Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv ‘Siyaset’


TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM ve İZM’LER(3)

YAZI DİZİSİ:

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(3)/(SON)

 

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ NİYE “TERÖRE BULAŞ(TIRIL)MIŞ”TI?

 

“Hangi taraftan gelirse  gelsin silahlı eylemlerin tek amacı; korku, panik yaratarak üstünlük sağlama ve toplumsal hayatı felç ederek düşüncelerini zorla ikame etmeyi içerir. Niyetler ne olursa olsun, sonuç budur! Ve literatürde bu tür eylemlerin ismi “TERÖRİZM”dir…Kahvelerin basılması, öğrenci topluluğunun üzerine bomba atılması ve daha nice eylemler sonucu insanların katledildiği hatırlardan çıkarılmamalıdır. Bu tür eylemlere silahlı aşırı sağın da katıldığı hepimizin bildiği bir husustur” ifâdeleri ile “hatırlardan çıkarılmaması” gerekli hususlardan bahseden dönemin “İtirafçılar Olgusu Kervanı”ndan ATILGAN’ın bu ifâdeleri ile birtakım “sosyal it”lerin, “marks-fosil zihniyetliler” örtüşen “zihniyet formatı”na sahip olduğunu belirtmeliyiz, belki de…

“Sağ” ve “Sol” veya “Milliyetçi-Ülkücü ve Marksist-Leninist(Komünist) kesimin “terör eylem”ine katılmalarındaki sebep nedir ve her iki kesimin “terör eylemi”ne katılmalarındaki “sebep”, “motiv” farklı değil midir? “Sağcıları” bu “eylemler” içerisine ya “memlekete hizmet düşüncesi” veya “farkında olmadan başkaları tarafından kullanılmaları”dır.Gerçektende, “sağ kesim” çok zaman “Devlet’e yardımcı olmak fikrinden” yola çıkmış, bir “metod hatası” veya “kandırılması” sonucu “terörist eylemlere” katılmışlardır. Buna mukabil “sol kesim” bu düşünce tarzının temel unsurlarından olan  ve psikiyatri de “ambivalans” dediğimiz  “zıt fikirler” hemen dikkati çeker. Adam öldürmektedirler, “halkın mutluluğu için”; cinayet işlemektedirler, “dostluk uğruna”; yakıp, yıkmaktadırlar, adını “idealizm”e çıkararak(!)…(7)

Bir araştırmada, bu hususta şu değerlendirmeler yapılmaktadır: “Türkiye’deki terör örgütleri, Avrupa’dakilere nazaran daha geniş ve radikal hedeflere yönelmişlerdir. Marksist-Leninist ideolojinin değişik versiyonlarını benimseyen iki düzineye yakın “sol terör örgütü” , “silahlı mücadeleye dayanan bir strateji” izleyerek; demokratik rejimi  yıkmak ve yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak peşindeydiler…(Hatırlatma:‘Bozuk düzen, “Yıkılsın düzen”, “Âdil Düzen”, “Düzene karşıyız” lakırdılarındaki “Düzen” ifâdesi bile aslında Marksist-Leninist(Komünist) bir jargondur. Niye “Nizam’a karşıyız” diyemiyorlar da, “Düzen’e karşıyız diyorlar?!  Niye “Nizam Partisi” demişlerdi de “Düzen Partisi” dememişlerdi? Ve dangalaklık(!), “siyasî ümmetçi fırlatmalık”(!) yaparcasına, nie “Adil Nizam” dememişlerdi de, “Adil Düzen” demişlerdi? Ülkücü Hareket’in “Birikim”i, kapanan “Millî Eğitim ve Kültür” Dergisi   de hatırlanmalı…İ.G.)

“Sağ/Milliyetçi-Ülkücü teröristler(!)” ise hemen hemen tamamıyla bir tek örgütte toplanmışlardır. Bunlar ideolojik bakımdan “eklektik bir felsefe” izledikleri gibi, amaçları bakımından da “net bir görünüme” sahip değildir. Kendi ifâdelerine göre “Devlet’i kurtarmak”, “Devlet’e yardımcı olmak” amacındadırlar. Genel olarak “otoriter” eğilimlere sahip oldukları ve “tepkici”niteliklerinin ağır bastığı görülmektedir.

“12 Eylül 1980 öncesi”, “silahlı aşırı sağcı”, “ırkçı yasadışı örgütler”den, kısa ismi ETKO, TİT, MİK ve TİBO (9)(Hatırlatma: Abdullah ÇATLI, Haluk KIRCI, Oral ÇELİK, Mehmet Ali AĞCA ve Ercüment GEDİKLİ’nin kadrosunda olduğu “Türk İntikam Tugayı”(T.İ.T.); 12Eylül 1980 sonrası “ikinci T.İ.T.” olduğunda ise “PKK’ya karşı Türkçü bir örgüt”e yani çok başka yazılımlara da dönüşmüştü.Radikal Gazetesi, 22.Temmuz.2008-Manşet);Ak Parti gibi “tanımsız/tarif edilemeyen” ve altı yıldır “tek başına  gayr-ı millî iktidar” olan, İS’in bile yazamadığı üzre “milliyetçi iktidar olamayan” ve neredeyse “Amerikan Milliyetçiliği’nin Türkiye versiyonu” olan; 13 ay önce başlatılan “Ergenekon Terör Örgütü Operasyonlar”ın bile neresindeler, neredeler Allah(c.c.) aşkına? “Doğan Öz Olgusu” nu “U.S.A Yazılımı Taraf” gibi gazetelerinde “hatırlatanlar; son 28 yıldır “Türk Milliyetçilerini, Ülkücü Alperenleri”, “Ergenekon Ahtapot”unda göremeyince, bu “göremeyişleri”ni, “efkâr-ı umumiye” ile paylaşmalarını beklemek da, böyle bir “Türkiye Olgusu”nda, “gayet saftoriklik” olsa gerek! “Müslümanlığı bile kimseye bırakamayan”, meşhur tanımlamamızla “siyasî ümmetçiler”in bütün mevkûteleri bile Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin, Ülkücü Alperenlerin bu “haklılığını” “bir cümle ile de olsa  “olguları” itibariyle “yazamamaktadırlar…

Hani nerede “MHP/Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Ergenekon”? Hani nerede???

AK PARTİ gibi “tanımsız/tarif edilemeyen” “U.S.A. Milliyetçiliğinin Şampiyonu” bir “siyasî irade”nin, “ayırımcılık/kayırmacılık” yaptığı gibi bir “saçmalıklar batağına” düşmeyin sakın..Eğer böyle bir “olgu-vakıa” olsa idi, AKP asla affetmezdi, ezer geçerdi…

Türkiye’mizde sağduyu ve akli selim sahibi “vatan kardeşlerimiz”, ilim ve fikir adamlarımız ve yazar olan kalem sahiplerimizin bir çoğu da, 12 Eylül 1980 öncesi Milliyetçi-Ülkücü Türk gençlerinin “nefsî/meşrû müdafaa” hâlinde kalarak “teröre çekildikleri”ni, “teröre bulaş(tırıl)mışlar” olduğunu, işledikleri “suç”ların farklı “saik”, “motiv”lerle meydana geldiğini, bu sebeple de “tarafsızlık, dengecilik, Batı’ya şirin gözükme adına” bu gençleri de “kurunun yanında yaş da yansın” mentalitesi ile “aynı kefeye” koymanın çok “yanlış” olduğu görüşündedirler.(10)

 

TOTALİTER İDEOLOJİLER ve TERÖR

 

Bu konuda “titrisiz münevver/mütefekkir” Taha AKYOL’un “terör” üzerine yaptığı tesbitleri de hatırlatmak istiyorum:

1-Terör, cemiyet yapısında köklü değişikliklerin vuku bulduğu, eski değerler sistemi sarsılıp, yeni değerlerin henüz teşekkül etmediği veya yaygın olarak  kabulleneilmediği çağlarda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla terör, “gelişmeci” değil “ihtilâlci-devrimci” geçişlerin ürünüdür. Bu yüzden “yabancılaşma” veya aynı vakıânın başka kelimelerle ifâdesi olan “değerler buhranı”, terörün temel âmilidir.

2- Robespierre, Lenin, Stalin, Hitler gibi câni teröristler çağlarında ve ülkelerindeki şiddetin baş aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Fakat “bu şahıslar olmasaydı, temsil ettikleri ideolojileri teröre tevessül etmezlerdi” düşüncesi ise kökten hâtâlıdır. Terör, komünizm ve nazizim gibi “bütün izm’lerde”ki, dünyayı iki renkli gören “devrimci ideolojiler”in, “totaliter sistemler”in tabiatında vardır. Fransız İhtilâli’nin, Bolşevizm’in ve Nazizm’in bu liderleri olmasaydı, bu hareketler kendilerine isimleri farklı fakat mizaçları aynı kaatilleri mutlaka bulacaklardır. “Terör” ve “totaliter düşünce” bir madalyonun iki ayrı yüzünden ibarettir.

3- Türkiye’ye yönelen, 2008’lerde bile “sonlanamayan” terörün üçüncü temel özelliği de “emperyalizm’in silahı” olma vasfını muhafaza etmesidir. (11) Fransa’da “Jakoben”; Almanya’da “Nazi”; Rusya’da “Bolşevik terörü” üzerinde “Politikada Şiddet” isimli eserinde “ayrıntılı” bir şekilde duran AKYOL; dönemin Tercüman Gazetesi’ndeki yazıları ile “teröre kaynaklık eden” düşüncelerin yer aldığı, “İslâmî markalı”, “yeni haricîler”de dediği “radikal devrimci İslâmcılık”tan ve aynı zamanda “totaliter bir ideoloji”den de bahsetmektedir. Bugün de “Jakobenizm’i savunan”, bütün eylemleriyle “Robespierre’i öven” hattâ övgüsünü “İmparator Napolyan’a kadar” götüren , bazılarınca Türkiyemizin “Uçukistan Serisi”ne dahil edilen Yalçın KÜÇÜK  gibilerin mevcudiyetine rağmen;(12) günümüzde, 2008’ler Türkiyesi’nde, sahici bir şekilde “teröre kimlerin lânetler yağdırdığını düşünmelidirler. Bu hususu ve hele de “Cumhuriyet Tarihi’nde bir ilk” olan “darbecilere darbe”yi, yani “Ergenekon Terör Örgütü Operasyonu”nu hatırlayarak düşünenler; Türklük sevgisi, Türk kültüründen, İslâmiyet’ten ve Türk tarihinden beslenen, şuurlanan ve “teori”sini bu “beslenme kaynakları” üzerine kuran; Türk Milleti’nin ebedî bekâsını, ilmî zihniyet/analitik düşünce metodu ile sağlamayı gaye edinen “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi”nin(TMFS), ne Marksizm-Leninizm(Komünizm), Faşizm, ne de “dinî etiketli” “yeni Haricîlik” denilen “totaliter ideolojiler”le , uzaktan-yakından alakası olmadığını, olamayacağını, daha net ve bariz olarak görecekler ve “Milliyetçi Terör”, “Ülkücü Terör” tanımlamalarının  ne kadar da “gerçek dışı” olduğunu da fark edeceklerdir.

