Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv Şubat, 2008


MEĞERSE ‘DOÇ:DR:HÜSEYİN ÇELİK’, T.T.K.’YA ‘LAİKÇİ-SOL BÜROKRAT’ GÖREVLENDİRMİŞ!

MEĞERSEDOÇ.DR. HÜSEYİN ÇELİK’,

 T.T.K.’YALAİKÇİ-SOL BÜROKRATGÖREVLENDİRMİŞ!!!

 

Maalesef  toplam tirajı beş milyonu zor geçen “Türkiye Medyası”nın affedersiniz “kancıklığı”, zaman zaman çok sırıtıyor. “Kökten İslam Karşıtı (KİK)Medya” ile “Dinci/İslamcı Medya” dediğimiz “Türkiye Medyası”nın, “Erbakan Hareketi’ne zoraki doğum yaptırıp oluşturduğu” “siyasi yapı”nın “aleyhine olabilecek “vakıa” derekesindeki “hadiseler”, “karartılıyor”, “sulandırılıyor” ve “kamuoyu oluşturabilecek” bir “şekle büründürülmeden “unutturuluyor..”

Böyle bir “Türkiye Medyası Gerçeği”nde, “Hakk’ı ve Hakikati”serdetenlerin yazdıkları ise demin yukarıdaki ifade etmeye çalıştığıma ilave olarak;20 milyonu aşan nufusumuzun kullandığı “internet/sanal alem” de, adeta “gözden kaçırılıyor”, “yok” farzediliyor..

Bence, dünkü ‘Anadolu’da VAKİT”in  “köşe yazarı” Serdar ARSEVEN’in “İrfan Erdoğan’ın istifası…Bakan’ın “Kar-Zarar” hesabı!..”(20.02.2008) başlıklı yazısı, “internet siteleri”nde adeta “es” geçildi gibime geldi.ARSEVEN’in dünkü yazısını okuyup bitirdiğimde, “Meğerse ‘Doç.Dr. Hüseyin ÇELİK, ‘Talim Terbiye Kurulu(T.T.K.)’na ‘Laikçi-Sol Bürokrat’ Görevlendirmiş”, cümlesi dilimden döküldü.

“Katsayı Adaletsizliğini savunan”, “Kimliğinin bilinmesine rağmen görevlendirildiğini belirten”, “Türkiye Sol’u Cenahından”,T.T.K’nın “görevden alınan” “Laikçi-Sol Bürokrat”üzerine yazının sonunu şöyle bitiriyordu ARSEVEN:”İrfan ERDOĞAN’ı kritik göreve atamak suretiyle şer odaklarının ‘on puanlık zararını dokuz puana indirmeyi’ hedefleyen Sayın Çelik…Bu sayfayı “otuz puanlık zararla” kapadı…Ne diyelim…Geçmiş olsun…”

“Bakanlık tarafından yapılan açıklamada ise”, “57.Hükumet zamanında da benzer durumlar olduğu ve istifa etmediği, görevden alındığı” şeklinde idi..

Böyle “vakıalar”:

1-     Zihinlerde hala “Ak Parti Nasıl Bir Parti?” suallerini de oluşturuyor..

2-     “Ak Parti’de ne ararsan var galiba” diye düşündürüyor.

3-     “Ak Parti’de rakamı farklı ‘iktidar’lar gibi dedirtiyor…

4-     “Ak Parti belki önümüzdeki seçimlerde reyini arttırır amma…” da dedirtiyor…

Ve belki de en önemlisi, 2007 sonrası ikinci dönemindeki “Ak Kadrolar daki Budanmışlık” da, ister istemez aklımıza geliyor..Ve bugünlerde 11.yılını idrak etmek üzere olduğumuz “28 Şubat Yumuşak Darbe”si sonrası, “Erbakan Hareketi/Milli Görüş Hareketi’ndeki Kırılmalara” ilaveten, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri sonrası, “Ak Kadrolarda da” önemli derecede “kırılmalar/budanmalar” yaşandığını da gösteriyor. Kaldı ki, “Türkiye Meselelerine Sokaklarda çare bulmayan” her ‘Türk Aydını” gibi, “Ak Parti’nin ‘kimlik’ olarak, Erbakan Hareketi’ndeki ‘kimlik iddiaları”ndan vazgeçe vazgeçe oluştuğunu, adını da “liberal” ön ekleri ile sundukları”nı da bilmektedir elbette. “İslami Devlet’ talebinden vazgeçiş..İslami hayat talebinden vazgeçiş…İslam’ın siyasi yorumlamalarından vazgeçiş…Vesaire”

Ancak, bütün bunlara rağmen, “16 milyonluk oy kitlesi”, “Ak Parti Tabanı”, neticede “Ak Parti’ye niye oy verdiğini de unutmuş değildir”, kanaatimdeyim. Böyle olmasına rağmen, “Milli Eğitim” ve “Kültür “ gibi “Büyük Türk Milleti” açısından da ehemmiyeti tartışılmaz  “ana damar” konumundaki “makamlar”a,; “pozitivistlik, maddecilik, din-dışılık/anti-İslamlık” ile hatta “darbecilik”le  de dopdolu bir “Türkiye Sol’u Cenahından Bürokrat görevlendirmeler”, ne derece “Ak tabana saygı”dır, “tartışılması” gerekir…

Yine kaldı ki, “Ak Yazarlaşan” “Türkiye Yazar-Çizer takımı”nın, sanki “Başörtüsü Tartışmaları” ile “Başörtüsü Yasağı Kalkıyor!” algılamalarına sebep veren yorum ve yazıları ile “Ak Veballere” de “ortak” olduklarının şuurundalar mı acep?

“Ak Sağ…” “Ak Sol…” “Ak Liberal…” “Ak Mason…”

İyi, hoş, güzel de, bütün eksikliklerine ve “tartışılırlığına” rağmen, ne “2. Özal” olabiliyorlar ve ne de “vakarlı bir siyasi irade?…”

Bence “mevcut her türlü Türkiye verileri”,  ben diyeyim,“2024’lere doğru giden geleceğin Türkiye tasavvurunu” da, “iyi-hoş-güzel” algılamamı engelliyor, içimi karartıyor, karamsarlığımı depreştiriyor…

Hem,”Türkiye Sol’u,  cür’etini Ak Parti’den mi alıyor ne?”

Yanılıyor muyum yoksa?

 

21.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

 

 

 

 

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN ‘KİTLE PARTİSİ’ M.H.P.; “DÜN”LERİNDEN DERS ALARAK MI DEVAM EDİYOR NE????

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN KİTLE PARTİSİ M.H.P.;

 DÜN’LERİNDEN DERS ALARAK MI DEVAM EDİYOR NE?

 

 

Türkiyemizde “Başörtüsü tartışmaları” diye isimlendirebileceğimiz “hararetli” bir “tartışma” sonrası, elbetteki şu an ki en büyük “kazanım”; yeniden “Türkiye Gerçeği”nin “faş “olması ve kimin/kimlerin nerelerde durduğunun hatırlanılması olmuştur.

22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri sonrası, takip ettiği “meşruiyet”çi, “demokrasi bağlılığı” ve “rasyonel” “duruş” ve “tavır/söylemleri” ile, “Ülkücü Hareket’in hem ‘Küçük Partisi’ ‘Büyük Birlik Partisi’ ve hem de ‘Kitle Partisi’ ‘Milliyetçi Hareket Partisi’, ‘Büyük Türk Milleti’ni, ‘adam gibi” temsil edebilme başarısı gösterebilmişlerdir.

