Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

hayat hep keşkelerle dolu

yasak yaşamlardaki gerçek

Sabahaın ilk ışıkları ile

Gönlüme doğan güneşsin

Sevgiye susamış yüreğimin

Hasret kokan gülüsün

Uzak diyarlardan rüzgarın gücü ile

Bana gelen sevdamsın

Her gün seni düşünür seni yaşarım

Hayellerimin gerçeğisin

Seni rüyalarımda yaşar

Hayallerimde hissederim

Gerçek dünyamın yalanı

Hayal dünyamın gerçeğisin

Yasak yaşamlarda

Ben sana yasak sen bana yasak

Ama olsun

Sevdiceğim,gönül pencerem

Hayellerimde yaşarım seni

 4AŞKIM

         18.09.2008

KADIN NE İSDİYORDU

        Bir ilkbahar sabahı Nisan ayı günlerden 17si.Sabahın ilk ışıkları ile uyanamıştı kadın.

Her zaman olduğu gibi yıllardan süre gelen görevler artık olağan ve alışkanlık olmuştu kadın için.Uyandı,yanında yatan yıllardır aynı yastığı paylaştığı ama yastıkda başları birken kafalarında başka düşüncelerle olan ve çok yakınken bir o kadarda kendisine uzak olan eşine  sevgiyle baktı.Sevgiyle baktı çünkü…her sabah uyandığında o günün güzel olması için Allaha dua ederdi.Bilirdi çünkü günün ışıkları ile yine sevgilerin yok olacağını insanların kalplerindeki kin ve nefretin onlarla birlikde uyanacağını.

    Usulca yatakdan kalktı kadın.pijamalarını çıkartıp kıyafetlerini giydi.Mutfağa doğru yöneldi,derin bir nefes alarak güne başlamanın mahmurluğu ile çayı koydu ocağa.Birazdan insanlar uyanacak sabahın bu sessizliği bozulacaktı.Aslında hiç isdemiyordu bu sessizliğin bozulmasını en çok sabahın bu sessizliğini severdi kadın.

    Aile uyanmıştı.masanın etrafında cevrilmiş güne başlarken yeni günle birlikde beklentilerini sayıyorlardı.Hepsinin farklı beklentileri vardı.Eşi,erkek olmanın verdiği kendince gücü ile itaat bekliyordu.Çocuklar,çocuk olmanın bütün haklarını kullanarak hertürlü haylazlığı yapıp ilgi ve sevgi isdiyorlardı.Büyükler ise büyük olmakla birlikde kendi atalarından gördüklerini kendilerininde hakları olduğunu düşünüp hizmet hürmet bekliyorlardı.Belkide hepsinin hakları var buna.

   Ama kadın ne isdiyordu?Bilen varmıydı,yoktu.çünkü hiç düşünmemişlerdi.Kadının  birşeyler isdeyebileceğini.Neden çünkü kadın eşdi,anne idi,gelin idi,ama kendi değildi.Bir şey isdeyemezdi hakkı yoktu kadının.

   Nisan ayının 17si.Bugün farklı idi kadın için, bugün 35 yaşına girmişti.ömrünün yarısı idi şairlerin bile şiirlerine konu olduğu yaşdı 35 yaş yolun yarısı.

   Kadın şöyle bir baktı.Etrafına eşine,çocuklarına,büyüklerine herkes kendince konuşuyorlardı.Kadını gören yoktu.Tabi ya neden görsünler ki kadını.Herşey hazırdı ütülü gömlekler,çocukların okul kıyafetleri çantaları hazırdı .büyüklerin diyet kahvaltıları ilaçları hazırdı.Kadını göremezlerdi ki çünkü herşey hazırdı onlara göre eksik yoktu.Kadını görmek için sebeb yoktu.

    Ama kadının bir isdeği vardı.Duyuramadı sesini,isdediği sadece o güne has olan birşeydi.hiç isdememişti bugüne kadar kadın çünkü beklentisi yoktu,ama ogün vardı içinde bir sızı ile birlikde.Beklediği ve isdediği güzel dileklerdi sadece  eşinden, çocuklarından büyüklerinden.isdediği şey çok değildi aslında.

   Yine anladı ki çok şey isdiyordu kadın.Tekrar alışagelmiş güne geri döndü kadın.şöyle gözleri ile etrafına bakındı ve sustu.Bu suskunluk aslında onun kabulenişi değildi.İçindeki sessiz çığlıkdı isyandı aslında…

   Birgün daha bitmişti sessiz çığlıklar içerisinde.Her zaman olduğu gibi kadın suskun,kırgın ve yorgun bir şekilde girmişti yatağına.Tekrar sevgiyle bakdı eşine. çünkü sevgi isdiyordu.Ve gecenin sessizliğiyle gizemiyle dalmışdı hayallere kadın.

