olacak ve tarihin sayfalarına gömüleceklerdir

BERAT ETMEK İÇİN ÇABALAYALIM

23 Ağustos 2007 Perşembe Yorum yok »

KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
BERAT ETMEK İÇİN ÇABALAYALIM
Günlük konuşmalarımızda ve hukukta; Berat terimi çok geçer; falanca berat etti, filan kişi mahkemeden berat etti… deriz. Berat, suçtan, günahtan, kabahatten beri olmak, uzak kalmak, tertemiz bulunmak demektir.
Kavramlarımız çoktur. Ama kavramlara yorum giydirirken, tevil etme özelliğimiz de bir o kadar meşhurdur. Kendimize, hoşumuza giden durumlara göre kavramları anlamlandırırız. Eğer hoşumuza gitmiyor, nefsimize hoş gelmiyorsa o kavramın semtine bile uğramayız.
Berat da, bu kavramlardan biridir. Beratı, yalnızca berat kandillerinde, sadece kutsal gece olan ve ramazanın yaklaştığı Şaban ayına hasretmek doğrusu pek akıllıca iş değildir. Her günümüzü, her anımızı, hayatımızın her safhasını berata ayırmak, her gün ve gecemizi berat etmek için değerlendirmek.. ne adar güzel olur. onun için; “Her günümüzün bayram olması, bayram gibi geçmesi” lazımdır. Bu; Her günümüzün bayram olması” kavramını; “Deliye her gün bayram” olarak yozlaştırmışız. Böyle bir duruma girince; kıldığımız beş vakit namazların, tuttuğumuz yılda bir aylık oruçların- ki bu bir aylık oruç, her günümüzün oruçtaki gibi tertemiz olması içindir- ömrümüzde bir kez gittiğimiz haccımızın, zekatlarımızın…. anlamı olmuyor. Çünkü deli dediğimiz akıl hastaları, bayramı ne bilir, kutsal günü ne bilir…günleri değerlendirmek akıllıların, kendini bilenlerin işidir.
Beratını alan; “Allahlıktır”. Allahlık olmak; Allah’ın temiz bir kulu olmak, her şeyini Allah için yapmak, ölümü aklından çıkartmamak, hesap vereceğini, öldükten sonra sırattan geçeceğini büyük mahkemede yargılanacağını… bilir ve hayatını buna göre dizayn eder.
Bu Allahlık sözünün bir başka versiyonu; Mü’min= Müttaki= samimi şekilde inanan insan demektir. samimi olan, riyadan, hareketlerine maska takarak davranış sergilemeden olduğu gibi görünür. “Niçin yapmadığınızı söylersiniz?” ikazına muhatap olmaz. “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözünü tam olarak yerine getirir.

Her gün beratımızı almak; alışverişimizde hile yapmamak, kul hakkı yememek, Allah’ı hiçbir zaman gönlümüzden çıkarmamak, ölümü hatırlamak, yalan, riya, iftira, dedi kodu, başkaları aleyhine çalışmamak, yaşarken bir ölü gibi olmak……..

DOĞRULUK HAZİNEDİR

22 Ağustos 2007 Çarşamba Yorum yok »

DOĞRULUK HAZİNEDİR

Söz, insanın esiridir, eğer ağzımızdan çıkarsa biz onun esiri oluruz. O bakımdan sözlerimize esir olmamak, ağzımızdan çıkan söze dikkat etmek için mutlaka kelimeleri tartarak, yapabileceğimiz sözleri söylemek durumundayız. Söz söylemek değil, onları yerine getirmek, konuşmak değil, konuştuklarımızı icraat haline sokmak önemli ve değerlidir. Herkes konuşur- papağan bile-, herkes düşünür- hindi bile- ama asıl olan; konuşulanların, düşünülenlerin insana yarar sağlaması, bir yaraya merhem olmasıdır.

Kayıplarımız arasında; sözlerimizi yerine getirmemek, verdiğimiz sözde durmamak, hep yüzeysel, hep maskeli olmak vardır. Nedense maskelerimizi bir türlü çıkartamıyoruz. Çünkü maskelerimiz çıktığı zaman çirkinliklerimiz görünecek, foyamız meydana çıkacak, yapmacık hareketlerimiz sırıtıp kalacak. Bu yüzden imanımız tortulu, bu sebepten inancımızda sanallık mevcut. Hep bundandır; dostlarımızın bizden uzak durması, daha doğrusu dost tutamayışımız.
Dostsuzluk kadar, yüzsüzlük, riyakarlık, samimiyetsizlik, yüzeysellik de önemli bir kayıptır insan için. Aslında insanın bulunduğu yerde bu kirliliklerin bulunmaması, her şeyin asıl, temiz, kaynağından, tortusuz bulunması lazımdır. Çünkü yaratılışta bu güzellik ve temizlik vardır.
İlke denilince; kirlilikten uzak, temiz toplum adı verilen güzelliklere sahip olmak anlaşılır. İlke; bir cam gibi, içini ve dışını net görmek, net göstermek olmalıdır. En azından ezelde verdiğimiz sözün ardında durmamızdır ilke. Bunun bir başka adı da; ADAMLIKTIR, MERTLİKTİR, YİĞİTLİKTİR, İNCİTMEMEK VE İNCİNMEMEKTİR.
Yalan her zaman, her yerde, her mekanda yalandır. Yalanın, ülkesi, milliyeti, vatanı, ırkı, dini olmaz. Yalan; girdiği yeri yakıp kavurur. İnsanlar arasında düşmanlık, kin, nefret, intikam, düşmanlık duyguları yayar.
Yalan söyleyenler; ülkesine, insanlığa, kardeşliğe, birlik ve beraberliğe…. dinamit koymuş olurlar. Yalanın insanlara yarar sağladığı görülmemiştir. Onun için: “Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar”, “Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış”, “Yalanla iman bir arada bulunmaz”, “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, emanete ihanet eder”……ikazları hatırlatılır.                                                                                      
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.