Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Edebiyat'

Çiğdem çiçeği…

26 Haziran 2008 Perşembe 18 Yorum »

GİTME VAKTİ GELDİĞİNDE….GÜZ ÇİĞDEMİ..

Bu benim en çok sevdiğim çiçeklerden biri..

Güz çiğdemi..

Kendinin her versiyonu güzel aslında..

İlkbaharda açan halleri de..

Benim bu güzel çiçekle tanışmam oldukça eski..

Çocukluğuma ait en güzel anılarımdan biri…Biraz hüzün versede..

Onunla bir kiraz ağacının altında başlamıştı tanışıklığımız..

O, belli ki uzun zamandır oradaydı..Kuşaklar boyu..

Benim onu tanımam yeniydi.

Mutlaka gülmüştü belli belirsiz, onu görünce yüzümdeki şaşkınlığa..

Şaşkınlığım her zaman gelip gittiğim bir yer olmasına rağmen, nasıl olup da daha önce görmemiş olmamaydı biraz, biraz da o çarpıcı, sade güzelliğine..

Daha önce görmemiştim, çünkü sadece güz başında açıyordu..

O bir simge kabul ediliyordu oradakiler için..

Artık dönme vakti, diyordu..

Bu bir çeşit veda çiçeğiydi..

Yaza veda, güze merhaba..

Bilmiyorum neden bugün hiç bir şey yazmak gelmiyorken içimden aklıma eski dostum geldi..

………………….

Beğenmiş olmanız dileğiyle..

…………………………..

Ortanca…Küçük bir kız çocuğu gibi..

20 Haziran 2008 Cuma 9 Yorum »

PEMBE DÜŞLER GİBİ, PEMBE HAYALLER GİBİ….

Ortanca..

Anayurdu Japonya olan ortanca (Hydrangea macrophylla), gösterişli çiçekleri nedeniyle; Dünyanın birçok yerinde yaygın olarak yetiştirilen, 1-3 metre arası boylanabilen, kışın yapraklarını döken, çalı gövdeli bir süs bitkisidir.

…………………

Bugün sabah tesadüfen bir kız çocuğuyla tanıştım..Sadece 3 yaşındaydı..Ve bugün doğum günüydü üstelik..Pembe, kabarık etekli bir elbise giymişti..

Kara gözleri ışıl ışıldı…Doğum günü sebebiyle saçlarını ördürecekti..

Küçük yüreği, heyecan doluydu, yüzünden belliydi..

O ne güzellikti..

Bilmiyordu ki, her hali çok güzeldi..

Simsiyah saçları örülürken, ona ne kadar hayran olduğumu hemen anladı..

Çocuk kalbi yanılmaz, kendisini seveni hemen farkederdi..

O da benim, ona kanımın kaynamasını hemen farketti..

Uslu uslu gülümsedi…

Küçücük bir çikolata onu mutlu etti..

Onun sevgiyle verildiğini biliyordu çünkü..

Bu pembe ortanca, o küçük kız için..

Bana nedense onu düşündürdü..

……………………

Bütün pembe düşlerinizin gerçek olması, günüzün 3 yaşındaki bir kız çocuğunun gülüşü kadar güzel olması dileğiyle..

……………………………..

 

Yaz yağmurum..Kış gülüm..

4 Haziran 2008 Çarşamba 19 Yorum »

DENİZ KELİMESİ EN ÇOK HUZURU ÇAĞRIŞTIRIYORMUŞ; YA SİZ DE??

Anketlerde sorulduğunda, deniz kelimesi büyük çoğunluğun aklına huzuru getiriyormuş..

Nedir huzur aslında??..Denizlerin sonsuz maviliğinde aranan,  malla mülkle yeri doldurulamayan…

Hep aranan hep özlenen..

Aslında bütün tercihlerimizde bize yön veren bir kavram..

Hayatın saç ayaklarından biri..

Arkadaşlarımızı bile seçereken bize huzur verenini seçeriz değil mi??

Bizi anlayan, yormayan, sorgulamayan, değiştirmeye çalışmayan, olduğumuz gibi kabul eden ve koşulsuz seven….

Onları nasıl da ayırt ederiz, bir sürü insanın arasından..

Evet tonlarca toprağın arasından bize mutlulukla parlayan  elmas parçaları gibi gülümsemelerinden..İç dünyamıza sessizce bakan, o derin gözlerinden..

Her koşulda bize sahip çıkma yürekliliklerinden..

