Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

KARYAZCA

22 Nis

BİN RENK MAVİ ….

 

BİN RENK MAVİ

 

Ay mavi, deniz mavi, sofradaki tuz mavi,
Balıklar mavi, çakıllar mavi, nem kokan kekikler mavi.
Martı mavi, kuş mavi, tenine dokunduğum kayalar mavi.
Mavi öpücüklü yıldızlar, serin yosunlar mavi.
Elim mavi, kalbim mavi, bulutların gülüşü mavi.
Güvertedeki koku, yelkendeki rüzgar, içimdeki düş, rakıdaki buz mavi.

 

Akdeniz yelkenlilerinin güverteleri diğer teknelere oranla büyük olurlar.
O kabına sığmaz Akdeniz ruhu, rahatça dinlensin diye. O öyle bir ruh ki, güneşle sersemlemek, denizle sarhoş olmak, yeşille sevişmek ister.
Ve her gece içindeki med-cezir yatışsın diye, işveli yıldızların altında uyur teknelerde.
Denizle kum konuşurken, kimseye borcu olamayan, dağlardaki, o başı boş berduşlar, o dağınık saçlı yeşiller, otlar nöbetedir bu fiskos sırasında.
Koylarda, harabelerin gün görmüş, kadirşinas, evvel zaman taşları, sonsuzlukta bir mavi mola veren her yeni konuğa, saygıda kusur etmemeyi bilmektedir.
Bu arada, tenleri gümüş balıklar, hani SUSMANIN SIRRINA ERMİŞ, sırtlarına atılan misinalara kahramanca boyu eğmesini bilen o bilge yaratıklar, dip kayalıklarda oradan oraya koşuşup, insanların gönlünü hoş tutacak tuzaklar örmektedir.
Çoğu mahsustan yakalamaktadır misinalarınıza, zıpkınlarınıza, bilesiniz. Bu cömert kıyıların deniz dibi sahipleri vermenin en yüce gönüllülük ve beklide en büyük haz olduğunu genlerine yazılmış şifrelerden bilmektedir.
Boşuna mı şarkıların balıkları anlatması. Kusturica’nın Arizona Rüyası filminin o ünlü şarkısında dediği gibi “ Fish doesn’t think, fish knows everything” ( Balık düşünmez , her şeyi bilir.)

 

Bu yüzden her Akdeniz mavi yolcusu , deniz, güneş, yıldız, yosun, balık, ay, ve doğayla bütünleşirken bu alış verişin sırrına erip de döner.
Kendiyle, evrenle ve yaşamla barışır.
Sonra mı? Bar sayfa açılır hayat ikliminde; baştan başa mavi. Bir mavi güzellikten ibaret.
Sonrası, alabildiğine sevinç sevinç, kahkaha ve yekpare başı dönmüş bir mutluluk… VE ÖZGÜRLÜK.

 

alıntı..

22 Nis

LABİRENT HAYATLAR

Hayat bir labirent gibidir ya içinde kaybolursunuz ya da başladığınız noktaya geri dönersiniz.
demethra 20 yaşındaydı daha yeni işe başlamış ve bu konuda çeşitli başarılara imza atmıştı.Çocukken annesi onu çok döverdi bu yüzden o ne zaman bir sokak çocuğunu birileri döverken görürse çekip alır bir güzel karnını doyurur bol bol eğlendirir bir yığın oyuncak ve kıyafet alarak onu bildiği bir hayır kurumuna götürürdü.Bir şeyler almaktan çok bir şeyler vermekten hoşlanırdı.Oldulça iyi kalpliydi merhamet onun kalbini bir örümcek ağı gibi sarmıştı son zamanlarda kendini işine vermiş olmalıydı ki bayağı çocuklarla ilgilenemedi.Sonra kalbi taşlaştı ve aynı yeni dökülmüş beton gibi zamanla duyarsızlaşmıştı.Sonunda artık para hırsı onun da gözlerini boyamıştı.zamansız esen bir rüzgaronu almış götürmüştü.
Bir gün bir çocuk gördü ağlıyormuydu bilinmez işte o zaman onun o taş gibi kalbi yumuşadı ve gidip onun bir güzel karnını doyurdu bol bol eğlendirdi bir yığın oyuncak ve kıyafet aldı onu bildiği bir hayır kurumu yerine kendi oğluymuş gibi yetiştirmeye başladı ve sonunda anladı ki o labirentin içinde kaybolmadan çıkmayı başarmıştı.Onu bu kadar değiştiren şey kalbinin içinde daha çürümemiş olan merhamet ve bir damla gözyaşıydı.Unutmayalım mutluluk,merhamet gibi duygular siz onu içinizde bulundurduğuz sürece elinizdedir eğer bulundurmazsanız hayatın eline geçer ve size türlü türlü oyunlarını gösterir siz istesenizde istemesenizde o oyunun içinde kaybolursuz ta ki onu açacak bir damla gözyaşı ve bir gram sevgiyi kalbinizde bulundurana kadar.