Bütün “kahbeliklere”, bütün “kalleşliklere”,bütün “imkansızlıklara” rağmen…Adetâ “16 milyon reyi, millet desteğini AK PARTİ değil de, M.H.P. ve B.B.P. almış gibi…”, “Büyük Türk Milleti”nin “faydası”na olan her konuda, “Tek Başına İkinci Defa İktidar” olan “siyasî irade”yi “desteklemişlerdir.Elbetteki böyle destekler, “Anadolu, bir taşra olmasa da”, “taban”da, beraberinde, fiilî durum olarak, birçok “kafa karışıklığı”nı da beraberinde getirmiş ve “kafa karışıklıkları”na sebebiyet de vermiştir. Kimileri “Tek Başına İktidara Yakınlaşmalar” şeklindeki “değerlendirmelerle, “taban”da, zaten “okuma özürlü” olan “teşkilat mensupları”nda bile, “AK PARTİ’nin yaptığı ve yapacağı icraatların tamamını ‘meşrulaştırma’ veya ‘hoş görme’, ‘sempati duyma’ gibi ‘duygu’ ve ‘düşünceler de yaşatmıştır.

Ancak ‘bugün’kü Ortadoğu Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Orhan Karataş’a ‘Lider’ tarafından yapılan ‘açıklamalar’ ve yine “M.H.P. Grup Toplantısı”nda, çok geniş şekilde yapılan “değerlendirme konuşmaları”, belki de bilhassa “Başörtüsü tartışmaları” ile “kafa karışıklığı” yaşayan “Ülkücü Taban”a da “İlk uyarılar” olarak da “hatırlatmak gerekir…

Bilhassa KARATAŞ’a yapılan açıklamalarda, “çok acılara”, “çok dramatiklere”, “çok çilelere” sebebiyet vermiş olan “12 Eylül 1980” ‘dünü’ nü hatırlatan;”Bizlerden, Milliyetçi Hareket Partili’lerden ‘devlet namına ‘tavır bekleyenler, bir zamanlar ‘Milliyetçi gençlere’ ne gözle baktıklarını hatırlamalılar” mealindeki açıklamalar…”Generallerin bile sokaklara çıkamadığı zamanlarda, ölümü göze alıp sokaklara çıkan Milliyetçi_Ülkücü gençler…”i çağrıştırdı.

Ve “12 Eylül Şartları”nda ve “12 Eylül Sonrası değerlendirmelerde”de çokca “dile getirilen”, “Ülkücü Hareket mensuplarını ‘devletin/askeriyenin sivil bir uzantısı’, ‘devletin yardımcı güçleri” gibi değerlendirmeleri de 2008 Türkiyesi’nde “kabul edilemeyeceği”ni ispatlayan; hem de “askerlerden 1(bir) milyon oy almış olan M.H.P. gerçeğine rağmen;”Lider’in, “Dr. Devlet BAHÇELİ’nin dedikleri:” MHP’liler Türk Silahlı Kuvvetleri’ne her zaman saygılı olmuşlardır. Bundan sonra da böyle olacaktır. Ordu bizim ordumuz. Yıpratılmasını, zarar görmesini asla istemeyiz. Ancak, MHP Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milis gücü veya sivil uzantısı değildir.”

Bu tip “açıklamalar”, “Devletimiz sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen bazı “karanlık ilişkilerle” dolu olanlardan değil; “Büyük Türk Milleti sözkonusu ise gerisi teferruattır” diyen, “militarizm”den çok çok uzak, “devletçi refleksleri” değil, “millet milliyetçiliği reflekslekleri”ni, “sivilliği” hatırlatıyor elbette.

Bu “söylemleri”, böyle bir “Türkiye Gerçeği”nde , hem de “en üst perde”den söylenilmiş olması, bence çok çok önemlidir ve de “başarı”dır. “Ülkücü Hareket’in İstiklâliyeti namına…”

Kaldı ki, gerek “Sosyalist düşünce “, gerekse “İslamcı/Siyasal İslam” düşüncesi sahiplerince ve pek tabii “bilumum Türkiye düşmanları”ndan, “bu hassas açıklamala konuları ile ilgili “en kıytırık Ülküdaşlarımız” bile “, ‘hayatları”nda çok şeyler(!)” yaşamışlardır, diye düşünüyorum.

Ülkücü Hareket’in ‘kendisi küçük ,mefkûresi büyük” ‘siyasî teşekkülü” B.B.P.’nin bile, geçenlerde iki gün yayınlanan Zaman’daki ‘ropörtaj’ta, “siyasî irade’ye “çok haklı eleştiriler’ de vardı…

Bu sebeple , belki de “Bektaşilere bir iftira olan, ‘meselenin işine gelen tarafını alıp, işine gelmeyen tarafını ‘yok’ farzeden ve “Hastalıklı Zihniyetleri”ni sergileyen “Sebilürreşad Geleneği”nden gelen, “İslamcı Masonlar Geleneği”nden gelenler, “öz-eleştiri yapabilme”de “sınıfta kalanlar”dan da “Ülkücü Hareket mensuplarını” “anlamalarını” beklemek “abesle iştigal etmek olsa gerek!!

 Hele, bilhassa “Başörtüsü Tartışmaları”nda, bir zamanlar “Kökten İslam Karşıtı Medya ile ekseriyetle İslamcı Medya”nın “omuz omuza oluşturduğu”, “Erbakan Hareketi’nin zoraki doğumu” olan “Ak Parti siyasî çizgisi” ile “yakınlaşma” ve “sempatiperestlik” yakıştırmaları  da “politik”tir…

“Ülkücü Hareket, ‘küçük partisi’ B.B.P ve ‘Büyük Partisi’ M.H.P.ile , ‘orijinal’olan ve maalesef de en fazla mağdur edilmiş olan bir ‘siyasî hareket’tir…”

19.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

 

 

 

 

YENİ BİR ‘YUMUŞAK DARBE’NİN AYAK SESLERİ Mİ? YOKSA “UÇUKLAŞAN UÇUKLAŞANA”MI?

YENİ  BİRYUMUŞAK DARBE’NİN  AYAK  SESLERİ  ?

 

                                    YOKSA

 

UÇUKLAŞAN    UÇUKLAŞANA  MI ?

 

 

‘ U.S.A  Arşivleri’nin  “ Türkiye  kısmı’nın  açılması  ile   “Darbeler Tarihi”mize ;”Siyasî  ya-

sakların    kaldırılacağı   gerekçesi  ile  1969’da da  darbe  yapılacağı”malumatı’da   eklemlendi. Kim bilir  ,”Yakın Tarihimize “  daha   ne  kadar  ‘ malumat ‘ eklemeleri yapacağız?

1923’ten bu yana “Darbeler Tarihi”miz; 27 Mayıs 1960;12 Mart 1971; 12 Eylül 1980 ve bugünlerde, ’29 Şubat 2008’li bir ‘Şubat’ta, 11. yılını idrak edeceğimiz, “medya destekli” olması sebebiyle de “Yumuşak Darbe” olarak da tanımlanan ’28 Şubat Post Modern” darbeleri.

Ve “Darbe Teşebbüsleri…”12 Eylül 1980 öncesi 2(iki) adet ‘darbe girişimi’ ve AK PARTİ iktidarının ‘ilk dönemi’nde(2002-2007) yaşanılan 2004 tarihli 2(iki) ‘darbe girişimi..’

Ve “Kartel Medyası” da denilen”Kökten İslam Karşıtı Medya”daki, “K.İ.K. Medyası”ndaki ‘yalan haber furyaları’ ve ‘millî irade’yi,’hakimiyet-i milliye’yi ve tabii ‘demokrasi’mizi ‘tu kaka’ eden, ‘küçümseyen’ ‘asıl kaos dolu’ cümleler, ifadeler…”411 el kaos için kalktı…” gibi…

Ve “yığınla çeteler çıkardık cihangirane bir devlet’ten” dedirten “Çeteler Tartışmaları”nın da kısmen de olsa “hararetli” bir şekilde yapılmaya çalışıldığı bir “mevcut durum”da, bir takım “Emekli Paşalar”dan oluşan ‘S.T.K.’(!)ların “darbe çığırtkanlıkları…”Adetâ neredeyse sokaklara çıkıp, kalabalıkların önüne geçip, “Ellerini de bir makas gibi gererek”;”Durun kalabalıklar! Çare, çözüm darbedir. Darbe istiyoruz!!!” diyen “Türkiye Sol’u Zihniyeti…”

Ve bazı TV kanallarında ve bazı mevkutelerde “uçuklaşan prof.”lar, “uçuklaşan yazar-çizer takımı…”Adetâ Türkiyemizi “Uçukistan”a çeviren ‘görüntüler…’

Yahu Alla(c.c.) aşkına, bu ne biçim “memleketseverlik”, “Türkiyeperestlik” ve “Ülkeseverlik” ki?

