Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

en zeki insan

11 Nisan 2008 Cuma | Kategori Kariyer 1

New York’ta bir bankanin onunde duran son model Rolls
Royce
> > otomobilden
> > >inen adam, hizli adimlarla bankaya girdi ve onune
cikan ilk
> >
> > gorevliye, bireysel kredi icin basvuruda bulunmak
istedigini
> >soyledi.
> > >Gorevli onu, musteri temsilcisine goturdu.Adam,
cok acele bir
> >is icin
> > Avrupaya gitmek zorunda oldugunu ve bu nedenle bir
hafta vadeli
> >bes bin
> >
> > dolar krediye gereksinim duydugunu soyledi.Musteri
temsilcisi
> >kisa bir
> > arastirma yaptiktan sonra dondu. Ticari ve mali
sicilinizi
> >inceledik. Bu
> > krediyi almaniz icin bir engelinizyok dedi ve
ekledi:-
> > > Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. BizimBankamizla
daha once hic
> >
> > >calismamissiniz. Banka olarak Sizi resmen
tanimiyoruz. Bu
> >nedenle, soz
> > konusu krediyi verebilmemiz icin karsiliginda
sizden bir teminat
> >almak
> > zorundayiz.
> > >Adam cebinden Rolls Royce un anahtarini cikardi,
bankanin
> >musteri
> >
> > temsilcisine uzatti; cok acelem var, ucaga
yetisecegim. dedi.
> > >kapidaki Rolls Royce umu teminat olarak
alabilirsiniz
> > >Kredi islemleri cok hizli bir bicimde
tamamlandi.Banka Rolls
> >Royce
> > otomobili bankanin garajina cektiler, adama da bes
bin dolar
> >krediyi
> >
> > verdiler.
> > Musteri temsilcisi, kisisel merakini gidermek icin
bir hafta
> >boyunca
> > ozel bir arastirma yapti ve bankalarinin bu yeni
musterisinin
> >cok buyuk
> > bir isadami ve cok buyuk bir servet sahibi
oldugunu ogrendi.
> >Bir hafta
> >
> > sonra adam yeniden gelip,borcunun anaparasi bes
bin dolarla,
> >bir
> > haftalik faizi dokuz bucuk dolari odedikten sonra,
musteri
> >temsilcisi bir
> > turlu yenemedigi
> > merakinin durtusuyle sordu:
> > cok buyuk bir is adami ve cok buyuk bir servetin
sahibi
> >oldugunuzu
> >
> > ogrendim dedi Yalnizca kisisel merakimdan
soruyorum. Lutfen
> > soylermisiniz, sizin icin cok kucuk bir miktar
olan besbin
> >dolarlik
> > krediye neden gereksinim duydunuz
> > Adam hafifce gulumsedi:
> > Siz de bana lutfen soylermisiniz dedi. Boyle luks
bir
> >otomobili, New
> >
> > Yorkta hangi kapali garaja, bir hafta boyunca
Dokuz bucuk

> >dolara
> > birakabilirsiniz? (para kazanmak sadece calisma ve
hirsla
> >olmaz, zeka
> > da gerekir..)

yolun gittiği yere…

10 Şubat 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

Yolun Gittiği Yere…

Sabah seher vaktinde yola çıkmak istiyordu… Yola çıkmak… Sessiz, sakin ve arkasına dönüp bakmadan…

Çocuk sayılabilecek yaşlarda babası onu arabayla gezmeye çıkarttığında sorardı kendisine:
“Nereye gidelim oğlum?”

Naif ama içindeki sonsuzluk duygusundan izler taşıyan bir ifade ile cevap verirdi:

“Yolun gittiği yere baba, yolun gittiği yere…”

