Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Gelincik gibiyim..

4 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 27
Hasret dağlamaya başlayınca anlıyor insan ayrılık acısının nasıl bir yara açtığını. Gel gör ki, yürekten başlayan bu yara, bende her yanımdan birden baş gösterdi. Yoksun ve boşlukta çırpınıyor köklerim. Bu bahar senliğimdeki zamanlarımın sevincini yakalayamıyor ve kuruyorum habersizliğinde.

Gelincik öyle hassas bir çiçektir ki, dalından koparıldığında, çok çabuk solar. Solmayı geciktirmek için dalı yakılır. Gariptir, o zarafeti ateşle, yani acıyla canlı tutarsın. Buna rağmen, fazla uzun sürmez canlılığı. Yaprakları birer birer dökülmeye başlar. Aşk da gelincik gibidir. Ayrılık hemen boyun büktürür. Acıyla canlı kalır aşk. Ve insanın görüntüsü, gelinciğin yapraklarını dökmesi gibi solgunlaşır, değişir. İkisi arasındaki fark; gelincik yaşamını sürdüremezken, aşk, acısıyla yıllar yılı yüreğinde kalır insanın.

Yine de, hasretini ve hasretinin yarattığı acıyı tatmamış olsaydım, varlığının mükemmelliğini de keşfedemeyecektim hiçbir zaman. Yüreğimdeki sancıda da sen olduğundan ve yokluğunun acısında da olmanı istemelerim yattığından, ve buna da aşk dendiğinden, bıraktığın bu izleri de seviyorum, gelincik gibi yakılmamı da…tıpkı yüreğini sevdiğim gibi…

Ey hayat sevdiğime söyle!….

4 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 37
Ey gece, sevdiğime söyle,
yanındayım ben hep,
onunla yüreğim, ellerim, gözlerim.
Ara sıra, o da düşünsün beni,
karanlık çöktüğünde.
Kimbilir,
bir yıldızda birleşir yüreklerimiz belki de…

Ey rüzgâr, sevdiğime söyle,
sen savururken umutları,
diyardan diyara,
toplasın yerlerden hayallerimi,
bassın bağrına sevgiyle…
Kimbilir,
hayaller gerçekleşir belki,
onun eli değdiğinde…

Ey yağmur, sevdiğime söyle,
her toprağa düştüğünde sen,
gözlerim eşlik eder sana,
bilsin, ona söyle.
Bilsin ki,
her yağmurda hatırlasın beni,
tutsun damlaları, yüzüne sürsün,
öpsün damlalar gözlerinden özlemle…

Ey deniz, sevdiğime söyle,
Köpük köpük sahiline vurduğumu.
Unutmasın bıraktığı yerde durduğumu.
Her martı çığlığında, çınlasın sesim,
yüreğinin en derinlerinde…

Ey hayat, sevdiğime söyle,
onsuz bir anlamın olmadığını.
Söyle ona,
deli divane bir gönlün,
kuytularda ağladığını.
Ve
Onu unutmadığını,
Unutmayacağını…

Sen bana can olmalısın… Canıma can katmalısın

3 Haziran 2008 Salı | Kategori Aşk 20

Tan ağarmaya, gün ilk ışıklarını göndermeye başlarken üzerime, gülümseyen güneş olup doğmalısın günüme ve yaşamalıyım tüm günü gönlümce seninle..

Yüzümü paklayan su kadar aziz, içtiğim demli bir bardak çay kadar sıcak, yediğim lokma kadar kutsal olmalısın.

Bir sevda tohumu olmalısın, yüreğime ekmeliyim seni. Göz yaşlarım can suyu, sevgim güneş olmalı.. Kök salmalı, dallanıp budaklanmalı, yeşile bürünüp canıma can katmalısın.

Bir bahar günü yağan yağmur olmalısın, ıslattığın çimenlerin üzerinde yalınayak yürümeli, doyasıya hissetmeliyim seni… Sonra rengarenk bir gökkuşağı olmalısın. Her renge bin anlam katmalısın.