Daha geçenlerde, “darbenin söylentileri”nin bile ‘Türkiye Ekonomisi’ne milyar dolarları aşan ‘zararlara’ sebebiyet verdiği açıklanmadı mı?

Herne kadar hâlâ “darbelere ekonomik açıdan  da bakabilmeyi” kavrayamamış olmamıza rağmen…

“Darbe Ekonomisi”nin “Türkiye Ekonomisi”ne, ekonomimize muazzam derecede ‘darbeler’ vurduğu ve “Türkiyemizi her defasında yarım asır geriye götürdüğü” gerçeği ile yapılan bütün darbelerin “Türkiye Sol’una da yaramadığı”, bilakis “Merkez Sağ”a yaradığı “gerçeği”ni, “verileri”ni de göz ardı ederek; böyle “Uçukistan”ı hatırlatırcasına “Darbe çığırtkanlığı”, “Darbe tellallığı” yapmak, kimlerin ekmeğine yağ sürmektedir ki?

Türkiyemizin bütün sosyal dilim mensuplarının”Uçukistan”a değil; “aklı başında”, “ilmî zihniyet/analitik düşünce” ile mes’elelere bakabilen “Anlayışlı Aydınlar”a ve “titrisiz de olsa münevverlere” ihtiyacı var. Kaldı ki, Türkiyemizi gerçek anlamda sevebilmenin belki de “tek şiarı”, “Anti-darbeci olmak”, “darbe karşıtlığı ile” dopdolu olmaktır.

Ve “politik kaygılardan uzak düşünebilmek, konuşabilmek ve yazabilmektir…”

18.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

                    

“BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMALARI”NDA ‘KİMLER KAZANÇLI’ ÇIKTI?

BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMALARINDA ,

EN KAZANÇLI ÇIKANLAR’ KİMLER?

 

 

“2008’deki Başörtüsü Tartışmaları” üzerine; TürkiyemizdeMillî Sol”, “İslamî/Müslüman SolveÖzgürlükçü SolYok!!!”; “T.B.M.M., ‘Büyük Türk Milleti’neDiplomasi’ Yapılacak Mekan Değildir”; “Türkiye Sol’u Mevzubahisse, Gerisi Teferruattır” ve “Başörtüsü Tartışmaları ve Türkiyemizde Unutulan/UnutturulanEmperyalizm Vakıasıbaşlıklı tam dört adet “yazı” yazdım. Bu yazılarımdan bir-iki tanesi, gönderdiğin “internet site editörü” tarafından, hâlâ yayınlanmadı. Yazılarımı, ben de şişenin içine bırakılmış” ve okyanusa salıverilmiş” bir “düşünce” ile yazıyorum ve “yazarak düşünmeyi” yeğliyorum.Bu konuda hiç kimseye bir müeyyidem de yok zaten..

Ancak, “mynet”, “net log” ve live.com” gibi “hizmet siteleri”nde oluşturduğum  mefkûre adamları düşünce kuruluşu” “misyon”lu blog’larımda, yazılarımı, mütemadiyen “sansürsüz” ve “beklemesiz” yayınlıyorum, çok şükür…

Çok “hararetli” bir şekilde yapılan ve gittikçe “çok boyutluluğa” kayan ve tabii yapılan her “tartışma”da olduğu üzre “Siluetini asla ve kat’a sevemediğim Türkiye Gerçeği”ni “faş” eden böyle “tartışmalar”ın bence “tek faydası” diyeyim; “Türkiye Gerçeği”ni yeniden “hatırlamak”tır.

Yazdığım dört yazı akabinde, “artık bu kadar yeter” demiş olsam da; bir-iki hususu “hatırlatmak” açısından, “başörtüsü tartışmaları” üzerine beşinci yazımı yazıyorum.

Yazdığım dört yazıda, hülasa olarak şu hususları dillendirmiştim:

1-     “Türkiye Sol’u, her “franksiyonu ile” “din-dışı”, “anti-İslâm” zihniyetli…

2-     “Türkiye Sol’u, “oy oranı”na rağmen de olsa, mevzubahis olduğunda gerisi teferruattır”, yani “Türkiye Sol’una rağmen ‘Büyük Türk Milleti” namına “kazanımlar” kazandırabilmek, adeta “mümkün değildir…”

3-     “Meclis’in Üniversiteler alanın da dahi olsa Başörtüsü serbesttiyeti getirilmiş olması, sevindiricidir. Ancak, 300 (üç yüz) bin “başörtüsü mağduresi”ne bunu “kabul” ettirebilmenin zor olduğunu; “milletin/halkımızın alanı olan “ bütün kamusal alanlar” da da “serbesttiyetin getirilmiş olmasının elzem “olduğunu; kaldı ki on bir yıl önceki, “28 Şubat Yumuşak Darbe” öncesi “Başörtüsü Serbestiyeti”nin bile “getirilemediği”ni ve belki de “anlayışı aydınlar”ın da  “tesbiti” olan “Başörtüsüne Anayasal yasak getirileceği”ni, yapılanın “şahikalar dolusu aldatmaca ve kandırmaca” olduğunu ve de Türkiyemizdeki “Emperyalizm Vakıası”nın da asla ve kat’a “unutulmaması”nı, “unutturulmaması”nı hatırlatmıştık…

Ve “T.B.M.M.”, “Üniversiteler alanındaki Başörtüsü serbestiyeti”ni getirdi..

Onaylanması için de “Köşk” e de gönderdi…

Tamamıyle “profan”, “seküler din zihniyetli/din-dışı/” , “anti-İslam zihniyetli” bir “siyasî itikad”a, “laiklik itikatına” sapına kadar sahip çıkan, her renk ve tonajdaki “Türkiye Sol’u”nun, “Meclis dışındaki eylemleri”ne, hemen hemen “Türkiye’deki Devlet Üniversiteleri’nin tamamının da desteği”ne ve “Barolar”ın da yarıya yakın “stand-by”ı(desteği)na rağmen ve yine Ömer Lütfi METE tarafından “KİK MEDYASI”olarak tanımlanan, bazılarının “kartel medya” dediği “Kökten İslam Karşıtı Medya”nın “Başörtüsü Karşıtlığı”nda da, sapına kadar “ağız birliği” etmesine rağmen; (Muhtemel “medya destekli darbe ortamı”, “yumuşak darbe ortamı” mı hazırlanıyor ne???), “T.B.M.M., Üniversitelerde Başörtüsü Serbestiyetiyetisi”ni getirdi ve onaylanmak için de “Köşk”e gönderdi..

“Germeler…Gerilimler…Provokasyonlar…Yalan haberler…vesaire…”

Askerî Vesayet Zihniyeti”nin, “militarist zihniyeti”nin adeta kendisini de “unutturarak…”

Ancak, “fikrî takip” yapabildiğim kadari ile “Entellektüel Ülkücü Aydın” demeyeyim, “titrisiz münevver adam” “Taha AKYOL”un bile “en trajedik durum” dedirtecek ve TAŞGETİREN’i bile “şaşırtacak” kertede, “Köşk’ten Meclis’e iade edilmesi, Türkiyemizin yararına olur” bâbındaki “yazı” ve “düşünceleri”, bende, daha “somut” olarak, bu “tartışma”da da, “kazanan tarafın”, “Türkiye’yi local ve global bazda sisteme entegre etmeyi amaçlayan ve de tam bir “sistem partisi” olan “siyasî iktidar cenahı” ile Türkiye’deki bütün “sistem”in “kazançlı” çıktığıdır. Kaldı ki, bugün yapılan YÖK toplantısında da, “katsayı meselesi” “halledilemedi” ve “üniversiteye giriş imtihanı”na bile “başörtüsü serbestiyetisi”nin getirilişi “yine ertelendi…”

Ve yine “millet namına kararlar alan Meclisimizde, T.B.M.M’de., “Başörtülü Milletvekili” olması da” mümkün değil…”

Neticede, nice “siyasî katlillere, yasaklara” maruz kalmış, “işkence tezgahları”ndan “geçirilmiş”, “yetişmiş çileli siyasîlerimiz” bile önceki bir yazımda da belirttiğim üzre “basiret tutulmaları” yaşamalarından olsa gerek, yaşadıkları “basiret körlüğü” ile sapına kadar “kullanıldılar…”

Evet, sapına kadar “kul-la-nıl--lar…”

“Ülkemiz, Türkiyemiz ‘normalleşiyor” mu Allah(c.c.) aşkına???

