Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

12 BÜYÜK İŞADAMI HAYATTAN NE ÖĞRENDİKLERİNİ ANLATTI

27 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Dünya 0

12 Büyük İşadamı Hayattan Ne Öğrendiklerini Ve Başarının Sırlarını Tek Cümlede Anlattı
 
Cem Boyner: Her Adımı Hayatınız Sanki O Kadarmış Gibi Atın
 
Bülent Eczacıbaşı: Hiçbir Şey Yapmayanın Cezası, Hata Yapanınkinden Daha Büyük Olmalı.
İnsan Sarrafı Yoktur, Bir İnsanı Tanımak Ve Değerlendirebilmek İçin Çok Vakit Ve
Çaba Harcamak Gerektiğini Bilenler Vardır.

İshak Alaton: Rotasını Bilmeyen Yelkenliye Hiçbir Rüzgar Yaramaz. Size Menfi Görünen, Ancak Yaratılışınızdan Kaynaklandığı İçin Değiştirme İmkanı Bulamadığınız Hususlar Üzerinde Durmayın.
 
Rahmi Koç: Kazandığın Kadar Harcarsan, Fakirleşiyorsun Demektir. Dolayısıyla Bütçenizi Bilin. Hayatta Bir Yere Varmak İçin Hırslı Olun Fakat Hırsınız, Mantığınızın Önüne Geçmesin.
 
Ferit F. Şahenk: Çevrenizdeki Herkese Size Davranılmasını İstediğiniz Gibi Davranın.
Hata Yapmaktan Korkmayın, Tecrübe Ancak Böyle Kazanılır. Başarı, Zamana Ayak Uydurmak Demektir.
 
Vitali Hakko: Taklit Edilmekten Korkmayın, Tersine Övünç Duyun. Yaratamazsanız Üretemezsiniz,
Üretemezseniz Pazarlayamazsınız. Bu Kutsal Üçlü Bir Bütündür.
 
Ahmet Nazif Zorlu: Sakin Yağacaksın Bakarsın Sonra Yeşerir.
 
Jak V. Kamhi: Yüz Başarın Olabilir, Bir İhmal İşi Bitirir! Hüsnü Özyeğin: 100 Metre Değil, Maraton Koşun. Acilen Yurtdışına Açılın. Yoksa İleride Yer Bulamazsınız!  Yer Kapma Savaşı Sadece Türkiyede Değil.
 
Tuncay Özilhan: İnsanı, Organizasyonun En Önemli Unsuru Olarak Görün.
 
Mustafa Koç: Elinizden Ve Dilinizden Kimseye Zarar Gelmesin. Önyargılı Olmayın.
Aşırılıktan Kaçının. Haksız Kazançtan Uzak Durun.
 
Şarık Tara: Zoru Tercih Edip Çabuk İlerleyin. Şartlar Ne Olursa Olsun, Dürüstlükten Ayrılmayın.
 
Kaynak: Cnbc-E Business

HAYDİ DÖN ARTIK!!

20 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

dönüş biletini yaktın
yıldızları da söndür giderken
bilirim sevilmemişliğimdendir
bu çirkinliğim bu yalnızlığım
oysa yanımda kalsan
bu kadar kan döker miydim
o’na her gidişinde
cinayetler işleniyor içimde
ölüyorum her gece
karanlığıma bilge

cebimde yaralı bir umut
dilim bayram içim hazan
yalnızlığa hınç biriktiriyorum
kurşini bir ecel dokunuyor tezgahta
anlıyorum

yarısında söndürülmüş izmaritmişim gibi
bakma yüzüme
utanıyorum
karanlığıma bilge

uçurumlarca koştum
dehşetin kapılarından geçtim
az ötemdeydin
tam sana çeyrek vardı
gittin
bir sokak köpeği gibi
sahipsizim şimdi
gel de
yağmurlar düşür ateşlerime
baharlar gönder yüreğime
karanlığıma bilge…….

sen gideli

20 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

Bir yıldız sağanağı ve bir yanım veda..
Bir ateşin içinden gülümseyebiliyorum sana..

Çünkü senden öğrendiğim aşk bende bir sadakat..

Tanıdığım bir şey bu bulutlar,ulvi bir el tarafından ağlayabiliyorsa..
Beni de ağlat demeliyim..

Her an birden bire bir sadakatle gelecekmişsin gibi..

Yüzümdeki hazana bak sonbaharın son gününde doğmuşum gibi..