Ne kadar değerli olduklarının farkına bile varmadan, nasıl mutluluk verdiklerini, nasıl özel olduklarını, hiç bilmeden…

Arkadaş, eş, adı ne olursa olsun veya her ikisi birden, nasıl kolaylaştırır varlıkları, hayatlarımızı..

Bazan yaşamla ölüm arasında bir köprü olur varlıkları, onlar hiç farkında olmadan…

Bazan ağrıyan başımıza aspirin..

Çok açıkmışken yenilen, dumanı tüten bir ekmek bazan..

Bazan sevgi üzerine bir şiir..

Bazan bir volkan, kötülerin üzerine patlayan..

Evet huzur veren insanlar, deniz gibi..

En mavisinden..En sıcağından….

AKDENİZ  gibi..

……………………………..

 

Şairin anısına..

3 Haziran 2008 Salı 10 Yorum »

         

Yaşamaya Dair

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebilecek
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
 hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

                                    1947

YAŞAMAYA DAİR

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

                          1948

YAŞAMAYA DAİR

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için…

                         Şubat 1948
 
•Nazım Hikmet

Deniz feneri…..

23 Mayıs 2008 Cuma 14 Yorum »

AĞLAMA OLMA MAHZUN, GÜLEREK BAK YARINA………..

Bilmiyorum ne yazsam diyorum..yazmam da gerekmiyor ya, aslında..

Hani Şairin dediği gibi…

"Baki kalan gökkubbede, bir hoş seda imiş" misali…

Bizimki belki de gök kubbede bir hoş seda bırakmak gayreti…

Büyük küçük farketmiyor, sanki…

Resim aklıma deniz fenerlerini getirdi..

Aslında hepimizin hayatında var deniz fenerleri..

Bir şekilde ana yollardan ( mesela anne gibi), ya da tali yollardan giren biri hayatımıza, öğretmenlerimiz gibi, arkadaşlarımız gibi…

Hayatımıza girmiş, bize yol göstermiş, karanlıklarda yön bulmamıza yardım etmiş kişiler..

İşte onlardır…

DENİZ FENERLERİ…

Aslında tesadüflere inanmam ben…

Koca kainatda, tesadüfen gerçekleşen tek birşey yoktur bence..

Ama bizim için kolaydır açıklayamadığımız olaylara tesadüf demek…

Hani bir söz vardır;

"Kul daralmayınca hızır yetişmez diye"..

İşte öyle olur genelde..

Bazan çok ciddi bir probleminiz olur, boğuşur durursunuz..Çevrenizden bir sürü şey duyarsınız ama bunlar kafanızı daha çok karıştırmaktan daha başka bir işe yaramaz…

Sonra mesela, seyahat ederken, yanınızdaki koltuğa yaşlı bir hanım oturur ..Konuşkan da değildir aslında..Bir saat sessizce gittikten sonra size alakasız bir anı anlatır..Aradığınız cevap orada gizlidir işte…

Yaşlı hanım ilk durakta iner, gider..Ne siz görürsünüz bir daha onu ne de o sizi..Ama sizin sorunuzun cevabı gelmiştir…

Kalıcı olanları da vardır..Hayatınıza giren ve bir daha asla çıkmayacak olanlar..

Ama hepimizin hayatında mutlaka vardır, deniz fenerleri…

Hayat gemisini, kayalara çarptırmadan limana ulaştırmamıza yardım edenler…

Ama bunlardan biri,mutlaka;

"İSKENDERİYE FENERİ" gibidir…

Işıkları, uzaklardan çok uzaklardan bile, size yön gösterir..

Sizin yok mu??

İyi düşünün mutlaka vardır??

………………………

Hayatlarımızda deniz fenerleri olması ve başkalarının hayatına ışık olmamız dileğiyle….

…………………………

 

 

Ne dert kalır ne hüzün …Bir sudur akar zaman…

13 Mayıs 2008 Salı 10 Yorum »

ÇOCUKLUĞUMUN KARTPOSTALLARINA DÖNDÜM BUGÜN;

Gün gelip de kendimin de böyle başlayan cümleler kuracağını tahmin etmezdim hiç..