“Türkiyemimiz mi ‘normal’, ben miyim ‘anormal’” Allah(c.c.) aşkına???

Bence, “basiret tutulmaları” yaşamayan “İstanbul mahreçli Anlayış’lı Aydınlar” ve bazı “İslamî hassasiyeti yüksek olan” kalemler, yine “haklı” çıkacaklar gibi…

14.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet/ metgultekin@hotmail.com

“İDEOLOJİLER VADİSİ”NDE ‘SİSTEMLİ’ DÜŞÜNEBİLMEK

“İdeolojiler Vadisi”nde“Sistemli” düşünme (1)



 

İsmet Gültekin

 

“İdeolojiler kavgası” bitmedi..”İdeolojiler kavgası” yahut “fikre karşı fikirle mücadele” asla bitmedi, bitmeyecek de..”Artık ideolojiler çağı bitti!” diyenler “her türlü izm’in uşağı” olanlardı..Hiçbir “ölçüleri” kalmamış yahut da “tek ölçüleri” ‘menfaat-çıkar” olmuş kesimlerdi. Böyle düşünenlere “izmler, ideolojler literatüründe ne isim” verildiğini az çok tahmin edebiliyoruzdur.
Bugün, yaşadığımız zaman diliminde “internet” denilen “dünya çapında fikir akışı” karşısında “ideolojiler,fikir sitemleri” nasıl bitebilir ki? “Bilginin, fikrin, düşüncenin büyük güç hâlini sürdürdüğü” 21. yüzyılda da, 22.yüzyılda da, “Büyük Kıyamete” kadar da “ideolojiler, fikir sistemleri” ,”dünya görüşleri” ve bunların “kavgaları, mücadeleleri” asla bitmeyecek.
“YARALANMAMAK-YAVŞAKLAŞMAMAK-SAVRULMAMAK İÇİN” “SİSTEMLİ DÜŞÜNMEK” MECBURİYETİNDEYİZ
“İdeolojiler kavgası”nda “yaralanmamak, yavşaklaşmamak, savrulmamak” için “sistemli düşünmek” ve olan bitenleri “bir sistem bütünlüğü” içinde tartmak, değerlendirmek ve düşünmek mecburiyetindeyiz..Aksi takdirde “ideolojiler kavgası”nda ortaya çok sayıda “tonton vatandaş tipleri” çıkacak, “beyinlerimize” ‘sistemli düşünememenin “bir neticesi olarak sahip çıkamamış olacak ve belki de “savrulmuşluk rüzgârlarına” kapılmış olacağız..Hadiselerin “global, küresel, dünya çapında” cereyan ettiği” ve “küresel, global köy” görünümlerine doğru gidilmiş bir “gidişât karşısında, “sistemli düşünememe”nin “yükleyeceği” bir çok açmazlarla karşılaşmak da kaçınılmaz olacaktır..
NEDİR “SİSTEMLİ
DÜŞÜNME?”
Her türlü fikrin, düşüncenin ve ideolojinin artık “sanal ortamlarda”, “dünya çapındaki fikir akışları vadisi”ne aktarıldığı bir “çağ”da, “ideolojiler kavgası”nın da sapına kadar devam ettiği bir “zaman dilimi”nde, “tek çare”miz, “sistemli düşünmek”, hadiselere “sistemli bakmak, tartmak” mecburiyetindeyiz. Nedir “sistemli düşünme?”
“Sistemli düşünme”de, “tercih”, gibi, “kabul/postula” gibi, “metot/yöntem” gibi, “tarifler, tanımlar” gibi, “gaye” gibi “mefhumlar/kavramlar” vardır.”Benim ideolojim Türk Milliyetçiliği’dir, Türk Milliyetçiliği ideolojisidir, Türk Milliyetçiliği fikir sistemidir”, diyorsak, bu “kimlik tanımlamasını” “sistemli düşünme” ile şöyle detaylandırdığımızı da ifade etmiş oluyoruz, demektir:”Ben, ‘cemiyet birimleri” arasında “tercih” olarak “millet”i, “Türk Milleti”ni “tercih” eden, “Türk Milleti’ni onu var eden bütün maddî ve manevî değerleri ile birlikte ebedî bekasını, ebediyete kadar yaşatmayı gaye edinen ve bu”gaye”ye de “ilim metodu” ile varmaya çalışan bir ideolojinin mensubuyum, taraftarıyım”, demiş de oluyoruz. Dolayısıyla “Türk Milliyetçiliği”ni de “sistemli” bir şekilde “tanımlamış” da oluyoruz. Öyle her önüne gelen, “Türk Milliyetçiliği ideolojisini, Türk Milliyetçiliği fikir sistemini”, gelişigüzel, çeşit çeşit tanımlayamaz. “İdeolojiler kavgası”nda “sistemli düşünme” ile “Türk Milliyetçiği”nin “tek” bir tanımı vardır ve o da yukarıdaki şekildedir..
“SİSTEMLİ DÜŞÜNME”DE
MEFHUMLAR
“İdeolojiler kavgası”nın “küresel, global, dünya çapındaki bilgi, fikir akışları”nın da asla bitmeyeceğini “kabul” edenler açısından bir sonraki aşama “sistemli düşünme”de kullanılan kelimel erin, mefhumlarım “açıklamaları”dır.Şayet kelimelerin, mefhumların “tarifleri”ni, “tanımları”nı bilmenin “şuuru”nda olamazsak; hem “ideolojiler kavgası”nda “tonton vatandaş tipi”ne sahip olmaktan kurtulamayacağımız gibi, hem de “ideolojiler kavgası”nda “yaralanmamak, yavşaklaşmamak “ netice de “savrulmamak”, “mankurtlaşmamak” kaçınılmaz olacaktır. O bakımdan, hem “gönüllerimize”, hem de “beyinlerimize” sapına kadar “sahip çıkmak”, her türlü “kirlilik”ten de korumak mecburiyetindeyiz.
Bir kere “mücadele arenası”na yahut “er meydanı”na atılan “her yiğit namzedi”nin en basiti bile bilir ki, “Türk Milliyetçiliği ideolojisinin, Türk Milliyetçiliği fikir sisteminin beslendiği kaynaklar” bellidir: On bin yıllık “Türk Tarihi”, bütün peygamberlerin tebliğ ettiği “İslamiyet” ve “Türk kültürü”dür.Dolayısiyle “Türk Milliyetçiliği ideolojisinin, Türk Milliyetçiliği fikir sisteminin mensuplarının” “sistemli düşünme”de “beslendiği kaynaklar” bu olunca, “ideolojimizin rengi” de o şekilde olacaktır.
Cemiyet birimi nedir? Mensuplarına mensubiyet şuuru, aidiyet şuuru veren topluluklara “cemiyet birimi” denir. “Millet”, “sınıf” ve “ümmet” bir “cemiyet birimi”dir. “İdeolojimiz”in “tercih”ini “öncelik” olarak aldığımız “cemiyet birimi “belirler.”Türk Milliyetçiliği ideolojisinin sahipleri”, “Türk Milliyetçileri” “cemiyet birimleri “arasında “millet”i “tercih” etmişlerdir..Çünkü “millet”in tanımında ve “Türk Milleti”nin tanımında “bağlayıcı unsurlar” çokca olduğundan,dil gibi, din gibi, soy gibi, tarih gibi, menfaatler gibi, “küreselleşme”nin yol açtığı bütün “cemiyet birimleri” de dahil, asla “millet”i aşmaları “Büyük kıyamete kadar” mümkün olamayacaktır. “İdeolojiler kavgası”nda kelimelerin, kavramların önemi o kadar önemlidir ki, bir A partisi mensubunun “Millî” “demesi, meselâ “Millî Cephe” demesi, “Millî Gazete” demesi, tamamıyla “kendi ideolojilerinin, fikir sistemlerinin, dünya görüşleri”nin bir sonucudur. Buradaki “Millî” “Türk Milleti’neaittir, Türk’e göredir” diye bir “anlam”dan ziyade kafalarındaki “dinî anlayışa” sahip olan kesimleri ifâde etmektedir.Yine, bir “bilimsel sosyalistin” yahutta her “tonajına mensup” birinin açıkladığı “tam bağımsızlık”, “emperyalizme mücadele” sözleri de tamamıyla “kendi ideolojilerinin literatüründeki tanımlara” göredir.. Dolayısıyla kelimelerin ve mefhumların “tanımları”nı, “tarifleri”ni bilmenin “şuuru”nda olamazsak “ideolojiler kavgası”nda yahut da “fikrî mücadele”de, “fikre karşı fikirler” ortaya koymada, “yaralanmamız, avamlaşmamız, yavşaklaşmamız ve savrulmamız, beynimizi kaybetmemiz” ve neticede mukadder olan “tonton vatandaş tipi” şeklinde yaşamamız da kaçınılmaz olacaktır.
“TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN TEKELİNDEDİR”
