Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

30 Tem

^^^^Kötü bir oyun bu… Beni hep çıkmazlara sürüklüyorsun…^^^^

Kötü bir oyun bu… Beni hep çıkmazlara sürüklüyorsun…

Ruhumdan uzak tut hınzır oyunları…

Hiçbir şey gerçek değil…
Hiçbir şey olması gerektiği gibi,
hiçbir şey olması gerektiği yerde değil…

Ben de, sen de… Biliyorsun bunu…
O tepenin üzerinde oturuyor ve kaygısız düşler kuruyorum,
yaşam yalnızca kaygısız düşlerimi solduran realizm taraftarı atık parçacığı…

Onlar sihri göremiyorlar
ve bu yüzden gördükleri olur olmaz absürtlükleri sihir sanıyorlar…
Öylesine körler, öylesine somutlar ve öylesine gerçekler ki, mide bulandırıyorlar…

White lion dinliyorum…
Ve bu tınıyla bulunduğun boyuta gelip
seninle sonsuza (?) dek dans etmek istiyorum…

Bir tek ben değilim…
Bir tek sen değilsin…
Bir tek biz değiliz görmekten, duymaktan ve bilmekten yakınan,
Tanrı’ ya, yanıtsız bırakacağıni bile bile sorularla dolu kanlı mektuplar yollayan…
Bu odada, bir başıma acıdan parçalanırken ruhum,
kaygısız gibi görünmekten mazosistçe zevk alıyorum…
O odada, bir başına, acı çekiyorsun… Sen de…
Neden gözlerini kaçırıyorsun durmaksızın…
Ruhuna yapışan sızıyı görmelerine izin ver…
Oldukca fazlayız…
Bu kentte, gece yarıları, ışıkları açık, yüzlerce tedirgin ruh sancı çekiyor…
Çokluğumuz, yalnızca ruhlarımızın kanamasını artırıyor hepsi bu…

Zihnime yansıyan kurguları sayıklıyorum…
O, kurgularımın uzağında öylece gülümsüyor son fotoğraflarında…
“Küçük çocuk ağlama, uyursun ve uyandığında hepsi geçer”…
Soluk düşlerin arasından gündüze uyanıyorum,
tanıdık gülümseyişler üzerime üzerime geliyor,
sırf öyle olması gerektiği için ya da toplum bana bunu dikte ettiği için,
konuşuyor, gülümsüyor, yaşıyor ve ölüyorum…

Bu oyunun dışına hapsedilmiş bir izleyiciyim,
içeri giremiyorum, dışarı da çıkamıyorum…

İki boyut arası sıkışıp kaldım… Hayat, ölüm…
Başka şeyler bulmalısın artık Tanrı(m)…

Bu kavramlar oldukça klişeleşti… Dengemi yitirdim…
Bu anlamsız kurguda yer almak oldukça canımı yakıyor,
silik düşler biriktiriyorum, isimsiz, uyduruk adreslere postalıyorum düşlerimi…
Cevapsız… Sorular biriktiriyorum ayyaş gecelerime…
Uykular biriktiriyorum huzurlu günlerime…
Uykusuzum, ayığım, bedenim sağlıklı, ruhum verem…

Küçük mutluluklar biriktiriyorum,
ileride benim de büyük bir mutluluğum olması için…

Geri dönmek… Artık… Beklemiyorum…

Sadece yürüyorum o loş sokağın neonları arasında bir siluete dönüşene dek…
Sen, uyuyakalıyorsun hep hikayemin son paragrafında…
Ben ruhuma bayat kanlar biriktiriyorum…
Sönük düşler, kuşkular, özlemler, erdemler, erdemsizlikler,
hezeyanlar, kabuslar, kırık ümitler, tınılar, cesetler biriktiriyorum…
Yüzüme anlamsızca bakınan gözler biriktiriyorum,
ruhumu acıtan tümceler biriktiriyorum…

Uykusuzum… Uykusuz ve eksiğim bu kentte…
Gülümseyen yüzünün tezatında, kötücül kahkahalar savuruyor yaşam…
Kanamalı bir ruh için! EVET! Tam da şimdi…

KANAMALI BİR RUH İÇİN ACİL BAYAT KAN ARANIYOR!..

