Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Dünya'

Susamış topraklar gibi gönüller…..

29 Mayıs 2008 Perşembe 29 Yorum »

UMUT DÜNYA KURULALI BERİ VARDI VE OLMAYADA DEVAM EDECEKTİ…

Bir kısa öykü okumuştum uzun yıllar önce…

Çok genç bir kadın, aniden ölüyor…Ailese büyük bir gama yasa gömülüyor..

Ama ölü o kadar yaşıyor gibi ki, kimsenin bu zamansız ölüme inansı gelmiyor..

Tam kefenleyip yüzünü kapatırlarken kadın güler gibi oluyor…Cenaze evi bir anda dalgalanıyor, sevince boğuluyor..

O sırada bunu duyan , genç kadının büyük babası yan odadan koşup geliyor..Torunun yüzüne bakıyor son kez, ve diyor ki, "yüzünü kapatın , o gerçekten öldü", anne kabul etmek istemiyor..Ama dudağının kenarındaki hande(gülümseme) diyecek oluyor..

Dede yine acıyla gülerek, "o" gerçekten öldü, dudağının kenarındaki handeye gelince, o UMUTDU" diyor ve iki büklüm odayı terk ediyor..

Yani umut, insanları aslında can çıkmadan terk etmiyor..

Öyle de olması gerekiyor…

Ne yöne baksam umutsuzluk görüyorum..İşsizlik, doğal afetler, sınavlar, kazalar..

Bütün dünya sanki bir felaket yumağı gibi görünüyor..

Ama şu unutulmamalı, umut her zaman ve herkes için var..

Yaşamın temellinde bu var çünkü..

Ben hala insanlara inanıyorum..

Hala masalların var olduğu bir dünya hayal ediyorum..

Her şeye rağmen, dünya için umut var diyorum…

Umudumuzun hiç kaybolmaması dileğiyle…

…………………………………

Resimdeki çiçekde ki o bir papatya, sanki beni doğrulamak istiyor…

…………………………………

Kahvaltıya gelir misiniz?…

25 Mayıs 2008 Pazar 6 Yorum »

BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARSA!!…

Bugün diyorum bir kahvaltı sofrası hazırlasam..

Ama hiç abartmasam..Allah ne verdiyse hesabı..

malum gelecek olanlar kalabalık, masaya sığmayız belki, yere bir örtü yaysam..Üstüne bir sini..

Ne bileyim, patates kızartsam, çay demlesem, dışardan gelenler daha girmeden duysa o kokuları, gülerek girseler içeri..

Maksat yemek değil ki…

Aslında böyle sofraların etrafında paylaşılan;

biraz yalnızlık, biraz dostluk ve toplamda HAYAT değil mi??

Herkesi bekliyorum..

Kimse unutulmasın..

………………………..

Sen kırların çiçeğisin şakayık….

16 Mayıs 2008 Cuma 11 Yorum »

HERŞEYİN EN GÜZELİ DOĞAL OLANI ASLINDA; BANA GÖRE

Herşey o kadar güzelki doğada..

Herşey doğal ortamında güzel aslında..

ÇİÇEKLER BAHÇELERDE, KIRLARDA…

Hayvanlar hayvanat bahçelerinde değil, nerede yaşıyorsa orada..

İnsanlar içinde öyle..Yaşamaları gereken yerler gökdelenler, çok katlı binalar olmamalı..

Ne bileyim, en çok birkaç katlı evler belki..

Yediklerimiz mesela, yetecek kadar olsa, ama doğal olsa..

Kimsenin hiç bir şeyi orjinal değil gibi..

Dünya, yeldeğirmenlerine karşı savaşıyor sanki..

Ne kentler uyumlu doğaya, ne insanlar ne yaşama tarzları ve ne de belirlenen hedefler..

Daha büyük evler, daha yeni arabalar, estetikli yüzler ve duygular..

Çocukların bile sınavlardan dolayı stres altında olduğu, marka isterim diye ağlıyacak bebeklerin olacağı bir dünya neredeyse..

Öte yanda, kronik açlık çeken ülkeler..

Evet kronik açlık..

Binlerce kişinin aynı anda öldüğü doğal felaketler..

Herşeyi yeniden ve dikkatle gözden geçirmek gerekiyor…

Durum şuna benziyor aslınsa…

"Balık deryada yaşar, ama deryayı bilmezmiş".

İnsanda dünyada yaşıyor..Ama ne onun gerçeklerinden haberli, ne de aslında kendi gerçeklerinden…

………………………………………….

