Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

İlker Tunçay

milli marşımızın hikayesi(mutlaka okuyun)

                  : 12 MART 1921

İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi.

Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.

- Ne yazıyorsun?

- Marş…İstiklal Marşı yazıyorum.

- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?

- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.

- Ya, o halde yazalım.

İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın T.B.M.M’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.

 

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.

Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair “ben” diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet! ” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.
Bastığın yerleri “toprak! ” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

milli marşımızın hikayesi(mutlaka okuyun)

                  : 12 MART 1921

İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi.

Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.

- Ne yazıyorsun?

- Marş…İstiklal Marşı yazıyorum.

- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?

- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.

- Ya, o halde yazalım.

İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın T.B.M.M’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.

 

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.

Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair “ben” diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet! ” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.
Bastığın yerleri “toprak! ” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

BİN YARİSMADA YASANANLAR )))))

BİN YARİSMADA YASANANLAR )))))
Kelime: demeç
- ben şimdi masada oturdum veriyorum
- nasıl yaaa ??
- ya işte masada oturdum fotoğraf çekip yazı yazan tiplere veriyorum.
- neee???
- ya alla alla masada oturdum böyle herkese veriyorum!
- pas be pas! of..
- demeçti.

Kelime: baraj
- Hani futbolcular kalenin önüne kurar maçta..
- Pusu.
- Yuh!

Kelime: helikopter
- Savaşta yaralıları kurtarır!
- Doktor!
- Değil.
- Sıhhiye!
- Değil, yukardan gelen bir şey…
- Ee… Allah?

Kelime:dergah
- Hani böyle insanlar ulvi bir amaç için bir araya gelir aynımekanda
- Grup seks!
- Çarpılırsın valla!
- Ha… Tamam trafo!

Kelime: kadınbudu
- Olm sen nesin?
- Erkek!
- Tersi?
- Kadın!
- Onun yeneni?
- Çıtır

Kelime: Eskimo
- Kutupta yaşarlar…
- (Hep bir ağızdan) Ayıııı!
- Yok insan olanları…
- Heeee… Eskimo!

Kelime: repertuar
Anlatan, şarkı söylemeye meraklı bir hatundur ve kelimeyi görür görmez bu özelliğini iyi bilen hatun arkadaşına dönüp sorar:
- Benim neyim geniş?
- Kalçan!

Kelime: travma
- Hani düşüp kafanı kaldırım taşına vurursun da bi şey geçirirsin?
- Film şeridi?
Grup: Çüşşşşş!

Kelime: terlik
- neyle yürürsün
- ayak!!!
- heh hani böyle ayakların üşür altında onlar olur böle yumuşak yumuşak
- koyun!!
- yuh onun daha küçüğü ya, koyun dedi hödük!
- kuzu!!!
- allah belanı versin pas!

Kelime: diz
- pantolonu nereye giyeriz?
- bacağa?
- hah. bacaklarımızın ortasında ne vardır?
- oha!

Kelime: zebani
- allahın meleklerinden biri.
- cebrail.
- ilk üç harfi çizgili bir hayvanı çağrıştırıyor
- zebrail?

Kelime: duvak
- kadinla erkek birlesmeden önce, erkegin kaldirdigi sey
-oha!

Kelime: ıskalamak
- dart oynarken neye atarsın?
- hedef tahtasına
- attın vuramadın mesela noldu?
- hedefi vuramadım
- tamam da nedir yani o olay
- tutturamamak, kaçırmak
- hayır nedir başka ismi var onun
- tam 12′den vuramamak!..
- oldu…

kelime: telepati
- hani ben sana bir seyi anlatmaya çalisiyorum ama sozle degil beyin dalgalariyla falan…
- ihihih neydiiii.. teletabi..!
- tamam tele’si kalsin kedilerin eline ne denir?
- buldum telepence
- offf beee bi kere de bil be…

kelime-timsah
- abi boöle hani kertenkele nedir
- hayvan
- ne cins hayvani
- surungen
- ok abi bu kertenkelenin birkac beden buyugu
- ejderha
- ?!???!!(yuhhh)

son kelime eger bilinirse oyun ve hesap girecektir. sure son 10 saniye
kelime: lambada.
ekip1 bakan kisi: aha sictiniz
ekip2 anlatan kisi: sen öyle san. söyle bakalim alaaddinin cini nerede yasar.
ekip2anlayankisi: lambada
ekip1toptan: haskktirr…

kelime: van gogh(kulak tabu kelime)
- abi bu kisi bir organini kesen bir sanatci
- bülent ersoy!!!

