Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Seni kırda görmüşler…

27 Mayıs 2008 Salı Etiketler : yazı

HATMİ, HATMİ; GÜZEL HATMİ…

Sevgili HATMİ…..

Henüz açmadı buralarda..Ama açmıştır belki bir yerlerde…

Kırların çiçeği, öksürük ilacı hatmi..En çok beyaz açar yol kenarlarında…..Ama bazan, pembeli, bordolu…

Çok eskiden, okuduğum bir kitapta, tarlada ekin biçen , son derece yoksul bir çiftin sevgi öyküsünde başrol oynadığı için belki, hatmi bana, çok da duygu yüklü bir çiçek gibi gelir..

Her yer onunla doludur..Doğanın henüz bozulmadığı yerlerde…

Bazan bahçelerde de raslanır kendilerine..

Bahçe çiçeklerini de kendine hayran bırakır, görmüş geçirmiş, havasıyla…

Hem zirvelerde, hem sahilde, hem bahçede, hem tarlada yetişebilmenin ,avantajıyla…

Çiçek de değildir sadece..İlaçtır aynı zamanda…

Aslında bir dal hatmi bile, bize ne çok şey anlatır….

………………………………………………………..

Kahvaltıya gelir misiniz?…

25 Mayıs 2008 Pazar Etiketler : yazı

BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARSA!!…

Bugün diyorum bir kahvaltı sofrası hazırlasam..

Ama hiç abartmasam..Allah ne verdiyse hesabı..

malum gelecek olanlar kalabalık, masaya sığmayız belki, yere bir örtü yaysam..Üstüne bir sini..

Ne bileyim, patates kızartsam, çay demlesem, dışardan gelenler daha girmeden duysa o kokuları, gülerek girseler içeri..

Maksat yemek değil ki…

Aslında böyle sofraların etrafında paylaşılan;

biraz yalnızlık, biraz dostluk ve toplamda HAYAT değil mi??

Herkesi bekliyorum..

Kimse unutulmasın..

………………………..

Deniz feneri…..

23 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : yazı

AĞLAMA OLMA MAHZUN, GÜLEREK BAK YARINA………..

Bilmiyorum ne yazsam diyorum..yazmam da gerekmiyor ya, aslında..

Hani Şairin dediği gibi…

"Baki kalan gökkubbede, bir hoş seda imiş" misali…

Bizimki belki de gök kubbede bir hoş seda bırakmak gayreti…

Büyük küçük farketmiyor, sanki…

Resim aklıma deniz fenerlerini getirdi..

Aslında hepimizin hayatında var deniz fenerleri..

Bir şekilde ana yollardan ( mesela anne gibi), ya da tali yollardan giren biri hayatımıza, öğretmenlerimiz gibi, arkadaşlarımız gibi…

Hayatımıza girmiş, bize yol göstermiş, karanlıklarda yön bulmamıza yardım etmiş kişiler..

İşte onlardır…

DENİZ FENERLERİ…

Aslında tesadüflere inanmam ben…

Koca kainatda, tesadüfen gerçekleşen tek birşey yoktur bence..

Ama bizim için kolaydır açıklayamadığımız olaylara tesadüf demek…

Hani bir söz vardır;

"Kul daralmayınca hızır yetişmez diye"..

İşte öyle olur genelde..

Bazan çok ciddi bir probleminiz olur, boğuşur durursunuz..Çevrenizden bir sürü şey duyarsınız ama bunlar kafanızı daha çok karıştırmaktan daha başka bir işe yaramaz…

Sonra mesela, seyahat ederken, yanınızdaki koltuğa yaşlı bir hanım oturur ..Konuşkan da değildir aslında..Bir saat sessizce gittikten sonra size alakasız bir anı anlatır..Aradığınız cevap orada gizlidir işte…

Yaşlı hanım ilk durakta iner, gider..Ne siz görürsünüz bir daha onu ne de o sizi..Ama sizin sorunuzun cevabı gelmiştir…

Kalıcı olanları da vardır..Hayatınıza giren ve bir daha asla çıkmayacak olanlar..

Ama hepimizin hayatında mutlaka vardır, deniz fenerleri…

Hayat gemisini, kayalara çarptırmadan limana ulaştırmamıza yardım edenler…

Ama bunlardan biri,mutlaka;

"İSKENDERİYE FENERİ" gibidir…

Işıkları, uzaklardan çok uzaklardan bile, size yön gösterir..

Sizin yok mu??

İyi düşünün mutlaka vardır??