22 Nis

Dikkat, lütfen dikkat, artık güvercinleri bile vuruyorlar”!

GÜVERCİNLERİ BİLE VURURLAR

Yüreğimin orta yerinde kocaman bir taş. Artık yürüyemiyorum, nefes alamıyorum, taşıyamıyorum. İsyan kültüründen nasibini almadan büyüyen ben, politik ortamlardan bilinçli olarak uzak tutulan kuşağın parçası ben, içimde magma gibi kaynayan isyan çığlıklarına yol aramaktayım.

Kendimi nasıl da utanç içinde hissediyorum, sustuğum, karşı çıkmadığım, karşı çıkmasını öğrenemediğim bir hayatın, bir düzenin parçası olduğum için… Şimdilerde yüzüme bir tokat gibi çarpıyor gittikçe karanlıklaşan dünya, çölleşen iklimler, iki yüzlülük, sahtekârlık, yalnızlık…

Güven duygumu yitirdim. Geleceğe olan inancımı yitirdim. Güzel insanların insafsızca yok edilmesi, iyilerin doğruların itilip kakılması, sayıca az olanların, zayıfların üzerinde güç sahibi, iktidar sahibi olunması, onların ezilmesi artık canıma tak etti. Ciğerimin yandığını hissediyorum. Var olmanın, var olmaya devam etmenin bir anlamını arar oldum. Dedim ya, gücüm yetmiyor dışarıda olup bitenleri değiştirmeye. İçimdeki isyan yüreğimi yakıyor. Gözyaşlarım boğazımda binlerce düğümden geçerek hem yüreğime akıyor hem yanaklarıma. Ne yazık ki ne yüreğimin ateşini söndürmeye yetiyor ne de gideni geri getirmeye…

Anlayamıyorum bir türlü yok etme, sindirme, intikam alma zihniyetini. Nedir alınıp verilemeyen? Nedir insanları kardeşçe yaşamaktan alıkoyan? Binlerce neden, niçin? Kendimi de sorumlu hissediyorum, yitirdiğimiz anlamlı her şey için…

Ne zaman bir çocuğun masum bir çift gözüyle karşılaşsam utanıyorum bıraktığımız mirasa, umut arayan gözlerine bir yanıt bulmak için düşünüyorum, düşünüyorum, bulamıyorum.
Onlara haykırmak istiyorum, korumak adına:
Dikkat, lütfen dikkat, artık güvercinleri bile vuruyorlar”!

22 Nis

Sevdiklerinizin Dikeni Batarmı Kalbe?

Sevdiklerinizin Dikeni Batarmı Kalbe?

dün parmağıma ve hala gülümseyerek bakıyorum parmağımdaki sıyrıga…

Kızmadım…çünkü gülün dikeni batmadan önce şükretmiştim;
"Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmışsın" demiştim. Kızamadım çünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme çkmiştim, bakmaya kıyamamış dokusuna hayran kalmıştım, çünkü batmadan önce yüreğime koymuş onu sevmiştim…dikenini unutmuşmuydum? unutmuşmuydum dikeni..unutmuştum işte…

acıtmamyayım diye dokunmaya çekindiğim gül, ince ve derin bir yara açmıştı parmagıma… gülümsedim yarayada…süzülen iki damla kanad… çünkü o yarayı açan bakmaya kıyamadığım o güldü…