kelime: miras
- simdi diyelim misir’da deden var, bu artik yasamiyor, sana ne birakir?
- piramit.(dedesi tutankamon ya!)

kelime: cumhuriyet
w: -ataturk ne kurdu?
z: -kitap kurdu

kelime: ugur dundar
anlatan: tv de program yapiyo hani yillardir
anlayan: reha muhtar? ali kirca?
anlatan: yok yok sarisin mavi gozlu
anlayan: ataturk?
biz: iptal!

kelime: kramp
anlatan: hani futbolculara girer
dinleyen: krampon

gülme sesleri kesildiginde sure coktan bitmis

kelime: seruven
a: abi macellan nasi biriydi?
b: ne biliyim iyi biriydi heralde (birinci kopus, ama duur)
a: abi onu demiyorum neye düskündü?
b: kariya kiza bi de ickiye olabilir
(pes)

kelime: misir
kiz:keops nerde??
cocuk:etiler!!
kiz:allah cezani versin emre….

kelime: okul
- biz nereye gideriz hergun
- bara…diskoya… sinemaya.. cafeye… bowlinge..alisverise…gezmeye.. ay olmuyo boole baska sekilde anlat
- ailemiz bizi nereye gidiyo biliyor
- haaa okulaaa

kelime : anneler gunu
- cennet kimin ayaklari altinda ?
- anne
- tamam
- hani onlarin ozel bi zamanlari var , ne o?
- adet..

Bursa’da bir adam fabrikada çayina çis karistirip saka yapan üç arkadasini pompali tüfekle öldürdü… 3 Mayis

=-= Gaziantep’te bir adam yavru kazini yiyen kediyi pompali tüfekle vurdu, kedinin sahibi de döner biçagiyla adami öldürdü… 19 Mayis

=-= Silifkeli Ünal Pisirgen inek makedinin içine koydugu sogutucudan "sagdigi" ayrana "inek kola" adini verdi… 22 Mayis

=-= Vanlilar köy-kent projesi için gelen Dünya Bankasi yetkililerine "Biz kent istemiyoruz, inek verin yeter," dedi… 28 Mayis

=-= Bursa’da bir adam digerini "sol eliyle çorba içtigi için" öldürdü.. 29 Haziran

=-= Adanali seyyar lokantaci Osman Çakmak zabitadan kaçmak için büfesini rayli sistemle tasidi… 8 Temmuz

=-= Kiyisinda "içtigi" Sapanca Gölü’nü "o kafayla" yüzerek geçecegi iddiasina giren Ali Pehlivan boguldu… 10 Temmuz

=-= Konya’da akil hastalari hasta bakicinin anahtarlarini çalarak kaçti… 15 Temmuz

=-= Giresun’da çarpisan otomobillerde kavga çikti bir ölü, iki yarali… 15 Temmuz

=-= Giresun’da cami avlusunda iskambil oynayan kardesleri uyaran müezzin öldüresiye dayak yedi… 19 Temmuz

=-= Adana’da döner ustasi Yunus Sen dürümün içindeki eti az bulan müsterisince öldürüldü… 19 Temmuz

=-= Sarhos olup bes ay önce tasindigi evi kendi evi zannederek içeri giren, rahat rahat televizyon seyreden adam ev sahiplerinden yedigi dayak nedeniyle öldü… 22 Temmuz

=-= Adana’da oglunun sünnet dügününde hep ayni sarkiyi çaldiran grupla tartisan adam bir kisiyi öldürdü… 22 Temmuz

=-= iki komsu kadin TV sesinin yüksekligi nedeniyle gündüz kavga ettiler, gece de esleri kavga etti, bir ölü… 24 Temmuz

=-= Gaziosmanpasa’da üç kafadarin 370 metrelik elektrik kablosuyla yaptiklari isikli uçurtmayi halk UFO sandi… 27 Temmuz

=-= Rize’de bosanmadaki mal paylasiminda kavga çikti: Bir ölü, bes yarali… 10 Agustos