………………………

Hayatlarımızda deniz fenerleri olması ve başkalarının hayatına ışık olmamız dileğiyle….

…………………………

 

 

Kırmızı gülün alı var…….

18 Mayıs 2008 Pazar Etiketler : yazı

ÇİÇEKLERİN EN GÜZELİ; KİMİLERİNE GÖRE…..

Rivayet odur ki, çiçekler ilk yaratıldığında, kraliçeleri

Nilüfermiş..Nilüferlerin, suyun üzerinde nazlı nazlı yüzer halleri her göreni büyülermiş..

Nilüfer, kraliçelikten memnunmuş memnun olmasına ama, biraz tembelmiş..

Sabahları uyanmakta biraz güçlük çekermiş..

Onun bu uyku merakı diğer çiçekleri canından bezdirmiş..

Yeni kraliçe; gül ve hatta  "kırmızı GÜL",

OLARAK BELİRLENMİŞ VE O GÜN BUGÜN KENDİSİ ÇİÇEKLERİN TAÇSIZ KRALİÇESİYMİŞ..

Bunlar işin hikaye kısmı zaten..

Asıl olan güllerin, özellikle kırmızı güllerin, birçok insan üzerindeki çarpıcı etkisi..

Bir çok rengi ve çeşidi olmasına rağmen kendileri gönüllerde, ayrı bir yere sahip..

O yer ki, onu en özel, en güzel duyguların ifadesinde bir elçi yapmış..

Bütün çiçekler güzelmiş güzel olmasına, hepsi ayrı ayrı dünyanın süsü, inceliği, zerafetiymiş ama, kırmızı gül bir çoklarının gönlünün birtanesiymiş..

……………………………………

Hayatlarınız, kırmızı güller kadar güzel olsun diyorum, içtenlikle…

………………………………..

Pembe papatyalar…..Pembe düşler gibi…

21 Mayıs 2008 Çarşamba Etiketler : yazı

HAYALLER NEDEN HEP PEMBE KELİMESİ İLE İFADE EDİLİR?

Hayaller ve gerçekler..

Bu güzel günde felsefe yapmak istemiyorum..

Hava yaza dönmüş, ömür gün gün eksilirken, başka bir Mayıs görüp göremeyeceğimiz gayet şüpheliyken, neden beylik cümleler kurmalı?..

Herkes kendi hayatını yaşıyor sonuç da..

Hayatı, bildiği gibi yorumlamalı..

"Başkalarına zarar vermemek düsturuna uyduktan sonra", bir şeylerde üretiyorsan eğer, hele akıl sağlığı da yerindeyse insanın, her yaşanan gün gerçekleşen bir hayal aslında..

Hayal illa da kocaman bir şey mi olmalı?..

İlla gerçekleşmesi yıllar mı almalı?..

Hayal ve gerçek arasındaki, "O" ince çizgi, sınırlar doğru konmalı..

Benim için bugün sağ ve hayatta olmak dün hayal olan bir şeydi ..

Bugün yaşıyor olmak bile, gerçekleşen bir hayalimdi..

Hayatta olmak bile, düş gibiydi gerçekte..

Acıların içinde bile, umut vardı..

Ölen biriyle bile başka bir alemde karşılaşmak, hayali vardı..Gözyaşlarıyla, süzülen, insanı teselli eden..

Her nefes gerçekleşen bir hayal..

Yaşamak bir düş gibiyken, umutsuz olmanın ne alemi vardı??

Hayalleriniz gerçek, gerçekleriniz hayalleriniz kadar güzel olsun…

…………………………………..

Sen kırların çiçeğisin şakayık….

16 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : yazı

HERŞEYİN EN GÜZELİ DOĞAL OLANI ASLINDA; BANA GÖRE

Herşey o kadar güzelki doğada..

Herşey doğal ortamında güzel aslında..

ÇİÇEKLER BAHÇELERDE, KIRLARDA…

Hayvanlar hayvanat bahçelerinde değil, nerede yaşıyorsa orada..

İnsanlar içinde öyle..Yaşamaları gereken yerler gökdelenler, çok katlı binalar olmamalı..

Ne bileyim, en çok birkaç katlı evler belki..

Yediklerimiz mesela, yetecek kadar olsa, ama doğal olsa..

Kimsenin hiç bir şeyi orjinal değil gibi..

Dünya, yeldeğirmenlerine karşı savaşıyor sanki..

Ne kentler uyumlu doğaya, ne insanlar ne yaşama tarzları ve ne de belirlenen hedefler..

