Mükemmel Sistemler

1 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori : Doğa Yorum Yok

Bugün düşündüm de, en ufak parçacıktan, en büyük galaksi sistemine kadar çok girift ve mükemmel yaratılmış bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bugün bu sistemi kabuklar halinde en büyüğünden en küçüğüne kadar hayal etmeyi denedim ve detaylarda adeta kayboldum. Yüzbinlerce yıldız ve yıldız sisteminden oluşan herhangi bir galaksi düşünün, burada herşeyin yolunda gidip düzenin sağlanması için Allah her saniye her gökcisminin hangi pozisyonda olacağını belirlemiş olmasa, o sistemin varlığını devam ettirmesi kesinlikle imkansız. O sistemdeki bir alt sistem olan güneş sisteminde, dünya gezegeninde, bir kıtada, bir ülkede, bir şehirde, bir sokakta bir insanım ve elime bakıyorum. Elim dokulardan oluşuyor, hepsi mükemmel bir sistem olan hücreler bu dokuları oluşturuyor ve her hücre kendi içinde her işini görebilen bir şehir gibi. Bu hücrelerin içindeki organellerin hepsi mükemmel ve ben buraya kadar saydığım hiçbirşeye etki edecek, sözümü dinletecek güce sahip değilim. Dahası da var, atomlar, elektronlar…

Elektronun hem parça, hem de dalga özelliği gösterdiğini biliyor muydunuz? Bu durum, bilim dünyasında ilk ortaya çıktığında büyük bir kargaşa yaratmıştı.

Kuramsal Fizik Profesörü Richard P. Feynman’ın sözlerine dikkat çekmek istiyorum:
“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna “kuantum mekaniksel bir davranış biçimi” diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir… Bir atom, bir yayın ucuna asılmış, sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de “acayiptir”, ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden farklıdır.” (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150)

Bilim adamları, elektronların bu hareketini hiçbir şekilde açıklayamadıkları için, buna yeni bir isim takmışlardır: “Kuantum Mekaniksel Hareket”.

Bu noktada görülen mükemmelliği, yine Profesör Feynman, “… kendinize sürekli ‘Ama bu nasıl olabilir?’ diye sormayın; çünkü çabanız boşunadır; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor ” sözleriyle dile getirmektedir. (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 151)

Ancak, Feynman’ın bahsettiği “çıkmaz sokak”, aslında ‘çıkmaz’ değildir. Burada bazılarının bir türlü işin içinden çıkamamalarının sebebi, ortadaki açık delillere rağmen, bu olağanüstü sistemleri ve dengeleri, üstün bir Yaratıcı’nın var ettiği gerçeğini kabul edememeleridir.
Halbuki durum son derece açıktır.

Sizce bunca girift sistem, kompleks yapı bir tesadüf sonucu ortaya çıkmış olabilir mi? Hayır olamaz ve olmadı da. Zira karmaşa sadece yıkım ortaya getirir, yapıcı bir yönü yoktur.

Allah evreni yoktan var etmiş, kusursuz dengelere dayalı ve örneksiz olarak yaratmıştır. İçinden bir türlü çıkamadıkları, kavrayamadıkları, bazı bilim adamlarının her fırsatta “Ama bu nasıl olabilir?” diye kendi kendilerine sordukları sorunun cevabı; her şeyin Yaratıcısı’nın Allah olduğu ve her şeyin O’nun yalnızca “OL” demesiyle var olduğu gerçeğinde yatıyor.