 

FORUMLAR-HÜR TARTIŞMA MEYDANLARI ve SUÂLLERİM

 

2008’ler Türkiyesi’ndeki “teknoloji”nin getirdiği muazzam imkânlardan olan “internet/web siteleri”ndeki “forum”ların, gerçek bir “hür tartışma meydanları” olmaları ve “fikirlerden korkmadan”, “tenkitçi düşünceye/eleştirel bakışa” sahip olarak, “siyasî günahlar işlemeyi de göze alarak”, her türlü “kapalılık”tan kurtulunmalıdır. Kimilerinin öve öve bitiremediği ve hayranlıklarını gizleyemediği “İran İslâm İnkılabı”, “Humeyni Devrimi”nin hararetli bir şekilde tartışıldığı 1980’lar “Türkiye Gerçeği”nde, maalesef bazı “Radikal-Devrimci-İslâmcı Humeyni Devrimi Âşığı” “Türk Gençleri”, âdeta “sığlık”larını, “cahillikleri”ni “saklarcasına”, EYGİ HOCA gibi,”İslâm Mütefekkirleri”nin “yazılı tartışma teklifini” bile kabul edemiyorlardı.

Suâllerim: 1- “Siyasî şiddet” de denilen ve “yeni bir harp” şekli de olan “terör”, hangi ideolojilerin, “fkir sistemleri”nin bünye, tabiat veya teorisinde mevcuttur?

2- “Yeni Türk Devleti’nin/Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin fikrî temelleri”nden olan ve “Milliyetçi-Ülkücü Cenaha” göre de, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu ideolojisi” olan “Türk Milliyetçiliği Fikir Sisteminin/İdeolojisinin” bünye, tabiat veya teorisinde, “terör”, “şiddet”, “siyasî şiddet” , “siyasî tedhiş” meydana getirecek bir “düşünce”, bir “fikrin “olmadığı, 2008’ler Türkiyesi’ndeki “Ergenekon Terör Örgütü Operasyonları” sonrası da alenen  bir kez daha belli  olmadı mı?

3- “Kavgam” gibi “totaliter ideolojileri” hatırlatan eserler ile adetâ “Türk Milliyetçiliği= Nazizim”, “Türk Milliyetçiliği= Totaliterizm” gibi “zorlama yakıştırma gayretlerinin sebepleri ve beklenilen gayeler neler olmuştur?

4- Türkiye’mizde “anarşi ve terör”ün gaye ve hedefleri neler olmuş, kimler “gaye ve hedeflere”varmayı kolaylaştırıcı, doğrudan veya dolaylı roller oynamıştır?

5- Türkiye’mizde “anarşi ve terör”, kimleri “hedef” seçmiştir?

6- 12 Eylül 1980 öncesi Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençleri, hangi şartlarda ve ne gibi sebeplerle “teröre bulaş(tırıl)mışlar”dır? Ve 12 Eylül 1980’den 18 Temmuz 2008’e, yirmisekiz yıl sonra, niye “bulaş(tırıl)mamışlar”dır?

7- 2008’ler Türkiyesi’nde “Şiddet Yanlısı”, “Darbeci Terörist Paşaları”, kimler “kahramanlaştırıyor”, “kahramanlaştırılan teröristler kataloğunda”, sürekli “çamurlar atılan”, “Ülkücü Hareket Mensupları” da yer alıyor mu?

“Tarihin yargılaması” ve neticede “Tarih böyle diyor” söylemi ile ortaya çıkan “hakikatleri” kabul edebilmeye  hazır “mangal gibi yürekliler” de kaldı mı?

Bir yıldan fazla süredir, belki de 2003’den beri başlayan bir “Ergenekon Terör  Örgütü Operasyonları”nın “sonlandırılmaya” doğru gidildiği bir “gidişat”ta, bari “Her şey Hakk için” zihniyetinde olan “cenahlar” da bu “hakikatleri” ne zaman “Türk Efkar-ı Umumiyesi” ile paylaşacaklardır ki?

Ve affedersiniz, “kazık gibi” bir suâl: İspanya, İtalya ve Yunanistan’daki,(Avrupa’daki) darbe(ci)lerin âkıbetleri malûm. “En azından dürüst” olacaksak; “Ergenekon Terör Örgütü Operasyonları” bitimi, “Türk Demokrasisi”, “Avrupa Demokrasisi” ayarına, kıvamına sahiden gelebilecek mi???

18. Temmuz. 2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/ metgultekin@hotmail.com

 

Dip Notlar:

(1): Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, “Öyle Diyecekler”, Başyazı, Yeni SÖZCÜ Dergisi, Yıl.:1, Sayı.:23, 11.Mayıs. 1981, s.3

(2): Tokay GÖZÜTOK, “Bir Gazetecinin Cezaevleri ve Mazlumlar Arasındaki Tesbitleri”, “Ülkemizi 12 Eylül’e Getiren Sebepler ve Türkiye Üzerindeki Oyunlar”, 14-15 Eylül 1984, İstanbul, Tebliğler, Tahliller ve Sonuç Bildirisi, Aydınlar Ocağı Yayınları, s.276, 277

(3) Tokay GÖZÜTOK, a.g. tebliği, s.257

(4): “Devlet’in Yokluğunda Komünistlere Karşı Millet”, Yeni SÖZCÜ Dergisi, Yıl.:1, Sayı.:18, Baskı Tarihi 05. Nisan. 1981, Ankara, s.4

(5): Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, “Cemiyetin Refleksleri”, Başyazı, Yeni SÖZCÜ Dergisi, Baskı Tarihi 03. Nisan. 1981, Yıl.:1, Sayı.:19, s.3

(6): Prof.Dr. Fahir ARMAOĞLU, “Türkiye Cumhuriyeti’ni Yıkmaya Matuf Siyasî ve İdeolojik Oyunlar”, TKAE Yayınları, Ankara 1986, s.25

(7): Prof.Dr.Ayhan SONGAR, “Türkiye’de Terör Olaylarının Arkasında Yatan Gerçekler Sosyo-Psikolojik Araştırma ve Değerlendirme”, “Ülkemizi 12 Eylül ‘e Getiren Sebepler ve Türkiye Üzerindeki Oyunlar”, s.323

(8): Dr. Attila YAYLA, “Türk Terörü ile Avrupa terörü Arasında Bir Karşılaştırma”, Yeni FORUM Dergisi, Cilt.:8, Sayı.:179, 15.02.1987, s.39

(9): Salih ŞAHİN, “Gençlik ve Yıkıcı Faaliyetlerin Stratejileri”, Yeni FORUM Dergisi, Cilt.:7, Sayı.:164, 01.Temmuz.1986, s.26

(10): Meselâ: Ergun GÖZE, “TRT’de Silahlı Sağ Eylem”, Tercüman Gazetesi, Köşebaşı Sutünu, 20. Mart. 1981(Cuma), s.6; Yılmaz ÖZTUNA, “Türk Olmak”, Tercüman Gazetesi, Tar. Göz. Sütunu, 1987

(11): Taha AKYOL, “Politikada Şiddet”, Töre-Devlet Yayınları, Nu.:49, 1. Baskı, Ankara 1980 ve Bakınız Atilla YAYLA, “Devlet Terörü Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sında Terör-1”, Yeni FORUM Dergisi, “Terörizm Üzerine Yazılar-1”, Sayı.:165, Cilt.:7 s.24….. ve 31

(12): Taha AKYOL, “Terör Demokrasisi” “Sivil Toplum Cevapları-2”, Tercüman Gazetesi, 11. Nisan. 1986, s.1, 12

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM ve İZM’LER(1)

YAZI DİZİSİ:

 

 

“CUMHURİYET TARİHİNDE İLK OLAN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ OPERASYONU “TARTIŞMALARININ HATIRLATTIKLARI…

 

 

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ,  TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(1)

 

 

Kendime göre tesbit ettiğim öncelikli hususlar üzerinde , bir bir durmak ve kendi düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Zaman zaman, “bir takım çevrelerce”, “faşist”, “ırkçı”, “Turancı”, “aşırı milliyetçi” ve “aşırı sağcı” itham ve suçlamalarına mâruz kalan Türk Milliyetçileri, bugün de aynı suçlamalarla karşılaşmaktan kurtulamamaktadırlar. Yukarıda yazdığımız itham ve suçlamalardan mutlaka biri veya ikisi  ile her zaman itham edilmekte, suçlanmaktadırlar. Hâlen Türk Milliyetçilerine, bırakalım “bir takım çevreleri”, bu “mâlum çevreler”in korosuna katılmaktan, ne hikmetse çekinmeyen düşünce ve fikir adamlarının, “aşırı sağcı” , “terörcü”, “tedhişçi” , “Biz onları 12 Eylül öncesinden biliriz” itham ve suçlamalarına devam etmeleri, düşüncelerimizi teyid etmektedir. 12 Eylül 1980 sonrası bir “olgu” olarak ortaya çıkan “itirafçılar olgusu kervanı”ndan sayın Necdet ATILGAN’da, dönemin “Yeni FORUM” dergisindeki yazısından da anlaşılacağı üzere, bu “koro”ya dahil olmaktan rahatsızlık duymamış olmalı ki, kendisi de ve hatta 2008’ler Türkiyesinde bile, “Birikim”i ile Ömer LAÇİNER gibi “kartaloz”lar bile Türk Milliyetçileri, Milliyetçi-Ülkücü insanlar için, “aşırı sağ”, hattâ “silahlı  aşırı sağ”, “ırkçı” ve “faşist” itham ve suçlamalarını günümüzde de sürdürmektedirler.