    Yarın daha iyi olacağını düşünerek uykuya daldı kadın.

                                                                                                                       17.04.2008  

                                                                                                                                               4AŞKIM

ÖZELİM OLMAYI BAŞARDIN SEN

sen özelim olmayı başardın
ben hayattan nefret etmeye başlamışken..
sen bana yaşamın diğer yüzünü gösterdin
ben o yüzünü bilmezken…
sen bana hayatı öğrettin,
ben yaşamayı beceremezken…
şiirlerle şarkılarla,filmlerle dalga geçen beni,
şair yaptın sen…
aşk dışında herşeyi düşünürken ,
aşktan başka,senden başka hiç bişey düşünemez oldum…
sevmek ne kadar güzelmiş demiycem…
SENİ sevmek nekadar güzelmiş….
ÖZELİM OLMAYI BAŞARDIN SEN

EY SEVGİLİ

ey sevgili

Devamı için tıklayın »

Halife ve Genç / İbret alınacak Hikaye.

Halife ve Genç / İbret alınacak Hikaye.

 Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa
lütfen yerine getirin." Bu söz üzerine Hz. Ömer
suçlanan gence dönerek :
Söyledikleri doğru mu diye sorar. Suçlanan genç der ki evet doğru Bu söz
üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Bunun üzerine genç
anlatmaya başlar, der ki "Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan
bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların
bulunduğu yere getirdi. Afedersiniz hayvanlarımın arasında
bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu
arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım,
arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta
öldü.
Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak
istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret" dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer "Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam.Madem
suçunu da kabul ettin" dedi.
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak
"Efendim bir özrüm var" diyerek konuşmaya başladı "Ben memleketinde zengin
bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı.Gelirken
kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı
infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde
sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben
emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini
bulurum" der.
Hz. Ömer dayanamaz der ki "Bu
topluluğa yabancı birisin senin yerine kim kalır ki?!"

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki "Bu zat benim yerime
kalır."
O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından daha yaşarken
cennetle müjdelenen Amr İbni Asr’ dan başkası değildir. Hz.Ömer Amr’a
dönerek "Ey Amr, delikanlıyı duydun" der. O yüce sahabi "Evet, ben kefilim"
der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber
yoktur.Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak genç’in gelmeyeceği,
dolayısıyla Amr İbni Asr’a verilecek idam yerine maktülün diyetini vermeyi
teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın
istemiyoruz derler,
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki :

"Bukefil babam olsa farketmez cezayı infaz ederim."
Hz Amr İbni Asr ise tam bir
teslimiyet içerisinde der ki "Biz de sözümün arkasındayız."
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç
görünür.
Hz. Ömer gence dönerek derki evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı
neden geldin?"
Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan)

AHDE VEFASİZLIK ETTİ demeyesiniz diye geldim der.

Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr İbni Asr’a der ki "Ey Amr, sen bu
delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine kefil oldun". Amr İbni Asr
Allah kendisinden ebediyyen razı olsun vakurla kanımızı donduracak bir
cevap verir,
"Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. İNSANLIK ÖLDÜ dedirtmemek için
kabul ettim" der.

Sıra gençlere gelir, derler ki "BİZ BU DAVADAN VAZGEÇİYORUZ." Bu sözün
üzerine Hz Ömer "Ne oldu, biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın
diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?" der.

GENÇLERİN CEVABI DA DEHŞETLİDİR :

MERHAMETSİZ İNSAN KALMADI DEMEYESİNİZ DİYE

zulme hayır kayıtsız kalanlara

kayısız kalanlara

 her aydınlığı yangın zanneden zavallılar siz halendaha güneşi balçıkla sıvamaya devam edin


.ExternalClass .EC_hmmessage P {padding:0px;} .ExternalClass body.EC_hmmessage {font-size:10pt;font-family:Tahoma;}  

 
 

 
 
 

ABD’li bir bayan asker işkenceyle katlettiği bir Iraklının başında poz vererek sapık duygularını tatmin ediyor
 
 

ABD askerlerinin bir başka marifeti ve özgürleşen Irak
 
 

Bir ABD askeri Irak’ta çocukların ellerini bağlıyor
 

Özgürleşen Irak sokakları
 
 
 
 

Camiide infazcı ABD askerleri ölüm yağdırıyor
 

‘Zulüm asla payidar olmaz’
 
 

 Filistin ve Lublanda bulunan muslumanlara atilmak uzere olan bombalarin uzerlerine Mesajlarini yazdirmak uzere (muslumanlar oleceksiniz v.s ) gibi sologanlar yazarak ucaklarina yukleyip muslumanlara karsi firlattilar.

