Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


ÜÇ AYLAR, REGAİB KANDİLİ VE ŞİVLİLİK

2 Temmuz 2008 Çarşamba 1 Yorum »

 
 
Üç Aylar
 
Halk arasında “üç aylar” olarak bilinen Recep, Şa’ban ve Ramazan ayları hakkında rivayet edilen: “Recep Allah’ın ayıdır, Şa’ban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” Sözü hakkında âlimlerin çoğu “bu uydurmadır” demiştir. Ayrıca yine Recep ayının fazileti hakkında: “Kim o ayda şu kadar namaz kılarsa ona şu kadar sevap verilir, kim o ayda istiğfar ederse ona şu kadar ecir verilir.” Şeklinde hadis diye rivayet edilen sözlerin hepsi mübalağadır, hepsi âlimler tarafından tekzib edilmiştir. Özellikle Regaip gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regaip namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir.[1]

Devamı için tıklayınız »

CHP’NİN 4 AYRI HESABIYLA İLGİLİ USULSÜZLÜK TESPİT EDİLDİ!

29 Haziran 2008 Pazar 2 Yorum »

Kazım Öztürk

ÖZTÜRKÇE

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 
 
CHP’NİN 4 AYRI HESABIYLA İLGİLİ
 USULSÜZLÜK TESPİT EDİLDİ 
 
Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 4 yıla ait mali denetimini tamamladı. Mahkeme, CHP’nin yaptığı harcamaların 4′ünde usulsüzlük tespit ettiğini açıkladı.
          Mahkeme, CHP hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’na suç duyurusunda bulunma kararı da aldı. CHP’nin yaptığı tespit edilen yaklaşık 1 milyon YTL’lik harcamanın Hazineye devredilmesine de karar verildi. Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 3 yıla ait mali denetimini tamamladı. Mahkeme, CHP’nin yaptığı harcamaların 4′ünde usulsüzlük tespit ettiğini açıkladı. Anayasa Mahkemesi, CHP’nin Yaşam TV’ye (Kanaltürk) usulsüz biçimde ödeme yaptığı iddialarını da denetledi. Anayasa Mahkemesi, CHP’nin mali denetimi sırasında, Siyasal Partiler Yasası’na göre belgesiz ödeme olup olmadığını inceledi. Yapılan inceleme sonrası CHP’nin 4 harcamasının faturalandırılmamış olduğunu tespit etti.
          Yaşam TV’ye verildiği öne sürülen paralarla ilgili birtakım faturalar olduğunu da belirleyen Anayasa Mahkemesi, CHP’nin Yaşam TV’ye değişik zamanlarda türlü ödemeler yaptığını ve faturalar alındığını saptadı. Mahkeme, yapılan usulsüzlüklere ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunma kararı da aldı. Yapılan suç duyurusuna göre CHP Genel Sekreteri ve Genel saymanı hakkında, “Resmi belgede tahrifat, muhasebe kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması, yevmiye defterinin zamanında tasdik ettirilmemesi, bazı harcamaların mükerrer gider olarak yazılması, muhasebe kayıtlarını usulüne uygun tutmaması” gibi suçlardan yargılanabilecek .
           CHP’nin 1998-2004-2005 ve 2006 yıllarındaki hesaplarında usulsüzlük tespit eden mahkeme, 1998 yılında 35 bin 386, 2004 yılında 267 bin 860, 2005 yılında 161 bin 620 ve 2006 yılında da 465 bin 660 YTL’lik usulsüz harcama yapıldığını tespit etti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunun ardından ilgililer hakkında dava açılabilecek. Yargı çevreleri, tespit edilen usulsüzlükler nedeniyle CHP hakkında kapatma talebiyle dava açılmasını gerektirecek bir suç olmadığı görüşünü dile getirdiler.
CHP’nin bu durumu ortaya çıkınca aklıma kapatılan RP’nin kayıp trilyon davası geldi. Eğer, bu hareket partilerin kapatılmasını gerektiriyorsa CHP de kapatılmalıdır. Yok kapatmaya gerek yoksa RP partisinin kapatılması yanlıştır. Gerçi Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç; “Bu, kapatmayı gerektirmez” diyerek, RP’ye yapılanların hukuka aykırı olduğunu bir noktada söylemiş oluyor.
İşin ilginç yanı CHP genel başkanı Deniz Baykal; “Türkiye büyük bir bunalım içinde”  diyerek kendilerinin bunalım meydana getirdiğini dolaylı da olsa ikrar ediyor. Ne garip durum değil mi? keser döner sap döner gün gelir hesap döner. Hesaplar dönüyor mu ne?….