“Silahlı aşırı sağ” hususu gibi hususlara sonradan temas edeceğimden, “aşırı sağ” itham ve suçlaması üzerinde durmaya devam edelim. Bu hususa çok değişik açılardan bakan, rahmetli Prof. Dr. Erol GÜNGÖR Hoca, bir yazısında, meselenin püf noktasını şöyle izah ediyor: “Batılıların telkin etmeye çalıştıkları fikir, Türkiye’de sol’un bir tehlike teşkil etmediği, asıl kökü  kurutulacak olanların  milliyetçiler olduğudur. Ancak bu fikir çok değişik bir üslup içinde sunulmaktadır. “Solcular” yerine kaypak bir “aydınlar” terimi  kullanılıyor, “milliyetçiler” için ise “aşırı sağcı” deniliyor. “Hangi gaye ve kimin menfaatleri , bu şekilde bir husumetle karşılaşıldığını belirten rahmetli, Erol GÜNGÖR HOCA; “Avrupa’lının kullandığı üslup gayet ustalıklıdır. Türkiye’de iktidarda bulunanların milliyetçi, yani millet varlığı uğruna her türlü fedakârlığı göze alan insanlar olduklarını onlarda bildikleri için, milliyetçilik düşmanlığı yaparken hep “aşırı sağcı”, “Turancı” vs. tabirlerini kullanılıyor” demektedir. Yine sözde “Türkiye Sağı” nı iki dönemdir “tek başına” oluşturan “siyasî irade”nin başı da, 2002’den bu yana, tamı tamına, altı yıldır, zaman zaman, “milliyetçilik, etnik kökene, dinsel ve bölgeselliğe dayanamaz” tekerlemelerini dillendirmektedir. Peki, milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, “millî bekâ”yı amaçlayan bir milliyetçilik ise neye dayanacağının cevabını ise hâlâ söylemedi…

Biz,şahsen bütün yakıştırmaları, “itham etme”, “suçlama” olarak görürken, rahmetli Erol GÜNGÖR HOCA, “milliyetçilik düşmanlığı  yaparken” şeklinde değerlendirmektedir. Rahmetli Erol GÜNGÖR HOCA, bu hususla ilgili yazısını, şu cümlelerle noktalıyor: “Biz Türk Milliyetçileri, milliyetçiliğimize karşı yapılan suçlamaları şeref madalyası olarak taşımaya alışmış insanlarız. Ancak dost olmadığımız çevrelerin  lehimizde bulunur ve bize yardımcı olmaya kalkarlarsa o takdirde tuttuğumuz yolun doğru olduğundan endişe edebiliriz. Allah’a şükür, şimdiye  kadar böyle bir mantıksızlıkla karşılaşmadık.”(1) dese de, “Türkiye Gerçeği”nde, “Kızılelma Koaliyasyonları” gibi “ucube yakınlaşmalar”, “karıştırmalar- barıştırmalar” da yaşandığını hatırlamak elzemdir. Ancak, elbetteki, “30 yaşındaki gençler”imiz, “30 yaşın altındaki gençler”imiz, yani “12 Eylül Nesilleri”nden, “rağmenlere rağmen” Türk Milliyetçiliği Mefkûresine sahip olmaya çalışan gençlerimiz için de, bu zamana kadar duyulmamış veya bundan sonra da işitilmeyecek muhtemel “itham ve suçlamaları” da bir “şeref madalyası” olarak taşımaya da hazır olmalıdırlar…

 

“MİLLİYETÇİ –ÜLKÜCÜ TERÖR” VAR MIYDI Kİ?

 

“12 Eylül sonrası olgular”dan “itirafçı kervanı”ndan Sayın Necdet ATILGAN, dönemin “Yeni FORUM” dergisindeki yazısında şunları serdetmekteydi:” Terör eylemlerinin sağdan veya soldan gelmesi haklı olmayı gerektirmez. Umarım Sayın İsmet GÜLTEKİN, milliyetçi diye “terör” olaylarına karışmış insanlara sahip çıkmıyordu.”

Sonradan “Çılgınlıktan Sağduyuya” ismi ile kitaplaşan ve “Yeni FORUM Yayınları”ndan da çıkan bu “tartışma”da, “konuşmacı olarak yer aldığı ve 1970’li yıllarda düzenlenen bir çok seminer ve toplantılarda “, muhtemelen “Devrimci terör”ü ateşleyen, teşvik eden, “Devrim nutukları” atarken; ben daha henüz beş yaşında, çocukluğumu yaşamakta, o yaştaki çocukların dünyasında yer almakta idim. Zamanın “Darbeci Generali”, “Devlet Başkanı Orgeneral” Kenan EVREN’in Konya konuşmasında belirttiği gibi, şâyed T.S.K., idareye el koymamış, yani 12 Eylül Harekâtı /Darbesi yapılmamış olsa idi, “o konuşma kürsüsü”nden konuşacaklar arasında, belki de kendisi de olacaktı ve ben de, tıpkı beş yaşındaki Afgan çocuklarının, Rus Kızıl Ordusu işgali sonrası yaşadıkları şartlar altında olacaktım. Kezâ, bir eski “terörist”in dediği üzre, “Hazırlanan plan ve stratejiye göre, eğer 12 Eylül darbesi olmasaydı, yapılacak ilk seçimlerde Dev-Yol örgütünün desteklediği 13(on üç) milletvekili Meclis’te olacaktı.”(2)

Böyle bir “tesbit”i, “Temmuz Sıcağı”nı çok hararetle yaşayan “2008’lerin Türkiye Gerçeği”ni hatırlayınca, “Haçlı-Masonik Gül Amplemli”, “D.T.P.= P.K.K.” yazılarının, bir ara “Türkiye Medyası”nda çokca yazıldığı, ancak, “2. Olağan Kongresi”ni 20 Temmuz’da yapma hazırlığındaki “on yılları aşan siyasî çizgi” ise, 20 kişilik grubu ile bugün T.B.M.M.’de olduğunu “anlamlandırmayı” da elbette “orijinal” bir şekilde de yapabilmeliyiz…”Sistem olgusu”nun “dayatmacı/zorba” ve hattâ “terör” kokan muamelerine rağmen “siyasî çizgiler “”yok edilemiyor”, “elimine edilemiyor” ne yazık ki?

Bütün bu “acı gerçeklere”, ve “olgu”lara rağmen; Türk Milliyetçiliğinin fikir kaynaklarında, “külliyatları”nda, asla “şiddet”, “tedhiş”, “terör”, “silahlı mücadele” , “metot” olarak da tavsiye edilmemiş; her daim, daima, mücadele metodu olarak da, kanunlara riayet, meşruiyet, yani “demokratik kurallar içinde” olması vurgulanmıştır, vurgulanmaktadır.

“İtirafçılar Olgusu”nu oluşturanlara şöyle bir suâl de yöneltmiştik: “Sizler hiç Alparslan TÜRKEŞ’in “Temel Görüşler”, “Dokuz Işık” gibi eserlerini ve diğer milliyetçi ilim ve fikir adamlarımızın, meselâ  Seyyid Ahmed ARVASÎ’nin, üç ciltlik  “Türk-İslâm Ülküsü”nü, Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU’nun “Türk-İslâm Sentezi”ni, Taha AKYOL’un “Politikada Şiddet”ini okudunuz veya okuımak için elinize aldığınız oldu mu? Bırakalım bütün bunları, “MAYAŞ Yayınları”nca yayınlanan “Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası Sorgu”yu okumayı, hiç düşündünüz mü?

Herhalde çoğunuz “silahlı eylem”, insanı katledip “silahlı propaganda” yapmaktan , “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi”ni bir “anti-tez” olarak da olsa öğrenmeyi bırak; Marksist-Leninist(Komünist) ideolojiyi  bile ancak “zindanlar”da öğrendiniz elbet…Nitekim ATILGAN da bunu “itiraf” etmişti zaten.

Ancak 2008’ler Türkiye’sinde, hâlâ “fikirler mücadelesi”nin de “tam gaz” devam ettiği bir zaman diliminde, “yanlış ideoloji/yanlış fikir sistemi” tercih etmenin “pişmanlığı”nı duyanlar da o kadar az ki?

“Şemsi ÖZKAN”lar bile böyle bir “dramı”, “yanlış fikir sistemi”, “yanlış ideoloji “tercih etmenin “traWmatikliği”ni de yaşayanlardandı: ÖZKAN diyordu ki;“Sonuç olarak bugünkü tavrımızı şöyle izah edebiliriz: Bu tavır , komünist ihanete vurulan bir darbedir. Bu tavır, Türklük şuurunun yeni bir şahlanışıdır. Damarlarımızdaki soylu kanın ihanete isyanıdır. Bu tavır, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de vatan uğruna kanlarını akıtan şehidlerin ruhlarına okunan Fatiha’dır. Bu tavır, Türklüğün yeni zaferidir. Bizi lütfen dinleyin.. Sesimize kulak verin. Af değil, ilgi bekliyoruz. “(3)

(Devamı Var)

 

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM ve İZM’LER(3)

YAZI DİZİSİ:

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(2)

 

 

 

MİLLİYETÇİLER-ÜLKÜCÜLER 12 EYLÜL 1980 ÖNCESİ NİYE “SİLAHA SARILMIŞLAR”DI?

