Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

08 Nis

Yorma yüreğini aşktan usanacaksın…..

 

 

Yağmurlar yetişmiyor bana gülüm… Damlalar denizimi örtmüyor. Soygunlara direnen yüreğimle sessizliğini nasıl da dinledim? Yargıların ayartılmayan duygularımla barışık olmadığını, söylesene nasıl anladın?

Hayatın kaygısını tahammülün beslediği anlarda boğdum korkularımı… Aşkın ritminde, uzaklık zamanın bahanesi olmuştu. O zaman büyüyen nice sevdalara eklendi yağmurunun haşmetli yangınları…

Bir vefa borcumuz var yağmura karşı… Ve yine hal hatır soracağımız bulutsu mevsimler var. Seni yağmurların hükümranlığında tanıdım. Taksitli sevgim olmadı hiç. Kiralık duygum olmadı.

İçinin yankısı içimin çağlayanına çarpmasaydı eğer, umursamaz tavırlarının sağanağında eriyip kaybolacağımdan korkacaktım. Şükür ki, yağmurların varlığıma güven veriyor.

Ucuz bedellerin intikamını peşin aldım yarından… Ve senin için göze aldım yaşamayı… Ucube korkular; yaşantımı desteklediğin sürece, yoksul dünyanın tarihsel boyutunda yokluğa karışacak. Aşkın yargısı, yüreğe hükümran olmaya görsün. Korkusuzluk sevgime tanıklık edecek. Yazlarımı yaralayan yağmurlar, şahitlik edecek yüreğimin dinmek bilmeyen alevlerine… Ve yağmurlar, güneşin bulutlan parçalamadığı günlerde, şimşeklerden seni soracak. Yağmuru unutmak mümkün mü? Gönlüne düşen şimşeklerden sor, dengesi bozulmuş ozanın, sevgi için nasıl yakardığını?

Korkulan gerçeğinde boğup, yaşamı çölleştirmediğin için ra ve sana hep vefalı kalacağım.

Sen yağmurun vefasından, ben gözlerinin ışığından bahsedeceğim. Umutlan, fark edişleri, sözün gücünü yazacağım bulutsu mevsim*lerin evrenimizdeki tanıklığına—
Abartmadığım güneşler süzülecek yenilgilerime… Ve sen sendelemeden yürüyüşümü görüp, yağmurun dilini öğreneceksin. Sevdiğin mevsimleri yazacaksın yeniden… Yarınlarını, beklentilerini, yüreğine izinsiz yerleşen duygunu haykıracaksın belki de… Kimbilir belki de yağmura kızacaksın? İstersen yorma yüreğini, aşktan usanacaksan…

Ama yağmura vefa borcumuz var. Sen yağmurlarla girdin hayallerime… İstersen içimdeki yankıya sor. Ve her sorunun cevabına dipnotlar düşür, unutulmayacak sözlerin hatırına… Gönlün kanıt aramadığı zamanı büyüt heyecanın köşelerinde…

İçimizin yitmeyen soyluluğuyla söylenmektedir gece… En güzel şiirlerini okur yıldızlar sabahlarına… Ve adı değişmez aşkın… Yeryüzün*de karalanmayan en ak hükümdür sana duyduğum. Dengeler güneşin; bulutların arasından yıldızlan selamlamasına izin verdi. Ve ben yazgıma şükrediyorum; zamanın yitik sesi yetmiyor çığlığıma…Bilirsin, aşka şerh düşmenin münasip olmadığını… Aşktan usanacaksan eğer, sakın yorma yüreğini…

Kalbin dirildiği yerde tanıdım seni… Sen benden de yürekliydin.. Şimdi bütün deliller aşka varıyor. Ve inan, aşka şerh düşülmüyor. Bu ozanı yüreğinden sürgün etmediğin İçin, ozanın yüreği ile ittifak ettiğin için çok şey borçluyum sana…

Yağmurlarla girdin hayallerime… Nisan yağmurlarıyla beslendi bu hikaye… İyi ki, yüreğimi uyutamadın.

Yorma yüreğini aşktan usanacaksın…..

__________________
08 Nis

Her Veda Çıktığı Kapıyı Açık Bırakır!

Her Veda Çıktığı Kapıyı Açık Bırakır!

Ayrılık, yarınların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine. Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık.

Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da.

Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur.

Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken… ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık.

Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına.

Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına.

Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır.

Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı.

Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa her veda şunu hep unutur; her aşk bir veda kapısından girer..

08 Nis

sen benim yaşam kaynağımsın bunu unutma…

 

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.