Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Bayram öncesi…

5 Aralık 2008 Cuma 7 Yorum »

http://img2.blogcu.com/images/e/c/i/ecininyenidunyasi/baba5.jpg

RUHUMDA GİZLİ BİR EMEL Mİ ARAR…

Bayram mutluluk ifade eden bir kelime..Bir çok kişi böyle hisseder değil mi?

Doğrudur da üstelik..Toplumsal barışın sağlandığı, küslerin barıştığı, en önemlisi ihtiyacı olanların hatırlanıp, belki yardımcı olunduğu zamanlar..

En azından ideali, böyle..

Bu cümleden nefret ediyorum ama,  bayram kelimesi belli belirsiz çocukluğuma götürüyor beni..

Hani aile tam, kardeşler ve anne baba henüz hayattayken..Hatta dedeler nineler, halalar, teyzeler bile ..

Ne uzak, ve ne hüzün verici..

Yıllar geçtikçe bayramların, ne kadar acı verdiğide görülüyor..

Ne dediğimi anlamadıysanız, bekleyin biraz..

Anladığınız bir gün gelecek, istemem ama bu bir gerçek..

Ne kadar istenmesede, gidenlerin birinin anısına dokunmadan konuşmak mümkün olmuyor böyle zamanlarda..Hep gölgeleniyor mutluluklar, herkesin gözleri dalıyor..

İnsanın her gidenle bir yanı yıkılıyor..

Zamanında sizi rahatsız eden huyları bile onlar gidince, çok önemli oluyor..

Mesela size zorla bir şeyler yedirmeye çalışan bir hala figürü anımsıyorsunuz..Evinin önünden geçerken, keşke diyorsunuz burada olsada, zorla bir şeyler yedirse yine..Hiç itiraz etmeyeceğim..Ama biliyorsunuz ki, gitmiştir o, dönmemek üzere..

Hele bu Kurban Bayramları..

Yıllar önce üstelik tamda kurban bayramı öncesinde, eğitim amaçlı ailesinden çok uzaklara giden birini hatırlıyorum..

Ve o uzak diyarda yalnız geçirdiği o ilk bayramı..

Düşünmek bile çok hüzün verici..

Otobüs terminalinde babanın koşturup kızının sevdiğini düşündüğü şeyleri nasıl  aldığını..

Ve sevgili kızını bırakıp giderken o uzak şehirde, ayaklarının nasıl geri geri gittiğini..

Dönüp dönüp geriye nasıl baktığını..

Peki tamamen bırakıp giderken, hiç acımıyor mu içleri?

Hep aynı nakarat, ama daha çok kişi söyleyecek eminim..

Hayat ne kadar acımasız aslında ve çok zaman da yok yaşamak için..

Hiç bir şeyi ertelememek lazım…

İyi ya da kötü..

Bayram mutlu olunan zamanlar belki..

Bir bayram arefesinde hüzünlendirdiysem, özür diliyorum..

Ama hüzünlerde hayatımızın bir parçası..

Söylemek istediğim şu ki; sevdiğimiz insanlara ve bize dğer verenlere sahip çıkmalıyız henüz vakit varken..Onlar gerçekten çok değerli..Çünkü giderlerken bizdende bir parça gidiyor dönmemek üzere..

Eksiliyoruz, fark etmesek de..

Selamlar, saygılar..

………………..

 

Konumuz makyaj..

4 Aralık 2008 Perşembe 7 Yorum »

KİRPİKLERİNİN GÖLGESİ GÜLLERLE BEZENMİŞ…

Aklıma diğer yazım, makyaj konusunu getirdi..

Kadın güzelliği ve onun değişmez unsurlarından biri..

Aslında makyajı sadece kadın cinsimi yapar  yüzüne sadece, yoksa var mı bu konununda farklı yönleri?

Baklım birlikte makyaja..

……………………

Makyaj

Makyaj eşitli amaçlarla yüzün görünümünü değiştirmeyi veya düzeltmeyi gaye edinen bir işlem.