ÇOCUKLARIMIZIN DURUMU NASIL?

26 Haziran 2008 Perşembe 1 Yorum »

Kazım Öztürk

ÖZTÜRKÇE

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 
ÇOCUKLARIMIZIN DURUMU NASIL?
 
Artık yaz geldi. Okullar büyük tatile başladı. Bir yılın yorgunluğunu atmak için çocuklarımız değişik aktiviteler içine girecekler.
Kimisi ve çoğunluğu, deniz kenarlarına gidip, hem denizin keyfini çıkaracak, hem tatil yapacak ve hem de stres atacak…. bir kısmı, ormanlık yerleri tercih edecek. bir kısmı da çalışmak zorunda kalacak. Çalışmak zorunda olan çocuklar; gece gündüz, sıcakta ve soğukta… durmadan ailelerine katkı sağlamak için çaba gösteriyorlar.
Çocuklarımız; bizim geleceğimizdir. Çocuklarımız, yarının büyükleridir. Bizim umudumuzdur onlar…..
Bunların hepsi beylik laflar. Her zaman bu tür beylik sözler ederiz. yani çocuklarımızı piyazlamak, onların gönlünü bu tatlı dillerle avutmak için üzerimize yoktur doğrusu.
Çocuk sahibi olmak önemli değil. Önemli olan onları yarına nasıl hazırlayacağız? Nasıl bir gelecek temin edeceğiz? Ülkeye yararlı insan mı oluşturacağız? Yoksa zararlı insan mı?… anneler ve babalar olarak onlara; iyi bir eğitim vermek, karınlarını doyurmak, sırtlarına elbise almak, ceplerinden paralarını eksik etmemek…sınıflarını geçince; bisiklet, bilgisayar, motosiklet, tatil… hediye etmek… bunların hepsini yapıyoruz, hem de fazlasıyla. Dinleyin ebeveynleri, hiç birisi; ben çocuğuma gerekli eğitimi aldırmadım, onun karınlarını doyurmadım…. demez, diyemez- tabii durumları kıt, fakir ve yoksul olanlar hariç-
Her birimiz; terörden, anarşiden, yasaya uymamaktan, anaya babaya karşı gelen çocuklardan muzdaribiz değil mi? aileler ve veliler olarak yavrularımızın daha huzurlu, daha rahat, daha güvenli bir hayat yaşamasını isteriz. Bu, en tabii hakkımızdır.
Peki, onların maddi yönlerini doyurduğumuz, maddiyatlarını yerine getirdiğimiz halde, manevi yönlerini doyuruyor muyuz? Maneviyatlarına önem veriyor muyuz? Ahlak ve maneviyatları hususunda titizleniyor muyuz?…
Yapanları tenzih ederim ama bir çok aileye göre çocuğunun sınıf geçmesi, boyca büyümesi, sporda, sosyal aktivitelerde ön sıralarda yer alması, kız arkadaş edinmesi, flört etmesi, her tür oyunu bilmesi… büyük bir meziyettir!
Yani dünyevi olanlara ağırlık veriyoruz. Peki ya uhrevi yön? Evet uhrevi yönlerini ne yapacağız? Onu ihmal edebilir miyiz? İhmal etmeli miyiz? Maddi büyümelerine karşın, manevi büyümelerine zemin hazırlamayacak mıyız? Yoksa bunlar laikliğe aykırı mı? böyle söyleyince rejim elden mi gidiyor? Cumhuriyete karşı mı gelmiş oluyorum? Yasaları mı çiğniyorum yoksa?… anayasayı ihlal mi ediyorum?
Temiz toplum oluşturmanın yolu; gençlerimize, çocuklarımıza, kendimize… milli ve manevi bir rota çizmek, ahlak ve maneviyatta tavizsiz uygulamalarda bulunmaktan geçer…
Yaz tatilinde de olsa, diğer zamanlarda da olsa, çocuklarımıza mutlaka DİN EĞİTİMİ aldırmalıyız. Önce kendimiz dinimizi iyi bilmeli. Sonra aile fertlerimize öğretmeliyiz. Bu, en birinci görevdir. Ağaç yaş iken eğilir der atalarımız. Çocuklarımıza küçük yaşta dini terbiye vermez, dinini öğretmezsek büyüdükleri zaman zorlanırlar. Çünkü çeşitli “İZMLER” mevcut. Dinini bilmeyenler, bu izmlerin içinde erir, kaybolur gider. Temel sağlam olursa- dini temeli kastediyorum- hiç zarar gelmez. O bakımdan; “Oku, Allah’ın adıyla oku” emrindeki espri budur.
Çocuklarımızı ihmal etmeyelim. Eğer yarın dizlerimizi dövmek istemiyorsak. Yarın, feryat, figan etmek durumunda kalmak istemezsek…haydi yaz Kur’an Kurslarına… sadece küçükler değil, büyükler de gidebilir. Dinine de öğren, tatilini de yap. Dinini de öğren, ilmi ve fenni keşiflerde de bulun. Dinini de öğren, milli ve harsi değerlere de sahip çık. Dinini de öğren, ilimde de zirve ol. Din, ilimde ilerlemeye, keşif yapmaya, ülkelerin gelişmesine, çağdaş hale gelmesine engel değil.  Dini bilenlerden ülkeye zarar gelmez. Şimdiye kadar gelmediği gibi…