=-= izmit’te Ahmet Üstün’ü kaçirdigi genç kizin yakinlari önce dövdü, sonra da iki saat boyunca kirmizi bez parçalarindan yapilan bir dansöz kiyafeti ve topuklu ayakkabilarla mahallede "oynatti"… 13 Agustos

=-= Kolici katil tahliye talebi reddedilince yargica saatini firlatti… 24 Eylül

=-= [/b]Konya’da biri cami avlusuna krizde bakamadigi gerekçesiyle hamster birakti…

=-= Cihangir Parki’nda Keje adli dizinin çekimlerinde rol geregi biri biçaklandi. Tinerci Adil Çaliskan "Güçsüz birine saldirmak olur mu," diyerek iki kameramani kalçasindan biçakla yaraladi… 29 Eylül

=-= BBG üçüncü dönem birincisi Kaan’in annesi istanbul ikinci bölgeden bagimsiz milletvekili adayi oldu, oglunun fotografiyla dolasip "Bu çocugu ben yetistirdim," diyerek oy istedi…

=-= Eskisehir’de taraftarlar dernegi baskani Deniz Yilmaz gözaltina alindi. Polis Yilmaz’in kendini duvara vurup akcigerlerini patlattigini kaburgalarini kirdigini açikladi…

=-= Erzincanlilar Arçelik reklaminda "korkak" bir bekçiyi canlandiran Safak Sezer’e kizinca oyuncu özür diledi… 27 Kasim

=-= Samsun’da bir genç silahla Atatürk büstünü rehin aldi. Ertesi gün de büste çiçek koydu…

THY’nin müşteri hizmetleri

THY’nin müşteri hizmetlerini arayan vatandaşlarla görevli arasındaki diyaloglar…

Bilgisayarlı sistemle kayda geçen görüşmelerde, yolculardan ‘Talk Show’ ustalarına taş çıkartan espriler çıktı. İşte THY’yi arayan bazı yolcuların güldüren telefon kayıtları…

Bilgisayarlı sistemle kayda geçen görüşmelerde, yolculardan ‘Talk Show’ ustalarına taş çıkartan espriler çıktı. İşte THY’yi arayan bazı yolcuların güldüren telefon kayıtları…

Bazı yolcularla THY görevlileri arasında şu diyaloglar geçti:

***

Yolcu: Diyarbakır kaç para?
THY: 58 milyon 500 bin, indirim belgeniz varsa 32 milyon.
Yolcu: İndirim belgesi kaç para?

***

Yolcu: Trabzon’dan İstanbul’a kaç saat acaba?
THY: Beklemeye alan görevli ‘Bir saniye efendim…’
Yolcu: Sağolun iyi akşamlar.

***

Yolcu: Kars’a yer var mı?
THY: Maalesef yok efendim.
Yolcu: Arada bir yerde falan yok mu, askeriz de.

***

THY: İndirim belgeniz var mı?
Yolcu: Var komutanım

***

Diyarbakır’dan arayan yolcu: İyi günler abi, ben İstanbul’a uçacağım da, pasaport lazım mıydı…

***
İyi akşamlar yavrum, Kars Kara Kuvvetler Komutanlığı’nın telefonunu
verir misin sana zahmet?

***
THY: Yolcunun adı lütfen…
Yolcu: Duygu. Ama yolcu benim ve erkeğim.

***

THY: Uçak akşam beşte efendim.
Yolcu: Doksan beşte mi, çok geç yahu.

***

Yolcu: İyi akşamlar, Lufthansa’nın uçağı indi mi?

THY: Onların uçağını biz göremiyoruz

Yolcu: Nasıl göremezsiniz, orası THY değil mi?!?!

***
Yolcu: İyi akşamlar, Ağrı’ya yer var mı?

THY: Yer yok, dolu efendim.

Yolcu: Acil gitmem lazım, firardayım da.

** *
Kuşkucu bir bayan: Affedersiniz eşim Londra’ya uçuyor, yanındaki arkadaşının adı dilimin ucunda ama hatırlayamıyorum, siz bir bakıp söyler misiniz bilgisayardan.

THY: Yolcu hakkında bilgi veremeyiz efendim.

Bayan: Şey, bari yanındakinin bay mı bayan mı olduğunu söyleseniz, benim için çok önemli.