Neden yoksun..Neden parmaklarında kavizler çizmiyorsun artık..

Bilmiyor musun artık bütün eşyalar benimle alay eder oldu..

Bütün sevdiklerimi başucumda görme isteğim bile suç..

Yoksun..Ve perdeleri siyaha soyunan bir günle karşılaşıyorum yok oluşunu..

Şehrin ilk simidini ben yedim..Bütün karlar suskunluğumun ve sensizliğimin üzerine beyaz yalnızlıklar örtüyor..

İlk çayını ben içtim bu şehrin..Sen yoksun..

Yitik bir şehrin korkularını emziren bütün gecelerini buğulu bir camdan seyrediyorum..

Sonun nerede olduğunu bilmeden ve zahir bir hayata feryatlar bırakarak aşikar cümlelerle sinsi ızdırapların ardına ismini kazıyorum..

Bu yüzden anımsadığım Zühre ve bu yüzden adına zahir cümleler bırakmam..

Bir adın kaldı dayanabildiğim hüzünlerden..

Kimi zaman gidenler unutmaz geride kalanları beni avutan..

Kimi zaman evet son kez git ve bir daha dönme kalbimi yıkan..

Dokunduğun yürek aynı marur bakışlarınla izliyorsun bu şehri..

Yüreğinde yas diye tasvir ettiğin ayrılıkların bir gün nefesini senden alacağını hiç düşünmedin..

Adımlarını ne de çabuk sıklaştırdın gitmek için ve neden acele ettin haykırışlarını çığlıklarına adamak için..

Gözlerim kan dolu izliyorum seni..

Bir yerlerde hala varsın biliyorum..

Sen yoksan bu şehri ölümler kuşatır ve bazen bekleyenler değişir adını haykırmak için..

Sonra adın mor mürekkeplerle kazınır vaktin dar ağacına..

Ama her şeyden önce yalnızızdır bilirsin gitsen de yalnızız kalsan da yalnız..

Bu şehir özlediğim bir çift göz için ayakta sanki..

Sanki müptelası olduğum puslu bir gökyüzünde gözlerin..

Sanki bir uçurum düşüyor avuçlarından..

Kaç bahar oldu söylermisin..

Bir sığınma duygusuyla sana topladığım güller gideli kaç bahar oldu..

Ebediyen ölmeyecek ruhumun bir şehri var sende..

YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK

19 Temmuz 2008 Cumartesi | Kategori Aşk 0

 
 
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim 

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır

seni seviyorum bilgee

Türklerin ve Japonların anlayış farkıı!?!

16 Temmuz 2008 Çarşamba | Kategori Dünya 0

Türk ve Japon takımları arasında bir kürek yarışı
düzenlenmesine karar
verildi.
Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek
için
uzun ve zorlu bir hazırlık devresinden geçti.Büyük gün
geldiğinde, iki
taraf da kendini hazır hissediyordu. Japonlar yarışı 1 kilometre
farkla kazandılar.Türk takımı çok sarsılmıştı. Türk
takımı yönetimi
yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar
verdi.
Sorunu araştırarak, çözüm yollarını önermesi için Mc Kinsey ve
Arthur
Andersen ve bir dizi diğer yabancı danışmanlık şirketiyle
anlaşıldı. Bir
yıl süren ve milyonlarca dolara mal olan çalışmalar, analizler,
araştırmalar sonucu yabancı danışmanlık şirketleri hatayı buldu
ve çözüm
önerisi getirdi: Japonlar’ın takımında sekiz kişi kürek
çekiyor, bir kişi dümencilik yapıyordu… Türk takımında ise
bir kişi
kürek çekiyor, sekiz kişi dümeni kullaniyordu… Böylece 9
Kişilik Türk
Takımı Japonlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden yapılandı.
Yeni
yapıda:
2 Dümen Müdürü,
2 Dümen Müdür Yardımcısı,
2 Bölgesel Dümen Müdürü,
2 Bölgesel Dümen Müdür Yardımcısı ve
bir de Kürek Çekme Elemanı bulunuyordu.
İkinci yarışı Japonlar 2 km. arayla kazandılar. Tepesi atan Türk
Takımı Yönetim Kurulu hemen karar aldı:
- Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan Kürekçi kovuldu.. ve
- Müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından ötürü
ikramiye verildi.