Makyaj, daha güzel görünmek, bazı fiziki kusurları örtmek için perde ve sahne sanatçılarının, çeşitli tipleri canlandırdıkları zaman, yüz hatlarında yapılan değişikliklerdir.

Günümüzde, Özellikle büyük şehirlerde yaşayan birçok kadın, dudak, kirpik, yanak, göz kapağı vb. boyamak ve şekillendirmek suretiyle makyaj yapar. Ayrıca güzellik enstitülerinde kadınların bazı fiziksel kusurlarını örtmek için yapılan çeşitli işlemlere makyaj ismi verilir.

Makyajın tarihçesi, Miladdan binlerce sene öncesine uzanmaktadır.

Mısırlı ve Asurlu kadın ve erkeklerin gözlerine sürme çekmesi, saçlarını sarı nişasta ile boyayarak görünümlerini değiştirmeleri bunun delilidir.

Eski Mısır kralları ile rahiplerinin, resmi ve dini törenlerde peruk taktıkları, tarih kitaplarında yazılıdır. M.Ö. 5000 yılına kadar uzanan kazılardan edinilen bilgilere göre, yüz ve göz gibi yerlere değişik boyaların tatbik edildiği görülmektedir.

On altıncı yüzyıldan sonra, sahnelerde makyaj kullanılmaya başlandı. Elektriğin bulunması, sahne gösterilerinin daha canlı ve gösterişli olması dolayısıyla, makyaj yapımına daha çok itina gösterilme ihtiyacı doğdu. On dokuzuncu yüzyıldan sonra güzellik gayesi ile yapılan makyaj günümüzde “Kozmetik Sanayii” adında bir sanayi dalının çıkmasına yol açtı.

…………….

http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Makyaj

…………………

Bugün kozmetik sanayi hepimizin evine girmekte, hepimizin cebine uzanmakta eli..Ve giderek gücü daha da artmakta..

Bugün dünyadaki en büyük üçüncü endüstri, bir rivayete göre..Ki bu dünya bir yandadan da  açlıkla uğraşmakta..

Ama makyaj her zaman vardı.Kozmetik kelimesi yokken de..

Ölülere bile makyaj yapılıyor öyle değil mi?

Sadece yüze yapılmaz ki, makyaj..Aslında herşeye yapılır..

Ruhumuza bile..

Hemizin ruhu makyajlı, doğal bir ruh bile bulmak o kadar zor ki..

Ben kendi adıma, üzgünsem ama bunun bilinmesini istemiyorsam, görüntümle daha çok ilgilenirim mesala..Dışarıya, üzgün olmadığım mesajını vermek için..

Veya bir çok insan bilirim, hastalığını, derdini, sıkıntısını saklar en yakınlarından bile..İmajını zayıflatmamak veya ne bileyim güçsüz görünmemek adına..

Sizce bu da bir tür makyaj değil mi?

Ve hepimiz bir makyajla dolaşmıyor muyuz, farkında bile olmadan..Kimi dini, kimi parayı, kimi güzelliğini, kimi aklını, hep makyaj malzemesi olarak kullanmıyor mu, gerektiğinde?..

Hep eldeki malzemeyle, olmayanların üstü kapatılmıyor mu sizce de?..

Aslında tabiki en güzel hal, "yalın hal" ama, bunu kaç kişi göze alabilir ki..

Ve kim diğerini bunun için suçlayabilir?

Resimde görüldüğü üzere, makyaj işe yarıyor çünkü..

Geçici bir süre için, olsa bile..

……………

Not: Yaklaşık beş yıl önce, Nerdesin Firuze filmini izlediğimde özellikle iki şarkıyı çok beğenmiştim..Biri "ya evde yoksan", diğeri bu şarkı ve o son sahneyle uyumu..Dostlarımla paylaşmak istedim sadece.Başka bir anlamı yok..

Suna..

3 Aralık 2008 Çarşamba 11 Yorum »

SUNA GELİN, SUNA GELİN

DARGIN MISIN BANA GELİN??

Güzellik denince akla hep kadın gelir..

Onun görünümü, giyimi kuşamı, ne bileyim takıları makyajı gibi detaylar kadın güzelliğinin destekleyicileri olarak bilinir..

