OSMANLI TARİHÇİLERİNE GÖRE İSTANBUL BOĞAZI’NIN DONMA HADİSESİ (1621)
İstanbul ve Boğaziçi’nin aşırı soğuklar sonucunda donması tarihsel olarak baktığımızda doğal bir olaydır. Bizanslı kronikçiler İstanbul’un ve Boğaziçi’nin donmasına ilişkin çok sayıda olay ve gözlem nakletmişlerdir.
[1]İstanbul Boğazı’nın donması normal bir olaydır ve tarihin belli dönemlerinde olmuştur. Benim bu yazımdaki amacım 17.yy.da gerçekleşmiş olan İstanbul Boğazı’nın donma hadisesini daha önceki yazılmış kaynakların veya vakayinamelerin ışığında göstermeye çalışmaktadır. Bu sayede tarihe olaylara doğa olaylarının etkisini de ortaya koymaya çalışmaktır. Çünkü tarihi olaylar sadece beşeri olaylardan değil doğa olaylarından da etkilemektedir.
İstanbul ve Boğaziçi iki kez, İ.S
1232 ve
1620’de çok zor şartlar doğuracak şekilde donmuştu. Ancak konum için yani 17.yy.daki doğal afetler için düşünürsek İstanbul ve Boğaziçi iki kez donma tehlikesi ile karşılaşmıştır. Bu oylalar
1621 ve
1669’da gerçekleşmiştir. Ancak
1621’deki donma 1669’daki donmadan daha büyük ve etkilidir. Bunu Osmanlı vakanüvislerinin hemen hemen hepsinin 1621’deki donma olayından bahsetmesinden anlıyoruz. Vakanüvisler yüzen buz parçalarından söz etmektedir. Boğazın donmadığı yaklaşık 49 yıllık
(1621-1669) zamanda Avrupa, hatta Amerika kıtası korkunç soğuklarla özellikle de
1642,
1658 ve
1667 soğuklarıyla karşı karşıya kalmıştı.
[2]
17.yy.da Afrika kıtası bile aşırı soğuklardan etkilenmiştir.
1667’de Mısır’da bile ani ısı düşmelerinin etkisi hissedildi. 28 Temmuz yaz ortasında bazılarının ağırlığı bir kiloya yaklaşan ve büyük zarara yol açan buz parçalarının yağdığı görüldü.
[3] Boğazın donduğu 1669’da Avrupa’nın korkunç soğuklarla kaldığı vesikalarda geçmektedir. Bu da bize o dönemdeki geniş alanları etkileyen soğuk hava dalgası hakkında bilgi vermektedir.
1669 ila 1775 arasında kalan zaman diliminde tarihçiler Karadeniz havzasının güney bölgelerinde hiçbir donma olayına değinilmiyor. 86 yıllık zamanda bu soğuklar belli dönemlerde devam etmiştir. Karadeniz Bölgesinin çoğunda don olayları sık sık rastlanır. Tuna ve Volga nehirleri donar. Karadeniz’in birbirinden ayrı üç iklim bölgesine ayrılmasına büyük ölçüde sahil çizgilerinin engebelerinden ve konumlarından kaynaklandığı kanıtlanmıştır. Karadeniz sıcaklıklarına göre üç bölgeye ayrılır:
· Soğuk Bölge, Odessa’dan Kuban’a kadar.
· Sıcak Bölge, Gürcistan ve Soçi’nin bulunduğu oval bölge.
· Ilıman Bölge, Kırım, İstanbul ve Trabzon’a kadar olan bölgedir.
17.yy.daki bazı bölgelerdeki donma olaylarını örnek olarak göstermemin nedeni bu yüzyılda dünya genelinde ani ısı düşmeleri yaşandığını sizlere anlatmak istememdir. Çünkü 17.yy.da birçok kez ısı düşmelerinin yaşandığını ve bunun sonucunda donma olaylarının yaşandığını dönemin kaynaklarından anlıyoruz. Sayın Suraıya Faroqhi bu dönemi
“Küçük Buzul Çağı” olarak değerlendirmekte ve bazı tarihsel sonuçlara ulaşılırken göz önünde bulundurulması gereken bir olay olarak yazmaktadır. .
