Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv Haziran, 2008


“YAKIN TARİH KONULARI”NIN MUAZZAM CEZBEDİCİLİĞİ

“YAKIN TARİH KONULARI”NIN MUAZZAM CEZBEDİCİLİĞİ

 

 

Bilmem sizlere de “öyle” geliyor mu? Kim yazmış olursa olsun, her türlü “yakın tarih konuları”, beraberinde bir “yakın tarih tartışmaları” ve akabinde de bahsedilen “yakın tarih konusunun hakikati”nin ortaya çıkması ile sonuçlanıyor..

Bu sebeple de olsa gerek, “yakın tarih konuları”nın muazzam cezbediciliğine kapılmamak elde değil.

Bu aralar “bölüm bölüm” de olsa, “titrisiz münerver”ler kategorisinden Taha AKYOL’un “Ama Hangi Atatürk?” kitabını okuyorum. Henüz tamamını bitiremedim amma tiz zamanda bitireceğimi ümit ediyorum.AKYOL’un neredeyse bahse konu eserile ilgili “kağıda basılı mevkûteler”deki ropörtajlarının da tamamını okudum. Ancak “orijinalinden okumaya” bence hiçbir şeye değişilmez. Bizzat “Ama Hangi Atatürk?”ü alıp okuyunca, “daha da muazzam cezbedicilikler”le karşılaştım. Hattâ öyle ki, diyebilirim ki, şu ana kadar okuduğum “bölümler”den onlarca, belki de yüze yakın “yakın tarih konuları” ortaya çıkar. Hem de öyle “yaygın tabiri”ile “resmî tarih”in bizlere “mektepler”de kavratmaya çalıştığı “konuları” altüst edecek ve “beyinlerin zonklaması”na ve belki de “beyinler de trawma”lar yaşatacak türden.

İsterseniz sizlere AKYOL’un kitabından birkaç “yakın tarih konuları” zikredeyim: 1- Millî Mücadele/İstiklâl Harbi Stratejisi…2- Millî Mücadele/İstiklâl Harbi yıllarındaki “mandaterlik” tartışmaları…3- Tipik “İttihatçı Zihniyeti”ni ortaya koyan “Biz istersek….”ler le dolu somut örnekler…4- Bugünkü “Radikal Genç”teki(24.06.08), Binhamton Üni.Ekonomi Bölümü’ndeki “İlkim İpek Kuran”ın “insanî Atatürk”le karşılaşmasını anlatan yazısında kullandığı “Atatürk’ün ikiyüzlü oluşu mu?” dedirtecek türden “Her kaynaktan istifade edişi ve herkesi kullanışı” şeklinde somutlaşan, Atatürk’ün “gerçekçiliği” ve “pragmatistliği…”..5-Bolşevik paraları, altınları karşılığında, Atatürk ‘ün Azerbaycan’ın Bolşevilikleşmesini kabul edişi, Azerbaycan’ı “satışı…”6- Sivas Kongresi’ndeki ağırlıklı bir şekilde ortaya çıkan “U.S.A Mandaterliği taraftarlığı…” ve Atatürk’ün asla “resmî” olarak “U.S.A. mandaterliği”ne karşı çık-ma-yı-şı…Yani “İstiklâl Harbi’ni, neredeyse U.S.A. dengesi ve yardımı ile kazandığımızı düşündüren “konu”lar…Ve  tabiî “detaylaştırılması”, “ayrıntılaştırılması” ve “tartışılması” gerekli  daha nice “yakın tarih konuları…”

Ancak tabikî her “konu”da olduğu üzere “yakın tarih konuları”ndaki “tartışmalar”da da sadece ve sadece “hakikat endişesi” olmalı  elbette.

Geçenlerde T.B.M.M.’de de tartışılan “İsmet İNÖNÜ Millet Düşmanıydı!” “yakın tarih konusu”nda, Mustafa ARMAĞAN Bey’in her zaman ki gayreti ile “Korkmaz’ın yanlışlığı” tashih edildi ve “bahse konu “durumla ilgili “İsmet İNÖNÜ’nün Millet düşmanı olmadığı hakikati” serdetildi. İnternet sitelerinde yapılan “yorum”larda ise böyle bir “tashih hakikati” bile kavranılmadı tabiî..

Bu yazıma vesile olan ise dünkü “Taraf “ gazetesinde (23.06.08), “Yanlış Cumhuriyet” kitabı üzerine Neşe DÜZEL’in eserin sahibi Sevan NİŞANYAN ile yaptığı ropörtaj!