Devamı için tıklayınız »

YENİ BİR SOL PARTİ KURULUYOR

22 Haziran 2008 Pazar 2 Yorum »

        Kazım Öztürk

ÖZTÜRKÇE

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

Devamı için tıklayınız »

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

16 Haziran 2008 Pazartesi Yorum yok »

         Kazım Öztürk
ÖZTÜRKÇE

Devamı için tıklayınız »

BEN TARAFIM

14 Haziran 2008 Cumartesi Yorum yok »

Kazım Öztürk

Öztürkçe

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 
                                                       BEN TARAFIM

Devamı için tıklayınız »

KONYA’DA PEYGAMBER MEZARLARI

10 Haziran 2008 Salı Yorum yok »

Devamı için tıklayınız »

ŞEYTAN VE DOSTLARI

4 Haziran 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Değerli dostlar, sizlere, adıma gelen bir e-maili aktarmak ve bu ifadeleri sizinle paylaşmak istiyorum.  Haydi şimdi adı geçen yazıyı okumaya…
ŞEYTAN VE DOSTLARI
Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış. Açılış konuşmasında demiş ki; “ Müslümanların camilere gitmesini engelleyemiyoruz, Kur’an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz, Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz, Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki:
“ Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım?” Şeytan şöyle demiş:
“ Bırakın camilere gitsinler, fakat zamanlarını çalın. Böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar, sizden istediğim budur” Şeytan devam etmiş:
“ Dikkatlerini dağıtın. Böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.” Dostları şaşırmış; “Bunu nasıl başaracağız?” demişler. Şeytan:
“ Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda; “Harca! Harca! Harca!…Borç al, borç al, borç al… kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle! Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (Oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisiyle zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir diye alkışlamış dostları.
 Durun daha bitmedi demiş şeytan;

 “Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafelerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tabi tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, internete girenlerin mail boxlarını, junk maillerle sipariş katalogları ile bahislerle, çekilişlerle promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur. Gazete ve televizyonları ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır! Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et! Doğaya çıkıp Allah’ın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara… v.s.. götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmalarını sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır. Bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine taraftar, parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun, futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslam’ın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah’a, elçisine ve ailelerine daha az zaman ayıracaklarına söz vermişler.

