Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Ayna ayna söyle bana….

6 Haziran 2008 Cuma Etiketler : yazı

HERKES KENDİNİ BEĞENİR BEĞENMESİNE AMA!!!….

Nerden geldi aklıma bilmiyorum..Ama nergisi çok sevdiğim için olsa gerek onun adının narsizmle anılması beni rahatsız ediyor…

Narsizm, yani kendine aşık olacak kadar kendini abartma ilgili bir kavram..

Narsisizm yani kendini beğenmişlik hastalığı.

Mitolojide Narsizm

Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi.
Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos’un mitolojik öyküsünü aktaracağız.

Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür.

Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır.

Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler.

Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür.

O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur.

O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

 (Alıntı)

Evet bu kadar güzel bu kadar, umut veren bir çiçek niye bu kavramla birlikte anılır diye çok üzülürüm eskiden beri..

Umut verir çünkü, kış ortasında açar…

Tek tesellim "güzelliğinden olsa gerek", gerçeği…

Hani şu zemheri diye bilinen kuru ayazlarda..Ocak ayında..Mütevazi bahçeli evlerin bahçelerini süsler..

Hatta evin çocuğu veya babası satar bir köşe başında , bahçeden toplanmış küçük nergis destelerini..

Ya kokusu…

Bu anlatılmayacak kadar güzel bir koku..Üstelik küçücük bir deste odayı hemen, ve günlerce doldurur..

Çok güzel çiçektir nergis..

Ve kendini gereğinden fazla beğenmenin  ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmak istercesine, daha çok mütevazi evlerin bahçelerinde açar..

Büyük çiçekçilerde değil, daha çok küçük satıcılarda köşe başlarında satılır..

Aslında herkesin vardır mutlaka güzel bir yanı…

Görmek için bakmak, duymak için dinlemek gerekir..

Bazıları diliyle değil, gönlüyle konuşur…

Gönüllerin açık olması gerkir o yüzden..

Kendini beğenmekse manidir tüm bunlara..

İnsan o kadar meşguldür ki kendisiyle, görmez, duymaz ve de anlamaz..

NE KÖTÜ..

…………………………

Cumanız hayırlı olsun…

………………………………..

Yüksek dağın kuşuyum da, selviye konacağum…

3 Haziran 2008 Salı Etiketler : yazı

BURADA YAŞAMADAN HİÇ OLMAZSA BİRKAÇ GÜN, YAŞAMIŞ SAYILIR MI HİÇ İNSAN??

Acaba bana mı öyle geliyor, yoksa Karadeniz yaylaları hakikaten insana cennette olduğu hissini mi veriyor??

İnsanın yolu daha Karadenize döndüğünde bile, bambaşka bir aleme gelmiş gibi oluyor..Dağ başları dumanlı, kayaların , taşların üstü bile sürünücü çiçeklerle kaplı..

Bambaşka bir dünyanın kapılarının aralandığını hissediyorsunuz..İlk hissedilen şeyse, çok net bir huzur..

Yeşil o kadar çok ve farklı tonlarda ki, inanamıyorsunuz….

Renk bilginizin Karadenizde açan çiçekleri tanımlamakta ne kadar yetersiz olduğunu anlıyorsunuz…

Biraz kıskanıyorsunuz sanki, bu güzellikler içinde doğan ve yaşamak bahtiyarlına erişenleri…

Burada yaşayanlar ne kadar şanslı olduklarını biliyor mu acaba diye düşünüyorsunuz elinizde olmadan..

Uzakdan uzağa, bir tulum sesi duyuluyor..Biraz çoşkulu, biraz hüzün dolu…

Renk renk yayla çiçekleriyle dolu bir patikadan yürüyorsunuz, o güzelleri incitmekten korkarak…

Temiz havayı tenefüs ediyorsunuz, hafif bir burukluk duyarak..