Bir balıkçının mavi sulara attığı ağ olmalısın, sonunu bilerek atılmalıyım kucağına ve nasibim diye sarılmalısın bana..

Bir volkan misali alev alev yakmalısın kavurmalısın içimi ve savurmalıyım sevdadan yana kalan son küllerimi.

Bir uçurtma olmalısın, semada süzülen ve bir parçan olmalıyım seninle sevinip seninle üzülen…

Çeyizim olmalısın, göz nuru dökülen motifler gibi, ilmek ilmek işlemeli, ipek bohçalara sarmalıyım seni.

Sonra gece olmalısın , bir mahrem örtü gibi örtmelim üzerime seni, gözlerin yıldız misali parlayıp taçlandırmalı beni…

Sen, aldığım nefes olmalısın,
Sen ekmeğim, suyum olmalısın beni yaşatan,
Sen güneşim olmalısın içimi dışımı ısıtan..
Sen, lokmamı paylaştığım dostum,
Sen, sırrıma ortak olan kardeşim
Sen, başımı göğsüne yasladığım anam,
Sen,özlemle beklediğim sevgilim,
Sen, koynunda sabahladığım eşim olmalısın
Sen, aşk olmalısın canımı acıtan, kızgın çöl kumlarından soğuk sulara atan…
Sen bana can olmalısın… Canıma can katmalısın
Ve… hep öyle kalmalısın…

Yalnızlık bazen o kadar ağır basıyor ki..

3 Haziran 2008 Salı | Kategori Aşk 23

Yalnızlık bazen o kadar ağır basıyor ki.. Sol yanımda öyle derin yaşıyorum ki bunu.. Çıkıyorum dışarıya..Bütün kalabalıklarda yana yakıla seni arıyorum.. Yokluğun evren oldu içimde.. Hislerimi bir kenara topluyorum, bölüyorum, çıkarıyorum; yetmezmiş gibi günüme adının ilk harfi ile başlıyorum.. Gurbet hasreti ile tutuşan dağ yamaçları gibiyim.. Aramızda koskoca dağlar ve yollar uçsuz bucaksız.. Ömür kesitimin bir yeri seninle noktalanıyorsa, diğer bölümüne ismini veriyorum.. Hüzün en çok sana yakışıyor, hasretlik en çok bana.. Ufak tefek çıkar kavgaları ile doluyken ömrümüz, ne çıkar diyorum. bir hayattan ne çıkar.. Sensizlik türküsünü ezberime alıyorum ve seni, delice bir engele rağmen hayatıma dahil ediyorum… Gözlerim ağırlaştı işte,her zamanki gibi, seni göremediğim zaman, aynı havayı solumadığım zaman yaptığım gibi, bedenimi uykuya, ruhumu Allah’a teslim ediyorum.. Sabah oluyor uyanıyorum sensizlikle..Günaydın ulaşılmazım, gelmiş geçmiş bütün hatıralarım… Sizi sevdiğimin ilkbahar kokan kollarına bırakıyorum … Günaydın canımm

İstersen..

2 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 3

Farklı bahanem kalmadı,
Beyaz yalanlar sözlüğümde.
Çünkü bu defa,
İçmesini beceremediğim
Sigaranın dumanı da kaçmadı
Gözlerime…

Ağlayan yüreğimden akanlar
Sessizce süzülüp,
Yanaklarımdan süzülenler

Gerçek tuz damlaları!

Kısıpta gözlerini her zamanki gibi
İnanmazsan bana,
İster kalp atışlarıma bak
İstersen damlaların tadına!

Belki seni değil, seni sevmeyi; belki senin beni sevmeni sevdim…

2 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 3

Ey sevgili!.. Küçük ama büyük yüreğimle sevdiğim…Seni, seninle paylaşamayacak kadar çok seviyorum. Uğraşma sakın anlamak için beni. Benim derdim bendeki benleri, bendeki senleri seninle paylaşmak değil ki. Seninle anlam kazandı sahip olduklarım. Ben  güneşin parlak bir tepsi gibi kapladığı göğe yabancı değildim ki! Ayın kızıydım senden önce de. Simden bir örtü gibi üstüme örter ayı, hıçkırıklarımla renklendirirdim dolunayı.