Sevdiklerimizin yüreğimizde açtıkları yaralarda aslında o gülün açtığı yara gibi değilmiydi…
İnce ve derin bir yara..aslında çok önemsiz gibi görünse de her kımıldıyışımızda yüreğimizi inceden sılatan yara…Ama dostlarınız o yarayı açmadan önce siz muhabbet dolu kokularını sineye çekmiştiniz..zamanı, mekanı ve kalbinizi kaylaşmiştiniz..yarayı açmadan önce siz onları kalbinize koymuştunuz…kızabilirmiydiniz..kızamazdınız elbet…

Sevdiklerimizin açtıkları yaralarda o gülün açtığı yara gibi ince ve derin…ama yarimiz yarayı açmadan önce biz şükretmiştik, kokusunu sinemize çekmiş, bakmaya kıyamamıştık..dikenini unutmuşmuyduk…unutmuştuk tabi…Ama biz gülümsemeliyiz yaraya…belki süzülen iki damla kanamada.. gülümsemeliyiz işte…
Çünkü o yarayı açmadan önce biz onu kalbimize koymuştuk ve sevmiştik

22 Nis

AFFETMEK VE UNUTMAK İYİ İNSANLARIN İNTİKAMIDIR..

İki tip insanın mutsuzluğa mahkum olacağı belirtiliyor. Birincisi, mutluluğunu gelecekte yaşayacaklarına endeksleyen insanlardır. Bu insanlar mutlu olabilmek için sürekli olarak bir takım şartların yerine gelmesini beklerler. Farkında olmadan yaşamı ertelerler. Mutluluklarını şartlara bağlamışlardır. Adeta gelecekleri bugünlerine ipotek koymuştur.

Mutluluğumuzu engelleyecek olan şey, ancak beklentilerimizin doyumuna ulaştıktan sonra mutlu olabileceğimize inanmaktır.

İkincisi, geçmişte yaşayanlardır. Geçmişte yaşadıkları bir dönem veya olayın sorgulamalarıyla günlerini geçirirler. Kafalarından geçen düşünceler, geçmişe yönelik “eğer”ler ve “keşke”lerle başlıyordur. Eskinin muhasebesinin içinde boğulurlar. Kendilerine acıma eğilimleri vardır. Kaderleriyle uğraşırlar. Şansızlıklarını anlatır veya uğradıkları bir haksızlığın hayatlarına nasıl bedeller getirdiğine yakınarak yaşarlar. Bu tip insanlar geçmişte yaşadıkları için bugünü ıskalarlar. Mutluluk ise yaşanılan andadır. Geçmişten çıkıp bugüne gelemeyenler için mutluluk yaşanabilir bir duygu olamaz.

Geçmiş yüklerle doludur. Herbirimizin yükü bir diğerinden farklıdır.

Kimimiz eşine, kimimiz bir arkadaşına, kimimiz bir akrabasına kırgın.

Kimimizin yükü, işyerinde yaşadığımız güç savaşlarına bağlı sürtüşmelerden doğar. Birisine kızmışızdır. İlişkimiz gergindir. Kafamızda bu kişiyle verdiğimiz savaş enerjimizden çalar. Kafamızdaki savaş için strateji üretmeye çalışmaktan verimliliğimizi kaybederiz.

Kimimizin yükü yaşadığı bir ilişkidir. İlişki çoktan bitmiştir. Verdiğimiz emeğin, yaptığımız sevgi yatırımının haksızlığa uğradığını düşünmüşüzdür. Kırgın ve öfkeliyizdir. Bu yaşantımızın izleri daha sonraki ilişkilerimizde de kendini hissettirir.

Kimimize çocukluğumuzda alamadığımız sevgi, yük olmuştur. Ebeveynlerimiz tarafından seçilmediğimizi düşünmüşüzdür. Hatta bu yükün etkisiyle bugünümüzde seçilmek ve sevilmek için o kadar çok çaba vermeye kalkışırız ki, sevmeyi unutan sevilme uğraşında biri olur çıkarız.