Yanan bir ateşin kokusu geliyor burnunuza…Burada kuru ekmek yemenin bile bir mutluluk olduğunu anlıyorsunuz…

……………………………………

 Bütün ömrümüzün bir Karadeniz yayalasında yaşanmışçasına huzur dolu olması dileğiyle…

………………………………………

Ağlamak güzeldir…Süzülürken yaşlar gözünden…

31 Mayıs 2008 Cumartesi Etiketler : yazı

BEN AĞLAMIYORUM ASLINDA; GÖZÜME BİR ŞEY KAÇTI DA!!!….

Ağlamak çok güzeldir aslında..Ama nedense bazan bir acizlik gibi kabul edilir ve gizlenmeye çalışılır…Gözüme bir şey kaçtı, şeklinde beylik yalanlarla üstelik…

"ERKEKLER AĞLAMAZ" DENİR..

Sanki erkekler kalp taşımaz, acı çekmez, sevinmez ya da üzülmez gibi..

Bazan da "çocuk gibi ağlama" denilerek yetişkin olmakla , çocuk olmak arasına bir gözyaşı çizgisi çekilir, acımasızca…

Kimi zamanda "kadın gibi ağlama" denilerek kadının sulu gözlülüğüne veya acizliğine atıfta bulunulur, biraz da aşağılanarak…

Bazan en sevdiğiniz insanın ölüsü başında bile,

"ağlayıp düşmanları sevindirme "denilecek kadar, ileri götürülür, ağlamaya yüklenen yanlış anlamalar…

Oysa ağlamak çok insani bir duygudur…

Ağlamak; sevinince ağlamak, üzülünce ağlamak, hatta sinirlenince ağlamak çok güzeldir ama, bilen bilir..

Ağlayamamak, bir düdüklü tecerede buharın birikmesi gibi, insanın sinir katsayısını arttırır..İnsan bir çeşit saatli bombaya dönüşür..

Hatta daha kötüsü kalbi katılaştırır belki…

Resimdeki çiçek, "Ters lale" ya da "ağlayan gelin" olarak biliniyor…

Daha çok Doğu Akdenizde ve Güneydoğu Anadoluda yetişiyor.. Ülkemize özgü, en güzel çiçeklerden biri..İlk göreni güzelliğiyle, şaşkına çeviriyor..

Baharda açıyor, bir süre sonra, tohumlarını bırakıp sesizce kaybolup gidiyor..Bir sonraki yıl baharda, bütün güzelliğiyle gelmek üzere…

Onun bu, büyüleyici, çok zarif güzelliği mi, yoksa başını eğmiş, mahsun hallerimi ilham vermiş ismini koyana, bilinmiyor..

Ama kendisine ağlayan gelin ismi kuşkusuz çok yakışıyor…

 “Ters Lale”, dünyanın en nadide çiçeklerinden biri. Geçmişte Hakkari Bölgesi’nde yaşayan Asuri’lerin her sabah su yaydığı için ‘Ağlayan lale’ adını verdiği de rivayet ediliyor.. 

Ve bu yüzden Asuri’lerin kutsal saydığı “Ters Lale”, günümüzde de çok değerli. Boyu 75 santimetreyi bulan, her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü doğa harikası çiçek, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nca koruma altına alınmış, korunuyor.

Çiçeklerin anlamına baktığımda ağlayan gelinin karşısında, "isyan" yazıyordu..

Yorumsuz bırakıyorum..

…………………………….

Ağlamalarımızın, hep güzel sebeplerden olması dileğiye…

Ağlayan gelin bir kır çiçeği, unutmadan…

…………………………………..

 

Geçsin günler haftalar…Aylar mevsimler yıllar…

28 Mayıs 2008 Çarşamba Etiketler : yazı

SARI PAPATYALAR; YAZIN GELİŞİNİ MÜJDELER….

Bugün sabah bana ilk bakışta ilginç gelen birşey duydum..