NAMUSUYLA YAŞAMAK

29 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

Kazım Öztürk

Konya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

 
                                              NAMUSUYLA YAŞAMAK
 
Namus, herkese lazım olan, insanları birbirine kenetleyen, dünyayı düzene sokan bir kavram. Daha doğrusu hayat tarzı. Namus, şeref, haysiyet, onur, ahlak, dürüstlük, insanlık….gibi çeşitli güzellikleri içinde barındırır.
Namussuz, şerefsiz, ahlaksız, dürüst değil, onursuz… denildiği vakit insanın tüyleri diken diken olur. o bakımdan; “Şerefsizce yaşamaktansa şereflice ölmek daha iyidir”, “Başı dik, alnı ak olarak hayat sürmek şereflerin en güzeli”… denir.
Olmadık şeyleri olmuş gibi göstermek, masa başı haber yapmak, sevmediğimiz birisine çamur atmak, iftirada bulunmak, aklımızın almadığı, küçücük beynimize sığmayan olayları söyleyenler hakkında yalan yanlış beyanatlarda bulunmak… bunlar namusu olmayanların, kara yüzlü, çirkin huylu yaratıkların işidir.
İnsan, aç kalabilir, açık kalabilir, yoksul olabilir, kimsesiz duruma düşebilir, hata edebilir, sağlıklıyken sakat vaziyete gelebilir….bunlar insanın hayatta başına gelebilecek en doğal ve en normal hadiselerdir. Kimse, bu hususta garantiye sahip değil. Bunlar; takdiri ilahi dediğimiz olaylar içinde mütalaa edilir. Yani elimizde değil hiç birisi. Biz istesek de, istemesek de önleyemeyiz. Şunu diyemeyiz; “Ben aç, açık kalmayacağım(Evsiz barksız), yoksul olmayacağım, kimsesiz durup durmamam benim elimde, ben hiç hata yapmam…..” o yüzden takdir; gizlidir ve Allah’ın yetkisindedir ve elindedir.
Ama şunları diyebiliriz. Zira bunlar, kendi elimizde olan şeyler; insanlara karşı yalan söylemeyeceğim, iftira etmeyeceğim, kimseyi karalamayacağım, masa başı haber yapmayacağım, kimseye kötü gözle bakmayacağım, ırz ve namusumu koruyacağım, iffetli olacağım, hiçbir insanı kategorize etmeyeceğim, çok çalışacağım, üretken olacağım, sabırda yarışacağım, azimli olacağım, ülkeme katma değer kazandıracağım, bir teşkilat yöneticisi isem, üyelerim arasında ayırıma gitmeyeceğim, bir siyasi parti mensubu ve lideri durumundaysam; hiçbir üyemin ve hiçbir vatandaşımın ikinci sınıf duruma düşmesine göz yummayacağım, insanlarla alay etmeyeceğim, arkalarından konuşmayacağım, “ben senin tipini beğenmiyorum, seninle yıldızım barışmıyor” düşüncesiyle onu toplumdan itmeyeceğim…… v.b…
Böyle yapmak; aklı eren, düşünceye sahip herkesin yapabileceği, yapması gereken bir şeydir. Bunlar olmadığı zaman ne yaşamanın, ne hayatın, ne insanlığın değeri kalır. Bunlar, bir çeşit insanlığın ölçüsüdür. İnsanları ölçmek için bu ilkeleri göz önüne almak şarttır. Aslında her gün, her an, her saniye ve salise… insanlar bunlarla sınava tabi tutuluyor. Sınavı kazananlara ne mutlu. Hani deriz ya; “Adam gibi adam” aynen öyle olmalıyız. olmak zorundayız ve olmaya mecburuz. Eğer bu dünyada bir iz bırakmak, bu kubbede hoş bir seda olmak istiyorsak. Ben bunu yapamam mı? diyoruz. O zaman yapacak bir şeyimiz yok. Diyecek fazla bir söze de sahip değiliz.

Devamı için tıklayınız »

BİR YAZI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

23 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

Kazım ÖztürkKonya Hakimiyet Gazetesi Yazarı

Devamı için tıklayınız »

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.