Yükle yaşayan insanlar yorulurlar. Genel bir hoşgörü kaybı oluşmaya başlar. Niye olduğunu da bilemeyiz. Hırçınlaşmaya başlarız. Kendi yakınımızda aslında hiçbir problemimiz olmayacak sevdiğimiz insanlara karşı toleranssız davranmaya başlar hatta onları yok yere kırar sonrada üzülürüz.

Yaşantımızın bir sonraki perdesinin bir öncekinin gölgesinde yaşanmasını istemiyorsak, yaşadığımız her ilişkiye hakkını vermek istiyorsak mutlaka bu yüklerden kurtulmamız gerekir.

Şimdi bu bölüme dikkat edin;

1. Mutlu olabilmeniz, bugününüzü yaşayabilmenize bağlıdır.
2. Bugününüzü yaşayabilmek ise üzerinizdeki yüklerden kurtulmanıza bağlıdır,
3. Üzerinizdeki yüklerden kurtulmanız, onları affetmenize bağlıdır.

Bu hafta sonu herkesi affedin, kendiniz dahil!

Hesabınızı bitirin onlarla. Onların da, sizin de, insani zaafları olabileceğini görün. Onlarla paylaştıklarınızın içinde hoşluklar olduğunu da hatırlayın. Yaşadığınız en kötü deneyimin dahi sizi güçlendiren izler bıraktığını bilin. Affettikleriniz içinde mutlaka kendiniz de olmalısınız bunu da sakın atlamayın.

Affettikçe hafifleyeceksiniz. Hırslardan ve kavgalardan arınmaya başlayacaksınız. Enerjinizi kendiniz için verimli alanlara kullanabilecek ve başarılarınızın arttığını göreceksiniz.

Affetmek ruhu temizler. Herkesin ihtiyacı var buna… Bir kez düşünün…

22 Nis

Arkadaş Sevgili

Arkadaş Sevgili
İnsan bazen arkadaşlarına sevgili gibi davranıyor. Sahipleniyor, kıskanıyor ama gırtlağına çökmeden.
Tatlı tatlı flört ediyor ama sınırları aşmadan. Birlikte gülmekten ölüyor, çok ama çok eğleniyor,
dağıtıyor, yerlere düşüyor, gecenin cılkını çıkartıyor ama o arkadaş ya, sevgili değil ya, hiç sorun
olmuyor. Her şeyi konuşuyorlar, pek fazla sansür uygulamıyor, sürekli anlatıyorlar, fazlasıyla
ilgili oluyor; kulaklarını kocaman kocaman açıp, dinliyor. En önemlisi de büyük bir coşkuyla sonsuza
kadar yapılan işler üzerine konuşabiliyorlar, çünkü iş paylaşılabiliyor, birlikte benzer işler
üretiliyor. Müthiş bir keyifle dedikodu yapabiliyor, hatta kendi karısını, kocasını, sevgilisini
bile çekiştirebiliyor. Arkadaşlık, bu açıdan insanın hayatını idame ettirebilmesi için büyük
bir avantaj oluyor.

Ama insan sevgilisine her zaman arkadaş gibi davranamıyor. Bir kere, eleştiriler, haliyle
bu kadar net dile getirilemiyor. Sevgiliyle bir arkadaşla konuşulduğu gibi her
zaman rahat da konuşulamıyor. Tehlikeli sularda dolaşmaktan kaçınmak gerekiyor.
Çünkü sonuçları var bunun, bedelleri var bunun, ödemek gerekiyor, burnundan fitil
fitil getirebilir, dikkatli olmak gerekir, çünkü sevgililik onuru yaralanıyor.
İnsan, sevgiliyken, evliyken çok daha hassaslaşıyor. En küçük şeye
bile ”Bana bunu nasıl yapar?” oluyor. Oysa arkadaşının kaldırabileceği sınırlar
çok daha geniş. İnsan her zaman sevgiliyi dinlemek de istemiyor, tüm gün başka
insanları dinlemiş olduğundan yorulmuş oluyor, gına gelmiş oluyor. Ya da karşındaki
seni dinlemek istemiyor. Eve bir sessizlik çöküyor, ”Tetiği ilk kim çekecek?” diye
gergin bir bekleyişe giriliyor. Bir de tabii sevgiliyle ya da kocayla sabahlara kadar
zıplanıp eğlenilemiyor. Kalabalık içinde işin içine başkalarının ne düşüneceği
girdiğinden gerilim artıyor, ”biz”i düşünmekten ”ben” karam bole gidiyor.