 

 

 

 

ABD Lİ ASKERLERCE

TECAVÜZE UĞRADIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLEN KADINLAR…

 

 

 

 

 

 

 

 

GERÇEK DÜŞMANLARIMIZI NEKADAR ÇABUK UNUTTUK. ZÜLME KARŞI SESSİZ KALANLARA LANET OLSUN.

 BU MAİLİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE YOLLAYARAK MİLLETİMİZİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMASINI SAĞLAYALIM.

ŞİMDİDEN BİRBİRİMİZE İYİCE KENETLENELİM .

 

SIRA BİZE GELMEDEN  !!!

ANNE VE BABALARA

Anne ve Babalara

Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat,
o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor.
Herkes meslekten söz edeceğini zannederken o, hayatı anlatıyor: "- Hepiniz
kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız"
diyor bilge hukukçu " … ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birinin
‘Keşke işime biraz daha zaman ayırabilseydim’ dediği duyulmamıştır.
Çocuk sahibi olacak kadar şanslıysanız, onların göz açıp kapayana
kadar büyüyeceklerini ana babalarınız size söyleyecektir. Çocuklarımıza
hikaye okuma, yakalamaca oynama ve birlikte dans etme fırsatını Tanrı ancak
belli bir ölçüde bahşeder bize. Bunlardan birini bile kaçırmamaya özen gösterin."

Bu öyküyü Rob Parsons’un "60 Dakikalığına Baba" adlı kitabında okudum.

Birkaç yıl önce parlak bir iş teklifi almıştım. Mesleki kariyerimin
doruk noktası olabilirdi, lâkin her gün saat 20.00′de işten çıkabilecektim.
Teklifi duyduğum anda o saatin, kızımın banyo saati olduğu geçti aklımdan.

Hayatta başka hiç bir şeyin beni o banyo seansı kadar mutlu
edemeyeceğini düşündüm ama bunu, teklifi yapanlara söyleyemedim.
Bir bahaneyle reddettim. Yine de, geçen birkaç yıl içinde saat saat
başkalarına dağıttığım zaman hazinesinden, kızıma pek az pay düştü.

Yapılacak işlerim, yazılacak yazılarım, bakılacak telefonlarım vardı.
Onunla bir cam bardağın pamuktan toprağına limon çekirdeği ekip,
büyümesini izleyemedim. Yeni yeni, yarım yarım söylediği şarkılara
eşlik edip, bu düeti bir kasete kaydetmeyi çok isterdim; olmadı…
Bir cümle ben söyleyip, bir cümle ona söyleterek hiç yoktan
bir masal yaratmayı ve düş güçlerimizi yarıştırmayı tasarlamıştım;
hazırdan yemek daha kolay geldi.

Hayat öyle ters bir denge kurmuş ki, onların en çok ilgi istedikleri dönem,
onlarla en az ilgilenebileceğimiz dönem aynı zamanda. Bizim vaktimiz
bollaştığında ise, onların bize ayıracak vakti kalmıyor.

Ben aslında onun için çalışıyorum, sıkça sarıldığımız bir bahanedir
ama ona hiç bir zaman "Daha çok parası olan bir baba mı istersin,
daha çok seninle olan bir baba mı?" diye sormamışızdır.

Sabahları yanağımda ıslak bir buse ve başucumda bir "Günaydın babacığım"
sesi ile uyanmanın. "Hadi sarılıp yatalım babacığım" çağrısıyla
başlayan gecelerde, o sihirli "Seni Seviyorum"u kulağıma fısıldadiktan sonra
yanaklarımı avuç içlerinin parantezine alıp uykuya çekilince
göz kapaklarına yerleşen huzuru izlemenin tadına vardım.

Mavinin neden mavi olduğunu, kışın havaların neden soğuduğunu,
kuşların nasıl uçtuğunu en baştan öğrenmenin…

Rakiplerim sayılan Casper’dan, Power Rangers’tan, Ricky Martin’den
daha ilginç olmaya çalışmanın… Ve konuşmaya başladığından beridir
beni takip ederek, hatalarımı da sevaplarımı da aynen tekrarlayan
bu sevimli papağana, duvara kazılı boy tablosundaki çizgiler yükseldikçe
yükselen bir tutkuyla bağlanmanın tadını çıkardım.