Biz çocukken…Ben senin yaşındayken….Bizim zamanızda…

AMA DENİYORMUŞ İŞTE…

GELİYORMUŞ BÖYLE BİR ZAMAN DA…

Neyse daha eskiler gibi, "bugünümüze çok şükür" deyip asıl konuya dönmek istiyorum…

Eskiden daha mı farklıydı zevklerimiz, bana mı öyle geliyordu bilmiyorum. Kartpostal biriktirirdim mesela…

Renk renk, desen desen..Özellikle manzara ve çiçek resimleri..

Onları sınıflandırmak, tarih atıp bir sıraya koymak, zaman zaman çıkarıp, tek tek bakmak zevkti benim için..

Özellikle yurtdışından gelen hareketli kartpostallara bayılır, birkaç tanesine sahip olmaktan büyük mutluluk duyardım..

Çok uzun yıllar da sakladım hepsini..

Yukarıdaki resmi bulunca tesadüfen, o kartpostallara gitti aklım..Hatta annemi arayıp sorguladım, ne oldular diye…

Zaman hızlı geçiyor gerçekten..İnsan çok küçükken henüz çok zamanı olduğunu düşünüyor..Ama , karamsar olmak da istemiyorum..Yeniden kartpostalların renkli dünyasına dönmüşken hazır, çocuk gibi şen şakrak bir gün geçirmek istiyorum…

Ayrıca ömür yaşanan yıllarla mı sayılır, yoksa yapılan işlerle mi bilemiyorum…

Büyük İskender; bilinen dünyanın tamamanı ele geçirip öldüğünde, henüz 32 yaşındaydı diyor tarih kitapları… Çağ açıp çağ kapatan Fatih ise 21 yaşındaydı, büyük zaferi kazandığında biliyorum..

Konuyu daha fazla dağıtmadan ki yeteri kadar dağıldı zaten…

Bütün hayalleriniz gerçekleşsin..

Hayatınız çok güzel olsun diyorum, içtenlikle..

………………………………….

Benim adım Ebruli…Biraz gerçek biraz rüya..

6 Mayıs 2008 Salı 24 Yorum »

ÇOK MÜTEVAZİ BİR ÇİÇEĞE..SARDUNYA’YA….

Bazı insanlar vardır..Nasıl tanımlanır.."Yer gibi engin", sözü onlar için idealdir..Mütevazi oldukları ifade edilir…

Hiç bir şeylerini esirgemezler, sevgi anlamında, şevkat anlamında..Büyük yüreklidirler belki de, bildiğimizden farklı bir anlamda..

Onların bazılarının adı asırları aşarak gelir bize,

"MEVLANA"  gibi, "YUNUS EMRE " GİBİ..

Yazdıkları, söyledikleri umut olur bizlere, uzun yıllar sonra bile..

Yaşadığımız acılara, dayanma gücü verir..Bazan da, kötülerle savaşma azmi …Yerine göre…

……………………………..

Bazı insanlar da, başka türlü tanımlanır "burnu kaf dağında" gibi…

Bencilliği, kendini beğenmişliği, tanımlar bu deyim; kibarca, nazikçe ama on ikiden bir ifadeyle…

Bunlardan da vardır, ünü asırları geçip gelen, Neron gibi….Ama içimizi ferahlatmaz, anmak onları..Sadece, anlarız insan egosunun ne kadar büyük olabildiğini..Üzülürüz onlar için..

……………………………….

Çiçeklerin de vardır, çok mütevazi olanları..Hiç ayırdetmeden, her pencereden, azıcık sevgi ve ilgiyle, hemen çiçek açıverenleri…

Penceremizi ve içimizi güzelleştirenleri…

Hayalleri süsleyen..Pembeli, kırmızılı, beyazlı,  canı tez; SARDUNYALAR gibi…

Seni herkes sever,  unutma bunu ..

………………………………………………..

 

Dünya Döner değirmendir…İnsan içinde Çavdardır…

1 Mayıs 2008 Perşembe 10 Yorum »

                                           

DÜNYA BÖYLE BİR YER İŞTE;

Gelenin gittiği, konanın göçtüğü..

Her geçen gün, yenilerinin geldiği, bazılarının ise gittiği..

Hiç birimiz ne kadar zamanımız olduğunu bilmiyoruz..

Bunun bir önemi de yok aslında..İnsanın kaç yıl yaşadığı değil, nasıl yaşadığı önemli ..İnsanlar bu bakımdan üçe ayrılabilir…

…………………………………………….