Sevgiliyle başka bir koza yaratılıyor, o koza içine giriliyor, hiç itirazım yok, o
da güzel ama ayrı kategorilerdeki ilişkiler gibi sanki: Arkadaş olunca başka şeyler
paylaşılıyor, sevgili ya da evli olunca başka şeyler paylaşılıyor. Bana en iyisi, en
güzeli bu iki kategoriyi birleştirebilmek gibi geliyor. Bunun ideal bir şey olduğunu
düşünüyorum: Arkadaş-sevgili olabilmek. Hem arkadaşın hem sevgilin gibi olabileceğin
biri, hem arkadaşlığı hem sevgililiği paylaşabileceğin biriyle üretmek, gülmek, ağlamak,
konuşmak, çekiştirmek çok daha heyecan verici geliyor. Kolay bir şeyden söz etmiyorum
tabii. Arkadaş gibi zamanı geldiğinde geri çekilebilmek, uygun düştüğünde de sevgili
gibi saldırabilmek, bu iki rolü birbirine karıştırmadan oynayabilmek her baba yiğidin
harcı değil. Ama yapabilenler de yok değil. Yapabilenler mutluluğu ve güzellikleri
yakalayabiliyorlar

alıntı…

22 Nis

MUTLULUK REÇETESİ”&&&&&”oldukça anlamlı


mutluluk reçetesi

ucuz araba kullan ama alabileceğin en güzel evi al…

sevincini sakın erteleme…

eşini çok iyi seç..
çünkü bu seçim; mutluluğunun ya da mutsuzluğunun %90′nın oluşturacak..

her gün 30 dk yürüyüş yap..

bir arkadaşının sırrını açıklamadan önce İKİ KERE DÜŞÜN..

KAYBEDECEK BİR ŞEYİ OLMAYAN İNSANLARDAN KORK..!!

gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur..

kendini ve başkalarını AFFETMESİNİ bil..

biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma..

her gün 6 bardak su içmeyi unutma..

seni seven insanları koru..

KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN HİÇBİRŞEYİ BAŞKASINA YAPMA..

başarıya, iç huzura kavuştuğun,
sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanları değerlendir..

ebeveynini..eşini..çocuklarını eleştireceğin zaman; dilini ısır..

sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren..

CESARETLİ OL..!! yaşamına geri dönüp baktığında yaptıkların için değil..
YAPAMADIKLARIN için üzüleceksin…

çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme..!!!!

22 Nis

HAYAT HAKKINDA…!!

kendimce yıllardır hayat hakkında bulduğum bu sözleri biriktirdim..bir anlamda onları benimsedim..
ve şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum
sen hayata gülümse ki..
o da sana gülümsesin..!!

kendini aşan herkes yarışın birincisidir..

özgürlük içindeki duvarlarda gizlidir..

kendisi ile barışık olmayan.. herkese darılır..

herkes kendi uçurumlarının derinliğine inanır..

yaşınız çok geçmeden.. hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin..

ideallerimiz çoğunlukla bize değil.. yaşımıza aittir..

yalnız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur..

köyün ortasındaki vadi; köyü ayırır mı.. birleştirir mi..??

bir tartışmaya bütün sözlerinizi söylemiş kadar sakin başlarsanız.. bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar..

düşünmeye zaman ayırırsan.. zaman kazanmış olursun..

birini değiştirmek istiyorsan; bu fikrini değiştirerek.. KENDİNDEN başla..!!!
İNSANLARI SEVİN.. buna ihtiyacınız var..

bazı şeyler nedensizde güzeldir..
neden aradığınız zaman bulursunuz ama.. güzelliğini yitirirsiniz..

insanları yaşatmak.. onalrı sevmekle olur..

her yaş; bazı şeyler sadece o yaşta yapılabildiği için güzeldir..!!

herşey hakkında yargı sahibi olan.. herkesi kendine YARGIÇ yapar..!!

bildiğim en iyi şey.. zamanla öğreneceğimdir..!!