Allah bu kesin gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildiriyor:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) Yaratan’dır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

BAŞHAHAM’DAN İSRAİL ZULMÜNE TEPKİ

1 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori : Dünya Yorum Yok

Biliyorsunuz çok uzun zamandır İsrail’in Filistin üzerindeki zulüm politikası ve Filistin’in de şiddete şiddetle karşılığı devam ediyor. İsrail ordusunun Filistin topraklarında, yaşlı, çocuk dinlemeden bütün sivillere uyguladığı şiddet yüzünden, her gün pek çok Filistinli hayatını kaybederken, onlarcası yaralanıyor, sayısız ev yerle bir oluyor. Aynı şekilde, “şiddete şiddetle karşılık vermek” düşüncesinde olan bazı Filistinli radikaller de İsrail’deki sivil halkı hedef alan intihar saldırıları düzenliyor.
İngiltere Başhahamı Profesör Jonathan Sacks’ın, İngiltere’nin ünlü gazetesi The Guardian ile yaptığı röportajda söylediği sözler ve samimiyeti dikkatimi çekti. Başhaham şöyle konuşmuş: “İsrail’in şu andaki durumu Yahudilik ile bağdaşmamakta ve Filistin’le olan bu mücadeleleri Yahudi kültürüne zarar vermektedir. Şu andaki durumu tamamıyla trajik buluyorum, çünkü bu durum İsrail’i bizim ideallerimiz ile bağdaşmayan pozisyonlara girmeye zorluyor” Bu arada Sacks genelde İsrail’in ateşli bir savunucusu olarak biliniyordu. Bakın İsrail askerlerinin zalimlikleri hakkında ne demiş: “Bir Yahudi olarak yaşanan olaylar içinde beni rahatsız eden şeyler oluyor, İsrail askerlerinin, öldürdükleri Filistinlinin üzerine basıp, gülümseyerek poz verdiklerini gördüğümde şok oldum” “Sonsuz Kudret Sahibi Allah, Yahudi halkına, dünyanın üstündeki tüm insanlarla ve uluslarla barış içinde yaşamayı emretmiştir. Bizim görevimiz basittir: Her zaman için Yaratıcı’ya mütevazice kulluk etmek. Tevrat’a inanan Yahudiler olarak, hangi insan veya insan grubu acı çekerse, onlara merhamet hissetmek ve göstermekle sorumluyuz”

Başhaham Sacks’in bu vahşete Yahudi dini adına karşı çıkması ise, bizlere önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlatmaktadır: Ne gerçek bir Müslüman’ın, ne de gerçek bir Yahudi’nin kan dökücü olması mümkün değildir. Çünkü İlahi dinlerin hepsinde şiddet , savaş, haksız yere insan öldürme yasaklanmış; barışı sağlamak, zor durumda olan insanlara yardım etmek emredilmiştir.

Barış ve esenlik dini olan İslamiyet’te de aynı şekilde zulüm ve kan dökmek yasaklanmış, insanları suçsuz yere öldüren kişilerin ise büyük bir azapla cezalandırılacakları bildirilmiştir. Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber vermiştir.

“Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide Suresi, 32)

Gerçekte Yahudileri, bu şekilde kan dökmeye yönelten dinleri değil, ırkçı ve Sosyal Darwinist bir ideoloji olan Siyonizmdir. Siyonistler, Filistin’e girdikleri günden itibaren, Filistinli Müslümanları ‘yok’ ederek o topraklarda ideal devletlerini kurmak için çalışmışlardır. Siyonistlere göre, bu amaçları doğrultusunda kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere bütün halkı katletmek olağan bir davranıştır. Bu yaptıklarına dayanak olarak Tevrat’tan bazı ayetleri çarpıtarak kullanan Siyonistler, baş hahamın da dile getirdiği gibi gerçek Yahudilik dinine zarar vermektedir.