“İdeolojiler mücadelesi”nde, “ideolojieler kavgası”nda, “kalemle, fikirle mücadelede” şayet her birimizin “beslendiği kaynakları” “Türk tarihi, İslâmiyet ve Türk kültürü” ise ve “sistemli” bir “düşünme”nin ürünü olarak “Ben Türk Milliyetçisiyim, Türk Milliyetçiliği ideolojisine mensubum”, diyorsak, “küresel ölçekte, global ölçekte, dünya çapında” “Türk Milliyetçiliği”nin “tek bir tanımı”, “tek bir tarifi” vardır. O tanım da, tarif de “gelişigüzel” bir şekilde değil, bir zamanlar “kavradığımız” anlamda “sistemli düşünme”nin ürünü olan bir tanımdır. Bu tanımda “millet” esas alınır, tercih edilir. Dolayısıyla dünyanın neresinde olursa olsun her Türk milliyetçisinin kendi ideoljisini tanımlarken kullandığı ifadeler de aynıdır, tektir, benzerdir. Böyle bir “sistematiğe” sahip olan her “Türk Milliyetçisi” de, gerek lokal, gerekse küresel ölçekteki bütün hadiseleri, “aynı”, “benzer” ifadelerle açıklar. Aksi takdirde, “ideolojisinin sistematiği”ni kavrayamayanların oluşturduğu “yapı”ların da “gül bahçesi”nden(!) farksız olması kaçınılmazdır. Ancak “idelojisinin sistematiği”ni kavrayanlar, “sistemli düşünmeye “sahip olanların oluşturduğu “yapı”larda ortaya hep “aynı”, “benzer” açıklamalar çıkacaktır. Bir “yapı”nın “muhkemliği” ise “davadaşları”nın “fikir, düşünce birliği”içerisinde olması, karşılaştıkları “meseleleri”, “hadiseleri”, izah ederken, “bir bütünlük” içerisinde olmaları değil midir? Hele de “internet” gibi trilyonlarca “fikirlerin, düşüncelerin” aktığı bir “çağ”da, zaman diliminde, trilyonlarca “meseleyi” “trilyon çeşitliliği”nde izah eden insanlardan oluşan “yapı”lar, “teşkilâtlar”, pek de “muhkem “denilemeyecek “yapılar”, “teşkilâtlar” hâlini alacaktır. “Kalabalıklar”, bu durumu asla “tekzip “ edemez..”
Dolayısıyla “Türk Milliyetçiliği, Türk Milliyetçilerinin tekelindedir.” “Fedakârlık” bazında “Türk Milliyetçiliği ideolojisi mensupları”, “fedakâr mensupları”na “özel bir sıfat”la “Ülkücü” demişlerdir. “Sistemli düşünme”nin sonucu olarak “Türk Milliyetçiliği ideolojisine mensup olanların fedakârlarına “öte” bir anlamla “Ülkücüler” denilmiştir. “Ülkücülük”ün tanımı da öyle “gelişigüzel” değildir, “sistematik bir bakış açısının ürünü” olan tanımdır ve yeryüzünün her noktasında da tanımı aynıdır. Dolayısıyla de “Ülkücülük, Ülkücülerin tekelindedir..”
ÖRNEKLER
“Ortak paydada buluşalım” lâf salatalığı..”Hukuk herkese lâzım olur” ifadeleri, “fiilî durumlardan”, “ilim metodu”ndan “çok uzak” izahlar, “açıklamalardır…Yahut “halkın gücü” yalanı..Bunlar, “en taze” misâller..Ne demek “ortak paydada buluşalım?” Benim “firavunlarla” hangi “ortak paydam” olabilir ki? Benim “beslendiğim kaynaklar” başka, “ortak paydada buluşacağım” kişililerin “beslendiği kaynaklar” başka.. “Hakk” ile “Bâtıl” sadece ve sadece “çıkar/menfaat” “bazında “aynı masalara “oturabilirler. Başka türlü, yani “duruş”, “tavır” sergilemek gayesiyle “asla ortak paydalarda buluşulamaz..” ”Firavun’la Musa hangi ortak paydada buluşup da kime karşı “kavga”, “mücadele” verebilirdi ki?” “Ortak paydada buluşun” açıklamaları kelimenin tam anlamıyla “iblis”ce ifadelerdir. Dolayısiyle bir zamanlar uygulanan” karıştır-barıştır” icraatları yahut “Atatürkçü ortak paydada buluşun” açıklamaları anlaşılacağı üzere tam “iblis”ce ifadelerdir.
“Fiilî durumları” dikkate almak “sistemli düşünme”nin sonucu olarak “Ben bir Türk Milliyetçisiyim” diyenlerin “metot” olarak aldıkları “ilim metrodu”nun da icabıdır. “Uygulama”da , “doktrin” de, “ilimcilik “olarak alınan bu “metot” da, “hadiselere dayanmak, yerinde araştırmak,” ve tabiî ki “fiilî durumları “görmek”, “tesbit etmek” için elzemdir. “Mahkemeleri bile para ile sonlandırılan bir ülkede” bir takım “haksızlıklar” karşısında kalanları “hukuk herkese lâzım oluyor”, diye “söylemlere” kapılmak, “sistemli düşünme”nin, “ideoloji sahibi “olmanın “harcı olan “ifadeler değildir. O zaman da adama derler ki, “Kardeşim, fiilî durum böyle. Sen hangi “hukuk”tan bahsediyorsun. Madem ki “Türk Milleti’nin ebedî bekasını, Türk Milleti’ni değerleri ile birlikte ‘büyük kıyamete” kadar yaşatmayı gaye edinen bir “ideoloji”nin sahibisin, sen daha “burnunun ucunu “bile göremeyen “hayalci, ütopik” birisin. Senin “ilim metodun” hani?”, demezler mi?..Dolayısıyla “Hukuk herkese lâzım oluyor” ifadeleri “ideolojiler kavgasında, fikir sistemlerinin mücadelesinde”, “kalemle, fikirle mücadele”de “yaralanmanın, yavşaklaşmanın” “maddî delilleri”dir. Aslolan “Böyle bir hukuk sistemi ile ne yapılabilir ki?”, olmalı değil miydi.. O bakımdan, bir dönemler “Türkiye’yi yönetenlerin” düştüğü duruma ben, “Allah versin”, diyorum…
“Halkın gücü” yalanı(!) da “ilim metodu”nun icabı olan “fiilî durumlara” göre yapılmış açıklamalar olamaz. Bugün, “halkın gücü” “sandığa” kadardır ve “halkın bu gücü”nün de ne şekillerle “sandığa” yansıdığı aşikârdır. Üstelik “halkın gücü”nün bugün %45’lik kesimi de “parlemanto dışında”dır..
Bu “aktüel”, “gündelik hadiselere” verilen “sistemli düşünmenin ürünü” açıklamaların sayısını daha da arttırabiliriz.. Hatta artık böyle bir “sistemli düşünme sahipleri” gazeteleri okurken, internette şörf yaparken okuduğu haberlere “gülüp geçer” bile..
“İdeolojiler, fikirler mücadelesinin, kavgasının” “internet” gibi “teknolojik “gelişmelerle” ayyuka” çıktığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. “İdeolojimizi” bir “sistem bütünlüğü” içerisinde kavrayabilmeliyiz. “Tonton vatandaş tiplemesi”ne, “tonton vatandaş kategorisine, “tonton vatandaş ligine” “kümesi”ne “düşmemek, “avamlaşmamak” için “bu kavga”nın icaplarını, tıpkı “geçmişimizde “destansı” bir şekilde verdiğimiz gibi “yine verebilmeliyiz…”Hepimizin hatırlayacağı üzere, “bizleri fikirleri ile susturamayanlar” “silahlı propaganda” diye “vücutlarımızı yok ettiler..”
Günümüzde de bu “kavga”, bu “mücadele” devam etmektedir..B partisi bile “ideolojisiz” olmayacağını bildiği için ortaya “muhafazakâr demokratlık” gibi “ucube bir ideoloji” attılar.. Her “Türk Milliyetçisi”nin “beslendiği kaynaklar” bellidir:Türk tarihi, İslâmiyet ve Türk kültürü..Dolayısiyle “süper güç” desteğinde oluşturulan “ucube ideolojiler” de “ecnebî, yabancı ideolojiler”dir..”Uygulamalar”da da bu durumu “gören gözler görmektedir..” “İdeolojisiz” olamayacağını da “kabul” etmiş isek, artık yapmamız gerekenleri yapmalı ve bir an evvel “sistemli düşünme”yi öğrenebilmeli, her kafadan “bir ses” çıkmalıdır..”Ülkücü Hareket” içerisinde bunu ancak “nefes ve yemek boruları özgür”, kimseye “diyet”i ve “minneti “olmayanlar yapabilir..Her türlü “dünyevî takıntıları” olanların “sistemli düşünmeyi “öğrenebilseler bile “gerçekleri haykırmaları” mümkün değildir…
Not: Bu yazı “Ayhan TUĞCUGİL”in(Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ) Millî Eğitim Bakanlığı’nca 1970’li yıllarda “tavsiye edilmiş” eserler arasında olan “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi-Teori” kitabı ile aynı yazarın ulaşabildiğimiz yazılarından esinlenerek yazılmıştır.
 