***
Terminalde yolcuyu uçağa götüren otobüsü gören Trabzon yolcusu, ‘Ben
uçak parası verdim, otobüsle gitmem.’

Bursa’da bir adam fabrikada çayina çis karistirip saka yapan üç arkadasini pompali tüfekle öldürdü… 3 Mayis

=-= Gaziantep’te bir adam yavru kazini yiyen kediyi pompali tüfekle vurdu, kedinin sahibi de döner biçagiyla adami öldürdü… 19 Mayis

=-= Silifkeli Ünal Pisirgen inek makedinin içine koydugu sogutucudan "sagdigi" ayrana "inek kola" adini verdi… 22 Mayis

=-= Vanlilar köy-kent projesi için gelen Dünya Bankasi yetkililerine "Biz kent istemiyoruz, inek verin yeter," dedi… 28 Mayis

=-= Bursa’da bir adam digerini "sol eliyle çorba içtigi için" öldürdü.. 29 Haziran

=-= Adanali seyyar lokantaci Osman Çakmak zabitadan kaçmak için büfesini rayli sistemle tasidi… 8 Temmuz

=-= Kiyisinda "içtigi" Sapanca Gölü’nü "o kafayla" yüzerek geçecegi iddiasina giren Ali Pehlivan boguldu… 10 Temmuz

=-= Konya’da akil hastalari hasta bakicinin anahtarlarini çalarak kaçti… 15 Temmuz

=-= Giresun’da çarpisan otomobillerde kavga çikti bir ölü, iki yarali… 15 Temmuz

=-= Giresun’da cami avlusunda iskambil oynayan kardesleri uyaran müezzin öldüresiye dayak yedi… 19 Temmuz

=-= Adana’da döner ustasi Yunus Sen dürümün içindeki eti az bulan müsterisince öldürüldü… 19 Temmuz

=-= Sarhos olup bes ay önce tasindigi evi kendi evi zannederek içeri giren, rahat rahat televizyon seyreden adam ev sahiplerinden yedigi dayak nedeniyle öldü… 22 Temmuz

=-= Adana’da oglunun sünnet dügününde hep ayni sarkiyi çaldiran grupla tartisan adam bir kisiyi öldürdü… 22 Temmuz

=-= iki komsu kadin TV sesinin yüksekligi nedeniyle gündüz kavga ettiler, gece de esleri kavga etti, bir ölü… 24 Temmuz

=-= Gaziosmanpasa’da üç kafadarin 370 metrelik elektrik kablosuyla yaptiklari isikli uçurtmayi halk UFO sandi… 27 Temmuz

=-= Rize’de bosanmadaki mal paylasiminda kavga çikti: Bir ölü, bes yarali… 10 Agustos

=-= izmit’te Ahmet Üstün’ü kaçirdigi genç kizin yakinlari önce dövdü, sonra da iki saat boyunca kirmizi bez parçalarindan yapilan bir dansöz kiyafeti ve topuklu ayakkabilarla mahallede "oynatti"… 13 Agustos

=-= Kolici katil tahliye talebi reddedilince yargica saatini firlatti… 24 Eylül

=-= [/b]Konya’da biri cami avlusuna krizde bakamadigi gerekçesiyle hamster birakti…

=-= Cihangir Parki’nda Keje adli dizinin çekimlerinde rol geregi biri biçaklandi. Tinerci Adil Çaliskan "Güçsüz birine saldirmak olur mu," diyerek iki kameramani kalçasindan biçakla yaraladi… 29 Eylül

=-= BBG üçüncü dönem birincisi Kaan’in annesi istanbul ikinci bölgeden bagimsiz milletvekili adayi oldu, oglunun fotografiyla dolasip "Bu çocugu ben yetistirdim," diyerek oy istedi…

=-= Eskisehir’de taraftarlar dernegi baskani Deniz Yilmaz gözaltina alindi. Polis Yilmaz’in kendini duvara vurup akcigerlerini patlattigini kaburgalarini kirdigini açikladi…

=-= Erzincanlilar Arçelik reklaminda "korkak" bir bekçiyi canlandiran Safak Sezer’e kizinca oyuncu özür diledi… 27 Kasim

=-= Samsun’da bir genç silahla Atatürk büstünü rehin aldi. Ertesi gün de büste çiçek koydu…

”Sayin yolcilar! Ucak on dakka sonra kahacahtir

DIYARBAKIR Havaalani’nda THY’nin ucagi kalkacak. Görevli, yolculari
ucaga davet etmek icin son anonsu yapiyor. Hoparlörlerden yükselen
sözcükler söyle; ”Sayin yolcilar! Ucak on dakka sonra kahacahtir .
Polis kontrolünden gectiizz, gectizz… Gecmediz, ucah gitti, siz
kaldiz… Tikkatinize.” Bu anons gectigimiz günlerde yapildi.