Öpüşlerimi saklamadım hiç dudaklarına. İçimi kıpır kıpır yapan baharla taçlanan papatyaların sarı göbeklerinde de dolaştı dudaklarım, sahip olamadıklarının acısını inci tanelerine dönüştürüp yanaklarına bir kolye gibi dizen çocuğun acısını da tattı başka bir yanım.

İstediğim için vardın hayatımda. Sana uyanan sabahlar katmak istediğim için, düşlerimde soktum seni koynuma. Gülüşünün haylazlığını, gözyaşlarının tuzlu tadını tatmak istediğim için “aşk”a düştüm bu deli oyunun kucağında. Sokaklarda yürüyen, kendi geleceğine adımlar atan milyarlarca insandan ikisiydik yalnızca. Düşünsene olasılıkların sonsuzluğunu. Rastlantıysa, çarpışmalarımızı ben kattım adımlarımıza.
     
İçimdeki küçük kadını besledim yokluğunla. Adaklar adamadım kavuşmaların uğruna. Çünkü sen kadar sensizliği de istedim ben aşkın tadına doyasıya varabilmek adına. Özlemek istedim seni, gecelerce uykusuz kalan bir kadının gözünü kapatıp rüyalara teslim olmayı istemesi gibi. Havai fişekler patlamalıydı gözlerimde seni yeniden gördüğümde. Kavuşmanın lezzetini sağlayan özlem değil miydi? Özlenmeyen bir yürekte aşk barınabilir mi?

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda elin elimde sarılmak istemedim yağmurlara. Yokluğunu yüklenip sırtıma, şeffaflığında hissedebilmek istedim seni umarsızca. Kolaydı ıslanmak sırılsıklam saçakların altında, zor olanı istedim; yağmurla değil, varlığının kattığı yoklukla yıkanmak. Başardım can özüm, az önce okşarken saçımın her bir telini bir sağanak, özleminle sırılsıklamdım sensizliği her bir hücremde anlayarak.

Seni tüm bencilliğimle sevdim. Sevilme ihtiyacımın cevabıydın sen. Aşkın sendeki yansımalarıydı beni çeken. Yankılanan sesimdi, sesindeki. Ben sevmenin bana ait olan kısmını sevdim. Deniz dibinin büyüleyici evreninden çıkıp, vurgun yiyen yanını sevdim. Dingin doğanın içine kattığım fırtınayı sevdim. Belki seni değil, seni sevmeyi; belki , senin beni sevmeni sevdim…

Ben seni kavuşmak için değil, kavuşmayı özlemek için sevdim. Öyle bir imza attın ki sol yanıma, gizli gizli dolaşıyorsun her yanımda. Öyle bir yazıldım ki alnına, taşıyorsun gitsen de dünyanın öbür ucuna. Buydu istediğim hayatıma anlam katan adamım, ben sensiz, sen bensiz hep yarım kalacak bir yanımız…

Suskunluğum…. Konuşmayı bilmediğimden değil ki…

2 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 14

Sen de bilirsin, ne kadar bakarsan bak, özenirsen özen, tarlalarda, bahçelerde, yabani ot da türer zararlı, istenmeyen. Koparılması, yok edilmesi mutlak gerektir, verimin artması için…

O yabani, zararlı ot, ben olmak istemiyorum sevgili….

Hani, bir kır çiçeği görürsün, somurtan toprakların sırtında, ayrık otlarının arasında!
Açmıştır kendisi, kendi varlığından habersizce.
Bazen küçük bir çocuk, ya da sevdalı biri koklar, sever, hatta en sevdiğine vermek için koparır…
Bazense bir kitabın arasında kuruması için, ayrılıverir dalından, özsuyundan…

Bereketli ürün veren, sevgi tohumu olan senin yanında, ayrık otlarının arasında farkedilmeyen,
ya dalında habersizce kuruyacak, ya da iyi niyetle koparılacak
o kır çiçeği ben olabilirim sevgili….