Aklıma okuduğum bir şey geldi..

Avrupalı bir ekip, eski bir maya kentinin kalıntılarına, oranın yerli ahalisinden rehberler eşliğinde çıkıyorlar..

Dört beş saatlik tempolu bir yürüyüşten sonra, yerli rehberlerin ki onlar mayalıların torunları oluyor, birden yürüyüşü kesip oturuyorlar ve gözlerini kapatıp dua pozisyonuna geçiyorlar..Onları bir süre bekleyen batılı dostlarımız bakıyorlar ki bunun biteceği yok, hava da kararmakta, soruyorlar; ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Rehberlerin en yaşlısı şöyle söylüyor, yavaşça..

"Çok hızlı yürüdük ruhlarımız geride kaldı, onların bedenlerimize yetişmesini bekliyoruz".

Evet bizde büyük hedeflerimize( ! ) doğru koşarken ruhlarımızı geride mi bıraktık acaba?

………………………………………..

Benim annem…Güzel annem……..

11 Mayıs 2008 Pazar 6 Yorum »

ANNELERİN EN GÜZELİNE…..BANA GÖRE….

Hepimizin annesi özeldir mutlaka…

Hayatımıza ilk giren, bizim derdimizi hiç şikayet etmeden çeken, her zaman iyiliğimiz için dua eden, en büyük korkusu bizim ölümümüze tanıklık etmek olan sevgili annelerimizin , anneler gününü kutluyor, ödenmez hakları ve bütün yaptıkları için en içten şükranlarımızı sunuyoruz…

Henüz çok küçükken anne olan, öyle ki evlendikten sonra kayınvalidesine bebek oynarken yakalanıp, azar işiten çok iyi bir anneyi minnetle anıyorum…

Anne olmayıp, anne şevkatine sahip bütün yürekler önünde de aynı saygıyla eğiliyoruz…

…………………………………………

 

Kader kime şikayet edeyim seni…

2 Mayıs 2008 Cuma 10 Yorum »

KISA VE GERÇEKLE İLGİSİ OLMAYAN BİR ÖYKÜ BU…

Çok hoş bir kızdı o..Doğuda, uzak unutulmuş , küçük bir yerde doğmuştu..Fakirdi ailesi, üstelik huzursuzdu..Maddi manevi sorunlar vardı, bir yığın..

Mutlu bir çocukluk yaşayamadı..İçerde ailevi sorunlar, dışarda, toplumsal baskılar..

Ama zekiydi o ve kararlıydı kabuğunu kırmaya, daha başka türlü bir yaşama uzanmaya…

Bunun yolu belliydi onun için sadece okumaktı..Okumak ona, istediği sıçramayı sağlayacaktı..

Aileyi ikna turları, girilen ve kazanılan yatılı okul sınavları, ilkokuldan sonra, gurbet şehirlerde yaşanan bütün sıkıntılar, hep bu hayal içindi..

Başardı kumral, küçük kız..Okudu, hatta çıktı o küçük şehrin dışına, kısa bir süre için de olsa..Zaten çok ölçülüydü, hareketlerinde…İstediği sadece, insanca yaşamaktı..Ama babasının sağlığı bozulunca, mecbur kaldı kızcağız doğduğu o küçük beldeye geri dönmeye…

Kaderi miydi onu geri çağıran bilmiyordu…

Orada bir süre daha yaşayacaktı..Mutsuz bir evlilik yapacak, boşanacaktı bu arada..

Anne olamamıştı..Hayattaki en büyük uktelerinden biri, bu olarak kalacaktı..

Yaşadığı o küçük şehir, onu boğuyordu, çok yakın bir arkadaşına dert yanmıştı üstü kapalı..Arkadaşı anlamıştı onu üzen şeyleri ama, bir şey yapamamıştı..

Amansız bir derde yakalandığını öğrendi sonraları..Önce direndi yıllarca, kolay teslim olmadı..Ama zamanla azaldı direnci ve bir bahar günü, yine orada, o küçük beldede sessizce öldü..

Ölümü sevenlerince bile, çok sonra duyuldu..

Onu hemen hergün hatırlayan arkadaşı için, kanayan bir yara oldu..

Çalışmak, çabalamak, savaşmak gerekliydi kuşkusuz, hatta bir mecburiyetti…

Ama söz konusu kader olduğunda, maaalesef hepsi, "HÜKÜMSÜZDÜ".

YAZILAN DEĞİŞMİYORDU…

……………………………………………

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.