Hepimiz hayatımızı en azından bir döneminde gitmek istemişizdir “yolun gittiği yere”… Bu bazen “çocukça” bir kaçış, bazen de “büyükçe” bir isyanın neticesidir. Bazen de her ikisi de… kimbilir?
Peki nedir bu kaçışın sebebi, isyana ne sürükler insanı?… Her insan bu dünyada varlığı ölçüsünde bir şeyleri kotarmaya çalışır; en azından hayatının bir bölümünde… Her ne kadar “insan, hayalleri yerine hatıralarını anlatıyorsa bilin ki yaşlanmaya başlamıştır” diye söylese de düşünürün biri, her yaşta insan kendine hedefler edinebilir. Bunları gerçekleştirmek için zamanı olmayabilir; o başka…
Hayata dair hedef sahibi olmak, o hedefe ulaşmak için gayret etmek, güzeldir. Ama, ya onca çabadan sonra arkanıza dönüp baktığınızda tıpkı o tekerlemede olduğu gibi “bir arpa boyu yol gittiğinizi” görürseniz?… İşte bu an, heyecanla çarpan kalbin aniden ve şiddetle kanadığı andır. Yüreği kanatan, kırılan hayallerdir sadece…

Direnen direnir ömrünün sonuna kadar… Hatta kalbine bakmadan, yarasını görmeden yaşamayı bile öğrenir… Zamanın insana öğrettiği sadece bu değildir; insan adaletin ve aşkın insanoğlu için çok uzak iklimlerde kalmış iki zümrüdü anka olduklarını da fark etmiştir. Çünkü, yaşadığı her an, her ikisinin de insanoğlu için sadece “temenniden” ibaret olduğunu dakika dakika görmüş, yaşamıştır. Hatta, “adaleti sağlıyoruz/sağlayacağız” diye ortaya çıkan insanlarca verilen kararların, olabilecek en adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini de görmüştür. Bu acı idrakin ardından, işte tam da o anda içini sonsuz bir yolculuk hissi kaplar… Arkasına bakmadan, bir seher vaktinde ve tam da “yolun gittiği yere”… Şairin dediği gibi:

Gitmek…

Uçar, kaçar gibi gitmek uzaklara…
Maksatlı yolculukta ne bir tat var ne bir büyü…

“Maksatsız”, “tatlı” ve “büyülü” bir yolculuğa çıkmayı arzu eder bir seher vakti kumruların “hu-husunu” dinleyerek… Denemiş ama başaramamıştır.

Bu duygularla her geçen dakika biraz daha yalnızlaşır “milenyum” insanı… Dünya avucunun içinde olmasına rağmen, o hiçbir yüzyılda olmadığı kadar yalnızdır. Çünkü asırlardır yaşattığı bütün güzellikler, “küreselleşme” kimliğine bürünmüş “emperyalizm”e teslim olmuştur.
Ve insan, artık insanlığı ile beraber çıkar o malum yolculuğa… Nereye mi?… Tabii ki, “yolun gittiği yere…”

Ne kadar yalnızız, ne kadar ıssız
Ve ne kadar tekiliz hissedilende…
Kalbimizi kanatır kırıklıklarımız,
Ama bütün kırıklık yaşamadan gidende!

En yakın, en uzakta,
O sonsuz yolculukta!

Sonu bilinen yolda yürümek zor olsa da,
Yaşanılan, hayata anlam katar sadece…
İnsandan geri kalan bu dünyada bir sâda
Ve sonsuza uzanan cevabı zor bilmece…

En yakın, en uzakta,
O sonsuz yolculukta!

kartalın yeniden doğuşu

2 Şubat 2008 Cumartesi | Kategori Doğa 1
KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU!

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir. Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safhasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz. “Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefinize doğru ilerleyin”

mermer yontucusu

2 Şubat 2008 Cumartesi | Kategori Dünya 0
Mermer Yontucusu

Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış.

“Bu hayattan bıktım artık. Yontmak! Devamlı mermer yontmak… öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş!AH! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hakim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.”
Diye söylenir durur yontucu.

Bir mucize eseri olarak dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder.

“Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!” diye isyan eder.

“Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim.”

O zaman hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde uçuşmaya başlar, oradan oraya koşuşur, yağmur yağdırır fakat birdenbire rüzgar çıkar ve bulutları dağıtır.

“Ah, rüzgar geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum.”diye kara verir.

Ve dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu görür. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar. Bu bir dağdır.

“Basit  bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar.”

Der.

O zaman dağ olur. Ve o anda bir şeyin O’na durmadan vurduğunu hisseder. Kendinden daha güçlü olan şeyin, O’nu içinden oyan şeyin….. Bu…..küçük bir mermer yontucusudur.