"Başarıya giden yolu bilmiyorum ama, başarısızlığa gideni biliyorum; HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞMAK"

Billy Cosby tarafından söylenmiş..

Gerçekten davranış bilimciler de benzer şeyleri söylüyor..

Çevrenizdeki insanların; üçte biri sizi sever, üçte biri sevmez, üçte biride nötrdür…Yani size karşı iyi ya da kötü birşey  hissetmez diyorlar..

Bazı insanlar daha çok, veya daha az sevilebilir..

AMA ÇOĞUNLUK BU DAĞILIMA UYAR DİYORLAR…

Özetle herkesi mutlu  etmeye çalışmak bizi başarısız ediyor anlamı çıkıyor..

En azında herkesin mutlu etmeye, ya da herkese kendimizi sevdirmeye gücümüzün yetmeyeceği sonucu çıkıyor..

Bilim böyle diyor..

Asıl olan önce kişinin kendi mutluluğudur…

Kendisi mutlu olmayan biri başkasını mutlu edemez deniyor..

Ve herkes sizi sevsin diye uğraşmayın, bu mümkün değil, ayrıca gereklide değil…

Biraz karışık gibi ama, başarılı olmanın yolu herkesi memnun etmekten ya da herkesin bizi sevmesinden geçmiyor…

Bunu öğrenmek iyi geldi bana şahsen..

Hepimizin etrafında vardır zaten…Bizi şu veya bu nedenden seven ya da sevmeyen…

Bu bizimle ilgili bir sorundan kaynaklanmıyormuş, bu çok güzel…

Herkesi memenun etmeye çalışmamızda gerekmiyormuş, bu da güzel…

Bence yukarıdaki papatya tarlası da güzel..

Aynı zamanda saçların rengine açmakta kullanılan bir yanıda var..

Papatya tarlasının üzeri bulutlu…

Bu da güzel…Gökler, gözler ağlamadan, topraklar ve gönüller nasıl yıkanır..Nasıl bereketli tarlalara dönüşür…

Arada bulutlanmak, ağlamak da güzel…

……………………………

İnsan olmanın gereği bu..

Kolay mı yaradılanın en yücesi olmak..

……………………..

Susamış topraklar gibi gönüller…..

29 Mayıs 2008 Perşembe Etiketler : yazı

UMUT DÜNYA KURULALI BERİ VARDI VE OLMAYADA DEVAM EDECEKTİ…

Bir kısa öykü okumuştum uzun yıllar önce…

Çok genç bir kadın, aniden ölüyor…Ailese büyük bir gama yasa gömülüyor..

Ama ölü o kadar yaşıyor gibi ki, kimsenin bu zamansız ölüme inansı gelmiyor..

Tam kefenleyip yüzünü kapatırlarken kadın güler gibi oluyor…Cenaze evi bir anda dalgalanıyor, sevince boğuluyor..

O sırada bunu duyan , genç kadının büyük babası yan odadan koşup geliyor..Torunun yüzüne bakıyor son kez, ve diyor ki, "yüzünü kapatın , o gerçekten öldü", anne kabul etmek istemiyor..Ama dudağının kenarındaki hande(gülümseme) diyecek oluyor..

Dede yine acıyla gülerek, "o" gerçekten öldü, dudağının kenarındaki handeye gelince, o UMUTDU" diyor ve iki büklüm odayı terk ediyor..

Yani umut, insanları aslında can çıkmadan terk etmiyor..

Öyle de olması gerekiyor…

Ne yöne baksam umutsuzluk görüyorum..İşsizlik, doğal afetler, sınavlar, kazalar..

Bütün dünya sanki bir felaket yumağı gibi görünüyor..

Ama şu unutulmamalı, umut her zaman ve herkes için var..

Yaşamın temellinde bu var çünkü..

Ben hala insanlara inanıyorum..

Hala masalların var olduğu bir dünya hayal ediyorum..