 

 

“Biz onları 12 Eylül öncesinden de biliriz” diyen “zihniyet sahipleri”, 12 Eylül 1980 öncesi, hangi Milliyetçi-Ülkücü Türk genci, “Ülke elden gidiyor” gerekçesine dayanarak “silahlı eylemler”e girişmiştir?Milliyetçi-Ülkücü Türk gençleri, sözüm ona , “sözde silahlı eylemler”e nasıl “girişmiş” ve eline, yeri geldiğinde, izolabantlarla yapıştırdığı, “süper silahlar”ı hangi şartlar altında almış veya almaya mecbur bırakılmışlardır? Hiç düşünmüş müydüler?

Hatırlanacağı üzre, TRT ‘de, 30. Mart. 1981 tarihinde, akşam yayınlanan “P.K.K. ve Güneydoğu Olayları” programında, “Biz teslim olamayız. Biz Türk Bayrağı altında yaşıyoruz, dedik. Biz altınlarımızı sattık. Koyunlarımızı sattık. Onlara karşı gelebilmek için silah aldık, silah almak zorundaydık. Karım, kızım, çocuğum jarjur dolduruyor, ben de ateş ediyordum. Bu hesapla canımızı muhafaza ettik. O zamanlar “Devlet” bize sahip çıkmıyordu. “, feryadları, “Devlet Yokluğunda Komünistlere Karşı Millet”in, yaşama, mücadele ve azminin de ispatı olmuyor muydu? Bu şekilde bir “meşru müdafaa” hâlinde kalan ve “Devlet’in yokluğunda”, kendi silahını kendi parası ile alan ve Devlet-Millet düşmanlarına  karşı, mukavemet edenler de “terörist” mi idiler? Bunlar da “silahlı eylem” mi yapmaktaydılar?

Hâlen Güney-Doğu Anadolu’muzdaki “vatan kardeşleri”mizden “köy korucuları” denilen insanlarımız, Devlet’in kendilerine temin ettiği , sağladığı silahlarla, Kürtçü komünistlere karşı “silahlı mücadele” etmektedirler. 12 Eylül 1980 öncesi ise “Hilvanlılar, kadın-erkek silaha sarılarak mücadele etmişler; etmeseler ne olacaktı?Onlar ölmekle kalmaz, milletimizdeki ümit ve mücadele azmi de “ölmez miydi?” Zaten terörün maksadı insanları ortadan kaldırmak değil, onları sindirerek köle hâline getirmek değil mi? Bir cemiyette sivil insanların bizzat emniyet sağlayıcı güçler hâline gelmesi, nasıl bir değişmenin eseriydi? Ve sosyal bünye açısından  ne ifâde ediyordu? “Bozuk gidişe karşı mukavemet gücünü bir milletin hayatiyetini ve yaşama, başarma azmini gösteren başlıca işaret olması” bakımından, hiç mi ehemmiyeti yoktur? Meşhur İngiliz yazarı George Orwel’ın “Bir Fil’i Öldürmek” hikâyesinde anlatılmak istenildiği gibi, “Bir cemiyet, bu hâle geldiği zaman artık canını ve malını, kendisini sömürenlerin himayesine terk ediyor demektir. İşte Hilvan’lıların, Siverek’lilerin, Artvin’lilerin, Fatsa’lıların, Kars’lıların ve daha nicelerinin  üzerinde estirilen “terör” bu hedefi elde etmek istiyordu. Bunun için de “terörcülerin” en büyük düşmanları, halk içinde mukavemet mihrakı oluşturabilecek insanlardı.”(5) Yani Türk Polisi, Türk Jandarması, T.S.K.’lılar (Hatırlatma: 1960-1980 arası TSK Şehidlerinin sayısı ile 1980-2008 tarihleri arası TSK Şehidlerinin sayısını da gönüldaşlarımızdan biri öğrenip, yazsın bari.İ.G.)ve tabii MHP’liler, Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençleri, “terörcülerin en büyük düşmanları” idiler değil mi? Millet içinde “mukavemet mihrakı” oluşturanlardan , MHP’liler( hani kimileri sanki alay edercesine MEHAPE diyor ya! CHP’ye ise niye CEHAPE demezler ki?)Milliyetçi- Ülkücü Türk Gençleri, bu sebeple değil midir ki, Marksist-Leninist-Devrimci terörcüler tarafından, “engel görüldükleri” için “hedef” seçildiler ve neticede 2008’ler Türkiyesi’nde bile “hiçbir cenah”ın geçemeyeceği, çoğu “asaletsizler”den oluşan, 15 ciltlik “Ülkücü Şehidler Serisi”ni oluşturdular. Ve tabii onbinlerce sakat, yaralı…MHP’li, Milliyetçi-Ülkücü olmak, “öldürülmek için yeterli ve gerekli sebep” değil miydi?

 

“YANLIŞ İDEOLOJİ” TERCİH EDENLER VE….

 

“Türkiye’miz ve Türklük Âlemine yönelik tehdit, baskı ve tehlikelerin sebep ve mahiyetlerini, aslında “Ben Türk’üm diyenlerin Allah’(c.c.)tan başka dostları” olmadığını bilen; “millî tehlikeler karşısında, millî şuura sahip nesillerden; sapına kadar “traWmatize” edilmiş, “çileleri rütbeleri olan “nesillerden olmalıyız. “1968 Kuşağı” gibi değil; yahut günümüzde ekseriyeti itibari ile dedirtecek ölçüde “fiesta”cılık bataklığı”ndaki, “eğlence kültürü çamuru”ndaki “30 yaşındakiler”, “30 yaşın altındakiler” yani “12 Eylül Nesilleri” gibi değil; Türk Milleti’nin ebedî bekâsını, ilmî zihniyet metodu/analitik düşünce tarzı ile sağlamaya, millî tehdit, baskı ve tehlikelerin gerçek yüzünü anlamaya, düşman kapıya dayanmadan evvel, düşmanın kim olduğunu tanıtmaya çalışırken; “nefsi müdafaa” hâlinde kalarak “teröre çekilmiş” , “çile” de, “dram”da, “traWmatiklikte”, en önde olan ve hâlâ da “teşkilatları ile en önde olan” “Yusuf Yüzlü Nesiller”den olmalıyız.

“12 Eylül 1980 öncesi”, Türkiye’miz, “ilan edilmemiş, şiddet derecesi düşük harp” de denilen yeni bir harp şekli ile karşı karşıya olmasaydı yani böyle bir harp şeklinin taarruzuna mâruz kalmasaydı, “devrimci-komünist terör”ün etkisiyle, Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençleri, hem de “Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun leşe” denilen bir ortamda, “tepki gösterip”, evvelâ “fikrî mücadele” ile mukavemet ederek, sonra da “meşrû/nefsî müdafaa” hâlinde kalarak, “döküntü/çakaralmaz silahlara” sarılırlar ve bu arada sistemli olarak “teröre  çekilmiş” de olabilirler miydi? “Türk âleminin en büyük düşmanı” olan ve “her görüldüğü yerde ezilmesi” gereken “komünizmi”, kendi yayılmacılık siyaseti icabı kullanan, içeriye karşı “milliyetçi”, dışarıya karşı “komünist”; 12 Eylül 1980 öncesi, Türkiye’mizin tarihinde “ilk defa” olarak, “bu kadar fazla derecede komünizm kıskacına” alınmasını sağlayan; Türkiye’mizdeki terörün arkasındaki “en büyük güçlerden olan”, “Rus Milliyetçiliği” bayrağını dalgalandıran Sovyet-Rusya’nın, tarihî emel ve ihtiraslarının günümüzde, 2008’ler Türkiyesi’nde bile “sonlandığını” söylemek ne mümkündür ki?(6) “Türkistanlı şâir”in dediği üzre; “Dünya, Urussuz, Emrikasız ne güzel olurdu…”(Devamı Var)

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM ve İZM’LER(2)

YAZI DİZİSİ:

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(2)

 

 

 

MİLLİYETÇİLER-ÜLKÜCÜLER 12 EYLÜL 1980 ÖNCESİ NİYE “SİLAHA SARILMIŞLAR”DI?

 

 

“Biz onları 12 Eylül öncesinden de biliriz” diyen “zihniyet sahipleri”, 12 Eylül 1980 öncesi, hangi Milliyetçi-Ülkücü Türk genci, “Ülke elden gidiyor” gerekçesine dayanarak “silahlı eylemler”e girişmiştir?Milliyetçi-Ülkücü Türk gençleri, sözüm ona , “sözde silahlı eylemler”e nasıl “girişmiş” ve eline, yeri geldiğinde, izolabantlarla yapıştırdığı, “süper silahlar”ı hangi şartlar altında almış veya almaya mecbur bırakılmışlardır? Hiç düşünmüş müydüler?

Hatırlanacağı üzre, TRT ‘de, 30. Mart. 1981 tarihinde, akşam yayınlanan “P.K.K. ve Güneydoğu Olayları” programında, “Biz teslim olamayız. Biz Türk Bayrağı altında yaşıyoruz, dedik. Biz altınlarımızı sattık. Koyunlarımızı sattık. Onlara karşı gelebilmek için silah aldık, silah almak zorundaydık. Karım, kızım, çocuğum jarjur dolduruyor, ben de ateş ediyordum. Bu hesapla canımızı muhafaza ettik. O zamanlar “Devlet” bize sahip çıkmıyordu. “, feryadları, “Devlet Yokluğunda Komünistlere Karşı Millet”in, yaşama, mücadele ve azminin de ispatı olmuyor muydu? Bu şekilde bir “meşru müdafaa” hâlinde kalan ve “Devlet’in yokluğunda”, kendi silahını kendi parası ile alan ve Devlet-Millet düşmanlarına  karşı, mukavemet edenler de “terörist” mi idiler? Bunlar da “silahlı eylem” mi yapmaktaydılar?