Henüz tabiî “Yanlış Cumhuriyet” isimli eserin orijinalini okumadım. Ancak bahsettiğim ropörtajda bir çok “yakın tarih konuları”nın muazzam cezbediciliği ile “yeni malumatlar” da , “yeni bilgiler” de öğrenince…

İşte benim de “yeni öğrendiğim”  ‘yakın tarih konuları”: 1-Ankara’nın 1920, 1921 ve 1922 yıllarında tesettürü(yani başörtüsünü!) savunması. 2- Türkiyemizin demokrasiye Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin “Amerikan yönlendirmesiyle” “bir mutabakat”la geçmesi. Ki “Tek Parti döneminin uygulamaları  sorgulanmayacak , devr-i sabık yaratılmayacak; belirli şeyler yüceltilecek ve kutsallaştırılacak gibi “mutabakat”lar.. Yani “Kemalizmi yüceltme mutabakatı…” ile…3- Atatürk’ün öyle “demokrasi-memokrasi sevdalısı” olmadığı; bilakis 1923’te “cumhuriyet’le birlikte demokrasinin kesintiye uğratıldığı…”Anlayamadınız mı? Şöyle: 1876’da Birinci Meşrutiyet’le Meclis açıldı. Serbest tartışmalar ve mebus/milletvekili seçimleri yapıldı. 1908’den itibaren de siyasî partiler kuruldu. 1908, 1912 ve 1913’te seçimler yapıldı. 1923’teki Cumhuriyet ile birlikte demokrasi kesintiye uğratıldı. Kaldı ki, Atatürk eserlerinin oluştuğu “külliyatı”nda demokrasi kelimesini altı defa kullanmış.Yani… 4- Atatürkçülük tanımı olarak “1920’ler faşizmi” tanımının yapılışı…5- Ve Kurtuluş Savaşı, Türkiye-Yunanistan Savaşı’dır, ifadeleri…

Şair, “resmî tarih”/ “ittihatvari tarih”  için olsa gerek; “Bahset tarih / Balığın çıktığı kavaktan…” diyordu..

Öyle anlaşılıyor ki, “darbe tartışmaları”nın da “bitmek bilmediği” güzelim ülkemizde, “neredeyse “ “Cumhuriyet tarihi”nde, “her yıla bir darbe düşecekmiş”, diyesi geliyor insanın…

“Yakın tarih konuları tartışmaları” ile neticede “her şey de bize “yanlış” öğretilmiş diyeceğiz” herhalde!!!

24.06.08

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

MEVKÛTESİZ FİKRİYAT, MEVKÛTESİZ HAREKET!

                                          MEVKÛTESİZ FİKRİYAT, MEVKÛTESİZ HAREKET!

 

 Kökleri asırları aşan, “kökü ezelde, dalı ebedte” “Türk-İslâm Fikriyatı”, “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi”, “Ülkücü Hareket”, tarihinin “en mevkûtesiz dönemi”ni yaşamakta olduğunun farkında mısınız?

Hani “teşkilatçılığı” ile mümeyyiz olduğu kadar, “teşkilatlarındaki kütüphanelerin eşsizliği” ile de mümeyyiz olan , “yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî, islâmî ve insanî” olan “fikir sistemi”mizin, maalesef, “12 Eylül 1980 “sonrası, “en kısır”, “en verimsiz” , “en okuma özürlü” ve de “en mevkûtesiz” bir dönemi yaşadığının kaçımız farkındayız?

Müdavimi olduğum “İslâmcı cenah”ın, bence çok seviyeli ve fikir dolu mevkûtesi, haftalık “Gerçek Hayat” dergisinin “400. sayı”ya kavuşması üzerine yayınladığı “özel bölümü” okurken; bir kere daha “fikriyatım namıma” hayıflandım ve de üzüldüm.

“1970’lerdeki okuma eylemleri”ni hatırladıkca ve de bizzat benim de müşahede ettiğim üzre “12 Eylül 1980 “sonrasında bile ellerinden “fikriyatına uygun mevkûteler”in düşmediği gönüldaşlarımız da, Haziran 2008’ler Türkiye’sinde, böyle bir “hayıflanma”, böyle bir “burukluk” yaşıyorlar mı ki?

Son 28 yılda “fikriyatımız”ın siyasî cenahında yaşanılan “durumlar”a ilâveten, bir de “mevkûtesiz bir fikriyat” derekesindeki durumumuz, beni hayli üzüntülere, karamsarlıklara sevketmekte.