Başhaham Jonathan Sacks, ayrıca İsrail gibi yıllarca sürgünde yaşayan bir milletin, Filistin’in şu andaki durumunu anlaması gerektiğini belirterek şöyle getirmiştir:

“Kutsal kitapta 36 kez tekrarlanan ‘Sürgün olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmek için sürgün edildiniz’ buyruğunu görmezlikten gelemezsiniz. Ben bunu Yahudilik prensiplerine bağlı bir devletin temel projelerinden biri olarak görüyorum.“

Müslümanlar ve Yahudiler, tüm evrenin ve canlıların yaratıcısı olan tek bir Allah’a inanmaktadırlar; inanılan kutsal kitaplar birbirinden farklı da olsa, her iki dine mensup insanlar da o kitaplara Allah’ın sözleri olduğuna inanarak uyarlar. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler bu şekilde ortak bir kelimede, ortak değerlerde birleştiklerinde, yüzyıllardır süren terör eylemleri, düşmanlıklar sona erecek ve sevgiye ve huzura dayalı bir dünya oluşacaktır. Allah, Kuran-ı Kerim’de müslümanların bu konuda yapması gereken çağrıyı şöyle bildirmiştir:

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Al-i İmran Suresi, 64)

Zira biliyorsunuz arkadaşlar, Tevrat’ta da dünya hayatının geçiciliği, alçakgönüllü olmanın önemi üzerine tüm iman edenler için öğüt içeren sözler mevcuttur. Ben size bazılarını şu şekilde hatırlatmak isterim:

akında kötünün sonu gelecek, yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak. (Mezmurlar, 37:10-11)

Gururun ardından yıkım, kibirli ruhun ardından da düşüş gelir. (Süleyman’ın Özdeyişleri, 16:18)

Ey insanlar, Rab iyi olanı size bildirdi; adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka Allah’ınız Rab sizden ne istedi? (Mika, 6:8)

Müzikteki Zevkin Sırrı

30 Nisan 2008 Çarşamba | Kategori : Doğa 1 Yorum

Bugün bir iş yaparken en sevdiğim şarkılardan birini dinliyordum. Çok zevk aldığımı, bunun çok önemli bir nimet olduğunu düşündüm ve sonra aklıma sesin aslında ne kadar mucizevi birşey olduğu geldi. Düşünsenize aslında ses, flark›i konuflma, ba€›rma dedi€imiz herfley titreflimlerden ibaret.

D›fl kulak, çevredeki ses dalgalarını kulak kepçesi ile toplayıp orta kula€a iletir. Orta kulak ise aldı€ı ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula€a aktarır. ‹ç kulak da bu titreflimleri sesin yo€unlu€una ve sıklı€ına göre elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Beyinde birkaç konaklamadan sonra mesajlar, son olarak bu sinyallerin iflleme koyulup yorumlandı€ı duyma merkezine iletilirler. Böylece duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Dolay›s›yla, beynimizin d›fl›nda sesler de€il, ses dalgalar› olarak bilinen fiziksel titreflimler vard›r. Bu ses dalgalar›n›n sese dönüfltü€ü yer ise d›flar›s› veya kula€›m›z de€il, beynimizin içidir. Yani duyan kulaklar›m›z de€ildir. Duydu€unuz sesin asl› konusundaki ola€anüstülükler bu kadar da de€ildir. Beyin nas›l ›fl›€› geçirmiyor ise, sesi de geçirmez. Yani beyne hiçbir zaman hiçbir ses ulaflmaz. Dolay›s›yla duydu€unuz sesler ne kadar gürültülü de olsa beyninizin içi tamamen sessizdir. Oysa bütün bu gürültüyü, en net sesleri, beyninizde dinlersiniz. Öylesine bir netliktir ki bu, sa€l›kl› bir insan kula€› hiçbir parazit, hiçbir c›z›rt› olmaks›z›n herfleyi duyar.

Ses geçirmeyen, derin bir sessizli€in hakim oldu€u beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z, bir yapra€›n h›fl›rt›s›ndan jet uçaklar›n›n gürültüsüne dek genifl bir frekans ve desibel aral›€›ndaki tüm sesleri alg›layabilirsiniz. Sevdi€iniz bir sanatç›n›n konserine gitti€inizde tüm salonu ç›nlatan o güçlü ses de asl›nda beyninizdeki derin sessizli€in içinde oluflur. Kendi kendinize yüksek sesle flark› söyledi€inizde de bunu yine beyninizde dinlersiniz. Oysa o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada tamamen sessizli€in hakim oldu€u görülecektir. Bu, çok ola€anüstü bir durumdur.

