Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

06 Nis

Seni Anlatmak İstiyorum!..

Seni Anlatmak İstiyorum!..

]……………..Seni ben roman roman seni ben sayfa sayfa
]……………Seni ben satır satır anlatmak istiyorum….!
]…………Seni ben şarkılara name name inleyen
]………Seni ben mızraplara telden tele gezinen
]……Seni ben notalardan bir tatlı ses isteyen
]…Seni ben tane tane anlatmak istiyorum…!

]….Seni ben gonca güle; feryat eden bülbüle
]……Seni ben ceylanlara seni ben kekliklere
]……..Seni ben kardelene seni ben çiğdemlere
]……….Seni ben koku koku anlatmak istiyorum…!
]………….Seni ben akşamları gam yüklü kervanlara
]…………….Seni ben sevgisini bir pula satanlara
]………………Seni ben nefesinden, canından bıkanlara
]…………………Seni ben hayat hayat anlatmak istiyorum…!

]Seni ben siyahlardan başka rengi bilmeyen
]Seni ben yüreklere adam gibi girmeyen
]Seni ben sevdiğini Mecnun gibi sevmeyen
]Seni ben sevda sevda anlatmak istiyorum…!

]…………………………….Seni ben bir simidi ikiye bölmeyeni
]………………………..Seni ben bir nefeste kapıya gelmeyeni
]…………………….Seni ben sever iken kıymetler bilmeyeni
]………………….Seni ben adım adım anlatmak istiyorum…!
]……………..Seni ben yüreklere haramiler salanı
]……………Seni bence kalpten sevgi çalanı
]………..Seni ben sevdaları renkten renge koyanı
]Seni ben mavi mavi anlatmak istiyorum…!

]Seni ben deniz deniz seni ben dalga dalga
]Seni ben yağmur yağmur seni ben damla damla,
]Seni ben bu dünyada duyana duymayana,
]Seni ben ferman ferman anlatmak istiyorum

]……..Seni ben tarihlerden bir tarih yaratarak
]……….Seni ben damla damla avuçlara alarak
]………….Seni ben son menzile kah düşerek kalkarak
]…………….Seni ben nefes nefes anlatmak istiyorum…!
]……………….Anlatmak istiyorum seni ben bu dünyaya
]…………………Anlatmak istiyorum seni arş-ı aleme
]…………………….Bilmem ne zaman doğmuş doğacak olanlara
]………………………..Seni ben canım diye anlatmak istiyorum

06 Nis

Sevip ümit vermiştin bana

Sevip ümit vermiştin bana
Ben inanıp bağlanmıştım sana
Söz verip varmadınya bana
Yinede kızamıyorum sana

Hayellerimde hep sen vardın
Düşlerimden hiç çıkmazdın
Ben böyle hiç kandırılmadım
Yinede kızamıyorum sana

Sevginin özünü yaşadık bence
Aşkı tattım ilk kez seninle
Yüreğim yanmadı hiç böylesine
Yinede kızamıyorum sana

Ele varırken gözlerin yaşlıydı
Bitkin başın eğik yaslıydı
Belli yüreğin yaralıydı
Hakkım yok kızamam sana

Belliydi istemeden vardığın
Birilerince kandırıldığın
Kaderim deyip inandığın
Hakkım yok kızamam sana

Hatıralar ilaç oldu bana
Anıların tutuyor beni ayakta
Kader bu yazılmış alnımıza
Karşı gelemem kızamam

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 873×1200 ve 432KB ) Buraya Tıklayın

06 Nis

ACI ÇEKMEK ÖZGÜRLÜKSE, ÖZGÜRÜZ İKİMİZDE…

 