7 GÜNDE EİNSTEİN GİBİ OLMANIN SIRRI

15 Temmuz 2008 Salı | Kategori Dünya 1

7 günde Einstein gibi olmanın yolları

Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

İşte bir haftalık program

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.

Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.

Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın

ilginç bir müşteri şikayeti

12 Temmuz 2008 Cumartesi | Kategori Dünya 2

 

General Motors şirketinin Pontiac marka otomobil departmanına gelen bir şikayet mektubu şu satırlardan oluşuyordu:

"Her akşam yemekten sonra ailecek dondurma yeme alışkanlığına sahibiz. Fakat bir çok dondurma çeşidi olduğu için her yemekten sonrane çeşit dondurma yiyeceğimize hep karar veririz. Ben de markete gider alırım. Geçen ay otomobilimi değiştirip yeni bir pontiac aldım ve o günden beri markete gidip gelmek benim için sorun olmaya başladı. Çünkü ne zaman vanilyalı dondurma alsam market çıkışında otomobilimi çalıştıramıyorum. Fakat başka çeşit bir dondurma aldığımda arabam gayet güzel çalışıyor. Bu sorun size çok saçma bile gelse, benim çok ciddi olduğumu bilmenizi isterim. Vanilyalı dondurma aldığımda arabam çalışmazken, neden başka dondurma aldığımda arabam çalışıyor?"

Kolaylıkla buruşturulup atılacak bir şikayet mektubu gibi görünüyor, değil mi? Öyle de olabilirdi. General Motors yetkilileri bu şikayet mektubunu bir kenara atabilirdi, müşterinin sorusuda sonsuza dek yanıtsız kalabilirdi. Ancak General Motors şirketi olayı araştırması için bir mühendisi görevlendirdi. Mühendis, nezih bir muhitte oturan, iyi eğitim almış Pontiac sahibiyle karşılaşınca biraz şaşırmıştı, böyle bir konuda dalga geçecek birine benzemiyordu. Akşam yemekten sonra yapılan dondurma alışverişine birlikte çıktılar. Vanilyalı dondurma alıp geri
döndüklerinde, gerçekten de otomobil çalışmıyordu. Ertesi akşam çikolatalı dondurma aldılar ve araba çalıştı. Üçüncü akşam sıra çilekli dondurmadaydı ve araba yine çalışıyordu. Son deneme turunda vanilyalı dondurma alındı ve maalesef araba yine çalışmadı.
General Motors yetkilisi şaşkındı. Bir mühendis olarak, arabanın vanilyalı dondurmaya alerjisi olduğunu düşünmek pek akıllıca gelmiyordu. Bunun üzerine ziyaretlerine bir süre daha devam etti. Olayın günün hangi saatinde olduğunu, hangi tip benzin kullanıldığını, gidip gelme süresini ve daha pek çok ayrıntıyı incledi. Kısa bir süre içinde de ilk ipucunu elde etti. Vanilyalı dondurma almak diğer çeşitlere oranla çok daha kısa sürüyordu. Çünkü en çok aranılan ürün olan vanilyalı dondurma marketin hemen girişindeki dolapta satılıyordu. Diğer dondurma çeşitleri ise marketin en arka kısmında kurulu bir tezgahtan seçiliyordu. Herhangi değişik bir çeşidi almak bu yüzden çok daha uzun sürüyordu. Şimdi mühendisin karşı karşıya kaldığı soru şuydu? Otomobil neden daha kısa süre içinde geri dönünce çalışmıyordu? Zaman faktörü işin içine
girince mühendis sorunun cevabını bulmakta zorlanmadı. Sorun, motor soğuduğunda devreye giren buhar kilidinden kaynaklanıyordu. Bu
kilit, normal şartlarda motor durduktan hemen sonra devreye girip çalışıyordu ve çikolatalı yada çilekli dondurma alana dek geçen süre,
motorun tekrar çalışması için yeterli soğumaya imkan tanıyordu. Vanilyalı dondurma gecelerinde ise süre çok kısa olduğu için motor soğuyacak vakit bulamıyor ve buhar kilidi devreye girmiyordu.

Bu öyküden de anlaşılacağı gibi, komik hatta asılsız gibi görünen bir müşteri şikayeti bir şirketin ürün geliştirmesinde kullanabileceği değerli bir veri haline dönüşebiliyor. Müşteri şikayetlerinin değerlendirildiği zamanlarda bir kurum için hediye niteliği taşıdığı bilinir. Bu gerçek öykü, garip bile olsa müşteri sorunlarının ve şikayetlerinin ürün ve hizmet geliştirmeye olan katkısının önemini gösteriyor.