Daha büyük evler, daha yeni arabalar, estetikli yüzler ve duygular..

Çocukların bile sınavlardan dolayı stres altında olduğu, marka isterim diye ağlıyacak bebeklerin olacağı bir dünya neredeyse..

Öte yanda, kronik açlık çeken ülkeler..

Evet kronik açlık..

Binlerce kişinin aynı anda öldüğü doğal felaketler..

Herşeyi yeniden ve dikkatle gözden geçirmek gerekiyor…

Durum şuna benziyor aslınsa…

"Balık deryada yaşar, ama deryayı bilmezmiş".

İnsanda dünyada yaşıyor..Ama ne onun gerçeklerinden haberli, ne de aslında kendi gerçeklerinden…

………………………………………….

Aklıma okuduğum bir şey geldi..

Avrupalı bir ekip, eski bir maya kentinin kalıntılarına, oranın yerli ahalisinden rehberler eşliğinde çıkıyorlar..

Dört beş saatlik tempolu bir yürüyüşten sonra, yerli rehberlerin ki onlar mayalıların torunları oluyor, birden yürüyüşü kesip oturuyorlar ve gözlerini kapatıp dua pozisyonuna geçiyorlar..Onları bir süre bekleyen batılı dostlarımız bakıyorlar ki bunun biteceği yok, hava da kararmakta, soruyorlar; ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Rehberlerin en yaşlısı şöyle söylüyor, yavaşça..

"Çok hızlı yürüdük ruhlarımız geride kaldı, onların bedenlerimize yetişmesini bekliyoruz".

Evet bizde büyük hedeflerimize( ! ) doğru koşarken ruhlarımızı geride mi bıraktık acaba?

………………………………………..

Ne dert kalır ne hüzün …Bir sudur akar zaman…

13 Mayıs 2008 Salı Etiketler : yazı

ÇOCUKLUĞUMUN KARTPOSTALLARINA DÖNDÜM BUGÜN;

Gün gelip de kendimin de böyle başlayan cümleler kuracağını tahmin etmezdim hiç..

Biz çocukken…Ben senin yaşındayken….Bizim zamanızda…

AMA DENİYORMUŞ İŞTE…

GELİYORMUŞ BÖYLE BİR ZAMAN DA…

Neyse daha eskiler gibi, "bugünümüze çok şükür" deyip asıl konuya dönmek istiyorum…

Eskiden daha mı farklıydı zevklerimiz, bana mı öyle geliyordu bilmiyorum. Kartpostal biriktirirdim mesela…

Renk renk, desen desen..Özellikle manzara ve çiçek resimleri..

Onları sınıflandırmak, tarih atıp bir sıraya koymak, zaman zaman çıkarıp, tek tek bakmak zevkti benim için..

Özellikle yurtdışından gelen hareketli kartpostallara bayılır, birkaç tanesine sahip olmaktan büyük mutluluk duyardım..

Çok uzun yıllar da sakladım hepsini..

Yukarıdaki resmi bulunca tesadüfen, o kartpostallara gitti aklım..Hatta annemi arayıp sorguladım, ne oldular diye…

Zaman hızlı geçiyor gerçekten..İnsan çok küçükken henüz çok zamanı olduğunu düşünüyor..Ama , karamsar olmak da istemiyorum..Yeniden kartpostalların renkli dünyasına dönmüşken hazır, çocuk gibi şen şakrak bir gün geçirmek istiyorum…

Ayrıca ömür yaşanan yıllarla mı sayılır, yoksa yapılan işlerle mi bilemiyorum…

Büyük İskender; bilinen dünyanın tamamanı ele geçirip öldüğünde, henüz 32 yaşındaydı diyor tarih kitapları… Çağ açıp çağ kapatan Fatih ise 21 yaşındaydı, büyük zaferi kazandığında biliyorum..

Konuyu daha fazla dağıtmadan ki yeteri kadar dağıldı zaten…

Bütün hayalleriniz gerçekleşsin..

Hayatınız çok güzel olsun diyorum, içtenlikle..

………………………………….

Benim annem…Güzel annem……..

11 Mayıs 2008 Pazar Etiketler : yazı

ANNELERİN EN GÜZELİNE…..BANA GÖRE….