************************************************** ***************

2) Anadolu’yu köy köy dolasan bir müfettisin sahit oldugu olaydir.
Müfettis arkadas Denizli’nin köylerinden birine hurda bir minibüsle
gitmektedir. Minibüste yayla köylerine giden köylüler vardir.
Köylülerden biri ileride yol kenarinda otlayan keci yavrularini
göstererek soföre seslenir "Oglaklarin yaninda indiriveee". Soför
vitesi kücültür tam duracakken motor sesinden ürken keci yavrulari yol
boyunca kosmaya baslarlar.Soför de hizini yeniden artirip oglaklarin
pesine düser. Araba ile oglaklar arasinda müthis bir kovalamaca
baslar. Yaklasik 2 kilometre sonra oglaklar yorulur ve durur. Soför de
durup kapiyi acar. Köylü hicbir sey söylemeden minibüsten iner.

************************************************** *******

3)Doktor Olmak Zorrr Dogu’da devlet hastanelerinden birinde mecburi
hizmetini yapan bir doktorun basindan gecer olay. Doktorumuz
jinekologdur… Bir gün iceri carsafli bir kadin ve kocasi
gelir…Adam; "Karimin bir sikayeti var" deyip cikar disari… Doktor
kadina uzanmasini söyler ve normal muayenesini yapar. Muayene
bittikten sonra da hastanin SSK’li oldugunu düsünerek sevk kagidinin
olup olmadigini sorar ve "Sevk aldin mi?" der. "Acuuk" diye cevap
verir kadin…

************************************************** *********

4)Dedik ya, Doktor Olmak Zorrr… Kartal Devlet Hastanesi’ne gece
nöbetinde bir cocuk getirilir. Yapilan tetkiklerden sonra cocugun
ayaginin burkuldugu anlasilir. Hekimimiz babayi iceri cagirir ve
"Cocuga voltaren pomat yaziyorum. Günde üc kere yedire yedire sürün"
der. Aradan bir hafta gecmistir ki ayni adam ve ayni cocuk bir kez
daha gelirler hastaneye. Cocugun ayagi davul gibi sismistir, surati
da morluklar icindedir. "Doktor bey" der, "bu cocugun ayagi kirik."
Doktor hayretler icinde kalmistir. Ayagin kirik olmadigini bilmektedir.
Merakla sorar; "Peki verdigim merhemi ne yaptiniz?" "Valla doktor
sizin dedigunuz gibi günde üc ögün ekmegin üstüne sürdük yedirdik,
sürdük yedirdik. Yemek istemedi ama duve duve yidirdik. Gine de inmedi
sisligi… Naapsak bilmiyom artik…"

Neden neden

* Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze aktarildiginda onlara mültecilermis gibi bakariz?

* Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye’yi bulmaya çalisiriz? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardir?

* Neden insanlar birbirlerine sarilinca saga-sola sallanirlar?

* Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadarmögretmene "ögretmenim" diye seslenirken altinci sinifta bir anda "hocam"diye seslenmeye baslarlar?

* Neden sinavlarda "4 yanlis bir dogruyu götürür" seklinde bir uygulama ile ögrenciler cezalandirilirlarda "4 dogru bil, bir dogru da bizden" seklinde bir kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?

* Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana çikinca kafalarini egerler? Yagmura duyulan saygidan midir yoksa ondan tirstigimiz için midir?

* Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya "10 dakika sonra dönücem" yazar, ne zaman gittigini nasil anlariz?

* Televizyona çikan insanlar neden kendilerini Türkiye’deki bütün insanlarin izledigini sanirlar?

Örn: Su anda 70 milyon bizi izliyor…

* Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda öpülecek daha uygunsuz bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüs müdür?

* Dügünlerde neden "Dom Dom Kursunu" ile göbek atilmaktadir."Bir avci vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözlerbesliginde kendinden geçen baska milletler var midir?

* Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz gördüklerinde "inanmiyorum!" derler, inanilmayacak olan nedir?