Annesiyle birlikte bezini değiştirmiş, mamasını yedirmiş,
pişiklerini kremlemiş olmanın; bacakları ilk adımını attığında elini tutmanın,
dilinden ilk sözcük döküldüğünde birlikte coşmanın heyecanını tattım.

Sonunda beklenen gün geldi. Belki onun karaladığı bir resim,
ilk hediyem olacak. Kitaptaki örnekle, bisikletinin selesine arkadan
yapışacağım günler başlıyor şimdi… O, selenin emin ellerde oldugunu
bilmenin güveniyle öğrenecek pedala basmayı. Bir süre sonra
farkettirmeden çekeceğim ellerimi… Bisiklet, artık
yetişemeyeceğim kadar hızlanacak ve o, uçup giderken,
ben biçare; ardından bakakalacağım.

70 yaşındaki babam geçen gün: "Torunumu ilkokula götürene kadar
sıkacağım dişimi." dedi. İnsanın boğazını düğümleyecek kadar hazin ama
gerçek… Torunla dede arasında bir tahteravalli gibi uzanıyor yaşam. Birini
aşağı çekerken, diğerini yükseltiyor. Birinden eksilen öbürüne ekleniyor adeta.
Bütün hüznüne rağmen yine de bir zafer coşkusu var bu devir teslim töreninde.

O yüzden, bugün babanızı yanınıza, kızınızı kucağınıza alıp
Freiligraht’ın "Devrim" şiirindeki dizesini gururla haykırabilirsiniz:

"Vardım… Varım… Var…

Can DÜNDAR

arkadaşlıklar

arkadaşlıklar

zamansız.haller vardı bir zamanlar
kalan ben giden sen
baktıgım yerde misin
bendeki sen icimin bir yanı
karanlığın ışığına kamaşan yüreğim
yalansız sevecesine
kime yakışır hüzün
yakşanan mutluluğumun ızdırabıyım
oysa hayellerimiz .vardı
mahşerin son gününe kadar
oysa içimiz kabarmıştı aşkımızla
adın tututu dilime
acın yüreğime yangın misali
yaşamak kadar ölmek bir yanımı
sol yanım kabardı dalgalara
içli hüsünler bekler kapı önünde
acının yıpranmış tarafına kaldı bedenim
yasal sevdamsın yaşayan sevdam
giden sendin kalan ben
ben uzakların karmaşasına takıldım
buzul bir titreme içimin bir yanı
içimin sol yanı
karamsar bakışlar takıldı kapının mandalına 

yılmaz

AİLEYİ KORUMAK

AİLEYİ KORUMAK

      Bedene bakan sevgi sönmeye,ruha bakan sevgi parlamaya yönelir.
 
      Eşiniz ilahi bir lutuftur,hor görürseniz,sevginizi yitirirsiniz.
     
     Evliğin koruyucusu,eşler arası fikir ve davranış uyumudur.
   
      Eşi uğrunda kücük rahatını bozamayan,büyük rahatsızlıklara düşer.
  
      Eşinin onurunu koruyan,kendi onurunu yaşatır.

     Evlilik iffetle yaşar;zina evliğin idam fermanıdır.
  
      Bir dakikalık zevke sonsuz saadetisatmak,seçimlerin en mantıksızıdır.
 
      Dünyadan götürüldüğünüz gün,eşiniz ardınızdan nasıl bakacak?

      Geçim iktsattan geçer;müsrif fakirlikle cezalandırılır.

      Ayrılıklar zorluklardan değil,dayanışma eksiklğinden kaynaklanıyor.
 
       Onurlu eşlerden birinin derdi varsa,acısını öetkide çeker.

RABBİM BENİ TERK ETMEDİ

Sokakta yürüdüğümde, deniz kenarında ellerim ceplerimde, pantolonumun paçaları usul usul uçuşurken, en azından o an dimdik durmaya çalışırken, evimde çizgili pijamalarla uzanıp “evim evim güzel evim” naraları atmak üzereyken, çocuklarımın kocaman gözlerini gözbebeklerimin içine aldığımda ve onların bana güvendiğini her zerresinden anladığım ellerini ellerimin arasına sıkıştırıverdiğimde, kendime eş bildiğim, kabul edilen en güzel duama en bildik cümleyi daha özel sunabilmek gayretiyle devirerek, ona “seviyorum seni” dediğimde, koca yaşıma bile gelmiş olsam annemin şefkatli kucağına kendimi sığdırmaya çalıştığımda, hasta babamın küçücük kalmış vücudunun önünde diz çökerek bir kaç damla gözyaşı eşliğinde yalnızca onun ve benim bilebileceğim gerekçelerle “sağolasın Baba Nihat” dediğim anlarda hep gayretim kendimle başbaşa kalmaktır aslında.