Sıtmalı tümcelere gereksinim duymadan söyleyeceğim ;
HAYAT! YARIŞMAK DEĞİL, YALNIZCA KAZANMAK ÖNEMLİDİR!

Bu saçma oyunda, biteviye kaybedeceğimizin bilincinde soluksuz ilerliyoruz…
Bilinç NEREDE?

Ruhunuz nerenizde takılı kaldı?!

Yaşam nerede, bu mekanik ölüler cehenneminde?

Ne zamandır uykudasınız?

Çocukluğunuza özlem duyuyorsunuz,
finans bültenlerinde ruhunuzun son parçasını da yitirirken…

Gökyüzü nerede?!
Martıları ne zamandır görmüyorsunuz?…

İyisi mi "siz"devam edin öylece…

"Biz", nasılsa silinip gideceğiz…

30 Tem

kapatıyorsun ruhunun perdelerini uyku ağır basarken..

Geceleri göz kapaklarıma asılan uykunun günümü bitirmesine zor izin veriyorum.

             Yastığa koyduğum başımdan dökülen saç tellerim batıyor kimi zaman yüzüme.
Bazı geceler yağmur damlaları sertçe çarpıyor odamın camına ve kar yağıp yağmadığını merak
                         ediyorum ama sıcak yatağımdan kalkmak istemiyorum öyle zamanlarda.
Kimi zaman merakıma yenik düşerek yataktan doğruluyor ve pencereye yöneliyorum.
                    Sokak lambasına bakıp gökten inenleri tanımlayabiliyorum o anlarda. Işık yardım elini uzatıyor
                                   anlayabilmem için. Yağmurun neden olduğu sokak lambasının yola vuran ışığındaki değişim
cezbediyor bazende beni ama alışıyor insan.
                         uzun süre seyredemiyorsun yağmurun sokak lambasıyla sevişmesini.

                          Ayakların inceden sızlıyor bir elinle tuttuğun perdelerin kolunu ağrıtıyor ve yorgun düşüyor
                           yağmurun cezbettiği beynin. Kapatırken kırmızı perdelerini, odaya karanlık çöküyor. Gözlerin açık
                                                           olsada boşlukta ellerinle aradığın yatağına bırakıveriyorsun bedenini.

Kirpiklerine asılan uyku ağır basıyor ve kapatıyorsun ruhunun perdelerini bir gece vakti…

 

29 Tem

^^^^Kes Sesini Lanet Olasıca Hayat !^^^^

Kes Sesini Lanet Olasıca Hayat !

Sonsuz özlem duyuyorum şimdi sana.. Dile getirmek bile zor benim için.. ßebeklerin zırlaması gibi ağlıyorum şimdi ardından. Gözyaşlarım sana değil! Sana verdiğim zamana…

Sus…Konuşma artık yeter! Tahammülüm kalmadı sesine. Fazla gevezelik ettin sanırım.. Kulaklarım yoruldu, dilin yorulmadı. Yüreğim yoruldu, çehren yorulmadı hayret.. Ne istersen al senin olsun. Ama artık sus.. Yüreğim ne diyor bak sana.. Zırvalayıp durmuşsun ardından.. Kimbilir neler söyledin! -Kapa çeneni!!


Kapa gözlerini…
Görme hiçbir şeyi.. ßen görmüyorum senden gayri..
Az şeyler söyledin fazla kalp kırdın. Az kişilere baktın fazla kör ettin. Ne yaptıysan iki katını karşına verdin. Hiçbir şey çekmedin, hep çektirdin! Acı nedir bilmedin, hep zarar verdin. ßuydu senin hayatın.. Felsefe yapmıştın kendine..

Kes sesini lanet olasıca hayat..
Sus diyorum susmuyorsun! Gevezelik diz boyu..
Ne yapsam tersini yapmak elinde…
ßaşarıyorsun.. Madalya mı bekliyorsun?