Yüreğimi bıraksam
Sarmak için tüm bedenini ayaklanıverecek, biliyorum.

İçimden geçenler
Elimden gelenler
Beklediklerim…Biliyorum, yapılamaz ki

Ben
Tüm bunları söyledim diye
Anladım sanma
Anlayamam ki
Aklım yüreğimden öyle küçük ki…

Ne olur birkez olsun of deme bana sev sadece!!!

2 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 23

Şimdi gittiğim bu yolda beni neler karşılayacak bilememekle beraber hüzünsüz ve acıdan biraz uzak bir yaşam diliyorum..Kendime bencillik yapıyorum ilk kez hep mutlu olayım diyorum.. Hep mutlu olmak ..

Bu mümkün olmasa gerek
Bir dilek bir hayal işte…..

Yorgunluk kahvemi yudumlarken yine olmadık şeyler geçiyor aklımdan durduramıyorum..Elimde olsa bir iple kendimi boynuna bağlamak ve yalnız kalmamayı hayal etmeye başlıyorum
Bazen en çok sevdiğim yalnızlık halinden bıktım mı ne ?

Saçlarım elinde olsun gözlerin gözlerimdan ayrılamsın aç kalmaya dayanamayan yüreğimi hep doyur offff bile deme istiyorum.. Ateşim çıkınca bir ıslak bezle yanımda ol istiyorum .. Saçlarımı tara mesela öp bıkmadan hep  hep benimsin de..
Şımart beni iskambil kağıtalrından ev yapalım mesela 
Akşamları bırakma yorgun ellerimi can ver biten yüreğime
Ayda bir kez çicek al mesala küçük küçük notlar bırak seviyorum karıcım de yazamassın biliyorum ama seni seviyorum karıcım de yeter bana

ama ne olur birkez olsun of deme bana sev sadece!!!

gecem gündüzüm sen ol mesela sana takılı kalayım sende yaşayayım hep sen ol bırakma ellerimi ne olurrrrrr.

Hayat nasıl güzelse hayatı ben say canın olayım canım ol bırakma ellerimi

Annem gelince aklıma mütemadiyen ağlayacağım biliyorum sus artık alış bu hayata deme bana okşayarak sil göz yaşlarımı bir çocuk gibi pembe yalanlarla avut beni ..
bir kez olsun offf deme bana bir çocuk gibi pembe yalanlarla avut benii
şimdi bu yolun sonu ne olur…bir dilek tutum sadece kabul olamsı dileğiyle zaman işim var yine seninle :))

Sıcacık günaydınlarla aydın olsa günümüz bir ormanın neşeli cümbüşünde.

30 Mayıs 2008 Cuma | Kategori Aşk 4

Minik bir kuşun gagasındaki ekmek tanesi kadar büyük olsa umutlarımız. Gagamızla didiklesek sevinçleri aşkla. Göğe döndüğünde gözlerimiz maviyle buluşup erisek…Kamaşan gözlerimiz karışsa güneşin gülümseyen bakışlarına, sevişse sarı kollarıyla. Anlaşabilsek keşke, güvercinlerin ürkek sesleriyle. Çok fazla kelimeye gerek duymadan okuyabilsek aşkı, aşığın dilinde. Üç beş çapulcu hayalete yüz vermesek bu bahar gününde. Bahar biz olsa, biz bahar olabilsek…

     Toprak ıslak diye korkmasak oturmaktan. Sakınmasak kendimizi doğadan. Korkuları giyinmeden karşılayabilsek baharı. Ilık günlerin muştucusu yağmurlar yüklüyken müjdelerle, açmasak şemsiyemizi üzerimize. Dilimizin ucunda bir lezzet, tenimizde ıslak bir sevişe çevirebilsek ürkek kaçışlarımızı. Aşktan korkar gibi korkmasak bahardan. Getirdiği her şeyi karşılayabilsek olgun bir bekleyişle. Hazırlıklı olsak sürprizlere. Aşk gibidir bahar, değişir an be an. Döverken dalgalar kıyılarımızı şiddetle, zevk alabilsek dibine kadar yaşayabiliyoruz diye. Kavrulurken bedenimiz ardından hararetle, minnet duyabilsek ard arda yaşayabildiğimiz için üşümeyi ve yanmayı…