NEFRET ETMEK; KENDİNİZİ ASLA UNUTMAMAYA MAHKUM ETMEKTİR..!!

bir insana sonuna kadar güvenirsen.. onun İNSAN olduğunu unutursun..!!

İNSAN; parayla ölçülebilen tüm değerlerini yitirdiğinde geriye kalandır..
alıntı..

22 Nis

hayata dair resimli güzel sözler…

 

alıntı ..

21 Nis

Herşey herkes çekip gitti… Bir yazılarım kaldı bana benden hatıra

Bir iç savaş aslında bu… Bırakıp gitmişin üstüne koskoca bir hayat kurduğun insanı… Yarı yolda bırakmışın belkide. Kim bilir?.. Adına karalar çalmışın zaman zaman. Kimi zamanda kendine yenilip Seviyorum çığlıkları atmışın… Belki de verdiğin sevginin karşılığında tercih konusu olup tercih bile edilmemişin…
Ama yine de sevmişin değil mi? Kendine yenilmişin boşluklarda… Ama bu adaletin kararıyla ve iç savaşlarınla gitmişin… Her zorluğa katlanmak üzere… Herşeye rağmen gitmişin…
O ise hatalarının arkasına sığınıp bir aciz gibi sadece ‘Seni Seviyorum’ lar la mücadele etmiştir… O da bir iç savaşın eşiğinde aslında… Sevmek mi? Alışkanlık mı? Sevmeyi alışkanlıklarının arasında kaybedip gitmiş bir insan örneği aslında böyle mücadele eden… Bu sevgiye el sallamış biri o timsah gözyaşlarının ardında….
Aslında sevmemiş o seni… Senin sevginin yanında hiç kalmış o…
Sevmek fedakarlıklarla dolu bir Okyanus! Peki şimdi ‘Seni Seviyorum’ demek mi fedakarlık soruyorum sizlere? Gidenin arkasında el sallamak mı fedakarlık? Hata yaptıktan sonra kendisinden utanması mı fedakarlık? Yoksa sevdiğini tercih konusu yapıpta tercih bile etmemek mi?
Aslında bu sevginin içinde yaşarken bir çok şeyi görebiliyoruz… Ama konduramıyoruz…
Konduramadığımız içinde sonucu aşağıdaki gibi oluyor…
O çok sevdiğim yazımdan bir bukle…

Belki de sonu gelmeyen ve bizleri çok inciten hatalar… İşte iş burada başlıyor…
Şimdi gözyaşlar içe akmakta… Can en son haliyle acımakta… Mevsim sonbahar…
”Sen sevgmin soğukkanlı katili… Akan kanımın zanlısı… Sen bu ömrün gelmiş geçmiş en büyük hatası… Sevgimin en kirletilmiş hali… Sen kokuyor şimdi bu yürek… Midem bulanıyor… Her hücreme yayılmış olan seni akıtıyorum dışarı… Devir daim yapıyorum saniyelerde seni… Yüreğim pis kokuyor… Bir nefret var içinde… Bir acı var can yakıyor…”
Herşey herkes çekip gitti… Bir yazılarım kaldı bana benden hatıra… Senli olanlar halkalı çöplüğünde… oraya da yakışmıyorsun ya neyse…. Bir martının kanadındasın… Yazık zehirlenecek hayvan. Bilmiyor kimi gagasında taşıdığını…
Sen nefretimdeki son dalga… Sen içimdeki son acı… Birazdan bir ambulans gelecek kapıya… ve o bendeki seni alacak… Paramparça… Kan içinde… Her yeri delik deşik… Bense kanter içinde…

Sayfalar : 1 2 3 4 5 [6] 7 8 9 10 11 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.