 

 

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

“KEŞKE OLMASAYDI”

KEŞKE OLMASAYDI

(ÜLKÜCÜ HAREKET’İN TARİHİNE NOTLAR)

 

 

“Dününü unutmadan”, “maziden atiye”,” geçmişten geleceğe”, “kökü ezelde, dalı ebedte bir sisteme” meftun “Ülkücü Hareket” kervanına iştirak edenler, iştirak etmiş olanlar, “Keşke Olmasaydı”yı izlediniz mi?

Türkiyemizin 12 Eylül 1980 öncesi “yakın siyasî tarihi”ne “projektör” tutan programı, gazete reklamlarında gördükten sonra, şu ana kadar iki bölümü “12 Eylül ve Ülkücüler”, iki bölümü de “12 Eylül ve Sol” ağırlıklı programın sadece “ilk bölümü”nü, www.yirmidort.tv “internet sitesi”nde izledim.

“İlk defa seyrettiğim” “Mamak Zindan Görüntüleri”, “ilk” defa işittiğim Türkiyemizdeki “Emperyalizm Vakıasının İsmi”;”12 Eylül 1980 öncesi Türkiyemizin psikolojik ortamı”nı ve “yaşanılan muazzam kafa karışıklığı”nı “deşifre” eden ifadeler ve “Ülkücü Şehid Halil ESENDAĞ’ın şehadetinin/idamının anlatılışına tanıklık” edenlerin söyledikleri…

“Ülkücü Hareket”in filmleri yapılmıyor amma benim bildiğim “Sebahattin ÖNKİBAR”ın hazırlayıp sunduğu “görsem sunum”lu “Ülkücü Hareket’in Tarihî        Gelişimi” ve geçenlerde CNNTURK’ün “5 N 1K” daki, “bence çok ciddî ve gelişimi ortaya koyan” “Türkçülüğün İslamiyet’le İmtihanı” programlarını hatırlıyorum.

“Yimidört TV”de, “Yaşar Taşkın KOÇ”un hazırlayıp sunduğu dört bölümlük “Keşke Olmasaydı” “görsel sunum”lu “programın” tamamını da izleyebilseydim, daha neler yazabilirdim, kim bilir?

“Dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin YAZICIOĞLU, Namık Kemal ZEYBEK, İrfan SÖNMEZ, Avni ÖZGÜREL ve Mustafa VERKAYA” gibi “Ülkücü Şahsiyetler”in  görüşlerine, hatıralarına yer verilen “program”ın “ilk bölümü”nde,Hasan SAĞINDIK’ın “Seni Düşünürüm” ve “Seni Hatırlatır, 30 Yıl Dediğin Ne ki” “parçaları”, “programı” daha da “duygu yüklü” hâle getirmiş.

“Avni ÖZGÜREL”in ağzından “Çorum Olayları”nın bir “U.S.A. tezgâhı” olduğunu “Aleksandr Povul”(!) ismini de vererek –yazılışı yanlış olabilir- söylemesi, “oradaydım”dan “farklı bir program” olduğunu da ispatlıyordu ve ben bu yaşımda, “ilk defa” , “Çorum Olayları” ile ilgili böyle bir “deşifre” işitmekteydim..

Yine dönemin “İstanbul Fatih Ülkü Ocakları Başkanı” diye hatırladığım-not aldığım- Mustafa VERKAYA’nın, Türkiyemizin 12 Eylül 1980 öncesi “oluşturulan/olgunlaştırılan şartları, psikolojiyi”, “Bu kış Komünizm gelebilir! Faşizm gelebilir!” “şartlanmaları” ile “Korkularla yönetilen nesildik” demiş olması. Ki günümüzde de hararetli bir şekilde yapılan “2008 Anayasa Tartışmaları” ve “Sadece Üniversitelere getirilen Başörtüsü serbestiyetisi” üzerine “koparılan /pompalanan(Bir Bakan’ın ifadesi ile) Çernobil Santrali gibi” “korkular”, günümüzde de “benzer olgunlaştırmaların”, “benzer kafa karışıklıklığı ortamları”nın “oluşturulması”nın işaretleri olsa gerek.