Hâlen Güney-Doğu Anadolu’muzdaki “vatan kardeşleri”mizden “köy korucuları” denilen insanlarımız, Devlet’in kendilerine temin ettiği , sağladığı silahlarla, Kürtçü komünistlere karşı “silahlı mücadele” etmektedirler. 12 Eylül 1980 öncesi ise “Hilvanlılar, kadın-erkek silaha sarılarak mücadele etmişler; etmeseler ne olacaktı?Onlar ölmekle kalmaz, milletimizdeki ümit ve mücadele azmi de “ölmez miydi?” Zaten terörün maksadı insanları ortadan kaldırmak değil, onları sindirerek köle hâline getirmek değil mi? Bir cemiyette sivil insanların bizzat emniyet sağlayıcı güçler hâline gelmesi, nasıl bir değişmenin eseriydi? Ve sosyal bünye açısından  ne ifâde ediyordu? “Bozuk gidişe karşı mukavemet gücünü bir milletin hayatiyetini ve yaşama, başarma azmini gösteren başlıca işaret olması” bakımından, hiç mi ehemmiyeti yoktur? Meşhur İngiliz yazarı George Orwel’ın “Bir Fil’i Öldürmek” hikâyesinde anlatılmak istenildiği gibi, “Bir cemiyet, bu hâle geldiği zaman artık canını ve malını, kendisini sömürenlerin himayesine terk ediyor demektir. İşte Hilvan’lıların, Siverek’lilerin, Artvin’lilerin, Fatsa’lıların, Kars’lıların ve daha nicelerinin  üzerinde estirilen “terör” bu hedefi elde etmek istiyordu. Bunun için de “terörcülerin” en büyük düşmanları, halk içinde mukavemet mihrakı oluşturabilecek insanlardı.”(5) Yani Türk Polisi, Türk Jandarması, T.S.K.’lılar (Hatırlatma: 1960-1980 arası TSK Şehidlerinin sayısı ile 1980-2008 tarihleri arası TSK Şehidlerinin sayısını da gönüldaşlarımızdan biri öğrenip, yazsın bari.İ.G.)ve tabii MHP’liler, Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençleri, “terörcülerin en büyük düşmanları” idiler değil mi? Millet içinde “mukavemet mihrakı” oluşturanlardan , MHP’liler( hani kimileri sanki alay edercesine MEHAPE diyor ya! CHP’ye ise niye CEHAPE demezler ki?)Milliyetçi- Ülkücü Türk Gençleri, bu sebeple değil midir ki, Marksist-Leninist-Devrimci terörcüler tarafından, “engel görüldükleri” için “hedef” seçildiler ve neticede 2008’ler Türkiyesi’nde bile “hiçbir cenah”ın geçemeyeceği, çoğu “asaletsizler”den oluşan, 15 ciltlik “Ülkücü Şehidler Serisi”ni oluşturdular. Ve tabii onbinlerce sakat, yaralı…MHP’li, Milliyetçi-Ülkücü olmak, “öldürülmek için yeterli ve gerekli sebep” değil miydi?

 

“YANLIŞ İDEOLOJİ” TERCİH EDENLER VE….

 

“Türkiye’miz ve Türklük Âlemine yönelik tehdit, baskı ve tehlikelerin sebep ve mahiyetlerini, aslında “Ben Türk’üm diyenlerin Allah’(c.c.)tan başka dostları” olmadığını bilen; “millî tehlikeler karşısında, millî şuura sahip nesillerden; sapına kadar “traWmatize” edilmiş, “çileleri rütbeleri olan “nesillerden olmalıyız. “1968 Kuşağı” gibi değil; yahut günümüzde ekseriyeti itibari ile dedirtecek ölçüde “fiesta”cılık bataklığı”ndaki, “eğlence kültürü çamuru”ndaki “30 yaşındakiler”, “30 yaşın altındakiler” yani “12 Eylül Nesilleri” gibi değil; Türk Milleti’nin ebedî bekâsını, ilmî zihniyet metodu/analitik düşünce tarzı ile sağlamaya, millî tehdit, baskı ve tehlikelerin gerçek yüzünü anlamaya, düşman kapıya dayanmadan evvel, düşmanın kim olduğunu tanıtmaya çalışırken; “nefsi müdafaa” hâlinde kalarak “teröre çekilmiş” , “çile” de, “dram”da, “traWmatiklikte”, en önde olan ve hâlâ da “teşkilatları ile en önde olan” “Yusuf Yüzlü Nesiller”den olmalıyız.

“12 Eylül 1980 öncesi”, Türkiye’miz, “ilan edilmemiş, şiddet derecesi düşük harp” de denilen yeni bir harp şekli ile karşı karşıya olmasaydı yani böyle bir harp şeklinin taarruzuna mâruz kalmasaydı, “devrimci-komünist terör”ün etkisiyle, Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençleri, hem de “Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun leşe” denilen bir ortamda, “tepki gösterip”, evvelâ “fikrî mücadele” ile mukavemet ederek, sonra da “meşrû/nefsî müdafaa” hâlinde kalarak, “döküntü/çakaralmaz silahlara” sarılırlar ve bu arada sistemli olarak “teröre  çekilmiş” de olabilirler miydi? “Türk âleminin en büyük düşmanı” olan ve “her görüldüğü yerde ezilmesi” gereken “komünizmi”, kendi yayılmacılık siyaseti icabı kullanan, içeriye karşı “milliyetçi”, dışarıya karşı “komünist”; 12 Eylül 1980 öncesi, Türkiye’mizin tarihinde “ilk defa” olarak, “bu kadar fazla derecede komünizm kıskacına” alınmasını sağlayan; Türkiye’mizdeki terörün arkasındaki “en büyük güçlerden olan”, “Rus Milliyetçiliği” bayrağını dalgalandıran Sovyet-Rusya’nın, tarihî emel ve ihtiraslarının günümüzde, 2008’ler Türkiyesi’nde bile “sonlandığını” söylemek ne mümkündür ki?(6) “Türkistanlı şâir”in dediği üzre; “Dünya, Urussuz, Emrikasız ne güzel olurdu…”(Devamı Var)

 

 

“ERGENEKON” KAVRAMININ, “İSMET” İSMİMİM KİRLETİMESİNİ KABUL EDEMİYORUM

“ERGENEKON HAVZA’SI”

“Aylardan Mayıs, günlerden Cuma”
Pırıl pırıl atmosfer…
Ellerim ceplerimde,
Yürüyorum…
“Ergenekon Havza’sı”nda…

Neredeyse her an hatırlıyorum;
Ali Osman Aga’yı…
Neredeyse her an hatırlıyorum;
Bayram Aga’yı…
Neredeyse her an hatırlıyorum;
“İstiklâl Harbi’nin Ergenekon’u”
“Havzalı Ülkücü Şehidlerimi…”

Önümde Bayram ÇONOĞLU,
Arkamda Bekir CON…
Sağımda Adnan YILMAZ,
Solumda Kemal ÖZLÜ
Ve
Feridun BAŞ…

“Aylardan Mayıs, Günlerden Cuma”
Pırıl pırıl atmosfer…
Ellerim ceplerimde,
Yürüyorum…
“Ergenekon Havza’sı”nda…

“Hocam!!!”diye seslenildiğinde,
İrkiliyorum…
Sanki beni vuracaklar gibi,
Geliyor aklıma…
Tak…Tak…Tak…

“Ergenekon Havza’sı”nda da ,
Sezinliyorum;
Bana,
Münhariflik yapıldığını…
Hangi diyar yapmamıştı ki;
O münhariflikleri?..

25 Mayıs 1919’un,
“İslâm Mücahidi” ATATÜRK’e de
“Karşı” gelenler…
ATATÜRK’ün kavramını kullanıyorlar;
“Yamuk”casına…
Münharifler…Münharifler…

“Aylardan Mayıs, Günlerden Cuma”
Pırıl pırıl atmosfer…
Ellerim ceplerimde,
Yürüyorum…
“Ergenekon Havza’sı”nda…

Ergenekon: Türk’ün zorlukları aşması!
Ergenekon: Türk’ün yapılamayanı yapması!
Ergenekon: Türk’ün ümitvâr kıvılcımları!
Ergenekon…Ergenekon…Ergenekon…

Nice kavramlarımızı,
Kirlettikleri gibi;
Nice hassasiyetlerimizi,
Yok etmek istedikleri gibi;
Kirli emelleri uğruna,
Kirlettiler tertemiz kavramı,
Ergenekon…Ergenekon…Ergenekon…

“Aylardan Mayıs, Günlerden Cuma”
Pırıl pırıl atmosfer…
Ellerim ceplerimde,
Yürüyorum…
“Ergenekon Havza’sı”nda…

Havza, 02. Mayıs.2008
İsmet GÜLTEKİN

Yazı Dizisi: TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(1)

YAZI DİZİSİ:

 

 

“CUMHURİYET TARİHİNDE İLK OLAN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ OPERASYONU “TARTIŞMALARININ HATIRLATTIKLARI…

 

 

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ,  TERÖR, TOTALİTERİZM VE İZM’LER(1)

 

 

Kendime göre tesbit ettiğim öncelikli hususlar üzerinde , bir bir durmak ve kendi düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Zaman zaman, “bir takım çevrelerce”, “faşist”, “ırkçı”, “Turancı”, “aşırı milliyetçi” ve “aşırı sağcı” itham ve suçlamalarına mâruz kalan Türk Milliyetçileri, bugün de aynı suçlamalarla karşılaşmaktan kurtulamamaktadırlar. Yukarıda yazdığımız itham ve suçlamalardan mutlaka biri veya ikisi  ile her zaman itham edilmekte, suçlanmaktadırlar. Hâlen Türk Milliyetçilerine, bırakalım “bir takım çevreleri”, bu “mâlum çevreler”in korosuna katılmaktan, ne hikmetse çekinmeyen düşünce ve fikir adamlarının, “aşırı sağcı” , “terörcü”, “tedhişçi” , “Biz onları 12 Eylül öncesinden biliriz” itham ve suçlamalarına devam etmeleri, düşüncelerimizi teyid etmektedir. 12 Eylül 1980 sonrası bir “olgu” olarak ortaya çıkan “itirafçılar olgusu kervanı”ndan sayın Necdet ATILGAN’da, dönemin “Yeni FORUM” dergisindeki yazısından da anlaşılacağı üzere, bu “koro”ya dahil olmaktan rahatsızlık duymamış olmalı ki, kendisi de ve hatta 2008’ler Türkiyesinde bile, “Birikim”i ile Ömer LAÇİNER gibi “kartaloz”lar bile Türk Milliyetçileri, Milliyetçi-Ülkücü insanlar için, “aşırı sağ”, hattâ “silahlı  aşırı sağ”, “ırkçı” ve “faşist” itham ve suçlamalarını günümüzde de sürdürmektedirler.