* Cumartesi ve Pazartesi’nin neden kendi isimleri yoktur?

* Dolmuslardaki fiyat tarifesinde "en kisa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir?Bir terslik yok mudur?

* Bir programi kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardir? O kadar parayi bayilip bir bilgisayar programi satin aldiktan sonra "kabul etmiyorum" seçenegini isaretleyen bir takim saf kisiler mevcut mudur?

* Bulmacalarda boru sesinin karsiligi neden hep "ti"dir?Bulmacalari hazirlayan arkadaslar hiç "ti" diye ses çikaran boru görmüsler midir?

* Ipana 7 reklamindaki kiza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullaniyorsun?" diye soran doktor, Ipana 7′nin yeni bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir kaç gün önce piyasaya çiktigini bilmemekte midir?

* Neden futbol takimi olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur? *

* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazilir?Hipokrat yemininde "arabami temiz kullanacagim" seklinde bir madde mi vardir?

 

Ne Zaman………..?

Erkeklere Ne Zaman Vermeli ?
1- Bir dediğini iki etmiyorsa, fazla nazlanma ver.
2- O futbol haberi senin, bu kanalda maç benim demiyorsa hemen ver.
3- Bu ay kredi kartı ekstrem fazla geldi demiyorsa, düşünmeden ver.
4- Çizgili pijama giyiyorsa, istemesine bile fırsat verme, ver.
5- Hesap geldiğinde adisyonu çarpım tablosu ezberlemişçesine incelemiyorsa, vermeyi bir yana bırak evlenmeye çalış.
6- Elleri sigara kokmuyor, dişlerinde öğle yemeğinin izleri yoksa, fazla süründürmeden ver.
7- Elinde çiçekle buluşmaya geliyor, karizmayı takmıyorsa, hem göster hemen ver.
8- Ağladığında, boş ver geçer güzelim yerine hallederiz güzelim diyorsa, oracıkta ver.
9- Şiir yazıyor ama okumaya utanıyor ve ya açılamıyorsa, sevabına ver.
10- Ayakları kokmuyorsa, havada karada nerede olursa ver.
11- Deniz Akkaya’yı beğenmiyorsa, ver.
12- Önemli bir iş toplantısını buluşmak için iptal ediyorsa, teselli için bürosunda ver.
13- Bana sakın aşık olma sana göre değilim diyorsa, kaçırmadan ver hem de en iyi tarafından ver sonrada terk et, zevkin yanına kar. Köpek gibi istemeye gelecek.
14- Aldığın en pahalı şeye bile ucuz diyorsa, saldır almaya zorla.
15- Ben hatunu şöyle severim,böyle ederim, böyle inletirim demiyorsa, ver.
16- Erkek arkadaşları sizi inceliyorsa, nispet olsun kaçırdıklarını göstermek için ver.
17- Sarhoş olup kusmuyorsa, ver.
18- Evde pofuduk hayvan şekilli terlikler giyiyor ve çizgi film izliyorsa, soft bir şekilde ver.
19- Pembe dizilere bok atmıyorsa, kırmızı noktalı kuşakları seyrederken ver.
20- Akşam sevişmesinde 3 kez orgazma ulaştırmışsa, sabah uyanır uyanmaz ver.
21- Sürprizler yapıp, şımartıyorsa, fırsat geçtikçe ver.
22- Sözünden dönmüyor yerine getiriyorsa, ver.
23- İğrenç bir parfüm kullanmıyor ve kolonya kokmuyorsa, ver.
24- Dışarıda yapılacak hiçbir ?ey yok eve gidelim demiyorsa, ver.
25- Bak bunu yeni aldım yakışmış mı, demiyorsa ver.
26- 40′ından sonra kudurup sübyanlara bakmıyorsa ver.
27- Elini tuttuğunda, sağını solunu mıncıklamıyorsa, hemen ver.
28- Arabaya hep 5.000.000.-10.000.000.’luk benzin koymuyorsa ver.
29- Dışarıda yemek yemeyi seviyorsa,ver. 30- İstemiyorum derse ki demez, ver.
30- Cem Yılmaz’ı taklit etmeyip kendi espirilerini üretiyorsa, rahat, rahat ver.
31- Bok gibi param var,senden iyisini bulurum diye ima etmiyorsa ver ki, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmesin.
32- Sabah çapaklı gözlerinle seni beğeniyorsa, gözü kapalı ver.
33- Karizmayı çizip, seni eğlendirmek uğuruna maymun gibi davranıyorsa, ver.
34- Burnu havada, gönlü hovarda ise, göster, göster, süründür ver.
35- Evlenmeyelim dost kalalım istediğimiz zaman birlikte olalım böylesi daha özgür demiyorsa, istediğin yerden ver.
36- Bakir ise, bir erkeğin hayatında hep yıldız kalmak ve unutulmamak için ver.
37- Geleceği parlak, hatta sübyansa, geleceğe yatırım amaçlı ver.
38- Eğer altın zincir takip tespih sallamıyorsa, ver.
39- Tao , Kamasutra, Zen sevişme sanatlarını biliyorsa 24 saat ver.
40- Kurduğu cümle sayısı, seninkilerden az ise ver.
41- Yemek yerken ağzını şapırdatmıyor ve üstüne sağa sola dökmüyorsa, tatlı niyetine ver gitsin.
42- Tırnaklarını yemiyor, kalemlerin kıçını kemirmiyorsa, en ücra köşelerden bi yerden ver.
43- Yağmurda romantizm uğuruna sıçan gibi ıslanmayıp adam gibi şemsiye kullanıyorsa, ıslak tarafından ver.
44- Bütün kadınlar aynıdır gösterip vermezler deyip seni gaza getirmeye çalışmıyorsa, inadına ver.
 

