Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

07 May

SİZİNKİ HANGİSİ..

 

04 May

İstersen hiç başlamasın Geç kalmışız birbirimize….

İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından

Yeni bir aşk yaratamazsın

Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem
Kaç sevda geçse de yüreğimden

 

Bu yıkıntıları onaramazsın

İstersen hiç başlamasın Geç kalmışız birbirimize
Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl
Dönemeyiz artık ilk gençliğimize

İstersen hiç başlamasın
Söz verelim kendimize

[Alıntı]

02 May

^^^^BEN DELİYİM…”’!!!!!^^^^

 

Ben deliyim; Yorgun ve yalnız kaldırımlara misafirim…

Gecenin gözleri her daim üzerimdedir. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem; Yüreğimi bir yerde bırakmışım, bıraktığım yerlerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez benim için… Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu bir yere gidiyorum.

Kara bir tren gibiyim, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim. Ben deliyim; Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay’ım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım hep doğudan eser… Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı;

Ben deliyim; Benim mevsimim değişmez, kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan sadece çocukları severim, onları da büyüyünce terk ederim. Ben deliyim;Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.
Ben deliyim… Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra hayallerimle beraber suya düşerim.

Ben deliyim; Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde…

Ben deliyim; Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım… Benim bana söylemediğim düşüncelerim vardır. Ben deliyim, ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim. Ben deliyim… Çizilmiş sınırları reddetmişim. Ölüm kurşun olup yağmış üstüme, ben öldürülmüşüm ama ölmemişim. Duygularım hep sansüre uğramış…Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr. Neye hüzünlendiğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin yeşili gitgide koyulaşır, tüm insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim… Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi… Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu…

Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim… Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından, sonra bir bidon gökkuşağına döküp yakarım gülü, külüyle birlikte zamana savrulurum. Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım…

Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim.
Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim… Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum. Kimisi tükürür, kimisi öper ya; tükürene mezar, öpene lalezâr olurum.
Ben deliyim… Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok… Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan…
Dedim ya, ben deliyim…

Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim…

alıntı…çok hoşuma giden bir yazı hep böyle deli olmak isterdim kendimi buldum bu yazıda anlatamadıklarımı o kadar harika anlatmışki….


mutlu kalın sevgiler…

02 May

yorumsuz….

 

 

Oysa ki biz kuru fasulyeyi pilavsız,pilavı cacıksız,cacığı sarımsaksız; köfteyi patatessiz,patatesi ketçapsız,balığı salatasız,kısırı da turşusuz asla yemeyiz.Bol bol tüketelim.Ya onlar?Onlarda çocuklar.amaçları sadece karınlarını doyurmak.Neyle mi?Böcekle!…… YEMEK İÇİN BÖCEK ARIYOR.Başka söze ne hacet….. lanet olsun ..yaşanamayan yaşamlara ..gerçek hayat bu bizlerde her şeyi dert ediyoruz ya..hayatımızda onların dert etmek  için zamanları bile yok açlıktan …

02 May

Çoçukken yarın neler oynayabiliriz

Çoçukken yarın neler oynayabiliriz diye düşünürdük,şimdi ise yarın bize hayat hangi oyunu oynayacak diye düşünüyoruz…
çoçukken körebe’lerimiz vardı bizim,gözümüz her bağlandığında karşımızda duranları yakalama heyacanımız,
sonra belli belirsiz yerden gelen dokunuşlar ve sesler ”ali beni yakalayamaz”
Oysa hayatta yakalayamadığımız ne çok şey var.
Çoçukken yakalayamadıklarımıza güler gecerdik.Şimdi ise yakalanamayan herşeyin ardından bazen sessizce
bazen hıçkırıklarla ağlıyoruz.
Büyüdükçe hayatın ne kadar zorlu olduğunu,büyüdükçe hataların ne kadar telafisiz olduğunu,
her gecen günün biraz daha acı olduğunu,ögreniyoruz…
Saklambaçlarımız vardı bizim,dün gibi aklımda,sanki bugün yine ”yeşim aysel anıl yasin bekir esma ali”
akşam olacak gelecekler ve tekrar oynayacağız.Aysel sayacak önce ”haksızlık bu hep bana saydırıyorsunuz”diyerek
kızacak.Anıl ‘’senin hayatın saymakla gecer”diyecek ve hep bir ağızdan güleceğiz sanki…
Şimdilerde ise hayatımız gecen acı günleri saymakla geciyor.Oysa çoçukluğumda duymuştum bu sözüde gülmüştüm.
Hayat işte güldüğün söze bazen ağlatabiliyor.
Çoçukluğumuzda idi mutluluğumuz,heyacanlarımız,korkularımız.
Küçükken karanlıktan çok korkardık her çoçuk gibi,ozamandan bu zamana değişmeyen tek şey
karanlıkta ağlamalarımız.Küçükken korkudan büyükken kimse görmesin diye
__________________
02 May

^^^^^^SİZ HANGİSİSİNİZ^^^^^^

Siz Hangisisiniz?

AK KADIN

Evi siler süpürür durur. Camlar, kapılar, duvarlar ppırıl pırıldır.
Bal dök
yala, ama işte o kadar. Başka bir şey arama… Kapıda;
– "Kirli ayaklarınla girme. Daha yeni temizledim, sakın
kirleteyim deme. Usandım şu evin kirinden
pasından"
diye bağırır. Kocası azıcık itiraz edecek olsa;
– "Başkaları gibi eve temizlikçi kadın almıyorum, gene de
yaranamıyorum"
diye sızlanır.