Daha “12 Eylül 1980 Askerî Darbesi”nin hemen arefesinde diyebileceğimiz bir zaman diliminde, rahmetli Prof.Dr.Erol GÜNGÖR’ün “başyazarlığı”nı yaptığı, haftalık “Yeni SÖZCÜ”; kapatılmasının ardından haftalık “Yeni HİZMET” mevkûteleri; yine aylık “Töre “dergisi, üç aylık “Millî Eğitim ve Kültür “dergileri; yine sonradan neşredilen haftalık “Hizmet İçin Yeni Hamle” dergileri; haftalık “Yeni DÜŞÜNCE” dergileri….Ve rahmetli Prof.Dr. Necmettin HACIEMİNOĞULLARI’nın ve hâlen hayatta olan ve “elleri titreyen” Prof. Dr. Mustafa KAFALI’nın da yazarı olduğu günlüğe dönüşen “Yeni DÜŞÜNCE” gazetesi…”Yeni HAFTA” gazetesi…”Büyük Kurultay” gazetesi…”Milliyetçi Çizgi” gazetesi….”Gündüz Gazetesi”….

Haftalık “Muhalif”, “Hür Gelecek” dergileri, “Nizâm-ı âlem”, “Bizim Ocak “ dergileri….vesaire…

Ya “fikriyatımız”ın şu an ki “mevkûte” durumu?

Günlük “Ortadoğu” gazetesi ve “Yeni Çağ” gazetesi.

Maalesef rahmetli Zeki Bey’in hâlen de “fikriyatımız”ın “en eski mevkûtesi” olan  günlük “Ortadoğu” gazetesi, gerekli ve beklenen” açılımı”, “kucaklayıcılığı” yapamamakta…

Günlük “Yeni Çağ” gazetesi ise “seçim süreçleri”nde de müşahede edildiği üzere “ne idüğü tartışılan mevkûte “görünümünde de kurtulamamakta…

Hâlen “fikriyatımız”ın siyasî cenahı “71 milletvekili” ile (B.B.P. ve M.H.P.) T.B.M.M.’de “temsil” edilmesine rağmen; “kağıda basılı” günlük, aylık “mevkûtesizlik” serencamından da bir türlü kurtulamadı, diyebilirim. Rahmetli “Lider”imiz Alparslan TÜRKEŞ, seyahatlerinde hangi “gazete merkezleri”ni ziyaret ediyordu ve günümüzdeki “Lider”lerimiz seyahatlerinde hangi “gazete merkezleri”ni ziyaret etmektedirler?

Ve en önemlisi de son 28 yılda 400(dötyüz) sayıya/sekiz yıl kesintisiz haftalık neşriyatı erişmiş, mevkûtemiz olduğunu hangi birimiz söyleyebilir ki?

Bir zamanlar “teşkilat” ziyaretlerinde, “taksilerin bagajları”nda “mevkûteleri”ni de bulunduran “lider”ler, böyle bir “manzaraya” nasıl tahammül edebiliyorlar ki? Üstelik “teknoloji”nin “dijital”leştiği, hattâ “on line”laştığı, fikirlerin kağıda daha çabuk ve daha da kolayca basılabildiği bir zaman diliminde yeterli ve gerekli ölçüde “mevkûtesizlik” yaşamış olmanın sonu nereye varacak ki?

Hiç dikkat ediyor musunuz, “mevkûtesiz”liğin günlüğünde böyle, bilinen sıkıntılar yaşanırken; hani nerede haftalık mevkûtemiz? “Ülkü Ocağı Dergisi” ve yeni çıkan “Yerli Düşünce “dergileri, tabanda bile kaç kişinin eline geçiyor ve de okunuyor ki?

“İnternet kullanıcılığının” sayısı ne kadar artarsa artsın, asla “kağıt”ın da “yok” olmayacağını, “kağıt”ın da “yok” edilemeyeceğinin idrakine mi varamıyoruz, yoksa?!!!

Kağıda basılı “mevkûtesiz”liğimizde durum bu iken, ya “dijital yayıncılık”ta, “televizyon yayıncılığı”nda “fikriyatımız”ın durumu sizce çok mu iç açıcı?

Niye 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra bilhassa fikriyatımızı “temsil” noktasındakiler, böyle bir “mevkûtesiz fikriyat/mevkûtesiz hareket” meselesinde, ellerini taşın altına sokmuyorlar, çareler,çözümler bulmuyorlar ki?