GÜLME KRİZİNE GİRMEK İSTİYORSANIZ OKUYABİLİRİNİZ

Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor:

"Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. Bayrama 10 gün var.. Benim müdür hastalandı.. Ben ise işe gireli 2 hafta olmus, olmamış.

Genel Müdür bey beni çağırttı:
- Tebrik kartları hazır mı?.. Şaşırdım:
- Anlamadım! Hangi kartlar efendim?

- Aman evladim, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartları şimdiye kadar hazır olmalıydı.. Tüh tüh.. Eyvah…

- Çabuk hemen hazırlayıverin.
- Emredersiniz efendim! dedim. Ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl yazacağım?

Genel müdür bey, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla yazmamı istedi. 3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca alt’takilere şu sekilde yazacaktım:

"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"

1.000 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer alacaktı:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim." Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz?!?..

Ne yapalım? Çaresiz mecburen kolları sıvadım ve başladım öncelikli 2000 karta:

"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"

1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558.. Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor!.. Nasıl sıkıntı bastı bir bilseniz!… 738, 918..

2,5 paket Samsun’u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek parası olmasa bırakıp kaçacağım. Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama önümde hala yığınla kart duruyor!

Şimdi de 1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. Paket sigarayla birlikte "Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim"e başladım..

Boyuna yazıyorum, göz kapaklarim iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de kapanacak.

209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın arasında tutamaz oldum. Ben kaleme değil, kalem bana hakim:

"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."

Ve bir müddet sonra gerisini nasıl yazmışım hiç hatırlamıyorum:

"Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."

"Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim.."

“Sizin, niyazi ile eşiniz birlikte bayramınızı sıhhat dilerim, tebrikle beraber.”

"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim.."

"Önce bayramınızı başarılı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye tebrikli günler dilerim.."

"Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhatli tebrik dilerim.."

“Bayramınız niyazi ile sıhhat bulsun, eşiniz ile birlikte tebrik olsun”

"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim.."

"Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim.."

"Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramini da, tatilini de, gemlisini de, geçmisini de bayramını beklerim.. Saygiyla tebrik ederken.."

"Önce niyazi bayramı tebrik etsin, yok öyle yağma, ben size ve eşinize sıhhat dilerim sonra"

“Bayram günü eşiniz ve niyaziye dikkat edin, size de daha bayram gelebilir.”

“Niyazi bey bayram günü eşiniz ile birlikte sizi sıhhat ile tebrik etsin”

“Tebrik ederim niyaziyi, eşiniz ile birlikte sizin bayram sabahı sıhhatinizi dilemiş”

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: "Aferin" dedi.

"Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!" Bizde HEMEN POSTALADIK!..

3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da tahmin ettiğiniz gibi bendenizi postaladılar!..

***

Eveeet, yahu ben bu ara Niyazi’yi merak ettim: Niyazi Nereden çıktı? :))))