PAK KADIN

İkide bir banyo yapar, çamaşır yıkar. Kocasına;
– "Kirli elbiselerinle oraya
oturma. Eve girer girmez banyoya! Şu pis şeyleri çıkar da
gir yatağa"
diye
çıkışır. Yatakta adama;
– "Akşama kadar çamaşır, ütü beni yordu.
Şimdi seninle
ugraşamam"
diye sırtını döner. Ona göre, sadece yıkamak,
ütülemek hüner…

LAK LAK KADIN

Uyanır uyanmaz hemen başlar mesaiye. Yan komşuya günaydın
demeye gider,
oradan alt kata damlar. Akşama dek yüz kapının ipini çeker.
Ayaklı gazetedir. Çene çalmayı çok sever. Lak lak
etmekten yemekyapmayı unutur.
Kocasını;
– "Bu akşam da peynir, ekmek, zeytin falan yiyiverelim.
Üstüne de mis gibi çayları içtik mi ohhhh!"
diye avutur.
Adam;
– "Her akşam böyle
diyorsun. Midem sulu yemeğe hasret kaldı be!"
diye
diklenmeye kalkarsa,
– "Bunu da bulamayanlar var, şükret haline" der, yani
zeytin yağı gibi üste
çıkar ve onu susturur.

YAK KADIN

İçi seni yakar, dışı beni. Süslenir, püslenir, alımı çalımıyla erkeklerin
gönlünü yakar. Aynanın önünde onu mu giysem bunu mu..
derken ocaktaki yemeği yakar.
Bütün parasını giyime kuşama harcar. Böylelerine "süs biberi" derler,
– "Adamcağızın başını yaktı" diye eleştirirler. Bir sigara yakar,
vitrinlere
bakar. Ocağı açık bıraktığını unutur, dükkan dükkan
gezerken evi bile yakar!…

BAK KADIN

Evdeki kiri, tozu görmez ama sokaktan kimler gelip geciyor,
komşulara kimler
girip çıkıyor, hepsini görür. Bir gürültü duysa bakmak
içcin hemen koşar.
Televizyon ekranına, vitrinlere bakmaya bayılır.
Bir eve gittiğgi zaman
kadının giydiği giysilerden, evdeki eşyalara kadar
her şeye bakar, yorum
yapar. Tabi ikide birde aynaya bakar kendini inceler.

BATAK KADIN

Mücevheri pek sever. Kolarına bilezikler, boynuna kolyeler,
kulağına küpeler
takar. Aklı fikri altın gümüş takılardadır. Birini çıkarır
öbürünü takar.
Bazen de üçünü beşini bir arada takar. Eve gelinceye dek
peşine erkekleri
takar, ama kendisi kimseyi takmaz. Kuyumcularla
senli benlidir. Kocasının
boynuna bir halka takar peşinden sürükler durur…

SOKAK KADIN

Gözü hep dışardadır. Gezmeyi çok sever. Sabah evden bir çıkar
sokak sokak
dolaşır, turistik sosyetik yerlere gider. Sokakta tanıştığı
insanlarla hemen kaynaşır. Eve girmeyi canı istemez.
Orada bile penceredensokağa bakar
durur. Güzel havalarda parklarda, sokak kapısının önünde oturur.
Bıraksalar sokakta yatar. Böylelerini ya koca kendisini,
ya da kendisi kocasının
başından atar. Bu tür kadınlara halk arasinda
"sokak süpürgesi" derler.

ATAK KADIN

Erkeklerin kadınları ezdiği inancındadır. ikide bir de onlara çatar.
– "Bizi köle gibi kullanıyorsunuz" diye suçlar, oysa
kendisi kocasının parasınıyer,
vaktini kadın derneklerinde, toplantıarda, panellerde geçirir,
evine hiç
bakmaz. Kocası biraz söylenecek olsa;
– "Zaten siz erkekler hep böylesiniz.
Bizleri eve zincirlerle bağlamak istersiniz"
der, ondan
bir hediye almadan
barışmaz.

BATAK KADIN

Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Aliye giydirir. Erkek gibidir
veresiye alış veriş eder. Borç takmadığı esnaf yoktur. Yakalanacağını
anlayınca mekan degiştirir. Makyajıyla erkeklerin akıllarını başlarından
alır;
– " Buyrun efendim. Dükkan sizin. Ne isterseniz alın. Para önemli değil"
dedirtir. Koca taksit ödemekten illallah eder. Karısınaa biraz yaklaşacak
olsa;
– "Dur ne yapiyorsunn? makyajimi bozacaksin" sacina el atsa;
– "Aman saçımı bozacaksın. ikide bir de kuaför parası veremem,
zaten borcum var kendisine"
yanıtını alır.

HAK KADIN

Hem dışarıda hem evde calışır. işten gelir gelmez dış kıyafetini çıkarmaya
vakit bulamadan mutfağa girer, yemeğe, bulaşığa el atar. Salatayı yapar,
sofrayı kurar, kocasının önüne koyar, akşam da onun gönlünü yapmaya çalışır
Cumartesi pazarın keyfini çıkaramaz. Tatil yapamaz. Evi temizler, çamaşır
yıkar, her tarafi siler süpürür, çocuğa bakar ama genede kimseye yaranamaz.
Kocası kendisini soğuklukla suçlar, hısım akraba, hiç bizi arayıp
sormuyorsun der. Konu komşu burnu büyük, kimseyi beğenmiyor
diye dedikodu
eder. Tam bir oh çekip oturduğu sırada kocası bir bardak su ister.
– "Kalk kendin al" dese suç olur

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.