Doğrusu binbir meşakkatlerle 400.sayıya, sekizinci yıla erişen ve de müdavimi olduğum, daha nice 400. sayılara, nice yıllara da kavuşmasını dilediğim “İslâmcı” cenahın haftalık fikir mevkûtesi “Gerçek Hayat” dergisine ve de çıkaranlarına imrenmemek elde değil.

“Dünyada hapishanede ilk dergiyi çıkartan”(Bizim Dergâh Dergisi) bir fikriyatın mensuplarının  bence günümüzde yaşadığı  “mevkûtesizliği”, hayli düşündürücü…

Yine de günlük “Ortadoğu” ve “Yeni Çağ” gazetelerini; “aylık “Yerli Düşünce”, “Ülkü Ocakları Dergisi”ni, “Türkiye Günlüğü”, “Türk Yurdu”, “2023”, “Orkun”ve Kemal Çapraz’ın aylık olarak çıkarttığı ve şu an ismi aklıma gelmeyen mevkûteleri çıkartanlardan da Rabbim razı olsun.(ÂMİN)

23.06.08

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

ULUSALCILIK

ULUSALCILIK

 

Ulusalcılık,

Bolşevizanlıksa;

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

 

Ulusalcılık,

“Lenin kalpaklı”

Atatürk posterinde,

Gizliden gizliye,

“Lenin”i özlemekse;

Tüküreyim böyle ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Ecnebî “Money”lerle,

Fonlanmaksa,

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Her türlü

Manevî değerlerle,

Alay etmekse,

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ulusalcılık,

Milletin çocuklarına,

Sövmekse;

Tüküreyim böyle Ulusalcılığa!

 

Ey Büyük Türk Milleti!

Buyur!!!

Sen de tükür!

Böyle Ulusalcılığa!

 

 

Havza, 16.06.08

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KİTLE PARTİSİ M.H.P, DÜNLERİNDEN DERS ALMIŞA BENZİYOR

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KİTLE PARTİSİ M.H.P.;
‘DÜN’LERİNDEN DERS ALARAK MI DEVAM EDİYOR NE?