Genç mücahidlerimizden biri cihada gitmek üzereyken annesiyle vedalasıp

lık dilemek istedi

AnneSi: evladım eger senın ölüme gittiğini bilsem kesınlıkle senin gitmene

izin vermicektım ama kuranda gecen bakara süresındeki

”ALLAH YOLUNDA ŞEHİD OLANLARA ÖLÜ DEMEYİN ONLAR DİRİDİRLER

LAKİN SİZ SEZMESSINIZ”

ayeti hatırıma geldiği vakit senin memnuyetle gitmene izi veriyorum

dedi.yolun acık olsun oğlum ve son bişi daha söyleyeceğimm ,evladım

sözlün; sözlün ne olcak onun haberi yok ki senın gideceginden genç: hiç

birşey demeden göğsünü açıp henuz kurumamış kıpkırmızı bir gül cıkardı

ve annesine uzattı…

al anne: bunu ona ilet yeter ve ben sağ kaldıkça

bu kırmızı gül de solmayacak dedi.

"nasıl olur evladım" dedi annesi.

"olurmu hiç öyle bişey en fazla suda kalsa bile en fazla bir ay dayanır".

genç gene söze başladı

ANNE: SEN BAKARA SÜRESİNDEKİ AYETİ NE CABUK UNUTTUN

ŞEHİDLER ÖLMEZ DİYE DEMEK O GÜLDE SOLMAYACAK DEDİ
annesi.. baŞındaki yaşlılık yazmasıyla göz yaşını sildi "oğlum git git evladım

git"" RABBİM SENIN İÇİNDEKİ CEVHERİ EKSİK ETMESİN İNŞ RABBİM

senınle ve arkadaşlarınla olsun inş. yolun acık olsun" dedi.

daha sonra annesi o gülü genç mucahidin sözlüsüne verdi ve o genc in

sözlüsü ölünceye kadar evlenmedi ona sözlü kaldı..

neden mi?

Çunkü;
GÜL SOLMADİKİ……

__________________
ACI ÇEKMEK ÖZGÜRLÜKSE, ÖZGÜRÜZ İKİMİZDE…

06 Nis

Hadi şimdi duy beni,gel bana,ben senden gitmeden önce….

Madem ki yüreğinin sesini dinleyip gittin,o zaman özgürsün sevgilim..söz! zerre kadar kızmam sana..kaderimden arta kalan yarım yürekle ağlarım sana…isyanlarımı şehrine gönderirim seninde içini yaksın diye..sonra bir kartpostal olurum belirsiz adresinde,arada bir uğrarım sana..postacı da yanlış adrese göndericek değil ya..

Mademki yüreğinin sesini dinleyip terk ettin beni..o zaman git kal olduğun yerde..şişelerce dolusu sevgi şiirleri yollarım bende sana..yeni sevgilin bir korsan olucak değil ya,toplayamaz ya denizdeki şiirleri..o yüzden şiirin her mısrasına canımdan bir parça gönderiyorum.yüztane şişe içinde herşeyimi koyuyorum..malum yüzde yüz seninim ben…

Mademki yüreğinin sesini dinledin,o zaman birazda beni dinle..sen istesende,istemesende ben o yürekte ebedi misafirim..ölüceğin güne kadar ben hep orda olucam..belki diken olup acıtacağım seni,yada bir şarkı dinlediğinde göz yaşın,ama ne olursa olsun bir ben olucağım yüreğinde silip atamadığın..yıllar geçicek sen yüreğinden gelen sesi merak ediceksin..evleniceksin,çocuklu bir anne olucaksın..ama o ses kim olduğunu hep merak ediceksin..sorgulucaksın kendini..ve ses hep senin içinde bir çığlık olucak,taki bir ölüm gelipte,bir can alana kadar…

Sen yaşadıkça,bende ayakta durdukça, ben senin içindeki ses olucağım…çünki ben senin sessiz çığlığın,umutsuz bir şehrin kız kuleside bekleyen aşığıyım..

Hadi şimdi duy beni,gel bana,ben senden gitmeden önce….

06 Nis

.Öyle içimdesin ki…

…Öyle içimdesin ki…

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.

Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.

Neler yazmışım diye merakımdan.

Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
Mektup cebimde.
Cebim yüreğime yakın.
Yüreğim sende.
Sen yüreğime yakın.
Öyleyse mektup sende…

06 Nis

hayatı ..Kaçamak yaşıyoruz.Herşeyden ,bazen kendimizden bile kaçıyoruz

Kaçamak yaşıyoruz.Herşeyden ,bazen kendimizden bile kaçıyoruz.Duygularımızı
paylaşmak nedense zor geliyor bize.Kendimiz bile yaşayamıyoruz ki…Hep içimize
atıyoruz sevgileri,hüzünleri,mutlulukları. Bağırıp çağırıp hani derler ya
”bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi” ağlayamıyoruz bile.
Utanıyoruz…Kızgınlıklarımızı hep içimize atıyoruz. Aslında kendimize
kızıyoruz. Karşımızdakinin hiç suçu yok ‘’sadece o O’nun düşüncesi”
diyemiyoruz.Gördüğümüz her iyilik ve kötülüğün bizden kaynaklandığını
anlayamıyoruz.Volkanlar patlıyor içimizde söndüremiyor gözyaşlarımızı içimize
akıtıyoruz.

Görmüyoruz…kör değiliz sadece bakıyoruz.Çevremizdekileri sadece hareket eden
birer obje olarak değerlendiriyoruz.Doğan güneşin sıcaklığını ,rüzgarın
getirdiği okşamayı,kuş sesindeki canlılığı ve hayatı hep kaçırıyoruz.Ruhumuzu bi
yerlerde bıraktık ,bulamıyoruz…Çok hızlı gidiyor,dinlenemiyoruz.Herkes ama
herkes, herşey üstümüze üstümüze geliyor…Korkup kaçıyoruz.

Sevemiyoruz…Sevgilerimizin bile sebebi çıkar ilişkisine dayalı.Hep bir şeyler
bekliyoruz karşımızdakinden .Peki… Ne veriyoruz..?.Arkadaşlığı bile
beceremiyoruz.Bazan bir merhaba demek bile zor geliyor.”O bana dün selam
vermemişti ben neden vereyim” bile diyebiliyoruz.Aslında kendimizle
inatlaşyoruz.Egomuz daima üstün geliyor.Sebebini bilmiyoruz.

Düşünmüyoruz.geleceğimizi,geçmişimizi içinde bulunduğumuz anı bile
düşünmüyoruz.Hep gel geç ilişkilerde gözümüz.Hep başkası olmakta…Kendi
benliğimizi kaybettik.Tanımıyoruz içimizdeki beni.Ne istediğimizi ne
beklediğimizi bile bilmiyoruz.Kendimizden bile kaçıyoruz. Yüzleşemiyoruz
kendimizle…Eleştiride dozu kaçırmaktan korkmuyoruz ama kendimize yöneltilen
eleştirileri saldırı olarak algılıyoruz.Hayatın tüm yanlışları hep bizim
dışımızda…

Bir tebessümü bile çok görüyoruz karşımızdakine.Bilmiyoruz, aslında o çok
gördüğümüz tebessümün kendimize verdiğimiz en değerli hazine olduğunu…

Hayatta herşey size bağlı.Sen istersen dünya daha güzel.Sensin tüm güzellikleri
yansıtan. Diğer olan biten herşey sadece araç.Yani sen varsan herşey var.Kendini
tanımaktan geçiyor herşey.Bir tebessümle başlıyor güzellikler.Sabah yataktan
kalktığında aynada kendine tebessüm et ve Günaydın dileklerini ilet
kendine…Gözlerini kapat hayatın seslerini dinle.Yeni bir gün,her yeni gün
seninle birlikte var.Ruhun bir yerlerde seni bekliyor.Bul Onu. Hisset tüm
hissettiklerini.Bak nasıl değişecek hayat…

06 Nis

annemi verin..bana…..!!!