Aslında dikkatli bakıldığında diğer canlılara, doğanın güzellik açısından insan dışında tercihini erkekden yana kullandığı sonucuna da varılabilir..

Neden mi?

Bakalım isterseniz…

Mesela sadace erkek aslanın yelesi vardır..Dişilerinin görünümü pek de havalı değildir..Zaten garibim av peşinde koşmaktan nasıl yelesine baksın,kendine vakit ayırsın ki..(Aslanların arasında da feministliği yaymak mı lazım nedir?Malum dişiler avlanıp, erkekten ne kalırsa onunla idare ediyor..)

Ne bileyim tavuskuşunda yine o muhteşem kuyruk erkeklerde vardır sanki..

Ve ördekde de yeşil başlı olan ve suna olarak bilinenler, erkek ördeklerdir..

Ne kadar güzel görünüyor değil mi?

Kedilerin irisi, horoz cinsi hep havalı erkeklere örnektir.

Bu örnekler böyle uzar gider..Erkek cinsi daha bir süslüdür sanki..

İstisna olan insanlar sadece..

Selamlar sevgiler..

………………..

Not: Ördek başı yeşil diye bir renk de var. Merak eden ördeğin başına bakabilir.Suna bir kız çocuk ismi olmasına rağmen suna erkek ördektir..

 

Gülibrişim..İpek ağacı..

2 Aralık 2008 Salı 13 Yorum »

İBRİŞİM ÖRMÜYORLAR…

Yeşil ve pembeyi birlikte sever misiniz?

Eğer cevabınız evetse bu ağacı mutlaka görmeniz lazım..Tabi görmediyseniz..

Ama ben biliyorum ki, büyük ihtimalle gördünüz…

…………………….

Gülibrişim

 

Gülibrişim (Albizia julibrissin), baklagiller (Fabaceae) familyasından 15 m’ye kadar boy yapabilen küçük bir ağaç. İkili tüysü yapraklar karşılıklı dizilmiştir.

Çok sayıda küçük yaprakçık bulunur, yaprak kenarları düzdür. Erdişi çiçekler pembe renklidir; çiçekler yaz ortasında (Temmuz ayında) açar. Polenleri alerjik reaksiyona neden olabilir.

Bakla tipi meyve görülür. Asya (İran) kökenli bir bitki olmasına rağmen kışa dayanıklıdır, -15 dereceye kadar soğuğu kaldırır.

İsmi: 1749 senesinde bu ağacı İstanbul’da görerek Floransaya götüren Filippedel Albizzi’ye ithafen yurt dışında ağaca Albizia adı verilmiştir. "Julibrissin" ise basitçe "Gülibrişim" kelimesinin bozmasıdır.

…………………….

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BClibri%C5%9Fim

……………………..

Gülibrişime ipek ağacıda deniliyormuş. Bence o da çok uygun..

O kadar güzel çiçekleri var ki, rüya gibi.

İnsan dokunmaya kıyamıyor, zarar göreceği endişesiyle..İncecik ipliklerle pembe pembe tül çiçekler yapılmış gibi..

Gülnisa’nın teni, elleri gibi..

Birazda insan gönlü gibi..Ne hassadır değil mi?

Bazan tek bir gülüş, tek bir bakış veya sözle dünyanın en mutlu insanı oluverir bazanda, bir tek bakışla mutsuz olur hayatınızdan bezersiniz..

Çok kırılganız aslında, en güçlü görünenlerimiz bile..

Ve gönlümüz, o bir sırça köşk gibi..

Ne alınganız aslında.Küsünce kapanan çiçekler gibi..

Mutluyken ışıl ışıl yanarız..

Çiçekler bize çok benzediği için mi severiz onları, yoksa biz mi onların güzelliğine öykeniriz..

Bir dal çiçekle çiçek açar, düşen yaprakla hüzünleniriz..

Bu gülibrişim çok ince yürekli insanları da getiriyor aklıma..

Hem güçlü ağaç gibi, sabırlı, istikrarlı..

Hem incecik yüreği duyarlı, kelebek gibi..

Yorum sizin..Çiçek ve ağacı bu..