Hepimizin annesi özeldir mutlaka…

Hayatımıza ilk giren, bizim derdimizi hiç şikayet etmeden çeken, her zaman iyiliğimiz için dua eden, en büyük korkusu bizim ölümümüze tanıklık etmek olan sevgili annelerimizin , anneler gününü kutluyor, ödenmez hakları ve bütün yaptıkları için en içten şükranlarımızı sunuyoruz…

Henüz çok küçükken anne olan, öyle ki evlendikten sonra kayınvalidesine bebek oynarken yakalanıp, azar işiten çok iyi bir anneyi minnetle anıyorum…

Anne olmayıp, anne şevkatine sahip bütün yürekler önünde de aynı saygıyla eğiliyoruz…

…………………………………………

 

Rengarenk…….

8 Mayıs 2008 Perşembe Etiketler : yazı

CENNET YA TOPRAĞIN ALTINDA, YA ÜSTÜNDE, YA DA İNSANIN YÜREĞİNDE;

Aslında bu resim bana, nedense cenneti çağrıştırdı..

Hani en güzel şeyler ona benzetilir ya belki o yüzden..

Gözlerin güzeli cennete benzetilir mesela..Ya da ne bileyim, güzel bir yer "cennet gibi" diye nitelendirilir hani..

Huzur veren bir yer için de "cennet" ifadesi kullanılır …

İnsanların binlerce yıllık hayali, özlemi ve belki de iyi bir insan olmanın ödülü CENNET..

Bu yüzden, bu resmin güzelliği benim de aklıma onu getirdi..

Bugün günün bu engüzel saatlerinde, sabahıın serinliğinde ve sakinliğinde yazarken, yine düşünüyorum…Gerçekte nedir cennet…

Yani yaşarken….Yani dünyada..

Bir çok kişi başka türlü düşünebilr, ama dünyadaki cennet, herhalde gönülde olandıR..Yani insanların gönlünde iyi yer yere sahip olmaktır, gerçek dostlara, gerçekten sevebilen, şevkat dolu bir yüreğe sahip olmaktır belki, ya da bu anlama gelen birşey diye düşünüyorum..

Bir çiçeğin kokusunda, bir bebeğin gamzesinde, bir kuşun kanadında belki..

Küçük bir çocuğun neşesinde..Eve okul dönüşü kapıda duyulan, annenin yaptığı biber dolmanın kokusunda belki..

Mutlu olmak için çok şeye ihtiyacımız yok aslında..

"Cennet" dünyada sadece, insanların yüreğinde..

Sevgilerimle..

…………………………….

Nar Ağacı değilem….Her gelene eğilem..

7 Mayıs 2008 Çarşamba Etiketler : yazı

BİR SABAH KAHVESİ İÇELİM Mİ??

Hatırlıyorum da eskiden komşular, birbirine çatkapı gidebilirdi..

Sabah erken saatlerde bile, dış kapıdan içeri, "hu komşu" diye veya komşunun adıyla seslenilirdi..Evin beyi işe gönderilmiş, anne ve kızlar, keyif çayı eşliğinde günlük yemek, ev işi programını yaparken, komşu masaya davet edilir, Allah ne verdiyse buyur edilirdi..Ne sıkıntı ne stres..Ne günlerce önceden başlayan hazırlanma prosedürü..

Çok çok, temiz; tabak, çatal, bıçak ve bardak, bitmişti..Komşu da genelde nazlanmaz, evin kızlarına akran gibi takılır, şen şakrak sohbet edilirdi…

ÖYLEKİ; BİRİ BİRKAÇ GÜN GÖRÜNMESE MERAK EDİLİRDİ..

Özellikle uzun yaz günlerinde o kahvaltı masalarının daima sonradan gelen konukları olurdu..Bu adetti..Herkes için de aşağı yukarı geçerliydi.

Kahvaltı masaları, genelde evin arka bahçesine, bir ağaç altına kurulur, toplandıktan sonra orada, öğle yemeği ile ilgili hazırlıklara genellikle komşulardan birinin eşliğinde devam edilirdi..

İlişkiler sıcaktı gerçekten..Apartmanlara taşınınca insanlar, komşuluk ilişkileri maalesef, o eski sıcaklığını kaybetti..

O eski bahçeli, evler mütahitlere devredildi, bir daire veya dükkan karşılığında..

Komşuluk ilişkileri, yine yaşatılmaya çalışılıyor belki ama, kesinlikle çok daha soğuk ve resmi..

Kimse kimsenin masasına teklifsizce, davet edilmeden oturabilme yakınlığında değil artık..Ya da bana öyle geliyor..

Ama bugün bu nar ağacının altında , kahvaltıya bana davetlisiniz arkadaşlar…

BEKLİYORUM..

……………………….

Sayfalar : 1 [2] 3 4 5 6 7 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.