Dönemin “Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin YAZICIOĞLU”nun, “çilesi rütbesi olan Ülkücüler”den Cafer YAYLAN’ın da tabiri ile “Hatırla Sol” dedirtecek kıvamdaki mesajları:” Bir zamanlar ülkeyi, kavgaları paylaşamıyorduk, amma  işkenceleri paylaştık, hücreleri paylaştık. “Sol” bile hayretlerde kalmıştı, bize böyle işkenceler yapılmasını hafsalaları almamıştı. 12 Eylül’de Milliyetçi-Ülkücü gençlik daha fazla mağdur edilmiştir. Dış örgütler de zaten bizleri arayıp sormuyorlardı…”

Ve hâlen “Avukatlık” yaptığını bildiğim  “çileli Yusufiyeli Ülkücü Alperen”İrfan SÖNMEZ’in dilinden “darağacına çekilen”,” idam edilen” “Ülkücü Şehid Halil ESENDAĞ”ın “şehadete giderken yaşadıkları”nı anlatışı…

ESENDAĞ’ın, “Biz devletin verdiği kefenle asılmak istemeyiz” ‘duruşu” ve” nevresimlerden yapılan kefeni…””Şehadete tekbir getire getire gidişi…””Nevresimlerinden yapılan kefeni”, “gelinlik” olarak tanımlamalar…”Her yarım saatte bir sâlâ okumalar…”Ve yine ESENDAĞ’ın, “Yağmurun hafif hafif çiselediği bir gecede idam edilmek isteği…”

“Gelinliği ile/kefeni ile namaz kılması…”Annesinin “rüya”sında “şehid” olduğunu görmesi…

SÖNMEZ’in, “Onlar ‘pis siyaset uğruna şehid olmadılar” tesbiti…

“Denge politikaları icabı idam edilenler…”

İnternet’ten Yaşar Taşkın KOÇ’un hazırlayıp sunduğu “Keşke Olmasaydı”nın “ilk” bölümünü izlerken; “Türkiyemiz internetleneli 15 yıl oldu.1970’li yıllarda da”internet” olsa idi ne olurdu acaba?”, diye de düşündüm…

“Keşke Olmasaydı”, “işkence tezgahları”ndan “geçirilen” “idealist nesiller”in, “gaye sahibi ülkücü nesiller”in, “ülke meslelerine kafa yoran nesillerin” serencamı..

Bir şairin mısralarında dediği üzre;”Sistemi sorgulayanların ve cevabını da zindanlarda alan nesiller”in çilesi…

Ben, şahsen nice “12 Sanık”lara ve nice “12 Tanık”lara “saygı” duymakta ve “muhabbet” beslemekteyim.Ya sizler???

11.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com/metgultekin@hotmail.com

TÜRKİYEMİZDE “MİLLÎ SOL”, “İSLÂMÎ/MÜSLÜMAN SOL” ve “ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL” YOK!!!

TÜRKİYEMİZDE  MİLLÎ SOL’,   İSLÂMÎ/MÜSLÜMAN SOL’, ve ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL’ YOK!!!

 

Hararetle yapılan ve bence birçok “kafa karışıklığı”nı da barındıran “Başörtüsü Tartışmaları” ile bir “Türkiye Gerçeği” mi diyelim, yoksa “Türkiyemizdeki Sol Klasik” mi, diyelim, bir “fiîli durum” daha da belirginleşti. Daha da belirginleşen “Türkiye Gerçeği”ndeki “reel durum” nedir?, derseniz, o da şu: “Başörtüsü Tartışmaları” sebebiyle bir kez daha anlaşılmıştır ki, Türkiyemizde maalesef “özgürlükçü sol”, olmadığı gibi, “millî sol” ve “İslâmî/Müslüman Sol” da yok!!!.

“Türkiye Sol”u, “dinî özgürlükler”den, “İslâmî özgürlükler”den, “Müslümanlara özgürlükler”den yana değil. “Türkiye Sol”u, “Ben ‘özgürlükçü sol’um’ ‘diyen fakat attığı “boş oy” ile uygulamada “özgürlükçü sol” olmadığını, “dinî/İslâmî özgürlükler”den yana olamayan  “küçük parti”lerini de barındıran “sol” görünümünde.

Ne demek istiyoruz? Demek istiyoruz ki, her rengi, her tonajı ile, “küçük partisi” ve “büyük partisi” ile “Türkiye Sol”u, “Gülen Hareketi” gibi, “Millî Görüş/Erbakan Hareketi” gibi, “Ülkücü Hareket” gibi, “milletimizin temel dinamikleri”nden olup da, “beslenme kaynakları” “Türk tarihi, İslamiyet ve Türk Kültürü” olan “hareket”lere “hiç benzemeyen(!) ve neticede ve de “uygulama”da ne “millî sol”, ne “İslâmî sol” ve ne de “özgürlükçü sol” olabilmekte…

Böyle olunca da, “Türkiye Sol’u”, “dünyadaki modernleşme projeleri”nde, “Avrupa-Batı Modeli Modernleşme Projesi” diye isimlendirilen, “seküler/din dışı özgürlüklerden yana olup ta, dinî özgürlüklerden yana olamayan” “Batı Modernleşme Projesi”ni de sapına kadar “temsil” etmekte, diye düşünmekteyim.

“Türkiye Sol’u”nun bu “din dışı”, “manevîyet dışı”, “gayr-î  İslâm dışı” söylem ve fiilleri, “Nasıl bir Türkiye’de ‘solculuk” yaptıklarını, nasıl bir “milleti” yönetmeye talip oldukları nokta-i nazarında da, daha “Büyük Türk Milleti”ni “tanıyamadıklarının da” bir ispatıdır, diye düşünmekteyim.

Diyelim ki, bir “siyasî hareket” sin ve “dünya gezegeni”ndeki bir “ülke halkını” “yönetmeye talip” oluyorsun; o halde demezler mi ki, “Siz daha yönetileceklerin gerçeğini bilmiyorsunuz? Kimi yöneteceğinizden haberdarsızsınız?.” Zaman zaman “Türkiye Sol’u”nun “büyük partisi” , yanlışlığı bile isminden başlayan “Cumhuriyet Halk Partisi”nin bir takım yerlerinde böyle “sorgulamalar”, böyle “öz-eleştiriler “yapıldığını hatırlıyorum. Ancak, günümüzde yapılan “parti kongreleri”nde, “Deniz Baykal Liderliği’ndeki C.H.P.”ne daha  da “ağır öz-eleştiriler” yapıldığını, daha ağır “sorgulamaları” ihtiva eden düşüncelerin, bizzat kendi “partilileri” tarafından, “yüksek sesle” seslendirildiğini, “Dr. Deniz BAYKAL” biliyor mu acep?

Yeri gelmişken, “22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri” “süreci”nde ve sonrasında, “Fakir Karl Marks”tan kat kat “zengin” olan “Marksist kalemler”, ısrarla “Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘sol’ bir parti olmadığını ve ‘yeni bir ‘sol parti’ ihtiyacından dem vurdular.” Bu “propagandalar”, bir çok zihinlerde, “Evet, gerçekten C.H.P. ‘Sol Parti’ değil”, diye nakşedildi ve “Bak işte ‘küçük parti’ de olsa ‘gerçek sol’, ‘özgürlükçü sol’ bir ‘Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ ismi ile bir parti var”, diye şırınga edildi. Ancak, son “Başörtüsü Tartışmaları”ndan bir kere daha anlıyoruz ki, “Türkiye Sol”unun “esas özelliği”, “din dışılık”, “sekülerlik”, “İslâm dışılık”tır. Nitekim, uygulamada da ÖDP de dahil, “Türkiye Sol”unu oluşturan bütün “siyasî hareketler”in “temel hususiyeti” “sekülerlik/din dışılık” olduğunu bir defa daha yaşayarak, fikrî takip yaparak anladık ve kavradık. Böyle olunca da, “Türkiye Sol’unun Temel Hususiyetleri Nedir?” , diye bir “araştırma “yapılmış olsa;1-Seküler/din dışı/İslâm dışıdır. Profan’dır yani.2- Materyalist’tir, maddecidir. 3-Baskıcı, dayatmacı, jakoben’dir.4-“Beslenme kaynakları” asla ve kat’a “millî, İslâmî ve insanî” değildir.

Onca badireler geçirmiş ve “darbeler” de “büyük partileri” bile kapatılmış “Türkiye Sol’u”nun, “Türk Tarihi ile İslâmiyet ile Türk kültürü” ile “gerçek anlamda”,” samimice “kuçaklaşamadığı”, buluşmadığı müddetce, Türkiyemizde daha çok zaman “millî sol”, “İslâmî /Müslüman Sol” ve “Özgürlükçü Sol” “siyasî hareketleri” “beyhude” beklemiş olacağız.