Gönül dolusu sevgiler hepinize..

…………………..

 

Kasım ayı çıkmadan..Kasımpatı yeniden..

1 Aralık 2008 Pazartesi 8 Yorum »

YİNE AYLARDAN KASIM…

Ne yazsam bilmiyorum ki..Hani ağzında bir pas tadı duyar ya bazan insan, öyle hissediyorum

…………………….

KASIMPATI

Krizantem (Chrysanthemum), veya Kasımpatı yaklaşık 30 tür barındıran, Asteraceae familyasına bağlı bir cinstir. Asya ve kuzeydoğu Avrupa‘ya yerlidir.

Otsu, yıllık bitkiler olan Chyrsanthemum türleri, yaklaşık 50-150 cm yüksekliğindedirler. Büyük çiçek başlarına sahiptirler, yabanileri beyaz, sarı veya pembe renkler gösterir.

Chyrsanthemum türleri bazı Lepidoptera türlerinin larvaları tarafından yiyecek olarak tüketilir.

Tarihçe

M.Ö. 15.yüzyıl kadar erken bir tarihte dahi Çin‘de krizantem bir çiçekli bitki olarak ekilmekteydi. Antik bir Çin kenti Chu-Hsien olarak adlandırılmıştı, bunun anlamı "kasımpatı kenti"dir. Çiçek Japonya‘ya büyük ihtimalle M.S. 8. yüzyıl dolaylarında getirildi. İmparator çiçeği resmi mührü olarak kabul etti. Japonyada çiçeğin kutlandığı ve "Mutluluk Festivali" olarak anılan bir festival bulunmaktadır.

Çiçek Batı’ya 17. yüzyılda getirilmiştir. Carolus Linnaeus tarafından adlandırılan çiçeğin isminin kökeni, Yunanca chrys- ("altın") eki ve -anthemon ("çiçek") sözcüğüdür.

Dekoratif Kullanımlar

Modern kasımpatılar yabani akrabalarından çok daha göz alıcı. Çiçekler birçok farklı form ve renkte olabilir. Ayrıca bu cins geliştirilmiş birçok hibrit ve binlerce çeşit barındırır. Geleneksel sarı rengin yanı sıra, beyaz, mor ve kırmızı renkleri de görmek mümkündür. En önemli hibrit Chrysanthemum x morifolium (sin. C. x grandiflorum); büyük oranda C. indicum`dan türemiş olsa da diğer türleri de içerir.

Avrupa‘daki bazı ülkelerde ve Japonya’da, krizantemler ölümü sembolize etmekte ve bu nedenle sadece cenaze törenlerinde ve mezarlara koymak için kullanılmakta. ABD‘de çiçek genellikle olumlu ve neşeli görülür.

………………………………………

http://tr.wikipedia.org/wiki/Krizantem

……………………………………….

 

 

 Kasımpatının kokusuda değişiktir değil mi?

Hani gülün, menekşenin  veya yaseminin çarpıcı, nasıl derler iç bayıltıcı veya parfüm şişelerinin üzerinde yazdığı gibi, baştan çıkarıcı bir kokusu yoktur onun..

İyimi kötümü,  tam anlayamadığınız durumlarda kullanılan bir ifadeyle değişiktir kokusu, tam anlamıyla..

Sevedebilirsiniz ama, sevmemenizde ihtimal dahilinde..

Ben çok sevenlerdenim kendi adıma.

Ve çiçek için gitmişsem çiçekçiye mutlaka kasımpatı, özellikle beyaz kasımpatı alan biriyim..Birazda paptya niyetine..

Sokaklarda en çok satılan çiçeklerden de biri o..

Ilıman iklimlerde, evlerin bahçelerinde açan..

Mütevazi..Hoş, gösterişli..Bir çiçekte daha ne aranır ki..

Ben çok seviyorum kasımpatıları..İlkokulda 10 Kasımlarda okunan şiirleri, henüz çok yolun başında bir öğrenciyken, öğretmenim sorduğunda adını, çekinerek, yanlış biliyor olduğum endişesiyle verdiğim cevabı… Çıkmakta olan kasım ayının belkide tüm ömrümce yaşadığım en farklı kasım ayı olduğunu düşünüyorum ..Belki bir sonraki kasım hiç olmayacak veya kimbilir neler değişecek insan hayatında..Onuda bilmiyorum ki..