“Silahlı aşırı sağ” hususu gibi hususlara sonradan temas edeceğimden, “aşırı sağ” itham ve suçlaması üzerinde durmaya devam edelim. Bu hususa çok değişik açılardan bakan, rahmetli Prof. Dr. Erol GÜNGÖR Hoca, bir yazısında, meselenin püf noktasını şöyle izah ediyor: “Batılıların telkin etmeye çalıştıkları fikir, Türkiye’de sol’un bir tehlike teşkil etmediği, asıl kökü  kurutulacak olanların  milliyetçiler olduğudur. Ancak bu fikir çok değişik bir üslup içinde sunulmaktadır. “Solcular” yerine kaypak bir “aydınlar” terimi  kullanılıyor, “milliyetçiler” için ise “aşırı sağcı” deniliyor. “Hangi gaye ve kimin menfaatleri , bu şekilde bir husumetle karşılaşıldığını belirten rahmetli, Erol GÜNGÖR HOCA; “Avrupa’lının kullandığı üslup gayet ustalıklıdır. Türkiye’de iktidarda bulunanların milliyetçi, yani millet varlığı uğruna her türlü fedakârlığı göze alan insanlar olduklarını onlarda bildikleri için, milliyetçilik düşmanlığı yaparken hep “aşırı sağcı”, “Turancı” vs. tabirlerini kullanılıyor” demektedir. Yine sözde “Türkiye Sağı” nı iki dönemdir “tek başına” oluşturan “siyasî irade”nin başı da, 2002’den bu yana, tamı tamına, altı yıldır, zaman zaman, “milliyetçilik, etnik kökene, dinsel ve bölgeselliğe dayanamaz” tekerlemelerini dillendirmektedir. Peki, milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, “millî bekâ”yı amaçlayan bir milliyetçilik ise neye dayanacağının cevabını ise hâlâ söylemedi…

Biz,şahsen bütün yakıştırmaları, “itham etme”, “suçlama” olarak görürken, rahmetli Erol GÜNGÖR HOCA, “milliyetçilik düşmanlığı  yaparken” şeklinde değerlendirmektedir. Rahmetli Erol GÜNGÖR HOCA, bu hususla ilgili yazısını, şu cümlelerle noktalıyor: “Biz Türk Milliyetçileri, milliyetçiliğimize karşı yapılan suçlamaları şeref madalyası olarak taşımaya alışmış insanlarız. Ancak dost olmadığımız çevrelerin  lehimizde bulunur ve bize yardımcı olmaya kalkarlarsa o takdirde tuttuğumuz yolun doğru olduğundan endişe edebiliriz. Allah’a şükür, şimdiye  kadar böyle bir mantıksızlıkla karşılaşmadık.”(1) dese de, “Türkiye Gerçeği”nde, “Kızılelma Koaliyasyonları” gibi “ucube yakınlaşmalar”, “karıştırmalar- barıştırmalar” da yaşandığını hatırlamak elzemdir. Ancak, elbetteki, “30 yaşındaki gençler”imiz, “30 yaşın altındaki gençler”imiz, yani “12 Eylül Nesilleri”nden, “rağmenlere rağmen” Türk Milliyetçiliği Mefkûresine sahip olmaya çalışan gençlerimiz için de, bu zamana kadar duyulmamış veya bundan sonra da işitilmeyecek muhtemel “itham ve suçlamaları” da bir “şeref madalyası” olarak taşımaya da hazır olmalıdırlar…

 

“MİLLİYETÇİ –ÜLKÜCÜ TERÖR” VAR MIYDI Kİ?

 

“12 Eylül sonrası olgular”dan “itirafçı kervanı”ndan Sayın Necdet ATILGAN, dönemin “Yeni FORUM” dergisindeki yazısında şunları serdetmekteydi:” Terör eylemlerinin sağdan veya soldan gelmesi haklı olmayı gerektirmez. Umarım Sayın İsmet GÜLTEKİN, milliyetçi diye “terör” olaylarına karışmış insanlara sahip çıkmıyordu.”

Sonradan “Çılgınlıktan Sağduyuya” ismi ile kitaplaşan ve “Yeni FORUM Yayınları”ndan da çıkan bu “tartışma”da, “konuşmacı olarak yer aldığı ve 1970’li yıllarda düzenlenen bir çok seminer ve toplantılarda “, muhtemelen “Devrimci terör”ü ateşleyen, teşvik eden, “Devrim nutukları” atarken; ben daha henüz beş yaşında, çocukluğumu yaşamakta, o yaştaki çocukların dünyasında yer almakta idim. Zamanın “Darbeci Generali”, “Devlet Başkanı Orgeneral” Kenan EVREN’in Konya konuşmasında belirttiği gibi, şâyed T.S.K., idareye el koymamış, yani 12 Eylül Harekâtı /Darbesi yapılmamış olsa idi, “o konuşma kürsüsü”nden konuşacaklar arasında, belki de kendisi de olacaktı ve ben de, tıpkı beş yaşındaki Afgan çocuklarının, Rus Kızıl Ordusu işgali sonrası yaşadıkları şartlar altında olacaktım. Kezâ, bir eski “terörist”in dediği üzre, “Hazırlanan plan ve stratejiye göre, eğer 12 Eylül darbesi olmasaydı, yapılacak ilk seçimlerde Dev-Yol örgütünün desteklediği 13(on üç) milletvekili Meclis’te olacaktı.”(2)

Böyle bir “tesbit”i, “Temmuz Sıcağı”nı çok hararetle yaşayan “2008’lerin Türkiye Gerçeği”ni hatırlayınca, “Haçlı-Masonik Gül Amplemli”, “D.T.P.= P.K.K.” yazılarının, bir ara “Türkiye Medyası”nda çokca yazıldığı, ancak, “2. Olağan Kongresi”ni 20 Temmuz’da yapma hazırlığındaki “on yılları aşan siyasî çizgi” ise, 20 kişilik grubu ile bugün T.B.M.M.’de olduğunu “anlamlandırmayı” da elbette “orijinal” bir şekilde de yapabilmeliyiz…”Sistem olgusu”nun “dayatmacı/zorba” ve hattâ “terör” kokan muamelerine rağmen “siyasî çizgiler “”yok edilemiyor”, “elimine edilemiyor” ne yazık ki?

Bütün bu “acı gerçeklere”, ve “olgu”lara rağmen; Türk Milliyetçiliğinin fikir kaynaklarında, “külliyatları”nda, asla “şiddet”, “tedhiş”, “terör”, “silahlı mücadele” , “metot” olarak da tavsiye edilmemiş; her daim, daima, mücadele metodu olarak da, kanunlara riayet, meşruiyet, yani “demokratik kurallar içinde” olması vurgulanmıştır, vurgulanmaktadır.

“İtirafçılar Olgusu”nu oluşturanlara şöyle bir suâl de yöneltmiştik: “Sizler hiç Alparslan TÜRKEŞ’in “Temel Görüşler”, “Dokuz Işık” gibi eserlerini ve diğer milliyetçi ilim ve fikir adamlarımızın, meselâ  Seyyid Ahmed ARVASÎ’nin, üç ciltlik  “Türk-İslâm Ülküsü”nü, Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU’nun “Türk-İslâm Sentezi”ni, Taha AKYOL’un “Politikada Şiddet”ini okudunuz veya okuımak için elinize aldığınız oldu mu? Bırakalım bütün bunları, “MAYAŞ Yayınları”nca yayınlanan “Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası Sorgu”yu okumayı, hiç düşündünüz mü?

Herhalde çoğunuz “silahlı eylem”, insanı katledip “silahlı propaganda” yapmaktan , “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi”ni bir “anti-tez” olarak da olsa öğrenmeyi bırak; Marksist-Leninist(Komünist) ideolojiyi  bile ancak “zindanlar”da öğrendiniz elbet…Nitekim ATILGAN da bunu “itiraf” etmişti zaten.

Ancak 2008’ler Türkiye’sinde, hâlâ “fikirler mücadelesi”nin de “tam gaz” devam ettiği bir zaman diliminde, “yanlış ideoloji/yanlış fikir sistemi” tercih etmenin “pişmanlığı”nı duyanlar da o kadar az ki?

“Şemsi ÖZKAN”lar bile böyle bir “dramı”, “yanlış fikir sistemi”, “yanlış ideoloji “tercih etmenin “traWmatikliği”ni de yaşayanlardandı: ÖZKAN diyordu ki;“Sonuç olarak bugünkü tavrımızı şöyle izah edebiliriz: Bu tavır , komünist ihanete vurulan bir darbedir. Bu tavır, Türklük şuurunun yeni bir şahlanışıdır. Damarlarımızdaki soylu kanın ihanete isyanıdır. Bu tavır, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de vatan uğruna kanlarını akıtan şehidlerin ruhlarına okunan Fatiha’dır. Bu tavır, Türklüğün yeni zaferidir. Bizi lütfen dinleyin.. Sesimize kulak verin. Af değil, ilgi bekliyoruz. “(3)

(Devamı Var)

 

 

MEVKÛTESİZ FİKRİYAT, MEVKÛTESİZ HAREKET!

                                          MEVKÛTESİZ FİKRİYAT, MEVKÛTESİZ HAREKET!

 

 Kökleri asırları aşan, “kökü ezelde, dalı ebedte” “Türk-İslâm Fikriyatı”, “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi”, “Ülkücü Hareket”, tarihinin “en mevkûtesiz dönemi”ni yaşamakta olduğunun farkında mısınız?

Hani “teşkilatçılığı” ile mümeyyiz olduğu kadar, “teşkilatlarındaki kütüphanelerin eşsizliği” ile de mümeyyiz olan , “yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî, islâmî ve insanî” olan “fikir sistemi”mizin, maalesef, “12 Eylül 1980 “sonrası, “en kısır”, “en verimsiz” , “en okuma özürlü” ve de “en mevkûtesiz” bir dönemi yaşadığının kaçımız farkındayız?