06 Nis

her şey bir garip bugün

her şey bir garip bugün
sen garip ben garip
kafesteki kuş,sofradaki aş garip
birşeyler var yolunda olmayan biliyorum
ama neee..?
sen mutlu ben umutlu
ama birşeyler var
bir korku var yüreğimde
ılık esen bu rüzgar içimi donduruyor
bir sessizlik var ikimizdede
fırtına öncesi gibi
umutluyum ama huzurlu değil
bugün yada yarın birşeyler olacak
biliyorum ve ayrılık gelecek
gel yanıma uzan diyorsun
oysa ben yanına ölmek istercesine
kalmak istiyorum
saçında bir tel yüzünde bir ben
ve kendimde bir sen olmak istercesine ölmek istiyorum
mutlu bir ölüm yok derdi şaiir
şu anda ölmek yani ellerim sarılmışken bedenine
ve yüzün göğsümde uzanmışken sen
saclarını koklayarak
ve o can alıcı gözlerine bakarak ölmek
mutlu bir ölüm varmış be şaiir
demek istiyorum.
sen dışında ben içimde tir tir titriyoruz.
ürkek bir güvercin edası var titreyişinde
sende yasağa batmış bir düşün korkusu..
bende beş yaşındaki bir çocuğun,
annesinin terkine uğrama korkusunun titrekliği….

06 Nis

’sen benim için birtanelerin, en birtanesisin’.

Ayet gibi indirilmiş sözler biriktirmek istiyorum, seni her düşündüğümde
Geceleri dalga dalga duvarlarıma vuran, içime dolan her yansımanda
Başka hiçbir söze benzemeyen, hiçbir kitaba yakışmayan sözcüklerce
Tek bizim masalımıza dokunur, hiç indirilmemiş kelimeler istiyorum.