     Ayaklarımızın bağları çözülmese ıssız patikalarda yürürken. Bahar aşktır, aşk bahar. Karşına ne zaman nerede çıkacağı, kimi nasıl çıkaracağı hiç belli olmaz. Kuralsız oyunlarda oynaşan çocuklar olsak nisan güneşinde. Bir mayıs tomurcuğu olup açsak güneşle. Cesaret esse üzerimize lodos ile poyraz ile. Çekinmesek atmaktan o en zor ilk adımları. Asıl kaybın geri dönmek zorunda kalmak değil, o ilk adımı atmamak olduğunu özümseyebilsek…

     Bir gelinciğin nazlı yüzünde canlandığında sevgilinin yüzü kıyamayıp koparmaya oturup karşısında saatlerce izleyebilsek doya doya…Papatyanın soluk, ay teninde yakalayabilsek sevgilinin tenini. Sakınmasak dudaklarımızı buluşturmaktan o sarı göbekte. Karganın sesine bet demesek mesela. Saygı duysak sevdiğine serenadına. Önyargıları dayatılanları silsek bir kalemde, baharın öğrettiklerini yerleştirsek yerlerine. Koşullar koymadan sevebilsek sevebildiğimizce. Baharı nasıl kabulleniyorsak sürekli değişen dengeleriyle aşkı da bahar kılsak bu bahar sindirsek yüreğimize tüm deliliği, tüm değişkenliği ile…

     İlk sahibinden aşklar peşinde koşmak yerine, son sahibi olabilmeyi istesek bir aşkın doğan günden . Gazete küpürlerinde okumak yerine dalıversek baharın tam göbeğine. Sıcacık günaydınlarla aydın olsa günümüz bir ormanın neşeli cümbüşünde. Bahar biz olsa, biz bahar olabilsek keşke…

mor dağların ardındaki beyaz bulutlardan göndermek istiyorum sana…

30 Mayıs 2008 Cuma | Kategori Aşk 9

Sana mor dağların ardındaki bulutlardan göndermek istiyorum bir avuç. Beyaz bulutlardan… Açık mavi göğümdeki beyaz bulutlardan.

Sana destek olsunlar, seni yalnız bırakmasınlar diye… Gelsin yüreğine yerleşsin, hep varım desin diye mor dağların ardındaki beyaz bulutlardan göndermek istiyorum.

Göle yansıyan mor renkler süzülsün gelsin. İçini doldursun. Seni kuşatsın. Ben gibi sarsın seni.

Mor dağların ardındaki bulutlardan göndermek istiyorum sana. Beyaz, masum, kirlenmemiş, duygularım gibi.

Kuru dalların ardından bakarken sen yaşama, ufuktaki umudun olsun istedim mor dağların üzerinden doğan pembe güneş. Mor dağların ardından görebildiğin kadar yakın ama tutamayacağın kadar uzaklardan bir gülümse gelip konsun yüzünün kıvrımlarına ben gibi.

Göz yaşın olup aksın, elinde olmasını istediğin el olsun, ihtiyacın olan sevincin olsun, içinde esen rüzgara inat sıcaklığın olsun, gerekli olan huzurun olsun diye, beyaz bulutlardan göndermek istiyorum sana.

Mor dağlar gibi mağrur dururken sen, göle yansıyan gölgen daha bir güçlü vursun diye başının üstüne konsun istedim beyaz bulutlar.

Gölün suyu gibi dingin, üzerine aldığı renkler gibi doğal, ışığın vurduğu pırıltılar gibi hareketli, can katsın diye, mor dağların ardındaki beyaz bulutlardan göndermek istiyorum sana…

Lütfen kabul eder misin sevgimle?

dsadas