Müdavimi olduğum “İslâmcı cenah”ın, bence çok seviyeli ve fikir dolu mevkûtesi, haftalık “Gerçek Hayat” dergisinin “400. sayı”ya kavuşması üzerine yayınladığı “özel bölümü” okurken; bir kere daha “fikriyatım namıma” hayıflandım ve de üzüldüm.

“1970’lerdeki okuma eylemleri”ni hatırladıkca ve de bizzat benim de müşahede ettiğim üzre “12 Eylül 1980 “sonrasında bile ellerinden “fikriyatına uygun mevkûteler”in düşmediği gönüldaşlarımız da, Haziran 2008’ler Türkiye’sinde, böyle bir “hayıflanma”, böyle bir “burukluk” yaşıyorlar mı ki?

Son 28 yılda “fikriyatımız”ın siyasî cenahında yaşanılan “durumlar”a ilâveten, bir de “mevkûtesiz bir fikriyat” derekesindeki durumumuz, beni hayli üzüntülere, karamsarlıklara sevketmekte.

Daha “12 Eylül 1980 Askerî Darbesi”nin hemen arefesinde diyebileceğimiz bir zaman diliminde, rahmetli Prof.Dr.Erol GÜNGÖR’ün “başyazarlığı”nı yaptığı, haftalık “Yeni SÖZCÜ”; kapatılmasının ardından haftalık “Yeni HİZMET” mevkûteleri; yine aylık “Töre “dergisi, üç aylık “Millî Eğitim ve Kültür “dergileri; yine sonradan neşredilen haftalık “Hizmet İçin Yeni Hamle” dergileri; haftalık “Yeni DÜŞÜNCE” dergileri….Ve rahmetli Prof.Dr. Necmettin HACIEMİNOĞULLARI’nın ve hâlen hayatta olan ve “elleri titreyen” Prof. Dr. Mustafa KAFALI’nın da yazarı olduğu günlüğe dönüşen “Yeni DÜŞÜNCE” gazetesi…”Yeni HAFTA” gazetesi…”Büyük Kurultay” gazetesi…”Milliyetçi Çizgi” gazetesi….”Gündüz Gazetesi”….

Haftalık “Muhalif”, “Hür Gelecek” dergileri, “Nizâm-ı âlem”, “Bizim Ocak “ dergileri….vesaire…

Ya “fikriyatımız”ın şu an ki “mevkûte” durumu?

Günlük “Ortadoğu” gazetesi ve “Yeni Çağ” gazetesi.

Maalesef rahmetli Zeki Bey’in hâlen de “fikriyatımız”ın “en eski mevkûtesi” olan  günlük “Ortadoğu” gazetesi, gerekli ve beklenen” açılımı”, “kucaklayıcılığı” yapamamakta…

Günlük “Yeni Çağ” gazetesi ise “seçim süreçleri”nde de müşahede edildiği üzere “ne idüğü tartışılan mevkûte “görünümünde de kurtulamamakta…

Hâlen “fikriyatımız”ın siyasî cenahı “71 milletvekili” ile (B.B.P. ve M.H.P.) T.B.M.M.’de “temsil” edilmesine rağmen; “kağıda basılı” günlük, aylık “mevkûtesizlik” serencamından da bir türlü kurtulamadı, diyebilirim. Rahmetli “Lider”imiz Alparslan TÜRKEŞ, seyahatlerinde hangi “gazete merkezleri”ni ziyaret ediyordu ve günümüzdeki “Lider”lerimiz seyahatlerinde hangi “gazete merkezleri”ni ziyaret etmektedirler?

Ve en önemlisi de son 28 yılda 400(dötyüz) sayıya/sekiz yıl kesintisiz haftalık neşriyatı erişmiş, mevkûtemiz olduğunu hangi birimiz söyleyebilir ki?

Bir zamanlar “teşkilat” ziyaretlerinde, “taksilerin bagajları”nda “mevkûteleri”ni de bulunduran “lider”ler, böyle bir “manzaraya” nasıl tahammül edebiliyorlar ki? Üstelik “teknoloji”nin “dijital”leştiği, hattâ “on line”laştığı, fikirlerin kağıda daha çabuk ve daha da kolayca basılabildiği bir zaman diliminde yeterli ve gerekli ölçüde “mevkûtesizlik” yaşamış olmanın sonu nereye varacak ki?

Hiç dikkat ediyor musunuz, “mevkûtesiz”liğin günlüğünde böyle, bilinen sıkıntılar yaşanırken; hani nerede haftalık mevkûtemiz? “Ülkü Ocağı Dergisi” ve yeni çıkan “Yerli Düşünce “dergileri, tabanda bile kaç kişinin eline geçiyor ve de okunuyor ki?

“İnternet kullanıcılığının” sayısı ne kadar artarsa artsın, asla “kağıt”ın da “yok” olmayacağını, “kağıt”ın da “yok” edilemeyeceğinin idrakine mi varamıyoruz, yoksa?!!!

Kağıda basılı “mevkûtesiz”liğimizde durum bu iken, ya “dijital yayıncılık”ta, “televizyon yayıncılığı”nda “fikriyatımız”ın durumu sizce çok mu iç açıcı?

Niye 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra bilhassa fikriyatımızı “temsil” noktasındakiler, böyle bir “mevkûtesiz fikriyat/mevkûtesiz hareket” meselesinde, ellerini taşın altına sokmuyorlar, çareler,çözümler bulmuyorlar ki?

Doğrusu binbir meşakkatlerle 400.sayıya, sekizinci yıla erişen ve de müdavimi olduğum, daha nice 400. sayılara, nice yıllara da kavuşmasını dilediğim “İslâmcı” cenahın haftalık fikir mevkûtesi “Gerçek Hayat” dergisine ve de çıkaranlarına imrenmemek elde değil.

“Dünyada hapishanede ilk dergiyi çıkartan”(Bizim Dergâh Dergisi) bir fikriyatın mensuplarının  bence günümüzde yaşadığı  “mevkûtesizliği”, hayli düşündürücü…

Yine de günlük “Ortadoğu” ve “Yeni Çağ” gazetelerini; “aylık “Yerli Düşünce”, “Ülkü Ocakları Dergisi”ni, “Türkiye Günlüğü”, “Türk Yurdu”, “2023”, “Orkun”ve Kemal Çapraz’ın aylık olarak çıkarttığı ve şu an ismi aklıma gelmeyen mevkûteleri çıkartanlardan da Rabbim razı olsun.(ÂMİN)

23.06.08

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

ULUSALCILIK

ULUSALCILIK

 

Ulusalcılık,

Bolşevizanlıksa;

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

 

Ulusalcılık,

“Lenin kalpaklı”

Atatürk posterinde,

Gizliden gizliye,

“Lenin”i özlemekse;

Tüküreyim böyle ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Ecnebî “Money”lerle,

Fonlanmaksa,

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Her türlü

Manevî değerlerle,

Alay etmekse,

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Milletin çocuklarına,

Sövmekse;

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ey Büyük Türk Milleti!

Buyur!!!

Sen de tükür!

Böyle Ulusalcılığa!

 

 

Havza, 16.06.08

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KİTLE PARTİSİ M.H.P, DÜNLERİNDEN DERS ALMIŞA BENZİYOR

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KİTLE PARTİSİ M.H.P.;
‘DÜN’LERİNDEN DERS ALARAK MI DEVAM EDİYOR NE?

