Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

28 Nis

Bir Çocuk Ve Bir Kadının Yazışmaları..

HASTA ÇOCUK

Merhaba Abla..Ben Hasta Bir çocuğum.Sen benle yazışmak istemişsin galiba..Öyle söylediler.Benim Gibi Kanser bir cocukla kim yazışmak ister ki ? Ama Sen iyi bir insansın değil mi abla ? O yüzden istemişsin.Mektuplarım uzun zamanda gelebilir çünkü parmaklarım acıyor yazarken.Seni Görmek isterim bu altın kalpli kadın kim diye.Diğer Mektubunda bir resmini koyarmısın ? ben koyamam çünkü çok çirkinim..Eski pırıl pırıl sarı saçlarımdan eser yok şimdi..Yüzümde Sapsarı abla..Sen görme Beni..Ben burada Yaşam deden şeyle savaş veriyorum.8 yaşındayım ben,o ise Kooooocaaammmaaan Bir sonsuzluk yaşında..Cevabını bekleyeceğim..

KADIN

Selam Ufaklık..Sen ne kadar tatlı yazmışsın böyle,Ne kadar şirin yazmışsın canım..İstediğin Resmimi Koyuyorum tamam mı ? bak istiyorsan.Hemm,benden başka bir sürü kişi senle konuşmak istiyor.Bir tek ben değil,Herkes.Sende bizdensin.Biz seni o pırıl pırıl Sarı saçlarınla görüyoruz.Bembeyaz teninle görüyoruz.Böyle düşüncelere kapılma.Hem o Yaşam Denen Aptal da Kimmiş ? Benim Tatlıma Savaş Açıyormuş ? Sen buna aldırma,ama savaşmaya devam et.Ben kaldığın yere kılıçta göndereceğim..Mektuplarını İstediğin Zaman Gönderebilirsin..1 Yıl beklerim..Bir gelsinde..Cevabını yaz Tamam mı ?

HASTA ÇOCUK

Abla sen çok iyisin biliyor musun ? Annemle babamdan başka senin kadar iyi birini görmedim ben..Merak etme,o savaşı yürüteceğim.Kalkanda getir bana olur mu ? kılıç yetmez.Beni koruyacak kalkanıda getir.Sende gel savaşa benle,birlikte savaşalım..Sen Çok tatlıymışsın abla,Resmini gördüm.Beni kırmamışsın sağol..Dediğin gibi tenim,Dediğin gibi saçlarım yok..Ama Altın Kadar Değerli Bir kalbim var benim..Gerçekten herkes bana mektup yazmak istiyor mu ? herkes görmek istiyor mu beni ? Çok sevindim.Burda hergün acı çekiyorum.Koluma Serum denen bir şey takıyorlar.Sivri ve ipince bir şeyi etime sokuyorlar ve canım yakıyorlar.Birde her gün küçük yuvarlak şeylerden yutuyorum suyla.. Seni seviyorum abla..Cevabını Bekliyeceğim..

KADIN

Tabiki Herkes Görmek İstiyor Canım..Seni Göreceğiz Diye Canımız Çıkıyor Ayol.. Senin Tonlarca Elmas ve altından daha değerli bir kalbin var Elbette..Taştan değil,kumdan değil yada betondan değil o kalp..Tamam Geleceğim Savaş alanına ben Sen merak etme..O koluna takılan ve içirilen şeyleride her zaman iç ve acısına aldırma,onlar senin savaşabilmen için yemek ve dopinglerin Tamammı Tatlım ? Evet Ben iyi biriyim senin gözünde..Kalplerimiz birbirine benziyor nedense.. Resmini yollarmısın bana diğe mektupta ? Ben seni gördüm ama sen uyuyordun..Hatıra kalsın bende gnder fotoğrafını..Cevabını heyecanla bekleyeceğim.. SENİ SEVİYORUM..

…..

Merhaba Hanımefendi..Ben yavrumun babasıyım..Onu hepimiz çok sevdik,doğduğundan beri baktık ve özenle büyüttük..Sizlerin Güzel mektuplarınızı her akşam okuyordu bizlere,iğne yapılırken ağlamıyor ve artık haplarını içiyordu.İkiniz svaşta yapıyormuşsunuz,öyle dedi.Ama Bugün o Savaş Bitti.Savaşı kazanan yaşam oldu.Yaşam küçük meleğimizi yendi ve ona bir çift kanat vererek başka biriyle savaş vermek için yola koyuldu..Melek olurken ki Son Sözlerinde,"Ablama söylemeyin.." dedi..Başımz Sağolsun..