Bugün bir şey okudum insana dair, insanın kısıtlı yaşam süresi ve mutlaka ölümle sonuçlanacak hayat mücadelesi..

Ama bitmeyen iki şey var deniliyor, hatta ölümden sonraya uzanabilen hırsları, ümitleri..

Kasımpatı güzel çiçek gerçekten..yabanisi, kültürü hiç fark etmez..

Şimdi o yabani olanlarının yanında olmak, bir örtü yaymak , insanı en kadar dinlendirir orada sadece dolaşmak ve oturmak bile..

Aslında şimdilerde en çok buna ihtiyacım var..

…………………………………

Not:Yazı Kasım ayında yazılmıştır..Yayını gecikmiştir biraz..

 

Sarı Gül….

27 Kasım 2008 Perşembe 14 Yorum »

ADIM ADIM ÜMİT VERDİĞİM YOLLAR..

GÖNÜL İSTERDİ Kİ BÖYLE BİTMESİN…

Çocukluğumdan beri çok sevdim sarı gülleri..

Neden bilmiyorum ama, kendime bile itiraf edemesemde sanırım o en çok sevdiğim çiçekti..

Bloğa yazmaya ilk başladığım günden beri hep yazmak istedim  onu..

Ama sarı güle çok kötü bir anlam yüklemişlerdi..Değerli büyüklerimiz..

"Ayrılık" sarı gülle simgelenmişti..

Ben blog yazmaya başlayalı epey bir zaman oldu..

Benim için inanılmaz eğlenceli, dinlendirici ve çok da öğretici bir deneyimdi bu..Kendimi yorumlarınızla hep iyi hissettim..

Hiç birinizi ayıramıyorum beni ve yazdıklarımı seven sevmeyen..

Çok teşekkür ediyorum hepinize içtenlikle..

Ben şimdilik yazmak istemiyorum artık..

Sanki bana göre değil gibi..

Bu bir veda yazısı..

Sarı güle haksızlık oluyor belki ama, size onunla veda ediyorum..

Gidişimi merak eden olursa diye bu yazı..

Hakkınızı helal edin..

Hoşçakalın…

İyi bakın birbirinize..

Ben çok sevdim hepinizi..

Çiçekler ve özellikle sarı güller beni hatırlatsın size..

……………………………..

Kestane sever misiniz?

27 Kasım 2008 Perşembe 7 Yorum »

Milliyet Business, 11 Kasım 2003

 

DÜŞEN BİR YAPRAK GÖRÜRSEN…

Bugün başka bir şey yazmayı düşünmüştüm aslında..Ama onu yarına erteledim..

Kestaneyi yazayım, dedim..

Bilmiyorum kestane sevmeyen insan var mıdır?

Kendi adıma çok severim, görmeyi bile..İçimi ısıtır nedense..

Ülkemizi anlatan yabancı sitelerde hep onun resmine rastlıyorum..

Sanırım başka bir ülkede yok, köşe başlarında kestane  satıcıları..

O da kültürümüzün çok güzel bir parçası..

………………………………..

KESTANE

Kestane, kayıngiller (Fagaceae) familyasından Castanea cinsini oluşturan ağaçların ve bu ağaçların yenilebilen tohumlarına verilen ad

 Tohumları Güney Avrupa ile Güneybatı ve Doğu Asya‘da yaygın olarak tüketilmektedir.

Orta çağlarda Güney Avrupa’da yeterli buğday ununa sahip olamayan orman toplulukları temel karbonhidrat kaynağı olarak tamamen kestaneye bağlı kalmaktaydılar.

Tohumlar, ateşte közlenmiş, haşlanmış veya suda kaynatılmiş olarak tüketilir.

İlkine çoğunlukla ‘kestane kebap’ denilmektedir, bu yöntem, kestane tohumları üst kısımları hafifçe çizildikten sonra, 200-220 °C ısıda 10-15 dakika süreyle fırına verilek hazırlanır.