[4] Yani 17.yy.daki ekonomik gerilemenin ve üretimdeki düşüşün nedenlerinden biri olarak bu dönemde yaşanan Küçük Buzul Çağı’nın da değerlendirilmesi gerekmektedir. Unutmayalım ki doğal afetler sosyo-ekonomik yapıyı etkiler, beşeri faaliyetleri durdurabilir. Bazen olayları açıklarken beklenen olayların dışında başka beklenmeyen olaylar da gelişebilir.
Doğal olarak İstanbul ve Boğaziçi’nin de “Küçük Buzul Çağı”ndan etkilenmememsi beklenemezdi. İşte burada yamak istediğim dönemin Osmanlı vakanüvislerinden de yola çıkarak 1621 İstanbul Boğazı’nın donma olayını tasvir ederek İstanbul’a olan etkilerinden bahsetmek istiyorum. Doğal bir doğal afetin bir imparatorluk başkentini askere gerek duymadan nasıl zaptettiğinin hikayesidir bu.
İstanbul o zamanki adıyla Kostantiniyye, 1621’de tarihinin en büyük donma olayı ile karşı karşıya kaldı. Dönemin vakanüvisleri Hasan Beyzade, Solakzade, Haşimi, Neşati ve Katip Çelebi gibi önemli kişiler eserlerinde bu donma olayına değinmişlerdir. Eserlerini incelediğimizde birbirinden etkilendikleri veya birbirini devam ettirdikleri açıktır. Aynı zamanda kaderci bir anlayışı temsil ederler ve olayların akışı ve nedeni olarak Tanrı’yı görürler. Bu durum zamanı için normal bir durumdur, normal bir yorumdur. Olayları yaşadıkları zamana göre indirgerler ve daha öncesi hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadıkları için İstanbul ve Boğazların donma olayının başka zamanlarda da yaşanmadığını farz ederler. Yani bu olay sadece onların zamanında olmuştur ve olağandışıdır. Fakat Katip Çelebi bu vakanüvislerden ayrılır. Katip Çelebi 1621’deki İstanbul ve Boğazın donma olayını anlatırken :
“Peygamber hicretinin yirmi birinci yılında (İ.S 641/642) bir kez daha olduğu Hristiyan tarihlerinde ve Cenabi tarihinde yazılıdır. Hatta o zaman (Bizans’ın) Halkodana dedikleri karşı Üsküdar (Crysapolis) yakasından İstanbul’a araba ile geçip Kefe’den tüccar geldiğini yazarlar.”[5]
Gördüğümüz üzere Katip Çelebi, 1621’deki İstanbul ve Boğazın Donma hadisesinin tekrar eden bir süreç olduğunun farkındadır. Yani belli aralıklarla gerçekleşen bir olay olduğunu eserinde yazmıştır. Bu da Katip Çelebi’yi diğerlerinden ayıran önemli bir özelliktir.
Hasan Beyzade ve Solakzade eserlerinde hemen hemen aynı şeyleri yazmışlardır. Bu dönemde Osmanlı vakanüvislik anlayışında birbirinden nakil yapmak veya başka nakillerden faydalanmak olağan bir durumdur. Bunda dönemin hakim olan tarihçilik anlayışının da etkisi vardır. Yazılan eser sayısı da bellidir zaten.
Hasan Beyzade, hicri 1030 (1621) senesindeki şiddetli soğuklardan ve donma olaylarından bahseder.
Hasan Beyzade, Kostantiniyye Halici’nin donduğunu, insanların Boğazın bir yakasından öbür yakasına yürüyerek geçtiğini, İstanbul’da iaşe sorunu yaşandığını ve en önemlisi canlıların yok olduğunu eserinde anlatıyordu.[6] Hasan Beyzade, Haşimi gibi tarihçilerden de alıntı yapar.
Hasan Beyzade’nin değindiği diğer bir konu ise ordunun Hotin Seferini ertelemesidir.