Birinci gurup, başkalarına ne zarar verir, ne bir faydası dokunur…Kendi kendine yaşar gider, hiç bir iz bırakmadan..Ne suya dokunur, ne sabuna…

Ne bir ilkesi olur, ne bir kavgası..Hayatın içinden ayaklarının ucunda gider, arkasında çok da ağlayan birini bırakmadan….

……………………………………………..

İkinci gurup kötüdür..Asıl olan kendidir…Bencildir..Kendi isteklerini temin ederken, öldürmek, çalmak dahil, hiç birşeyden geri durmaz..İnsanların mutsuzluğundan acı duymaz…Ölümü büyük mutluluk yaratır..Bazan en yakınlarında bile..

…………………………………………….

Üçünçü gurup iyi olandır..Çünkü onlar, mutluluğu başkalarını mutlu etmekte bulurlar..Budur temelde yaşam gayeleri..

Gülümsemelerini, güzel sözlerini, iyi dileklerini ve emeklerini paylaşmaktan çekinmezler..İlkelidirler..Habire bedel öderler..Kendileri pek mutlu olmaz, ama başkalarını mutlu ederler…

…………………………………………

İyilerden olmamız dileğiyle…

……………………………………………..

 

Mevlana’dan…

30 Nisan 2008 Çarşamba 20 Yorum »

MEVLANA’DAN………

"Bak bil ki domuzların önüne mücevherler serilmez,altınlardan sarraflar anlar ancak başkası bilmez..Ne farkeder ki kör insan için elmas da bir cam da, sana bakan bir kör ise kendini camdan sanma!"

"Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol".

……………………………………

Şevkat ve merhamette güneş gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörürlükte deniz gibi ol.

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.

……………………………….

"Can konağını arıyorsan cansın;

bir lokma ekmek arıyorsan,ekmeksin..

Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir; NEYİ ARIYORSAN OSUN SEN".

………………………………………..

Ayran kasem önümde oldukça, vallahi kimsenin balını düşünmem bile. Azıksızlık, ölümle kulağımı bursa bile. "HÜRRİYETİMİ KULLUĞA SATMAM BEN!"

……………………………………….

"Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir güzele feda edilmedikten sonra".

……………………………………..

"Ne mutlu o kişiyeki yol arkadaşı haset değildir".

……………………………………………..

"Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız kuş gibidir, vah ona!.."

"Sevgili, her acıya lezzet verir…"

…………………………………………………………

GEL, GEL….NE OLURSAN OL, GEL..

İSTER KAFİR,

İSTER MECUSİ, İSTER PUTA TAPAN OL…

GEL…………..

BİZİM DERGAHIMIZ UMUTSUZLUK DERGAHI DEĞİLDİR..

YÜZ DEFA TÖVBENİ BOZMUŞ OLSAN YİNE GEL…

………………………

Çocuk olmak…ve… Öylece kalmak

24 Nisan 2008 Perşembe 12 Yorum »

İnsan ömrünün en kaygısız dönemi çocukluk..

Mevsim henüz ilkbahar..İnsan çiçekli bir ağaç gibi..

Bir kız çocuksan eğer, bir bebek, birkaç arkadaş ve bir ailen varsa sana kol kanat geren senden iyisi yoktur…

Erkek çocuksan eğer, bilyelerin, topaçın mümkünse bir topun, bir kaç araban olsun yeter..Aile demirbaş tabii.

Ne, üst baş, ne başka şey..Sabah canlı , ışıldayan gözlerle uyanır, anne elinden dünyanın en sevimli kahvaltısını yapar ve sokağa koşarsın..İp atlar, top oynar, düşe kalka büyür gidersin..

En büyük derdin, topum patladı, bebeğim bozuldu şeklinde olur..

İçin için büyümeyi özlersin…Kollarında, dizlerinde düşme yaraları, mutlu mesut yaşar gidersin…

Ama gün gelir büyürsün..Yüreğin de seninle gelir, peşin sıra..Hayatın acılarını öğrenirsin, ilk olarak okul sıralarında, küçük çapta..

Rekabeti, senden kolay öğrenenleri, yüreği nefret dolu olanları, hep okulda ders dışında öğrenirsin..

Ne topun , ne bebeğin yetmez oyuncak olarak, başka şeylere özenirsin..

Başka insanların yüreğini istersin..

En çok da bu yaralar..

Ailende yaşar bu sancıları seninle..Özellikle yetmezse istediklerine..

İstekler bitmez..Dertler bitmez..Sınavlar bitmez..

Ve bu kadar dert arasında sen büyürsün…

……………………………

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.