Kestane aynı zamanda bazı çörek, kek ve pasta çeşitlerinde de kullanılmaktadır.

Ayrıca özellikle Bursa ilimizde ve İzmir ilimizin Ödemiş ilçesinde ki (Bozdağ) dağın da Kestane Şekeri adıyla bilinen bir tatlı çeşidi de çok sevilmektedir ve oldukça büyük miktarlarda üretilmektedir.

………………………

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kestane

…………………….

Aslında şimdi yazarken fark ettim, başka bir şey yazacaktım yarına erteledim dedim..Sanki yarın varmış gibi..

Yarın kimseye söz verilmemiş ki?

Aklıma bir film adı geldi.. "Yarın, artık bugündür"..

Yarın diye bir şey yok aslında.Ama, var kabul etmesekte tutunamıyoruz hayata öyle deği mi? Hayat kaygan bir ip gibi elimizde….

Yarının var olduğunu kabul ettiğimzde bile, zorken yaşamak ya birde olmadığı düşüncesine saplı kalınsa..

Hem iyi, hem kötü belki..

Aslında hayaleri gerçekleştirilmek için çok beklenmemeli..

Hani kestane ile ne bağlantısı var diyenler için..Kestanede, sıcak yenilir değil mi?

Soğuk hali iyi değildir sanki..

Konu kestane olduğunda yazacak çok şey var tabiki, çocukluk yıllarının yanan soba üzerinde kestane pişirilen geceleri, aile henüz tam ve dağılmamışken kurulan gelecek hayaleri..Çoğu küçük şeyler…Bir bardak çayın yanında bazan el ağız yanarak yenilen o lezzetin, insanı taşıdığı derinlik nasıl anlatılır ki..

Anıların sıcaklığında, hep o kestane tadı..

Çok soğuk şehirlerde, yürünürken uzun mesafe koşturarak, alınan küçük bir kestane paketinin ele ve ruha yaydığı sıcaklık nasıl unutulur ki..

Sonbaharın bütün hüznünen rağmen köşe başlarında beliren kestaneciler hangimizi mutlu etmez..

Sonbaharı güzel kılan temalardan biri gibi..

Bir şeyide anlatmadan geçemeyeceğim..Her zaman kestane aldığım bir satıcı, yarım kilo istediğimde mesela, kıyamayıp benim parama, o çok olur abla, sana bu kadar yeterli demesi..Nasıl bu kadar tok gözlü olabiliyor bazı insanlar. Satıp hepsini soğukta evine gitmek varken, bu ayrı bir insan gurubu..Keşke çoğunlıkta olsalar..

Ağacı, tatlısı, şekeri her şeyi ayrı güzel..

Üstteki kestaneler benden size..

Sakın pas geçemeyin kestaneyi ve hayallerinizi..

Selamlar, sevgiler..

………………………………

Çiçek nedir?…

26 Kasım 2008 Çarşamba 23 Yorum »

OY DİLSİZİM, OY GÜLMEZİM,

YAĞMUR YÜREKLİM…

Yazdığım yazının altına arkadaşım o kadar güzel bir çiçek tanımı yapmış ki, onu sizinle paylaşmak istedim.

…………………

Çiçek

Çiçek renktir, tabiatta ölçülü âhenktir,
Çiçek kokudur, nakış nakış dokudur,
Çiçek arıya baldır, yapraktır daldır,
Çiçek bitkilerin tâcı, dertlerin ilacıdır,
Çiçek tohumdur, meyvedir, şaire ilhamdır,
Çiçek yaratıcının sanatı, mahlûkatın mir’atıdır,
Çiçek âşıkların gülü, duyguların dilidir,
Çiçek tevhidin lâlesi, seven gönlün hâlesidir,
Çiçek zülfün sünbülü, çiçek çemenin tülüdür,
Çiçek yârin bakışı, nergisin mestân nakışıdır,
Çiçek karanfilin tütsüsü, çeyizin süsüdür

(Alıntı)

……………….

