Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

20 Nis

meleklerde ağlarmış günün birinde!!!

 


Melekler de ağlarmış günün birinde.Yapayalnız kaldığında , oturup da bir başına. Sakın ağlarmıymış melekler deme ağlar işte.

Hemde gözyaşlarını içinde saklayarak.Kanatlarını yüzüne siper yaparak. Tüm kırılmışlıklarını saklar da içine. Yine koşar herkesin derdine yardımcı olmaya. Kulların gözyaşlarını sile rde kendi gözyaşlarını saklar kanatlarının ardına.

Ağlar melekler de , herşeye .Ne biliyor ki insan oğlu , ne bilir ki onun kırılganlığını , acılarını.

O da sevmiştir belki. O da imkansızca tutulmuştur belki. Bilirim melekler biz insanlar gibi değil ki.Olmaz ama , hadi oldu diyelim. Ama Azrail aşık olurmuş ya canını alacağı kula günün birinde , kul da vurulurmuş ya görmeden daha.

Bilmezmiş ya alır Azrail canını. Ama inatla , ısrarla ister ya can alıcı meleğini. İşte başlamıştır aşkın imkansızlığı orda. Kul sever Azrail i , vermek ister canını seve seve . Azrail de almak istemez o canı seviyordur çünkü delice.

Yapacak bi şey yoktur. Azrail alacaktır kulun canını. Kulda verecektir canını Aşk bu ya . Yoktur yapacak birşey.

Ve zaman kum saati gibi akıp gider herkesin avuçlarından. Biter tüm umutlar , yaşanabilecek sadece kalmıştır bir kaç saat. Belki varsa şans bir kaç saat. Gelmiştir veda zamanı. Son bir öpücük borçludur Azrail kula , o son öpücük en son vurucu hamledir. Artık kulun canı dudaklarından kalbine inmiştir .

İMKANSIZ AŞK öyle bir zehirdir ki , işlemiştir bile Azrail in ruhuna. Kulsa hiç pişman olmamıştır , öldüğünden yok olduğundan . AŞK uğruna , feda etmiştir fani bedenini.

Ama meleğinde ruhu gitmiştir ölen kulla beraber. Artık yoktur yaşamanın bir anlamı. Ve ağlar meleklerde , hiç istemeden meleklerde düşer yerlere.

Tüm melekler AŞK ı hakeder , tüm kullarda bir melek uğruna ölmeye itiraz etmez. AŞK başka nasıl olabilirdi ki zaten.. Ölmeyi göze almayacaksa seven , boşverin ne sevsinler ne de Meleğin canını acıtsınlar…

20 Nis

Hayat güzeldir…güzellikleri görebilecek bir ruh taşıyorsan…

Bir esir kampında dahi olsan avunabiliyorsan geleceğe dair umutlarınla…

"Yaşamak" denildiğinde; şükredebilmen için yeterli gelebiliyorsa sağlıklı olupta söyleneni duyabiliyor olmak…

Bir hapishanedeysen mesela ve önünde varsa hala gökyüzünü görebilmek için en az yirmi yılın; ve sen yinede boyayabiliyorsan duvarlarını rengarenk…

Otuzlarında da olsan, bahçendeki elma ağacının ilk çiçeklerini verdiği günün sabahında; ona sarılıp ağlayabiliyorsan sevinçten…

Sevgilinin ellerini tutabilmek; senin olmayan birinle sevişmekten çok daha anlamlı gelebiliyorsa sana, hala bu zamanda…
Dünya malına satmıyorsan; alnı açık, başı dik gezebilmeyi…
Hayatinda, seni sadece yüreğin için seven kimsen olmasada; buna rağmen hala dopdoluysa bir ömre fazla gelecek denli sevgiyle kalbin…

Yeşil bir dalın filizlenirken kırılması gibi kırılsanda tek kelime etmeksizin çekip gittiğinde sevdiğin; gözlerinin içinden sana bakan çocuk her sabah gülümyorsa hala manasızca…

Oyunlardan en çok sekseği, tatlılardan muhallebiyi seviyor olmak utandırmıyorsa seni…

Tüm filikalar dolu da olsa, denizin ortasında az sonra batacak olan gemide; o güne kadar yaşamış olduğun için, mutlu olabilecek kadar dolu dolu yaşayabilecek bir ömür sürmekse gayretin…