“Türkiye Sol’unun Çilekeş Kuşakları”nın , böyle bir “beslenme kaynağına” kavuşabilmelerini de ne kadar  da çok arzulardım…

07.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com / metgultekin@hotmail.com

“MELMEKET” KUŞLARI DA ŞAŞIRDI

Görev yaptığım okulum bayrağını “melmeket” kuşlarının kirletmesi üzerine…

 

 

 

“MELMEKET” KUŞLARI DA ŞAŞIRDI

 

 

Gidişat o kadar çirkefleşti ki;

“Melmeket” kuşları bile

Bayrağımızı kirletiyor Allahım!

Bayrağıma "selâm vermeden geçen kuşlar"

Bayrağımızı kirletiyor Allahım!

 

 

Gidişat o kadar kesmekeşleşti ki;

“Melmeket” kuşlarının bile

‘Kafaları karışmış’

Bayrağıma "selâm vermeden geçen kuşlar"

Bayrağımızı kirletiyor Allahım!

 

Gidişat o kadar gayr-i millîleşmiş ki;

“Melmeket” kuşları bile

"Gayr-i millî"liğe uyup

Bayrağımızı kirletiyor Allahım!

 

Gidişat o kadar şaşırtıyor ki;

“Melmeket” kuşları bile şaşırıyor

Şaşıran melmeket kuşları

Bayrağımızı kirletiyor Allahım!

 

"EYLÜL"lerin gidişatına rağmen;

Bizleri de,

“Melmeket” kuşlarını da,

Şaşırtma Allahım

Lekesiz,

Tertemiz,

"Ayyıldızlı Al Bayrağımızı"

Kirlettirme Allahım!

 

 

 

 

07.Eylül.2007

BİR ŞUBAT SOĞUĞU’NDA

BİR ŞUBAT SOĞUĞU’NDA

 

Bir Şubat soğuğu’nda,

Cuma namazı kılabilecek miyim acep?

Bir Şubat soğuğu’nda,

Evden dışarı çıkabilecek miyim acep?

 

Bir Şubat soğuğu’nda,

Oğlumla kucaklaşabilecek miyim acep?

Bir Şubat soğuğu’nda,

Eşim bana;

"-İsmet Bey, lütfen yatakları kaldır" diyecek mi acep?

 

Bir Şubat soğuğu’nda,

Yine parasız mı kalacağım acep?

Bir Şubat soğuğu’nda,

Yine memleketimde,

"Memleketin deli"si mi olacağım acep?

 

Rabbim ne olur!!!

Daha çok Şubat soğuğu yaşat bana.

Rabbim ne olur!!!

Bir Şubat soğuğu’nda,

Oğluma şeker alabileyim.

“AMA HANGİ ATATÜRK?” ÜZERİNE

"Ülkücü hareket"in bence ‘eskimeyen kalemleri"nden ve daima da "performansı"nı "yükseklerde" tutan ve belki de Türkiyemizde "analitik düşünce" deyince, "ilmî zihniyet" deyince "ilk akla" gelenlerden; "titrisiz münevver Taha AKYOL"un son kitabı "Ama Hangi Atatürk?"; yine bence 2008′in "en iyi haberleri"nden biri.

Türkiyemizde "eski" ve "yeni yetme nesiller"in Türkiye Cumuriyeti Devleti’ni kurucusu "Gazi Mustafa Kemal Atatürk"ü ne derece "tanıdıkları",  ne derece millî, islamî ve insanî yönlerini bildikleri ve "yeni Türk Devleti"ni, "hangi strateji ve taktiklerle" kurduğunu pek "bilemezler diyebiliriz. "Atatürk’ü Anlama ve Anlatmada" belki de başucu kitaplardan olan rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca’nın iki ciltlik "Temellerin Duruşması" kitabından sonra ve yine ekseriyetin belki de haberdar olamadığı "Harun Yahya"nın "Atatürk" üzerine kitaplarından sonra, AKYOL’un "Ama Hangi Atatürk?" kitabı, 2008 yılı boyunca ve sonraki yıllarda da çok "tartışılacağı"nı ümit etmekteyim. Attila İlhan’dan mülhem diyebileceğimiz AKYOL’un bu eseri ile ilgili, son haftalarda "Türkiye Medyası"nda, Milliyet, Yeni Şafak ve Star’daki ropörtajları bizzat okumuş bir şekilde, hatırladıklarımı ve hatırlatmak istediklerimi, "mefkûre adamları" blog okurları ile paylaşmak istiyorum.

Elbetteki "Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK" , gerek "Marksist cenah"tan, gerekse "İslamcı cenah"tan ve tabii ki "milliyetçi cenah"tan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu "cenah"lardan, "nokta-ı nazarlar"dan, bilhassa "Marksist" ve "İslamcı cenahlar"ın "nokta-ı nazarlarında, "Gazi Mustafa kemal ATATÜRK", neredeyse "aforoz" edilmiştir, "sevimsizleştirilmiştir, diyebiliriz diye düşünüyorum. Buna ilaveten "Türkiyemizin Yönetim şebekesi"ni oluşturan "askerî cenah"ın kendi "özel yetişme tarzları"ndan kaynaklanan sebeplersen dolayı, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk", 21. asırda da olabildiğince "tartışılmakta"dır.

"Mustafa Kemal", elbette bir "Osmanlı Paşası" idi ve "Osmanlı Türk-İslam Kültürü" içinde yetişmiş; bizzat "sıcak cephelerde komutan olarak" savaşmış bir "asker"di de. Yaşadığı zaman diliminde içinde bulunduğu çağın meselelerini ve çağın gidişatını, bence "doğru bir şekilde okuyabilmiş" ve tarihî belgelerle de sabit olan, zamanın Osmanlı Devleti’nin "etkili ve yetkilileri"nce, "Millî Mücadele/İstiklal Harbi Lideri" olarak "görevlendirilmişti. Yine "tarihî belgelerler" de sabittir ki, onun "soyu" hakkında "şüpheler" uyandıranların aksine, "Mustafa Kemal", bir "yörük"tü, bir "Türkmen"di, bir "oğuz"du..

AKYOL’un "Ama Hangi Atatürk?" isimli eserinde de "yeni" öğrendiğimiz bilgiler de var: İlki, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk", hiç de "fakir/fukara", "masum Anadolu’nun saf çocuğu" değil; bilakis "işadamı çapında zengin, varlıklı" bir "insa"n idi. İkincisi ise, "Yeni Türk Devleti"ni "kurma vetiresi"nde,  her"cenah"tan "faydalanma" yoluna giden "pragmatist" yapısı. AKYOL’un dediklerinden anladığıma göre ,çünkü henüz eserinin orijinalini okuyamadım, "Müslümanla/İslamla Müslüman/İslam oluyor; Bolşevikle, Komünistle Bolşevik, Komünist oluyor." Sadece maddî kazanımlar ve verdiği mücadeleye "destek" temin edebilmek için..

Elbetteki çoğumuz, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk"ün "Nutuk"tan başka "eserleri de olduğunu, gazeteler çıkardığını, şiirler yazdığını da bilmeyiz tabii.

Hülasa, Taha Akyol’un son eseri "Ama Hangi Atatürk?","Atatürk’ü anlama ve anlatmada" başucu eser olabilecek çapta, diye algılıyorum. Ve "doğmatik/skolastik düşünce"den uzak bir şekilde, AKYOL’un Türkiyemize kazandırmaya çalıştığı "analitik düşünce" ve "ilmî zihniyet" anlayışı çercevesinde, "mevcut durum/ fiili durum" ve "reel"lik açısından, "Yeni Türk Devleti"nin kurucusunun uyguladığı "taktik ve stratejileri" anlamak açısından ve "putlaştılmamış" bir şekilde "reel Atatürk portresi"ni algılamada hepimizde "faydalı" olacak bir eser, diye düşünüyorum.

Evet, "Ama Hangi Atatürk?"!!!

03.02.2008

İsmet GÜLTEKİN

ismet_gultekin@mynet.com


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.