Teşekkür ettim Gülnisa’nın annesi..Yüreğinin güzelliğini bizimle paylaştığın için..

Zaten burada olmamızın asıl sebebi, bu değil mi?

Paylaşmak duyguyu düşünceyi..

En önemlisi yalnızlığı belki..

Beğenmiş olmanız dileğiyle..

……………

İnci çiçeği..

25 Kasım 2008 Salı 11 Yorum »

AĞLAMAK GÜZELDİR,

SÜZÜLÜRKEN YAŞLAR GÖZÜNDEN

SAKIN UTANMA…

O kadar güzel bir çiçek ki..Altına hiç bir şey yazılmasada olur bence..

Bir kibarlık ve zarafet anıtı sanki..

Mini mini, çıtı pıtı..

Adı üstünde "İnci çiçeği"..Ya da "Müge"..

Her ikiside yakışıyor değil mi?

……………………..

İNCİ ÇİÇEĞİ, MÜGE  (Convollaria)

Nemli, gölge ağaç altlarını çok seven müge, iri yaprakların arasında çıtı pıtı beyaz kokulu çiçekleriyle çok zarif bir bitkidir.

Rizom denen etli kökleri toprak altında dallanarak çoğalır.

Gölge alanlarda yer örtücü olarak kullanılabilir. Çizgili yapraklı ve pembe çiçeklileri de mevcuttur.

Kökleri kasım ile mart arası 2,5 cm derinlikte ve  10 cm aralıklarla dikilir. İlkbaharda çiçek açar. Suyu çok sever.

……………..

 Çiçeğin, yabancı bir dilde gözyaşı anlamına geldiğini de okudum..Çok yakışmış bence..Müge ve gözyaşı.

Önce üzüldüm, mügenin gözyaşıyla anılmasına, ama sonra değiştirdim fikrimi..

 Hakikaten güzel ikili, ne denir ki..

Gözyaşı, kötü bir şey değil ki ayrıca…

Sadece üzüntüden ağlamaz ki insan..Ayrıca, üzüntüden ağlamak da, kötü bir şey değil gerçekte..

İnsanın ruhunun yıkanması..Tıpkı elin, yüzün, bedenin yıkanması gibi, ruhunda yıkanması gerekir..Onunda yolu belli..

Ağlamak..

Öyle çaresiz durumlar vardır ki, ağlamaktan başka bir şey gelmez elinizden, o da bir şeye çare olmaz ya, ayrı konu..

"Gözyaşı ve inci çiçeği".

Gözden farkında bile olmadan akması yaşların, damla damla inci taneleri gibi. Dizi dizi..Ama ferahlarda insan, sanki üstünden bir yük kalkar, öyle değil mi?Bence çok uygun bir yakıştırma..

Hayat öyle durumlarla çıkar ki bazan insanın karşısına, akıl almaz bir türlü..

Hiç bir zaman, her şey net değil ki..

Veya size sunulan doğrular sizi mutlu etmez ki..

 Acaba diyorum yanlış mı yönlendiyoruz kendimizi?..

Mutluluk nedir aslında..Bize ilk okuldan başlayarak, ne öğretmeli sevgili öğretmenlerimiz..

Yaşamak için bir iş, sağlığımızı korumak için dengeli bir beslenme, çevreyi koruma  ve bunun gibi şeyler mi sadece?..

Ve şöyle mi demeliler aslında?..

"Mutluluk diye bir kavram var aslında, ama kimse bilmiyor tam olarak ne olduğunu..Sende kurcalama fazla, kuralları bozma, yaşa ve git usulünce..

Küçük bir ihtimalle de, kısa bir süreliğinede olsa karşına çıkarsa, kıymetini bil..Sakın harcama"..

Evet sevgili müge çiçeği, bu ne güzellik bu ne anlam güzelliği..

Bir şey daha hani şu , "erkekler ağlamaz" lafı..

Erkekler insan değil mi?

Bu kadar insani bir duygudan yoksun olsun..

Bütün ünlü şairler, aşağı yukarı erkek değil mi?

Ağlamak sadece hanımlara özgü bir ayrıcalık olmamalı..Ana olmak yeterli bir ayrıcalık bence..