ßiraz acı, biraz hüzün, biraz karamsarlık, biraz solgunluk.. İşte benim hayat karışımım. İçmek serbest.. Tadına bakmak bedava.. Ama dikkat! Acı vermemek şartıyla…

Format atma zamanı…
Geçmişime format atıyorum. Anılarımı çöp bekliyor.
Sen’i kalbimden atıyorum. Sözlerini hafizamdan siliyorum. Özlemiyorum… Sevmiyorum..İstemiyorum.. ßitiyorum her şeyi.. Yepyeni bir sayfa açıyorum kendime.. ßembeyaz..Tertemiz.. Gölgene dahi yer yok!
Ha buarada sormayı unuttum. -Kimsiniz??

29 Tem

^^Ey sevgili, Sen bir siginak ariyorsun ama ben durulmaz bir firtinayim. ^^

Ey sevgili, Sen bir siginak ariyorsun ama ben durulmaz bir firtinayim. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barisi ariyorsun. Bense tüm kötülüklerle savasmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yildizlara siginmak istiyorsun. Bense kendimi yeryüzüne karsi sorumlu tutuyorum. Sen bir agacin gölgesine siginip yasamak istiyorsun. Bense ülkemi ariyorum. Yollari aydinlik,insanlari ümitli ve huzur dolu olan bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense haykiriyorum.Sakin unutma: Kalbim paylasilamayacak kadar senindir. Seninle bile. (Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?

 

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle, ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış olmazsın. İşini öyle sev ki , başarılarının bedelini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni bir hayat başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zaman kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum  taneciğinden daha fazla değildir

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda malûp olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya karşılaştığı fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol.

Hatırlarmısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes sevinç içinde gülümsüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen, dünya insanoğlunun biricik mekanıdır.

29 Tem

^^Alfabenin anlamsızlığında üç harfti dilsizliğinin kilidi:A,Ş,K^^

Alfabenin anlamsızlığında üç harfti dilsizliğinin kilidi:A,Ş,K

A…düşünde kanla yoğurur yitmişliğin harmanından elde ettiğin ununu…
Ş…göğsünün kafesinde beslediğin çocuğa siyanür bir süt bırakır…
K…gözlerinini hazametine ağlak bir yaşlı kadın gibi oturur…

Yalancığın alamet-i farikasını yer dilimin eteklerinde pervasızca içlenen sözcüklerim…hazanın düşlerimi çalan yerinde yaldızlı yıldızlar gibi düşüyorum uykumun kirpiklerinde kırıldığı yere…gittiğinden beridir fesleğenleri suluyorum yeminle!…aç bırakmıyorum sokakta peşimize takılıpta gelen kediyi…

Şeytanın sözcükleri bir gergef gibi işlediği lahzada içimde bir senliği ifşa ediyorum…kalemim muhterip bir yeniçeri oluyor yokluğunun katranına…kalemim her gidişine aklımın duvarlarına bir virgül atıyor,sözleri ebedi bir türkü gibi söyleniyor mukaddes hislerinin…hayat,yüzünü tasvip edemediğim bir kelime yığını bırakıyor ellerime,benliğime sığmıyor şeydalaşan bedenim…gözlerimin ab-ı hasretinde boğuluyorum…ya güldür…ya öldür…ağlatma sevgili!…

Alfabenin tanımlayamadığı üç harfe diz çöküyor gözlerin,dilin geçmişin titrek sayfalarına soğuk bir demdeme gibi işliyor…vakitsiz bir mevsime düşüyor kuşlar,kırlangıçlar bir akbaba edasında içinde salınıyor…gelip dişlerimin arasına duruyor melankolik bir şarkı,adını tamamlayan harfleri literatürümden atıyorum…serçeler ağlayınca ölür,ben hiç gülmüyorum!…