Ordunun Hotin’e yöneldiğini, her türlü ihtiyacının ve iaşesinin sağlandığını; fakat Boğazın öbür yakasında şiddetli kışın devam etmesinden dolayı ve ordunun iaşe sorunu yaşayabileceğinden ötürü donmanın olduğu yıl ordunun bulunduğu yerden hiçbir yere ayrılmadığını ve seferden çekindiğini anlatmaktadır.[7]
Dönemin önemli tarihçilerinden birisi de Solakzade Mehmet Handemi’dir. Önemli bir tarih eseri ortay koymuştur. Solakzade Tarihi ile Hasan Beyzade’nin Tarihi birbirine yakındır ve Solakzade Mehmet, Hasan Beyzade’den tarihi kaynak olarak faydalanmıştır. Solakzade başka tarihi nakillerden de yararlanmıştır. Kısacası Solakzade bu konu için başka tarihi vesikalara da başvurmuştur. Solakzade Mehmet Handemi, tarihi eserinde İstanbul’un ve Boğazın donma olayını şöyle nakleder:
Zibace kudret köprüsü : Tanrı yapısına benzeyen güzel bir köprü (Boğazın karşı yakasına geçme babında.)
[8]
Solakzade Mehmet ayrıca bir başka tarihten yaptığı nakilde:
“Hararetli ve güneşli bir gökten, bin otuz yılında, soğumaya başlayan havanın denizi dünyayı gösteren aynaya çevirdi.” diye eserinde yazar.
[9]
Dönemin başka bir tarihçisi olan İbrahim Peçevi ise eserinde Haşimi ve Neşati’den nakillere dayanarak İstanbul Boğazının donma olayını anlatma yoluna gider. Peçevi İbrahim, tarihi eserinde İstanbul ve Boğazın donma olayı ile ilgili olarak “Az görülmüş bir olay” tanımlamasını yapar. Haşimi’den yaptığı nakilde İstanbul ve Üsküdar arasının donduğundan ve bu donan denizin üstünde insanların korkmadan yürüdüğünden bahseder. Haşimi bu olaydan insanların ders çıkarmasını ve insanların gafilliği bırakıp her şeyi ile Tanrı’ya yalvarması gerektiğini eserinde yazmıştır ve Peçevi ise bunu Tarihi eserinden bize bunu nakleder. Haşimi esirinin sonunda:
“Yol oldu Üsküdar’a Akdeniz dondu bin otuzda”
[10]
Peçevi İbrahim Efendi, tarihi eserinde Neşati’nin eserinden de nakil yapar. Neşati,
dünya kurulduğundan beri böyle bir kış görülmediği, İstanbul ve Üsküdar arasındaki denizin donarak adeta kuruduğu, İnsanların korkmadan donan denizin üstünde yürüdüğü ve insanların ağzındaki nefesinin donduğu gibi bilgileri verir. Birçok canlının da soğuktan yok olduğunu eserinde yazmıştır.
[11]
Gördüğümüz üzere Peçevi İbrahim, tarihi eserinde naklettiği ve kendi yaşadığı bilgilerle olayı ve olayın yaşandığı dönemi aydınlatmaya çalışmıştır. Peçevi İbrahim önemli bir 17.yy. Osmanlı vakanüvisidir (devlet adamlığının yanında) ve onun eseri Osmanlı Tarihi’nin önemli bir bölümüne ışık tutar. Daha sonraki Osmanlı vakanüvisleri de onun eserinden faydalanma yoluna gitmiştir.
İstanbul ve Boğazın donma olayı hakkında Katip Çelebi’de önemli bilgiler vermiştir. Katip Çelebi, zamanın garipliklerinden olarak bahsetse de daha önceden bu tip olayların yaşandığını Bizanslı kronikçilere dayanarak söyler.