Ve ağlamak çok da yakışır bazan insana, en güzel süslerden bile..

Ama yinede gözyaşlarınız mutluluktan olsun diyorum..

Müge çiçeği gibi…

……………………

Öğretmenlerime sevgilerimle..

24 Kasım 2008 Pazartesi 8 Yorum »

İLK ÖĞRETMENİN KİM SENİN, KİM ÖĞRETTİ ALFABEYİ?

Bugün 24Kasım Öğretmenler Günü..

Aslında karşıyım böyle özel gün kutlamalarına..Ve hayatımızda çok önemli bir yere sahip insanların sadece bir gün anılmasına..

Bir şeylerin değerini kaybettiğimiz zaman anlamaya ama, ne yaparsınız ki öğretmenler günü için bir şeyler yazmadan geçemedim..

Onlar nasıl anlatılır ki..

Hepimizin hayatında öğretmenlerimizin yeri büyük değil mi?

Ben henüz çok küçükken, birazda kendi kendime öğrenmiştim okumayı..

Ablam başlamıştı okula, onun dersleri ve öğretmeni benim en büyük merakımdı..O da meraklıydı öğretmenliğe..Üstelik çok da yetenekliydi..

Onun öğretmeni, dolaylı olarak biraz benimde öğretmenim oldu..Benimkine çok iş bırakmadı..

Sonrasında farkında olmadan bana bir iyilik daha yaptı..Uzak bir şehirde çalışmak istediğimde, ailemi de o ikna etti.

Çok iyi öğretmendi ve kendi çocukları okumamıştı maalesef..

"Mum, dibine ışık vemez" tezi biraz doğru sanırım..

Ama bizde onun çocukları sayıldığımıza göre, çok kişinin okumasına vesile oldu..

Yaşıyor mu bilmiyorum ama, kendini minnetle anıyorum..

Sonra diğer öğretmenlerim..Genç yaşta kaybettiklerim de oldu..Onları dualarımdan hiç çıkarmadım..Özellikle birisi, sevgili Tarih öğretmenim..

Kendisi bugün bile, her haliyle aklımda..Ne güzel bir insandı..

Tarihi çok sevdiğim için mi çok sevdim kendisini, yoksa Tarih merakım onunla mı alakalı çözebilmiş değilim, bugün bile..

Hayatımda derin izler bıraktıkları kesin..

Bir düşüncemi daha paylaşmadan geçemeyeceğim..Öğretmenlik sadece bir diploma alınınca, yapılabilecek bir iş değil bence..Kimse alınmasın ama, öğretmenliğin sanatsal bir yanıda var kesinlikle..Herkes bu yüzden çok başarılı olamıyor öğretmek işinde..

Öğretmenliği, sadece para kazanılacak bir iş gibi değil de, bu şekilde algılayan kişilere gelince onları bütün yüreğimle selamlıyorum işte..Hakkını vermek meselesi..

Okumak, öğrenmek ve hatta öğretmek benimde en büyük merakım oldu zaman içinde..Bazılarını insan gibi değil, başka bir şey gibi gördüm hatta..İnsanla, mitolojik kahramanlar arası birşey..

Hani ilk okulda çocuklara ne olacağı sorulduğun da, çoğu "doktor" ya da "öğretmen" der değil mi?

Bende öğretmen olmayı çok istedim bir dönem..

 Bana hep çekici geldi..

Sonuç da benimde çok sayıda öğretmenim oldu..Halı dokur gibi, ilmek ilmek dokudular bizi, yerine göre anne-baba, yerine göre arkadaş oldular bize..

Bilmediklerimizi öğrettiler, bıkmadan, yorulmadan ve sabırla..

Ödülleri daha çok sevgiydi, saygıydı, en çokda bizi başarmış görmek..

Her biri bir tuğla koydu, biz hayatımızı inşa ederken..

Hepsinin hakkı vardı üzerimizde..

Buradan hepsini sevgiyle anıyor, en içten duygularımla kutluyorum tüm öğretmenlerimizi..

Saygılarımla

……………………..

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.