 

deniz yıldızının öyküsü

27 Ocak 2008 Pazar | Kategori Dünya 1

DENİZYILDIZININ ÖYKÜSÜ
Bir Adam Okyanus Sahilinde Yürüyüş Yaparken,

Denize Telaşla Bir Şeyler Atan Birine Rastlar.

Biraz Daha Yaklaşınca Bu Kişinin,

 Sahile Vurmuş Denizyıldızlarını

Denize Attığını Fark Eder  Ve

 “Niçin Bu Denizyıldızlarını Denize Atıyorsun ?” Diye Sorar.

Topladıklarını Hızla Denize Atmaya Devam Eden Kişi, “Yaşamları İçin”  Yanıtını Verince,

Adama Şaşkınlıkla

“İyi Ama Burada Binlerce Denizyıldızı Var.

Hepsini Atmanıza İmkan Yok.

Sizin Bunları Denize Atmanız Neyi Değiştirecek Ki ?” Der.

Yerden Bir Denizyıldızı Daha Alıp Denize Atan Kişi,

“Bak Onun İçin Çok Şey Değişti,”

 Karşılığını Verir

RÜYAM

27 Ocak 2008 Pazar | Kategori Aşk 0

 

       RÜYAM

Bir bakış atan gözlerim.
Ufkunda bilmeceler sayıklar belki.
Gördüğüm senin yüzünün gamzesi,
İşte öyle hayalin gözümün önünde
Rıhtım şen,insanlar oynak
Bense gülüşünü istiyorum
Sevişini istiyorum yüreklice
En hayırlısından bir refa
Gitmek kolay,gelmek zor bu defa
Cefa çektim yokluğunda ama
ölmek varsa dönmek yok bu defa
Denizin şırıltısı sanki adını
Kum taneleri sanki sesini fısıldadı
Bana böyle bir duygu yaşattı ki,
Oysa rüya görmüşüm o an
Bir baktım ki elin sandığım
Sonbahar habercisi sarı bir yaprakmış
Sahil ne güzelmiş hayalini kurdukça
Sessizlik ne de biçimsizmiş
Kulaklarım safari dikkatinde
Şimdi bir avcı bindi aşk trenine
Yapıyor belki de cinayeti
Ölüm kaçınılmaz sensizken belki,
ama dur durak yok trende
Yer bulamamışız bu hasretlikte
Kim kime yalan söylüyor.
Ben senli düşünürken canım,
çekiyor bedenini bu türkü
Rüzgarla ağıt yakıyor gamzene
Kurban oluyor balıklar sevgimize
Anla artık aşkım özlemini de
Seni bırakıp gidemeyişimide
Bir kere olsun satırlarımı oku
Elime alınca bir kasap satırı
Sakın ola üzerime gelme
Ay ışığında geçen bir gecede
Beni hayalinden mahrum etme
Lütfen,keşke dedirten be gamzelim
Al işte seninim.

sultan murad han’ın ruyası

27 Ocak 2008 Pazar | Kategori Dünya 1
Sultan Murad Han o gün bir hostur. Telaseli görünür. Sanki bir seyler
söylemek ister sonra vazgecer. Neseli deseniz degil, üzüntülü deseniz
hic degil. Veziriazam Siyavus Pasa sorar:

- Hayrola efendim, caninizi sikan bir sey mi var?

- Aksam garip bir rüya gördüm.

- Hayirdir insallah?..

- Hayir mi ser mi ögrenecegiz.

- Nasil yani?

- Hazirlan, disari cikiyoruz.

…..

Ve iki molla kiliginda cikarlar yola.

Görünen o ki padisah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gidecegi yeri
iyi
bilir. Seri, kararli adimlarla Beyazit´a cikar, döner Vefa´ya,
Zeyrek´ten asagilara sallanir. Unkapani civarinda soluklanir. Etrafina daha bir
dikkatle bakinir. iste tam o sirada yerde yatan bir ceset gözlerine
batar.
Sorarlar;

- Kimdir bu? Ahali:

- Aman hocam hic bulasma, derler. Ayyasin meyhusun biri iste!..

- Nerden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kirk yillik komsumuz.

Bir baskasi tafsilata girer;

- Biliyor musunuz, der. Aslinda iyi sanatkardir. Azaplar carsisi´nda
calisir. Nalinin hasini yapar… Ancak kazandiklarini ickiye, fuhusa
harcar. Hem sise sise sarap tasir evine, hem de nerde namli mimli kadin varsa
takar pesine..