MOTİVE OLMAK (etkili bir hikaye)

12 Temmuz 2008 Cumartesi | Kategori Dünya 0

Önemli bir savaş sırasında Japon bir komutan askerlerinin sayısının düşmanlarınkine kıyasla çok daha az olmasına rağmen saldırıya geçmeye karar verir. Ordusunun kazanacağına olan güveni tamdır. Ancak, askerleri zafer konusunda oldukça kaygılıdır. Savaş alanına doğru ilerlerken, yol kenarındaki bir tapınakta durup hep birlikte dua ederler. Daha sonra komutan cebinden bozuk para çıkararak “Şimdi yazı-tura atacağız. Eğer tura gelirse, biz kazanacağız, ama eğer yazı gelirse kaybedeceğiz, kaderimiz böylece ortaya çıkacak” der.

Bozuk parayı havaya atar ve herkes sabırsızca paranın yere düşmesini bekler. Tura gelmiştir. Askerler çok sevinirler; kendilerine olan güvenlerini toplamışlardır. Bu coşkuyla düşmana saldırır ve savaşı kazanırlar. Bir süre sonra yüzbaşı komutanının yanına gelerek onun kehanetini takdir edercesine, “Kimse kaderi değiştiremez” der. Bunun üzerine “Haklısın” der komutan, iki tarafı da –tura- olan parayı göstererek…!!

en zeki insan

11 Nisan 2008 Cuma | Kategori Kariyer 1

New York’ta bir bankanin onunde duran son model Rolls
Royce
> > otomobilden
> > >inen adam, hizli adimlarla bankaya girdi ve onune
cikan ilk
> >
> > gorevliye, bireysel kredi icin basvuruda bulunmak
istedigini
> >soyledi.
> > >Gorevli onu, musteri temsilcisine goturdu.Adam,
cok acele bir
> >is icin
> > Avrupaya gitmek zorunda oldugunu ve bu nedenle bir
hafta vadeli
> >bes bin
> >
> > dolar krediye gereksinim duydugunu soyledi.Musteri
temsilcisi
> >kisa bir
> > arastirma yaptiktan sonra dondu. Ticari ve mali
sicilinizi
> >inceledik. Bu
> > krediyi almaniz icin bir engelinizyok dedi ve
ekledi:-
> > > Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. BizimBankamizla
daha once hic
> >
> > >calismamissiniz. Banka olarak Sizi resmen
tanimiyoruz. Bu
> >nedenle, soz
> > konusu krediyi verebilmemiz icin karsiliginda
sizden bir teminat
> >almak
> > zorundayiz.
> > >Adam cebinden Rolls Royce un anahtarini cikardi,
bankanin
> >musteri
> >
> > temsilcisine uzatti; cok acelem var, ucaga
yetisecegim. dedi.
> > >kapidaki Rolls Royce umu teminat olarak
alabilirsiniz
> > >Kredi islemleri cok hizli bir bicimde
tamamlandi.Banka Rolls
> >Royce
> > otomobili bankanin garajina cektiler, adama da bes
bin dolar
> >krediyi
> >
> > verdiler.
> > Musteri temsilcisi, kisisel merakini gidermek icin
bir hafta
> >boyunca
> > ozel bir arastirma yapti ve bankalarinin bu yeni
musterisinin
> >cok buyuk
> > bir isadami ve cok buyuk bir servet sahibi
oldugunu ogrendi.
> >Bir hafta
> >
> > sonra adam yeniden gelip,borcunun anaparasi bes
bin dolarla,
> >bir
> > haftalik faizi dokuz bucuk dolari odedikten sonra,
musteri
> >temsilcisi bir
> > turlu yenemedigi
> > merakinin durtusuyle sordu:
> > cok buyuk bir is adami ve cok buyuk bir servetin
sahibi
> >oldugunuzu
> >
> > ogrendim dedi Yalnizca kisisel merakimdan
soruyorum. Lutfen
> > soylermisiniz, sizin icin cok kucuk bir miktar
olan besbin
> >dolarlik
> > krediye neden gereksinim duydunuz
> > Adam hafifce gulumsedi:
> > Siz de bana lutfen soylermisiniz dedi. Boyle luks
bir
> >otomobili, New
> >
> > Yorkta hangi kapali garaja, bir hafta boyunca
Dokuz bucuk

> >dolara
> > birakabilirsiniz? (para kazanmak sadece calisma ve
hirsla
> >olmaz, zeka
> > da gerekir..)

yolun gittiği yere…

10 Şubat 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

Yolun Gittiği Yere…

Sabah seher vaktinde yola çıkmak istiyordu… Yola çıkmak… Sessiz, sakin ve arkasına dönüp bakmadan…

Çocuk sayılabilecek yaşlarda babası onu arabayla gezmeye çıkarttığında sorardı kendisine:
“Nereye gidelim oğlum?”