Türkiyemizde “Başörtüsü tartışmaları” diye isimlendirebileceğimiz “hararetli” bir “tartışma” sonrası, elbetteki şu an ki en büyük “kazanım”; yeniden “Türkiye Gerçeği”nin “faş “olması ve kimin/kimlerin nerelerde durduğunun hatırlanılması olmuştur.
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri sonrası, takip ettiği “meşruiyet”çi, “demokrasi bağlılığı” ve “rasyonel” “duruş” ve “tavır/söylemleri” ile, “Ülkücü Hareket’in hem ‘Küçük Partisi’ ‘Büyük Birlik Partisi’ ve hem de ‘Kitle Partisi’ ‘Milliyetçi Hareket Partisi’, ‘Büyük Türk Milleti’ni, ‘adam gibi” temsil edebilme başarısı gösterebilmişlerdir.
Bütün “kahbeliklere”, bütün “kalleşliklere”,bütün “imkansızlıklara” rağmen…Adetâ “16 milyon reyi, millet desteğini AK PARTİ değil de, M.H.P. ve B.B.P. almış gibi…”, “Büyük Türk Milleti”nin “faydası”na olan her konuda, “Tek Başına İkinci Defa İktidar” olan “siyasî irade”yi “desteklemişlerdir.Elbetteki böyle destekler, “Anadolu, bir taşra olmasa da”, “taban”da, beraberinde, fiilî durum olarak, birçok “kafa karışıklığı”nı da beraberinde getirmiş ve “kafa karışıklıkları”na sebebiyet de vermiştir. Kimileri “Tek Başına İktidara Yakınlaşmalar” şeklindeki “değerlendirmelerle, “taban”da, zaten “okuma özürlü” olan “teşkilat mensupları”nda bile, “AK PARTİ’nin yaptığı ve yapacağı icraatların tamamını ‘meşrulaştırma’ veya ‘hoş görme’, ‘sempati duyma’ gibi ‘duygu’ ve ‘düşünceler de yaşatmıştır.
Ancak ‘bugün’kü Ortadoğu Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Orhan Karataş’a ‘Lider’ tarafından yapılan ‘açıklamalar’ ve yine “M.H.P. Grup Toplantısı”nda, çok geniş şekilde yapılan “değerlendirme konuşmaları”, belki de bilhassa “Başörtüsü tartışmaları” ile “kafa karışıklığı” yaşayan “Ülkücü Taban”a da “İlk uyarılar” olarak da “hatırlatmak gerekir…
Bilhassa KARATAŞ’a yapılan açıklamalarda, “çok acılara”, “çok dramatiklere”, “çok çilelere” sebebiyet vermiş olan “12 Eylül 1980” ‘dünü’ nü hatırlatan;”Bizlerden, Milliyetçi Hareket Partili’lerden ‘devlet namına ‘tavır bekleyenler, bir zamanlar ‘Milliyetçi gençlere’ ne gözle baktıklarını hatırlamalılar” mealindeki açıklamalar…”Generallerin bile sokaklara çıkamadığı zamanlarda, ölümü göze alıp sokaklara çıkan Milliyetçi_Ülkücü gençler…”i çağrıştırdı.
Ve “12 Eylül Şartları”nda ve “12 Eylül Sonrası değerlendirmelerde”de çokca “dile getirilen”, “Ülkücü Hareket mensuplarını ‘devletin/askeriyenin sivil bir uzantısı’, ‘devletin yardımcı güçleri” gibi değerlendirmeleri de 2008 Türkiyesi’nde “kabul edilemeyeceği”ni ispatlayan; hem de “askerlerden 1(bir) milyon oy almış olan M.H.P. gerçeğine rağmen;”Lider’in, “Dr. Devlet BAHÇELİ’nin dedikleri:” MHP’liler Türk Silahlı Kuvvetleri’ne her zaman saygılı olmuşlardır. Bundan sonra da böyle olacaktır. Ordu bizim ordumuz. Yıpratılmasını, zarar görmesini asla istemeyiz. Ancak, MHP Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milis gücü veya sivil uzantısı değildir.”
Bu tip “açıklamalar”, “Devletimiz sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen bazı “karanlık ilişkilerle” dolu olanlardan değil; “Büyük Türk Milleti sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen, “militarizm”den çok çok uzak, “devletçi refleksleri” değil, “millet milliyetçiliği reflekslekleri”ni, “sivilliği” hatırlatıyor elbette.
Bu “söylemleri”, böyle bir “Türkiye Gerçeği”nde , hem de “en üst perde”den söylenilmiş olması, bence çok çok önemlidir ve de “başarı”dır. “Ülkücü Hareket’in İstiklâliyeti namına…”
Kaldı ki, gerek “Sosyalist düşünce “, gerekse “İslamcı/Siyasal İslam” düşüncesi sahiplerince ve pek tabii “bilumum Türkiye düşmanları”ndan, “bu hassas açıklamala konuları ile ilgili “en kıytırık Ülküdaşlarımız” bile “, ‘hayatları”nda çok şeyler(!)” yaşamışlardır, diye düşünüyorum.
Ülkücü Hareket’in ‘kendisi küçük ,mefkûresi büyük” ‘siyasî teşekkülü” B.B.P.’nin bile, geçenlerde iki gün yayınlanan Zaman’daki ‘ropörtaj’ta, “siyasî irade’ye “çok haklı eleştiriler’ de vardı…
Bu sebeple , belki de “Bektaşilere bir iftira olan, ‘meselenin işine gelen tarafını alıp, işine gelmeyen tarafını ‘yok’ farzeden ve “Hastalıklı Zihniyetleri”ni sergileyen “Sebilürreşad Geleneği”nden gelen, “İslamcı Masonlar Geleneği”nden gelenler, “öz-eleştiri yapabilme”de “sınıfta kalanlar”dan da “Ülkücü Hareket mensuplarını” “anlamalarını” beklemek “abesle iştigal etmek olsa gerek!!
Hele, bilhassa “Başörtüsü Tartışmaları”nda, bir zamanlar “Kökten İslam Karşıtı Medya ile ekseriyetle İslamcı Medya”nın “omuz omuza oluşturduğu”, “Erbakan Hareketi’nin zoraki doğumu” olan “Ak Parti siyasî çizgisi” ile “yakınlaşma” ve “sempatiperestlik” yakıştırmaları da “politik”tir…
“Ülkücü Hareket, ‘küçük partisi’ B.B.P ve ‘Büyük Partisi’ M.H.P.ile , ‘orijinal’olan ve maalesef de en fazla mağdur edilmiş olan bir ‘siyasî hareket’tir…”
19.02.2008
İsmet GÜLTEKİN
İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.