Katran karası günahkar bir gecede yaktığın mum ışıklarının yansımasını gönderir gözlerin ülkeme. Yasak yollarının bütün kara parçalarında istikametin yazılıdır oysa. Bedenimi çepeçevre istila eden kuşatmalarını yararak darmadağın ederim sınırlarımı. Aşk ki, gidilmez bir ülkedir ve ben en çok o gidilemez yollarına yönelirim sözlerin aklıma düşünce.
Bir hayalin valsıyla, ödenemeyecek nice bedellerin ağırlığı altında ezilirken ben o hayale adım attığımı bilirim de, sana yürüyemem. Kavuşmanın vaat edildiği tüm buluşmalarda her öykünün kahramanı olmayı dileyen ben, ne tuhaf ki kendi öykümü yazmayı unuturum. Yüreğim sevmelere sabıkalı, gönlüm zindanlarda çürümekteyken, bana kesilecek her cezaya direnmem de sırf senin içindir.
Ben ki, sevince kıyametlere kuşanırdım sevdalarımı. Ben ki, ışığa çıkan her yolun sonunda karanlıkları çalarak dönerdim geriye. Varlığıma ilişkin tek direniş aşkı bekleyişti ve bu tanıdık finalde bir kez kaybettim. Bildiğim bütün yıldızlar utangaç, yürüdüğüm kainat günahkardı. Bu yüzden seni biriktirdim günün birinde harcamak için. Sırf bu yüzden aşkı topladım yıldızlardan sana sunmak için.
Kırıktık, gücenmiştik ve ara ara üşüyorduk. Bütün yanılgılarımız, bütün yanılgılardan çıkardığımız avuntularımız simsiyahtı ve biz aydınlık kalan yüreğimizle birbirimize sevda şiirleri yazıyorduk. Sonra bir masal uydurduk bu öyküye. Her öykünün masalı olurdu da, her masalın bir öyküsü olamaz mıydı? . Verdiğimiz, verebileceğimiz en umutsuz çabaların gündönümünde kadehlere sarıldık. Kırıktık, içliydik, ama onurluyduk. Yazılmasa kimselerin bilmeyeceği bir oyunda rol almıştık ve sonuna kadar da oynamalıydık.
Aşk, yosun kokan, toprak kokan bir gezegenden dolmuştu ışığın yüreğine. Kendi doğasına isyankar, kendi labirentine yabancı, kendi tarzına inkar düşmekti bu ve aldırmasalar da olurdu. Minicik kavgalar için nedenler bulmak, o kavgaların çözümlerinde yine birbirlerini tanımak için kapışmaktı savaşmak. Her kavganın sonunda birbirini daha çok seven, birbirini daha çok özleyen iki kahraman oluyorlardı.
Kızılca kıyametlerin koptuğu bir yerkürede anlatılacak, paylaşılacak nedenler çoktu. Bir resim çizer gibi, bir resme tapar gibi eğreti dolunaylarda tuvaller aydınlanıyordu mum ışığıyla. Denizler geceleri daha dingin, ancak gündüzler daha asi tutuyordu kendi kabında. Yüzyıllardır hiç değişmemiş, hiç değiştirilememiş bir aşkın yüksek sahnesinde gökkubbe alabildiğine yakın duruyor, karanlık bir sahnede deniz kızı bir damla su için çırpınıyordu. Gidenin gelmesini dilemek, gelenin kalmasını istemek zordu. Bu dünyayı terk edenlerin arkalarında bıraktıkları hoş bir seda’nın dudak bükümlerinde huzur parmağındaki yüzüğü çıkarmadıkça, yüreğin vurgunları da hiç dinmeyecekti.
Çoğul mutlulukların aşkla dönen girdaplarında, hücre cezası bitmemiş sevdalarım sorguluyordu sürekli beni. Dirençlere asılan umutsuzluğum, can alıcı sorulara saklanır da çıkmayı beceremezdi kendi kabuğundan. Sürekli yakınır, sürekli yoktan var oluşun rengini arardık ömür saraylarımızda. Oysa, yaşamın basit hileleri de vardır. Bir bakışta rafine olduğunu da anlayamazsın. Onlarda, yani o hilelerde vaatler vardır, yüzeysel. Kişi, en görkemli gerçeğe yakın durur, ancak dokunamaz, keşke’ler gibi.
Bir çiçeğin üstüne saraylar kurmak, diğer bir çiçeği onurlandırmaz asla. Bu yüzden gönlümdeki çiçeğe hep sevdayla bakarım, bu yüzden kuşkularla bakılırım ben. Farklı iklimlerde, ancak hareketli yaşam sahnelerinde kelebeklerin figürleri kendi üstünde korkular yaşatır. Ve o kelebekler gözlerini bırakır her mevsim sonu yüreğime. Yaşanan her sevdanın sonunda da yarım kalmış şiirler, yarım kalmış aşklardır geriye kalanlar.
Sevdanın zamansızlığına yürürken gölgeler bırakmaz peşini. O gölgeler ki, en çok öne geçmeyi arzular. Seven iki yüreğe gülücüğünü sunmak için zamanla yarışa tutuşurlar. Dilindeki soruları anlayamaz seven. Niye, niçin, neden diye sorulmaları bekler, ancak yanıtsız kalan sorulardır, yanıtı olmayan sorulardır geriye kalan. Bu kendi gölgesini kovalayan, kendi duruşunu arayan şiirlerin karmakarışık duruşlarında ne gariptir ki, bu karışıklıkları bile sevebiliyor insan.
Koluna taktığın, duvarlarına astığın tüm saatler sevdaya ve aşk’a ilerlerken ben gözlerinin yüzyıllarında ruhunu arıyordum. İçinden geçtiğim tüm savaşlarda, vurulduğum, paralandığım tüm alanlarda yüreğimi bıraktım. Tarihin sayfalarından bugünlere gelen tek gerçek, ne kadar seversen sev, asla sevdiğini söylememekti. Çünkü, sevgiyi besleyen, sevgiyi ölümsüzleştiren tek gerçek mantıktı. Ben yüzünün coğrafyalarında sensiz, ben yüreğinin iklimlerinde yersiz yurtsuz, ben aşkının duldalarında beceriksiz kalmışsam kır kolundaki saatleri, at denizlere duvardaki geleceğe kurulu zaman dişlilerini. Çünkü, sevmek için dokunmak zorunda değilsin. Çünkü bir tanem, ’sen benim için birtanelerin, en birtanesisin’.

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.