Hele yaslinin biri cok öfkelidir.

- isterseniz komsulara sorun, der. Sorun bakalim onu bir cemaatte gören
olmus mu?..

Hasili, mahalleli döner ardini gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar
kalirlar mi ortada!..

§

Tam vezir de toparlaniyordur ki padisah yolunu keser:

- Nereye?

- Bilmem, bu adamdan uzak durmayi yeglersiniz sanirim.

- Millet bu, ceker gider. Kimseye bir sey diyemem… Ama biz gidemeyiz,
söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlasak gerek.

- iyi ya, saraydan birkac hoca yollar kurtuluruz vebalden.

- Olmaz, rüyadaki hikmeti cözemedik daha.

- Peki ne yapmami emir buyurursunuz?

- Mollaliga devam… Naasi kaldirmaliyiz en azindan.

- Aman efendim, nasil kaldiririz?

- Basbayagi kaldiririz iste.

- Yapmayin etmeyin sultanim, bunun yikanmasi paklanmasi var. Tekfini,
telkini…

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmaliyiz.

- surada bir mahalle mescidi var ama…

- Olmaz, vefat eden sen olsaydin nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim, Ayasofya´dan Süleymaniye´den, en azindan Fatih
Camii´nden…

- Ayasofya ile Süleymaniye´de devlet erkani coktur. Taninmak istemem.
Ama Fatih Camii´ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…

§

Ve gelirler camiye. Vezir saga sola kosturur, kefen tabut bulur.
Padisah bakir kazanlari vurur ocaga… Usulü erkaninca bir güzel yikarlar ki,
naas ayan beyan güzellesir sanki. Bir nurdur aydinlanir alninda. Yüzü
sâkilere benzemez. Hem manâli bir tebessüm okunur dudaklarinda.

…..

Padisahin kani isinmistir bu adama, vezirin de keza… Mechul nalinciyi
kefenler, tabutlar, musalla tasina yatirirlar. Ama namaz vaktine hayli
vardir daha…

Bir ara vezir sikintili sikintili yaklasir.

- Sultanim, der. Yanlis yapiyoruz galiba…

- Nasil yani?..

- Heyecana kapildik, sorup sorusturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim
bilir belki hanimi vardir, belki yetimleri?..

- Dogru, öyle ya, neyse… Sen basini bekle, ben mahalleyi dolanip
geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padisah garip maceranin basladigi
noktaya kosar.

§

Nitekim sorar sorusturur. Nalincinin evini bulur.

Kapiyi yasli bir kadin acar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefati
bekler gibidir.

- Hakkini helal et evladim, der. Belli ki cok yorulmussun. Sonra esige
cöker, ellerini yumruk yapar. sakaklarina dayar… Aglar mi? Hayir. Ama
gözleri kisilir, hatiralara dalar belki. Neden sonra silkinip cikar
hayal dünyasindan…

- Biliyor musun oglum? Diye dertli dertli söylenir…
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… Aksamlara kadar nalin yapar…
Ama birinin elinde sarap sisesi görmesin;
elindekini avucundakini verir satin alirdi. Sonra getirip dökerdi
helaya!..

- Niye?

- Ümmeti Muhammed icmesin diye…

- Hayret…

- Sonra, malum kadinlarin ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin
zamaninizi satin aldim mi? Aldim, derdi. Öyleyse simdi dinleseniz
gerek… O ceker gider, ben menkîbeler anlatirdim onlara… Mizrakli ilmihal.
Hucceti islam okurdum…

- Bak sen! Millet ne saniyor halbuki…

- Milletin ne sandigi umrunda degildi. Hos, o hep uzak mescidlere
giderdi.

Öyle bir imamin arkasinda durmali ki, derdi. Tekbir alirken Kabe´yi
görmeli…

- Öyle imam kac tane kaldi simdi?

- iste bu yüzden Nisanci´ya, Sofular´a uzanirdi ya… Hatta bir gün;

- Bakasin efendi, dedim. Sen böyle böyle yapiyorsun ama komsular kötü
belleyecek. inan cenazen kalacak ortada…

- Dogru, öyle ya?..

