GÜVERCİNLERİ BİLE VURURLAR

Yüreğimin orta yerinde kocaman bir taş. Artık yürüyemiyorum, nefes alamıyorum, taşıyamıyorum. İsyan kültüründen nasibini almadan büyüyen ben, politik ortamlardan bilinçli olarak uzak tutulan kuşağın parçası ben, içimde magma gibi kaynayan isyan çığlıklarına yol aramaktayım.

Kendimi nasıl da utanç içinde hissediyorum, sustuğum, karşı çıkmadığım, karşı çıkmasını öğrenemediğim bir hayatın, bir düzenin parçası olduğum için… Şimdilerde yüzüme bir tokat gibi çarpıyor gittikçe karanlıklaşan dünya, çölleşen iklimler, iki yüzlülük, sahtekârlık, yalnızlık…

Güven duygumu yitirdim. Geleceğe olan inancımı yitirdim. Güzel insanların insafsızca yok edilmesi, iyilerin doğruların itilip kakılması, sayıca az olanların, zayıfların üzerinde güç sahibi, iktidar sahibi olunması, onların ezilmesi artık canıma tak etti. Ciğerimin yandığını hissediyorum. Var olmanın, var olmaya devam etmenin bir anlamını arar oldum. Dedim ya, gücüm yetmiyor dışarıda olup bitenleri değiştirmeye. İçimdeki isyan yüreğimi yakıyor. Gözyaşlarım boğazımda binlerce düğümden geçerek hem yüreğime akıyor hem yanaklarıma. Ne yazık ki ne yüreğimin ateşini söndürmeye yetiyor ne de gideni geri getirmeye…

Anlayamıyorum bir türlü yok etme, sindirme, intikam alma zihniyetini. Nedir alınıp verilemeyen? Nedir insanları kardeşçe yaşamaktan alıkoyan? Binlerce neden, niçin? Kendimi de sorumlu hissediyorum, yitirdiğimiz anlamlı her şey için…

Ne zaman bir çocuğun masum bir çift gözüyle karşılaşsam utanıyorum bıraktığımız mirasa, umut arayan gözlerine bir yanıt bulmak için düşünüyorum, düşünüyorum, bulamıyorum.
Onlara haykırmak istiyorum, korumak adına:
Dikkat, lütfen dikkat, artık güvercinleri bile vuruyorlar”!