Türkiyemizde “Başörtüsü tartışmaları” diye isimlendirebileceğimiz “hararetli” bir “tartışma” sonrası, elbetteki şu an ki en büyük “kazanım”; yeniden “Türkiye Gerçeği”nin “faş “olması ve kimin/kimlerin nerelerde durduğunun hatırlanılması olmuştur.
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri sonrası, takip ettiği “meşruiyet”çi, “demokrasi bağlılığı” ve “rasyonel” “duruş” ve “tavır/söylemleri” ile, “Ülkücü Hareket’in hem ‘Küçük Partisi’ ‘Büyük Birlik Partisi’ ve hem de ‘Kitle Partisi’ ‘Milliyetçi Hareket Partisi’, ‘Büyük Türk Milleti’ni, ‘adam gibi” temsil edebilme başarısı gösterebilmişlerdir.
Bütün “kahbeliklere”, bütün “kalleşliklere”,bütün “imkansızlıklara” rağmen…Adetâ “16 milyon reyi, millet desteğini AK PARTİ değil de, M.H.P. ve B.B.P. almış gibi…”, “Büyük Türk Milleti”nin “faydası”na olan her konuda, “Tek Başına İkinci Defa İktidar” olan “siyasî irade”yi “desteklemişlerdir.Elbetteki böyle destekler, “Anadolu, bir taşra olmasa da”, “taban”da, beraberinde, fiilî durum olarak, birçok “kafa karışıklığı”nı da beraberinde getirmiş ve “kafa karışıklıkları”na sebebiyet de vermiştir. Kimileri “Tek Başına İktidara Yakınlaşmalar” şeklindeki “değerlendirmelerle, “taban”da, zaten “okuma özürlü” olan “teşkilat mensupları”nda bile, “AK PARTİ’nin yaptığı ve yapacağı icraatların tamamını ‘meşrulaştırma’ veya ‘hoş görme’, ‘sempati duyma’ gibi ‘duygu’ ve ‘düşünceler de yaşatmıştır.
Ancak ‘bugün’kü Ortadoğu Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Orhan Karataş’a ‘Lider’ tarafından yapılan ‘açıklamalar’ ve yine “M.H.P. Grup Toplantısı”nda, çok geniş şekilde yapılan “değerlendirme konuşmaları”, belki de bilhassa “Başörtüsü tartışmaları” ile “kafa karışıklığı” yaşayan “Ülkücü Taban”a da “İlk uyarılar” olarak da “hatırlatmak gerekir…
Bilhassa KARATAŞ’a yapılan açıklamalarda, “çok acılara”, “çok dramatiklere”, “çok çilelere” sebebiyet vermiş olan “12 Eylül 1980” ‘dünü’ nü hatırlatan;”Bizlerden, Milliyetçi Hareket Partili’lerden ‘devlet namına ‘tavır bekleyenler, bir zamanlar ‘Milliyetçi gençlere’ ne gözle baktıklarını hatırlamalılar” mealindeki açıklamalar…”Generallerin bile sokaklara çıkamadığı zamanlarda, ölümü göze alıp sokaklara çıkan Milliyetçi_Ülkücü gençler…”i çağrıştırdı.
Ve “12 Eylül Şartları”nda ve “12 Eylül Sonrası değerlendirmelerde”de çokca “dile getirilen”, “Ülkücü Hareket mensuplarını ‘devletin/askeriyenin sivil bir uzantısı’, ‘devletin yardımcı güçleri” gibi değerlendirmeleri de 2008 Türkiyesi’nde “kabul edilemeyeceği”ni ispatlayan; hem de “askerlerden 1(bir) milyon oy almış olan M.H.P. gerçeğine rağmen;”Lider’in, “Dr. Devlet BAHÇELİ’nin dedikleri:” MHP’liler Türk Silahlı Kuvvetleri’ne her zaman saygılı olmuşlardır. Bundan sonra da böyle olacaktır. Ordu bizim ordumuz. Yıpratılmasını, zarar görmesini asla istemeyiz. Ancak, MHP Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milis gücü veya sivil uzantısı değildir.”
Bu tip “açıklamalar”, “Devletimiz sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen bazı “karanlık ilişkilerle” dolu olanlardan değil; “Büyük Türk Milleti sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen, “militarizm”den çok çok uzak, “devletçi refleksleri” değil, “millet milliyetçiliği reflekslekleri”ni, “sivilliği” hatırlatıyor elbette.
Bu “söylemleri”, böyle bir “Türkiye Gerçeği”nde , hem de “en üst perde”den söylenilmiş olması, bence çok çok önemlidir ve de “başarı”dır. “Ülkücü Hareket’in İstiklâliyeti namına…”
Kaldı ki, gerek “Sosyalist düşünce “, gerekse “İslamcı/Siyasal İslam” düşüncesi sahiplerince ve pek tabii “bilumum Türkiye düşmanları”ndan, “bu hassas açıklamala konuları ile ilgili “en kıytırık Ülküdaşlarımız” bile “, ‘hayatları”nda çok şeyler(!)” yaşamışlardır, diye düşünüyorum.
Ülkücü Hareket’in ‘kendisi küçük ,mefkûresi büyük” ‘siyasî teşekkülü” B.B.P.’nin bile, geçenlerde iki gün yayınlanan Zaman’daki ‘ropörtaj’ta, “siyasî irade’ye “çok haklı eleştiriler’ de vardı…
Bu sebeple , belki de “Bektaşilere bir iftira olan, ‘meselenin işine gelen tarafını alıp, işine gelmeyen tarafını ‘yok’ farzeden ve “Hastalıklı Zihniyetleri”ni sergileyen “Sebilürreşad Geleneği”nden gelen, “İslamcı Masonlar Geleneği”nden gelenler, “öz-eleştiri yapabilme”de “sınıfta kalanlar”dan da “Ülkücü Hareket mensuplarını” “anlamalarını” beklemek “abesle iştigal etmek olsa gerek!!
Hele, bilhassa “Başörtüsü Tartışmaları”nda, bir zamanlar “Kökten İslam Karşıtı Medya ile ekseriyetle İslamcı Medya”nın “omuz omuza oluşturduğu”, “Erbakan Hareketi’nin zoraki doğumu” olan “Ak Parti siyasî çizgisi” ile “yakınlaşma” ve “sempatiperestlik” yakıştırmaları da “politik”tir…
“Ülkücü Hareket, ‘küçük partisi’ B.B.P ve ‘Büyük Partisi’ M.H.P.ile , ‘orijinal’olan ve maalesef de en fazla mağdur edilmiş olan bir ‘siyasî hareket’tir…”
19.02.2008
İsmet GÜLTEKİN
İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

MEĞERSE ‘DOÇ:DR:HÜSEYİN ÇELİK’, T.T.K.’YA ‘LAİKÇİ-SOL BÜROKRAT’ GÖREVLENDİRMİŞ!

MEĞERSEDOÇ.DR. HÜSEYİN ÇELİK’,

 T.T.K.’YALAİKÇİ-SOL BÜROKRATGÖREVLENDİRMİŞ!!!

 

Maalesef  toplam tirajı beş milyonu zor geçen “Türkiye Medyası”nın affedersiniz “kancıklığı”, zaman zaman çok sırıtıyor. “Kökten İslam Karşıtı (KİK)Medya” ile “Dinci/İslamcı Medya” dediğimiz “Türkiye Medyası”nın, “Erbakan Hareketi’ne zoraki doğum yaptırıp oluşturduğu” “siyasi yapı”nın “aleyhine olabilecek “vakıa” derekesindeki “hadiseler”, “karartılıyor”, “sulandırılıyor” ve “kamuoyu oluşturabilecek” bir “şekle büründürülmeden “unutturuluyor..”

Böyle bir “Türkiye Medyası Gerçeği”nde, “Hakk’ı ve Hakikati”serdetenlerin yazdıkları ise demin yukarıdaki ifade etmeye çalıştığıma ilave olarak;20 milyonu aşan nufusumuzun kullandığı “internet/sanal alem” de, adeta “gözden kaçırılıyor”, “yok” farzediliyor..

Bence, dünkü ‘Anadolu’da VAKİT”in  “köşe yazarı” Serdar ARSEVEN’in “İrfan Erdoğan’ın istifası…Bakan’ın “Kar-Zarar” hesabı!..”(20.02.2008) başlıklı yazısı, “internet siteleri”nde adeta “es” geçildi gibime geldi.ARSEVEN’in dünkü yazısını okuyup bitirdiğimde, “Meğerse ‘Doç.Dr. Hüseyin ÇELİK, ‘Talim Terbiye Kurulu(T.T.K.)’na ‘Laikçi-Sol Bürokrat’ Görevlendirmiş”, cümlesi dilimden döküldü.

“Katsayı Adaletsizliğini savunan”, “Kimliğinin bilinmesine rağmen görevlendirildiğini belirten”, “Türkiye Sol’u Cenahından”,T.T.K’nın “görevden alınan” “Laikçi-Sol Bürokrat”üzerine yazının sonunu şöyle bitiriyordu ARSEVEN:”İrfan ERDOĞAN’ı kritik göreve atamak suretiyle şer odaklarının ‘on puanlık zararını dokuz puana indirmeyi’ hedefleyen Sayın Çelik…Bu sayfayı “otuz puanlık zararla” kapadı…Ne diyelim…Geçmiş olsun…”

“Bakanlık tarafından yapılan açıklamada ise”, “57.Hükumet zamanında da benzer durumlar olduğu ve istifa etmediği, görevden alındığı” şeklinde idi..

Böyle “vakıalar”:

1-     Zihinlerde hala “Ak Parti Nasıl Bir Parti?” suallerini de oluşturuyor..

2-     “Ak Parti’de ne ararsan var galiba” diye düşündürüyor.

3-     “Ak Parti’de rakamı farklı ‘iktidar’lar gibi dedirtiyor…

4-     “Ak Parti belki önümüzdeki seçimlerde reyini arttırır amma…” da dedirtiyor…

Ve belki de en önemlisi, 2007 sonrası ikinci dönemindeki “Ak Kadrolar daki Budanmışlık” da, ister istemez aklımıza geliyor..Ve bugünlerde 11.yılını idrak etmek üzere olduğumuz “28 Şubat Yumuşak Darbe”si sonrası, “Erbakan Hareketi/Milli Görüş Hareketi’ndeki Kırılmalara” ilaveten, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri sonrası, “Ak Kadrolarda da” önemli derecede “kırılmalar/budanmalar” yaşandığını da gösteriyor. Kaldı ki, “Türkiye Meselelerine Sokaklarda çare bulmayan” her ‘Türk Aydını” gibi, “Ak Parti’nin ‘kimlik’ olarak, Erbakan Hareketi’ndeki ‘kimlik iddiaları”ndan vazgeçe vazgeçe oluştuğunu, adını da “liberal” ön ekleri ile sundukları”nı da bilmektedir elbette. “İslami Devlet’ talebinden vazgeçiş..İslami hayat talebinden vazgeçiş…İslam’ın siyasi yorumlamalarından vazgeçiş…Vesaire”

Ancak, bütün bunlara rağmen, “16 milyonluk oy kitlesi”, “Ak Parti Tabanı”, neticede “Ak Parti’ye niye oy verdiğini de unutmuş değildir”, kanaatimdeyim. Böyle olmasına rağmen, “Milli Eğitim” ve “Kültür “ gibi “Büyük Türk Milleti” açısından da ehemmiyeti tartışılmaz  “ana damar” konumundaki “makamlar”a,; “pozitivistlik, maddecilik, din-dışılık/anti-İslamlık” ile hatta “darbecilik”le  de dopdolu bir “Türkiye Sol’u Cenahından Bürokrat görevlendirmeler”, ne derece “Ak tabana saygı”dır, “tartışılması” gerekir…

Yine kaldı ki, “Ak Yazarlaşan” “Türkiye Yazar-Çizer takımı”nın, sanki “Başörtüsü Tartışmaları” ile “Başörtüsü Yasağı Kalkıyor!” algılamalarına sebep veren yorum ve yazıları ile “Ak Veballere” de “ortak” olduklarının şuurundalar mı acep?

“Ak Sağ…” “Ak Sol…” “Ak Liberal…” “Ak Mason…”

İyi, hoş, güzel de, bütün eksikliklerine ve “tartışılırlığına” rağmen, ne “2. Özal” olabiliyorlar ve ne de “vakarlı bir siyasi irade?…”

Bence “mevcut her türlü Türkiye verileri”,  ben diyeyim,“2024’lere doğru giden geleceğin Türkiye tasavvurunu” da, “iyi-hoş-güzel” algılamamı engelliyor, içimi karartıyor, karamsarlığımı depreştiriyor…

Hem,”Türkiye Sol’u,  cür’etini Ak Parti’den mi alıyor ne?”

Yanılıyor muyum yoksa?

 

21.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

 

 

 

 


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.