KADIN

Çok Üzüldüm Efendim,Hemde Çok.Ama üzülmüyorum artık.Bende Yaşama bir savaş ilan ettim ve savaşımız bitti.Yaşam beni Yendi.Bİr Çift Kanat verdi ve Başka birine gitti.Meleğimizden sonraki uğradığı kişi ben oldum..

27 Nis

Olur Ya Unutursam …

Yağmurlu ve soğuk bir kış günü, yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı.

"Eski gazeteniz var mı, bayan?"

Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim, ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi.

"İçeri girin de size kakao yapayım." dedim.

Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum. Oturma odasında ki sessizlik dikkatimi çekti. . Bir an kafamı uzattım içeriye küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu.

"Zengin mi? Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve

"Sizin fincanlarınız ve fincan tabaklarınız takım." dedi.

Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım.

Sıcacıktı patatesler. Başımızı sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri halının üzerindeydi hala.

Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu. Siz sakın unutmayın ne kadar zengin olduğunuzu. Ben unutmayacağım.

Bu nefis öyküye yakışan nefis bir Arap Özdeyişi:

"Ayakkabım yok diye üzülüyordum;
ta ki ayaksız bir insan görene kadar…”

16 Nis

Sinirlenindikce Hatırlamanız Dileğiyle…

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?”

Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş…

Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin !

16 Nis

Körlerin Hikayesi

Dere tepe, dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür yürür gidermiş, gider gider yürürmüş.

Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş; alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün…

Girince köyün içine anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası. Kadınların, erkeklerin, çocukların, velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri…

Gezginci adam karar vermiş burada yaşamaya:

Hiç değilse benim bir gözüm var, diyormuş.

Körler ülkesinde şaşılar kral olur, derler. Ben de bunların başına geçer yaşarım.

Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.

Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş.

Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş:

- Filanca malını çaldı falancanın.

Körler:

- Nereden biliyorsun o kadar uzaktan duyulmaz ki, demişler.

- Ben duymadım, gördüm. Gözüm var benim. Görüyorum.

Körler göz diye, görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllar içinde çoktan unutmuşlar bu hissi.

- Ne demek görmek, demişler, nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?

- Anlıyorum tabii…

- inanmayız, imtihan edeceğiz seni…

Adamı almışlar, uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle biliyorlarmış o uzaklıktan hiçbir şeyin işitilmeyeceğini.

- Anlat bakalım, şimdi biz ne yapıyoruz, demişler.

Adam anlatmış:

- Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, Şu ayağa kalktı, bu elini oynattı, beriki bacağını sallıyor vs…

Derken körler bir evin içine girmişler, bağırmışlar:

- Anlatsana…

- İçeri girdiniz göremiyorum ki…

Körler bilmedikleri için içeri girmenin ne olduğunu:

- Ne olmuş yani içeri girmişsek. Elli santim fark etti, anlat anlat, demişler.

- Arada duvar var görmüyorum.

Körler :

- Sen atıyorsun, demişler. Demincek tesadüf etti.

Bak, şimdi bilemiyorsun.

- Çıkın dışarı, söyleyeyim.

- Bu kadar uzaktan duyunca ha içersi, ha dışarısı, ne çıkar yani…

- Ben duymuyorum, ben görüyorum, diyormuş adam.

- Öyle şey olmaz, demiler. Sende bir bozukluk var. Saçmalıyorsun, acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni…

Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii… Elleriyle yoklamaya başlamış adamı. Yoklamış ve parmaklarını adamın yüzünde gezdirirken:

- Buldum, demiş. Bozukluk burada…

Adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve:

- Saçmalaması bundan dolayı, diyormuş. Ben şimdi hallederim, düzeltirim onu…

Körler ülkesine kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini oradan.

Körler görenleri anlayamazlar. Saçmalıyor sanırlar ve onu da düzeltip kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar.

16 Nis

Bir bebeğin yarım kalan öyküsü Hikayesi ..

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hÃlà daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi… Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım:
Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah’ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve Sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle… Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti… Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar… Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne… Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne… Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An

Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.