İstanbul ve Boğazının donduğu zamanı da verir. Hicri 1030 (1621) yılının Rebiülahir ayının ilk gününden 16. gününe kadar kar yağdığından da bahseder. Kışın sertliği yüzünden boğazın donduğundan bahseder. Ancak denizin ortasında küçük bir dereye benzeyen yer kaldığı ve on yedinci günde Saray ile Üsküdar arasının donduğunu yazmıştır. Galata’dan İstanbul’a ve Hasbahçe’den Kireçkapısına yaya olarak adam geçtiğini bize nakleder.[12]
Katip Çelebi, İstanbul Boğazı’nın donması sonucunda, İstanbul’da meydana gelen iaşe ve kıtlık sorunundan bahseder. Bunun nedeni olarak Boğaz sularının soğuktan donmasını gösterir ve bu yüzden İstanbul kıyılarına gemilerin giremediğini bize nakleder. Bu gemilerin İstanbul’un iaşesi için gerekli malları kıyıya boşaltamadığını bize göstermeye çalışır. Bu yüzden fiyatların arttığını ve “
Yetmiş dirhem ekmek bir akça, etin okkasının on beşe satıldığını” eserinde bize yazmıştır. Katip Çelebi ayrıca buzlar çözülüp de gemiler gelinceye kadar bu fiyatların durmadan arttığını eserinde belirtmiştir.
[13]Yani donma olayının sosyo-ekonomik boyutu hakkında da bilgi vermiştir. Mesela İstanbul’un iaşesini (beslenme) etkilediği gibi.
Sonuçta 1621 yılındaki İstanbul ve Boğazın donma olayı, Osmanlı Tarihi için ender olarak görülen ve garip olarak tarihe vesikalara geçen bir olaydır. Ayrıca 17.yy. Osmanlı İmparatorluğu tarihine damgasını vuran ilginç bir olaydır. Bu olay siyasi tarihin gölgesinde kalsa da incelenmeye değer ve yazılması gereken bir olaydır. Ayrıca sosyal ve ekonomik yönü olan bir olaydır. Çünkü siyaset ve savaş olmadan da bir İmparatorluk başkentinin nasıl zorda kaldığını gösteren önemli bir gerçektir. Kısacası bu olay doğanın, insanoğluna belli bir süre için bile olsa, birbirini yemeyi bıraktırıp, kendisini insanlara hatırlattığı bir olaydır. Şu an belli zamanlarda hatırlattığı gibi.
KAYNAKÇA
- PEÇEVİ İBRAHİM TARİHİ, Haz. Beykir Sıtkı Baykal, Ankara, 1991.
- UZUNÇARŞILI H. İ.- KARAL Z.E., Osmanlı Tarihi, I-IX, Ankara, 1988.
- Edi. MANTRAN, Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, Çev. Server Tanilli, İstanbul, 1992.
- HAMMER, J.V. , Osmanlı Devleti Tarihi, I-XVI, Edi. Müzmin Çevik-Erol Kılıç, İstanbul, 1986.
- Edi. İNALCIK, Halil, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sosyal ve Ekonomik Tarihi, İstanbul, 2004.
- BOYUT, Yayın Gurubu, Gnl. Yön. Bülent Özükan, Adım Adım Osmanlı Tarihi, I-V, İstanbul, 2003.
- GİBBON, Edward, Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi, İstanbul,1995,V.
- PANZAC, Danıel, Osmanlı İmparatorluğu’nda Veba, çev. Serap Yılmaz, İstanbul, 1997.
- GÖKYAY, Orhan Şaik, Katip Çelebi’nin Hayatı ve Eserleri Hakkında İncelemeler, Ankara, 1957.
- HASAN BEYZADE TARİHİ, Haz. Şevki Nezihi Aykut, c. 3.
- SOLAKZADE TARİHİ, Haz. Vahid Çelik, c. 2.
- KUNT, Metin Zirveden Çöküşe Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2004, c. 2.
- FARAQHİ, Suraıya, Osmanlı’da Kent ve Kentliler, İstanbul, 2004.
- ZACHARİADAOU, Elizabeth , Osmanlı İmparatorluğu’nda Doğal Afetler, İstanbul, 2001.
- ÇİHAÇOF, Piyotr Aleksandroviç, (Pierre de Tchihatchef), İstanbul ve Boğaziçi, İstanbul, 2000.
- MANTRAN, Robert, 17.Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay-Enver Özcan, Ankara, 1990.
- DRAMALI, Zeynep, “Karların Daniskasını Dedelerimiz Görmüş, Buz Tutan Boğazı Yürüyerek Geçmişlerdi.”, Hürriyet Tarih, 16 Şubat 2005, sf. 21.
Devamı için tıklayınız »