Ayakların karanfillere takılır..düşersin..yüzün bana kan´ar…ayrık otları çaresizliğinin en ücra köşelerini sarmıştır…yüzünü döndüğün aynaların kırık,içine konan sevinç kuşlarının dalları çürüktür…aşk,aklında bir kelebeğin ömründen daha kısadır…

Şimalinde toprak yiyen bir çocuktur düşlerin,ab-ı haramı içtikçe içinde bir kaktüs gibi yeşerir…nereden baksan yalnızlık sanadır…gitmek,gidilenin içine bin adım yaklaşmak,bir asır onda oturmaktır…zaman gözlerinde pilli bir saat gibidir,ne vakit ağlasan durur…Yureginin huznu suskunluğuna umman olur,gitmeyi tercih edersen eğer üç harf yuregine intihar kalır!…

Alfabenin tanımsızlığında üç harfti gidişinin kilidi:A,Ş,K

Gözlerime açılan kapıların kırıldı
adımların içimde  bir çocuk edasında takırdıyor
hadi aç karanlık kutularımı…!
çıksın yarasa kanatlı gülüşlerim!
bak gör!,ağlamak ağır geliyor işte bedenime

gelişine bir fazla veriyorum
üstü kalsın gidişinin…!

29 Tem

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer
parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve
pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bugününü. Oysa yarın,
bugüne dün diyor, dün de bugün
için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir
ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.

29 Tem

^^Hayata hiç isyan etmeyin.^^

Hayata hiç isyan etmeyin.
Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir.
"Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer.

Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz.

Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler:
"Ben en azından denedim".
Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz
Hayata Windows 98′den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
Kiminin boyalanmış ellerinde,
Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda ,
Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz,
Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin
Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan…


29 Tem

ÖZEL VE SIRADAN KADINLAR..

Özel kadınlar; her girdikleri ortamda erkeklerin hemen dikkatini çeken, gizemli, her zaman bakımlı, zor elde edilen, her an avucunuzun içinden uçup gidecek intibayı veren, fazla konuşmadıkları için iç dünyalarını bilemediğiniz kadınlar

Sıradan kadınlar ki etrafımızda sayıca çoğunlukta bulunan, kendilerine ayıracaklari vakti genelde başkaları için harcamayı adet edinmiş, kuaföre sadece özel günlerde giden, hiç kimsenin kolay kolay ilgisini çekmeyen, ismi üstünde sıradan kadınlar
Kolayca aşık olabilen, terk edildikleri zaman günlerce yataktan çıkmayan sıradan kadınları, erkeklerini kolay kolay hayal kırıklığına uğratmayan, ama kolay mutlu edilebilen kadınlar olarak da özetleyebiliriz

Sıradan kadınlar özel kadınlara göre çok daha güçlüdürSevebilen, sevgilerini göstermeyi esirgemeyen,kendilerini olduğundan farklı göstermeyi beceremeyen bu kadınlar, kayıtsız şartsız bağlılıklarıyla erkeklerinin her dönem yanındadır Bu sağlamda her erkeğin sıradan bir kadına ihtiyaç duyduğu söylenebilir

Halbuki özel kadınlar özel günler içindir Hiçbir erkek ekonomik darboğaza girmiş şirketiyle boğuşurken, evde onu özel bir kadının beklediği düşüncesiyle yanıp tutuşmaz

Sıradan kadınların çoğunluğu özel kadınlara özenir, onlar kadar dikkat çekici olmayı hayal eder, tıpkı özel kadınların içten içe sıradan bir hayat arzulayıp gerçekleştiremedikleri gibi

Sıradan kadınlar çok özeldir, sıradan yasamayı kabullendikleri ve aslında hiç keşfedilemedikleri için

Bu nedenlerle erkekler sıradan kadınlara sahip olup, hayatları boyunca onun aslında çok özel olduğunu fark edemeden hala o özel kadını arar dururlar

28 Tem

^^sanal sevdiğim.benim^^

 