Peki bu titreflimleri yorumlayan kim? Neden titreflimler insane zevk, korku, heyecan, huzur verir?

Tabii ki veremez. Allah beynimin içinde bir vesileyle o anda dinledi€im müzikten zevk alan bir alma hissi yarat›yor ve ruhum bundan çok hofllan›yor. Ancak ben dinledi€im fleyi nas›l zevkli buluyorsam, ayn› anda aynı şeyi dinleyen baflka biri için de bu bir iflkence olabiliyor. Çünkü Allah onun için bunu his olarak farkl› alg›lat›yor. Zevk ald›€›m her güzel nimet için Allah’a flükürler olsun.

kar taneleri

29 Nisan 2008 Salı | Kategori : Doğa 1 Yorum

Kar tanelerinin eşsiz yapısını merak edeniniz oldu mu hiç?
Bir kar tanesi aslında küçük bir toz tanesi etrafında oluşmaya başlayan bir kristaldir.

Büyüklüğü sadece birkaç mikron kadardır. Meydana gelen bu mikroskobik şekil altıgendir ve oluşan bu kristal, köşelerinden itibaren küçük kollar uzatarak gitgide gelişir. Hava soğudukça, ortam değiştikçe, kristal büyür, oluşan yapı üzerinde kılcal uzantılar oluşmaya başlar. Kar tanelerini meydana getiren atomlar, birbirlerine gevşek bir bağ ile bağlanırlar. Bu durum kristallerin birbirlerine farklı şekillerde bağlanmalarına sebep olur. Bu farklılık o kadar büyüktür ki, yeryüzüne birbirinin aynısı olan bir çift kar tanesinin düşme ihtimali oldukça zordur. Ya da imkansızdır.

Dünyaya sadece bir yıl içinde düşen kar tanelerinin sayısını bir düşünün arkadaşlar. Bunu tahmin edebilmemiz çok zor çünkü rakam muhtemelen çok fazladır. Sadece tek bir yağış sırasında tek bir alana düşen kar tanelerinin sayısını bile tahmin etmekte başarılı olacaığımızı sanmıyorum. Bunların hepsinin birbirinden farklı minik altıgenler olduğunu düşünsenize! Trilyonlarca minik taneye birbirinden farklı şekil verebilmemiz imkansızdır. Allah’ın yarattığı mükemmel bir detayın, bir olağanüstülüğün sergilendiği çok açık. Yokluktan bizi var eden ve en ufak detayda bile mucizevi bir sanat meydana getiren Allah’ın güzel detaylarla süslediği insanların da ancak Allah’ın yaratışı olarak ve Allah’a duyulan sevginin yansıması olarak gerçek anlamda sevilebileceği kanaatindeyim.

Tabii gerçek sevgiyi arayan varsa. Çünkü Allah’ın yarattığı ve sonsuza kadar var olacak ruhu düşünmeden bir insanı sevmek çok zor. Bunu çıkarınca geriye kalan ölümlü bir et parçası. Üstelik dünyadaki vaktimiz boyunca temizliğiyle, beslenmesiyle, dinlenmesiyle, bakımıyla, hastalıklarıyla, acizlikleriyle uğraştığımız bir et kitlesi. Ama ruh insanı eşsiz kılıyor ve değerli hale getiriyor. Herkesin ruhunu dinlemesi dileğiyle… Unutmayın! İnsanı yoktan yaratmış olan Allah’tır. Onu ve onun etrafını saran tüm güzellikleri, etrafındaki nimetlerin en küçüğünü ve en büyüğünü sürekli olarak yaratan ve bunların her birinde hayranlık uyandırıcı detaylar var eden Yüce Allah’tır. Bu, Allah’ın detay sanatıdır.