Naif ama içindeki sonsuzluk duygusundan izler taşıyan bir ifade ile cevap verirdi:

“Yolun gittiği yere baba, yolun gittiği yere…”

Hepimiz hayatımızı en azından bir döneminde gitmek istemişizdir “yolun gittiği yere”… Bu bazen “çocukça” bir kaçış, bazen de “büyükçe” bir isyanın neticesidir. Bazen de her ikisi de… kimbilir?
Peki nedir bu kaçışın sebebi, isyana ne sürükler insanı?… Her insan bu dünyada varlığı ölçüsünde bir şeyleri kotarmaya çalışır; en azından hayatının bir bölümünde… Her ne kadar “insan, hayalleri yerine hatıralarını anlatıyorsa bilin ki yaşlanmaya başlamıştır” diye söylese de düşünürün biri, her yaşta insan kendine hedefler edinebilir. Bunları gerçekleştirmek için zamanı olmayabilir; o başka…
Hayata dair hedef sahibi olmak, o hedefe ulaşmak için gayret etmek, güzeldir. Ama, ya onca çabadan sonra arkanıza dönüp baktığınızda tıpkı o tekerlemede olduğu gibi “bir arpa boyu yol gittiğinizi” görürseniz?… İşte bu an, heyecanla çarpan kalbin aniden ve şiddetle kanadığı andır. Yüreği kanatan, kırılan hayallerdir sadece…

Direnen direnir ömrünün sonuna kadar… Hatta kalbine bakmadan, yarasını görmeden yaşamayı bile öğrenir… Zamanın insana öğrettiği sadece bu değildir; insan adaletin ve aşkın insanoğlu için çok uzak iklimlerde kalmış iki zümrüdü anka olduklarını da fark etmiştir. Çünkü, yaşadığı her an, her ikisinin de insanoğlu için sadece “temenniden” ibaret olduğunu dakika dakika görmüş, yaşamıştır. Hatta, “adaleti sağlıyoruz/sağlayacağız” diye ortaya çıkan insanlarca verilen kararların, olabilecek en adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini de görmüştür. Bu acı idrakin ardından, işte tam da o anda içini sonsuz bir yolculuk hissi kaplar… Arkasına bakmadan, bir seher vaktinde ve tam da “yolun gittiği yere”… Şairin dediği gibi:

Gitmek…

Uçar, kaçar gibi gitmek uzaklara…
Maksatlı yolculukta ne bir tat var ne bir büyü…

“Maksatsız”, “tatlı” ve “büyülü” bir yolculuğa çıkmayı arzu eder bir seher vakti kumruların “hu-husunu” dinleyerek… Denemiş ama başaramamıştır.

Bu duygularla her geçen dakika biraz daha yalnızlaşır “milenyum” insanı… Dünya avucunun içinde olmasına rağmen, o hiçbir yüzyılda olmadığı kadar yalnızdır. Çünkü asırlardır yaşattığı bütün güzellikler, “küreselleşme” kimliğine bürünmüş “emperyalizm”e teslim olmuştur.
Ve insan, artık insanlığı ile beraber çıkar o malum yolculuğa… Nereye mi?… Tabii ki, “yolun gittiği yere…”

Ne kadar yalnızız, ne kadar ıssız
Ve ne kadar tekiliz hissedilende…
Kalbimizi kanatır kırıklıklarımız,
Ama bütün kırıklık yaşamadan gidende!

En yakın, en uzakta,
O sonsuz yolculukta!

Sonu bilinen yolda yürümek zor olsa da,
Yaşanılan, hayata anlam katar sadece…
İnsandan geri kalan bu dünyada bir sâda
Ve sonsuza uzanan cevabı zor bilmece…

En yakın, en uzakta,
O sonsuz yolculukta!

dsadas