Hey modern dünya; her ne kadar sen insanın kendisi ile başbaşa kalmaması gerekliliği üzerine yapsan da kurgunu ben ısrarla bu alanların peşindeyim haberin ola. Ben aklım, yüreğim ve eylemlerimi “verili ilkelerim” doğrultusunda kullanarak kendimi dinleyebileceğimi öğrendim. Bunu bana kendisinin farkına varabilmek için Hira’ ya çıkan ve bu çabası karşılığında Rabbine kavuşan Peygamberim öğretti bilesin. Bilesin ve ayağını denk alasın!

Sen; ben deniz kenarındayken bana fotoğraf makinası önerdin hep, yürüken kulaklarıma walkman, babamın yanında gözyaşlarımla varolurken televizyonu, annemin kucağı ile baraber soğuk bir ekranı, ailemin cıvıltıları ile birlikteyken polifonik sesleri yanıbaşıma iliştiriverdin. İstedin ki ben kendimle başbaşa kalmayayım. Ama gördün başardım işte. Artık sana beni daha çok dünyalılaştıracak icatların peşine düşmek kalıyor. Çıldırmak üzere olduğunu iyi biliyorum. Bundan olacak sanırım, oldukça keyifliyim.

Sen; benim hayat anlayışımı değiştirmek için kendimi hiç dinlemem gerektiğini de iyi biliyorsun, fıtratın sesini duyduğumda bu sesin bana neler yaptırabileceğini de. Perdeler ördürüyorsun aklımla gönlüm, her ikisiyle iradem arasına kimbilir hangi kirli ellerle kurguladığın makinalarında. Başaramadın işte. Tüm yatırımların, tüm harcamaların, tüm fizibilite çalışmaların boşa gitti. Tüm sermayen bu yolda tükeninceye kadar bu yolda olacağını da biliyorum. Çünkü şeytanda tüm sermayesini bu uğurda harcıyor. Bunu bana Adem öğretti. Bunu bana Adem’ n eşi öğretti. Bunu bana Habil öğretti

Sen; benim hayatımı değiştirmek için yaldızlı sözlerle beni büyülemeye çalışıyorsun. “Ateş seni çağırıyor!” diye alımlı bir sesle davet ediyorsun bazen beni, bazense bir melodiyi alıp eşliğine “Sokağa çık sokağa hayat sokakta!” diyorsun. Ben senin çağırdığın ateşin ne olduğunu İbrahim’ den öğrendim, sokağının ne olduğunu Musa’ dan. Çünkü Rabbim Musa’ ya evlerini karşılıklı yapmalarını, yani kendi sokaklarını oluşturmalarını öğütlemişti. İşte benim sokağım budur. Senin kocaman bir yalancı olduğunu, yalana daveti bu kadar güzel yapabildiğini, yaldızlarının arkasında sakladığın çirkin yüzünü çocukluğumda babam göstermişti zaten bana. Evimize, kendimizle başbaşa kalmayı öğrendikten sonra giren televizyonlarının karşısında şaşkına uğramış bir şekilde bakakalan bana babam “oğlum bunların hepsi yalan” derdi. “Baba yalan değil o gerçek işte. Bak Schwepss’ in kapağının altındaki yumuşak plastiği kaldırınca hediye çıkıyor” dediğimde “oğlum bunların hepsi yalan” cevabını ısrarla aldığımı hiç unutmuyorum. Evet gerçekte vardı. Bana kalırsa gerçekçi olmalıydık. Ama babam bana, dünyanın ne kadar gerçek bir şey olduğunu temaşa eylediğimizi oysa ki bunun bile bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu okuduğunda bütün bilgeliğiyle, seni çözüverdim o zaman işte. O gün bugündür senin tüm kuşatmalarını nasıl yarabileceğimi de iyi öğrendim. Benim o günlerde gerçek dediğime bugün koca koca adamlar “reel politik” diyorlar. Ben de gülüyorum acı acı ve diyorum ki; “oğlum bunların hepsi yalan!” Bunu bana babam öğretti.Ben senin ateşinden ve senin sokaklarından Rabbime kaçmak için kendimle başbaşa kalmayı önemsiyorum.


Çünkü;

 

Rabbim beni terketmedi!