Mükemmel Sistemler
Bugün düşündüm de, en ufak parçacıktan, en büyük galaksi sistemine kadar çok girift ve mükemmel yaratılmış bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bugün bu sistemi kabuklar halinde en büyüğünden en küçüğüne kadar hayal etmeyi denedim ve detaylarda adeta kayboldum. Yüzbinlerce yıldız ve yıldız sisteminden oluşan herhangi bir galaksi düşünün, burada herşeyin yolunda gidip düzenin sağlanması için Allah her saniye her gökcisminin hangi pozisyonda olacağını belirlemiş olmasa, o sistemin varlığını devam ettirmesi kesinlikle imkansız. O sistemdeki bir alt sistem olan güneş sisteminde, dünya gezegeninde, bir kıtada, bir ülkede, bir şehirde, bir sokakta bir insanım ve elime bakıyorum. Elim dokulardan oluşuyor, hepsi mükemmel bir sistem olan hücreler bu dokuları oluşturuyor ve her hücre kendi içinde her işini görebilen bir şehir gibi. Bu hücrelerin içindeki organellerin hepsi mükemmel ve ben buraya kadar saydığım hiçbirşeye etki edecek, sözümü dinletecek güce sahip değilim. Dahası da var, atomlar, elektronlar…
Elektronun hem parça, hem de dalga özelliği gösterdiğini biliyor muydunuz? Bu durum, bilim dünyasında ilk ortaya çıktığında büyük bir kargaşa yaratmıştı.
Kuramsal Fizik Profesörü Richard P. Feynman’ın sözlerine dikkat çekmek istiyorum:
“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna “kuantum mekaniksel bir davranış biçimi” diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir… Bir atom, bir yayın ucuna asılmış, sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de “acayiptir”, ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden farklıdır.” (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150)
Bilim adamları, elektronların bu hareketini hiçbir şekilde açıklayamadıkları için, buna yeni bir isim takmışlardır: “Kuantum Mekaniksel Hareket”.
Bu noktada görülen mükemmelliği, yine Profesör Feynman, “… kendinize sürekli ‘Ama bu nasıl olabilir?’ diye sormayın; çünkü çabanız boşunadır; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor ” sözleriyle dile getirmektedir. (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 151)
Ancak, Feynman’ın bahsettiği “çıkmaz sokak”, aslında ‘çıkmaz’ değildir. Burada bazılarının bir türlü işin içinden çıkamamalarının sebebi, ortadaki açık delillere rağmen, bu olağanüstü sistemleri ve dengeleri, üstün bir Yaratıcı’nın var ettiği gerçeğini kabul edememeleridir.
Halbuki durum son derece açıktır.
Sizce bunca girift sistem, kompleks yapı bir tesadüf sonucu ortaya çıkmış olabilir mi? Hayır olamaz ve olmadı da. Zira karmaşa sadece yıkım ortaya getirir, yapıcı bir yönü yoktur.
Allah evreni yoktan var etmiş, kusursuz dengelere dayalı ve örneksiz olarak yaratmıştır. İçinden bir türlü çıkamadıkları, kavrayamadıkları, bazı bilim adamlarının her fırsatta “Ama bu nasıl olabilir?” diye kendi kendilerine sordukları sorunun cevabı; her şeyin Yaratıcısı’nın Allah olduğu ve her şeyin O’nun yalnızca “OL” demesiyle var olduğu gerçeğinde yatıyor.
Allah bu kesin gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildiriyor:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) Yaratan’dır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