Mutluluğun acı duymamak değil; bilakis acıların insana kattiğı değerleri görebiliyor olmakta olduğunu anlayabildiysen…

Yanında bir nefes kadar uzak olmaya dayanamadığın biri varsa ve onunla önündeki ekmeğe tuz ekip yerken; aynı sofrada üç kap yemeği biran evvel yiyip kalkmayı istediğin, biriyle olmaya yeğ tutuyorsan bunu…

Adi aklına geldiğinde; mesela yanlız başına bir film izlerken… elele olabilmeyi hayal ediyorsan onunla…

Sırf seni istedikleri için başkalarıyla olmaya yeğ tutuyorsan, onu beklemeyi…

Yargıladığın her kim ve her ne olursa olsun, gün olup benzer şartlarda kalıp daha ağırıyla yargılanabilecek olanın sen olabileceğini unutmadan yaşayabiliyorsan hayatını…

İyi olmak için değil; içinden geldiği için iyiysen…

Kötü giden bir günün herhangi bir yerinde; sevdiğin şarkıyı duymak ve gülümseyebilmek, sevdiğinin sesini duyduğunda kahkaha atabilmek, kendini tekrar mutlu hissedebilmek için yeterli geliyorsa sana…

Onu özlüyor ama yanında olamıyorsan; pencereni açıp gökyüzündeki aya yüzünü dönüp:" Onu da, aynı ayın ışığı aydınlatıyor, penceresini açıp o da göğe baktığında gördüğümüz şey aynı olacak" demekle yetinebiliyorsan…
Ona sarılamadiğin akşamlarda, hayal ettiğinde gülümseyen gözlerini görebiliyorsan sanki kanlı canlı yanındaymiş gibi; ve bu dahi içini ısıtabiliyorsa yokluğunda… yanındaymışcasına var kılabiliyorsa o an içinde hissettigin sıcaklik sevdiğini…

Ama yanlız, ama sevdiğinle fakat mutlaka; yağmur altında ve çıplak ayak kumsalda yürümek, paranın satın alabileceği en büyük eğlenceden daha keyif verici geliyorsa sana…

Bir bir basamakları inerken üzerinde takım elbisen; kaymak geliyorsa içinden trabzanlardan ve çekinmeden etrafından bunu yapabiliyorsan…

Ve bir aşk filmini izlerken engel olmuyorsan kendine, usul usul süzülebiliyorsa gözlerinden yaşlar ulu orta…

Hayat güzeldir…yalnızbaşına da olsan…
Hayat güzeldir…yüz yaşında da olsan…
Hayat güzeldir…güzellikleri görebilecek bir ruh taşıyorsan…

20 Nis

Dedim ya, ben deliyim…

 

 

Ben deliyim; Yorgun ve yalnız kaldırımlara misafirim… Gecenin gözleri her daim üzerimdedir. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem; Yüreğimi bir yerde bırakmışım, bıraktığım yerlerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez benim için… Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu bir yere gidiyorum. Kara bir tren gibiyim, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim. Ben deliyim; Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay’ım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım hep doğudan eser… Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı;
Ben deliyim; Benim mevsimim değişmez, kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan sadece çocukları severim, onları da büyüyünce terk ederim. Ben deliyim;
Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.
Ben deliyim… Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra hayallerimle beraber suya düşerim.
Ben deliyim; Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde…
Ben deliyim; Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım… Benim bana söylemediğim düşüncelerim vardır. Ben deliyim, ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim. Ben deliyim… Çizilmiş sınırları reddetmişim. Ölüm kurşun olup yağmış üstüme, ben öldürülmüşüm ama ölmemişim. Duygularım hep sansüre uğramış…Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr. Neye hüzünlendiğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin yeşili gitgide koyulaşır, tüm insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim… Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi… Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu…
Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim… Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından, sonra bir bidon gökkuşağına döküp yakarım gülü, külüyle birlikte zamana savrulurum. Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım…
Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim.
Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim… Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum. Kimisi tükürür, kimisi öper ya; tükürene mezar, öpene lalezâr olurum.
Ben deliyim… Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok… Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan…
Dedim ya,
ben deliyim…

Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim…
20 Nis

NEDEN KORKUYORUMKİ…








Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.