- Kimseye zahmetim olmasin, deyip mezarini kendi kazdi bahceye. Ama ben
üsteledim. is mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yikasin, kim
kaldirsin?

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra;

- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padisahin isi ne?

§

Allahü tealanin öyle kullari vardir ki, halk onlari bilmez.

Hos, bazen kendileri de makamlarinin farkinda degillerdir. Hulus-u kalp
ile boyun büker ümmeti Muhammed´e, halifeyi müslimine dua ederler.
Samimi niyazlari ile zirh olurlar sultana… Bir seher vakti gözyasi ile
yapilan dua, binlerce topun yapamadigini yapar. Krallari yikar, kaleleri
parcalar.

iste NALINCI BABA o adsiz sansiz Allah dostlarindan biridir.

Asil adi Muhammed Mimi Efendi´dir. Bergama´lidir.

1592 yilinda vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padisah gördü. Ve
mübaregi evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, icine bir cesme
koydurdu. Dahasi bir tekke ile yasatti adini. Türbesi Unkapani´nda,
Cibali Tütün Fabrikasi´nin arkasinda, Harabzade Camii karsisindadir.

…..Bu ibret verici hikayeyi okuduk, simdi bir düsünelim o insanlar
nasil yasiyor mus, biz nasil yasiyoruz? Gecen zamanin bizlerden ne kadar
cok  seyi alip-götürdügünü acik-secik olarak görüyoruz.

RÜYAM

22 Ocak 2008 Salı | Kategori Aşk 1

 

       RÜYAM

Bir bakış atan gözlerim.
Ufkunda bilmeceler sayıklar belki.
Gördüğüm senin yüzünün gamzesi,
İşte öyle hayalin gözümün önünde
Rıhtım şen,insanlar oynak
Bense gülüşünü istiyorum
Sevişini istiyorum yüreklice
En hayırlısından bir refa
Gitmek kolay,gelmek zor bu defa
Cefa çektim yokluğunda ama
ölmek varsa dönmek yok bu defa
Denizin şırıltısı sanki adını
Kum taneleri sanki sesini fısıldadı
Bana böyle bir duygu yaşattı ki,
Oysa rüya görmüşüm o an
Bir baktım ki elin sandığım
Sonbahar habercisi sarı bir yaprakmış
Sahil ne güzelmiş hayalini kurdukça
Sessizlik ne de biçimsizmiş
Kulaklarım safari dikkatinde
Şimdi bir avcı bindi aşk trenine
Yapıyor belki de cinayeti
Ölüm kaçınılmaz sensizken belki,
ama dur durak yok trende
Yer bulamamışız bu hasretlikte
Kim kime yalan söylüyor.
Ben senli düşünürken canım,
çekiyor bedenini bu türkü
Rüzgarla ağıt yakıyor gamzene
Kurban oluyor balıklar sevgimize
Anla artık aşkım özlemini de
Seni bırakıp gidemeyişimide
Bir kere olsun satırlarımı oku
Elime alınca bir kasap satırı
Sakın ola üzerime gelme
Ay ışığında geçen bir gecede
Beni hayalinden mahrum etme
Lütfen,keşke dedirten be gamzelim
Al işte seninim.

ben seni uzaktan sevdimm

22 Ocak 2008 Salı | Kategori Aşk 1

 ben seni sen uzakta iken  sevdim

ben seni uzaktan sevdim
ahlakına hayran
ruhuna sevdalandım
aradaki mesafelerin ne önemi varki?
kalpten kalbe köprü kurulmuş bir kere.
aşkı iki öpücükten ibaret sayanlara inat
ben seni uzaktan  sevdim.
hani aynı evin içinde olupta
aralarına kalın duvarlar örenler
hatta
yanyana olupta
aralarına kilometreler yerleştirenler
duysunlar sevdamı
utansınlar
ben seni uzaktan  sevdim
ask nedir?
aşk gözle görülmezki
aşk mesafe tanımaz ki
kalple hissedilir sadece
ask ondan cok uzaklarda
onunla aynı anda
yüreğinin atışını duymaktır;
paylaşmaktır acıyı tatlıyı
ben seni uzaktan  sevdim
  - iyi ki varsın Bilge…!
 

herşey sende gizli

17 Ocak 2008 Perşembe | Kategori Aşk 1

 HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

dsadas