Buz gibi bir ekranda sıcak bir merhabaydın sen. En gerçekten daha gerçektin.
Rotasını, klavyeye dokunan parmaklarımızın çizdiği yolculukta ayni durakta
karşılaştık biz. Sıcacık bir merhabaydın sen buz bir ekranda.
Yalnızdık, yolu yok yalnızdık. Bir şekilde yalnız. Gerçek yasam içindeki
sanallığımızdan kaçıp, sanal yasamdaki gerçekliğe soyunmamış mıydık cebimizdeki
yalnızlık ağırlaşınca. Sonra çıplaklığımıza kelimelerimizi giyinmemiş miydik!
Açıp tüm gizlerimizin önünü, istediğimizce özgür, dilediğimizce deli,
yaşayamadığımızca çocuk, inandığımızca kendimiz, nasıl aktık birbirimize
zaman içinde, kol bulmuş nehirler gibi. Söylenememiş biriktirdiklerimizi,
kırılmış umutlarımızı, bedeli ödenmiş vakitlerimizin bıraktığı fermanı,
yitirdiklerimizi sormadık mı, anlatmadık mı birbirimize güvenerek!
En gülünmeyecek şeylere bile gülmedik mi çocuklar gibi bir masalın içinde
kahkahalarla, haytaca, tüm günün ciddiliğini fırlatıp bir kenara! Olabildiğimizce
özgür, kırabildiğimizce rahat, umursamazca kati, tüm öfkemizle, yığılan
isyanlarımızın hırsını çıkarmadık mı birbirimizden, başka bir hayattan
toplayıp getirdiğimiz nefretlerimizle sessiz harflerde avaz avaz bağırmadık mı!
Vurgulardaki samimiyete sığınıp, bir dost göğsü hasretiyle kelimelerimize
yaslanmadık mı, sarılmadık mı birbirimize soğuk gecelerin siyah yalnızlığında,
ağlamadık mı harf harf!…
Yağmuru yağdırdık birlikte, güneşi doğdurduk, ayrı mevsimlerde aynı mevsimin
soğuğunda üşüdük, sıcağında ısındık, paylaştık biz. Herhangi bir günün yorgun
aksamında dudağımıza değmeyen bir fincan kahvenin tadını bildik, birbirimizin
sigarasını yaktık, ayrı koltuklarda yan yana oturduk, paylaştık biz.
Dost ziyaretlerine gittik, alışveriş yaptık, saatleri durmuş zamanlarda sokaklarda
gezdik, bilmediğimiz şehirlerin uykusuz evlerinde uyuduk, uyandık birbirimize
rüyalarımızı anlattık, paylaştık biz. En gerçekten daha gerçektik.
Kelimeler yetersiz kaldığında ekranı bir kağıt parçası gibi buruşturup
bir kenara atmayı, daha yakında olabilmeyi de istedik. Ama…

 

28 Tem

^^Hüznüm Tutsakken Özledim^^

Hüznüm Tutsakken Özledim


Tutsak bir sevda benimkisi, biliyorum
Zincirlenmiş, prangalar vurulmuş
Sürgün bir sevda benimkisi, biliyorum
Yorulmuş, elden ele savrulmuş



Ben unutsam da,ellerim unutmadı saçlarında dolaşmayı, gözlerim unutmadı gözlerinde kaybolmayı


ve yüreğim;


senden her kaçışımda en büyük karanlıkları, en amansız korkuları ve en derin sessizlikleri bir çığlık gibi yarıp beni sana getiren yüreğim, seni asla unutmadı..

Yasak bir sevda benimkisi, biliyorum
Anadilim gibi, tarihim gibi
Yorgun bir sevda benimkisi, biliyorum
Dağlarım gibi, taranmış, hırpalanmış

Gel bahar gözlü tutsak sevdam, ovalarından kaçarak çıktığımız bahar kokulu memleketimize dağlarından koşarak inelim. Masum bir çocuğun duası, elleri nasırlı anaların umudu olsun sevdamız.

 

Ve şunu unutma sevdiğim, uğruna ölümlere gidip geldiğim;

 

ve hüznüm tutsakken özledim.

 

Sayfalar : [1] 2 3
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.