Her şeye rağmen, dünya için umut var diyorum…

Umudumuzun hiç kaybolmaması dileğiyle…

…………………………………

Resimdeki çiçekde ki o bir papatya, sanki beni doğrulamak istiyor…

…………………………………

Yaz yağmurum..Kış gülüm..

4 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : yazı

DENİZ KELİMESİ EN ÇOK HUZURU ÇAĞRIŞTIRIYORMUŞ; YA SİZ DE??

Anketlerde sorulduğunda, deniz kelimesi büyük çoğunluğun aklına huzuru getiriyormuş..

Nedir huzur aslında??..Denizlerin sonsuz maviliğinde aranan,  malla mülkle yeri doldurulamayan…

Hep aranan hep özlenen..

Aslında bütün tercihlerimizde bize yön veren bir kavram..

Hayatın saç ayaklarından biri..

Arkadaşlarımızı bile seçereken bize huzur verenini seçeriz değil mi??

Bizi anlayan, yormayan, sorgulamayan, değiştirmeye çalışmayan, olduğumuz gibi kabul eden ve koşulsuz seven….

Onları nasıl da ayırt ederiz, bir sürü insanın arasından..

Evet tonlarca toprağın arasından bize mutlulukla parlayan  elmas parçaları gibi gülümsemelerinden..İç dünyamıza sessizce bakan, o derin gözlerinden..

Her koşulda bize sahip çıkma yürekliliklerinden..

Ne kadar değerli olduklarının farkına bile varmadan, nasıl mutluluk verdiklerini, nasıl özel olduklarını, hiç bilmeden…

Arkadaş, eş, adı ne olursa olsun veya her ikisi birden, nasıl kolaylaştırır varlıkları, hayatlarımızı..

Bazan yaşamla ölüm arasında bir köprü olur varlıkları, onlar hiç farkında olmadan…

Bazan ağrıyan başımıza aspirin..

Çok açıkmışken yenilen, dumanı tüten bir ekmek bazan..

Bazan sevgi üzerine bir şiir..

Bazan bir volkan, kötülerin üzerine patlayan..

Evet huzur veren insanlar, deniz gibi..

En mavisinden..En sıcağından….

AKDENİZ  gibi..

……………………………..

 

Seni kırda görmüşler…

27 Mayıs 2008 Salı Etiketler : yazı

HATMİ, HATMİ; GÜZEL HATMİ…

Sevgili HATMİ…..

Henüz açmadı buralarda..Ama açmıştır belki bir yerlerde…

Kırların çiçeği, öksürük ilacı hatmi..En çok beyaz açar yol kenarlarında…..Ama bazan, pembeli, bordolu…

Çok eskiden, okuduğum bir kitapta, tarlada ekin biçen , son derece yoksul bir çiftin sevgi öyküsünde başrol oynadığı için belki, hatmi bana, çok da duygu yüklü bir çiçek gibi gelir..

Her yer onunla doludur..Doğanın henüz bozulmadığı yerlerde…

Bazan bahçelerde de raslanır kendilerine..

Bahçe çiçeklerini de kendine hayran bırakır, görmüş geçirmiş, havasıyla…

Hem zirvelerde, hem sahilde, hem bahçede, hem tarlada yetişebilmenin ,avantajıyla…

Çiçek de değildir sadece..İlaçtır aynı zamanda…

Aslında bir dal hatmi bile, bize ne çok şey anlatır….

………………………………………………………..

Kahvaltıya gelir misiniz?…

25 Mayıs 2008 Pazar Etiketler : yazı

BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARSA!!…

Bugün diyorum bir kahvaltı sofrası hazırlasam..

Ama hiç abartmasam..Allah ne verdiyse hesabı..

malum gelecek olanlar kalabalık, masaya sığmayız belki, yere bir örtü yaysam..Üstüne bir sini..

Ne bileyim, patates kızartsam, çay demlesem, dışardan gelenler daha girmeden duysa o kokuları, gülerek girseler içeri..

Maksat yemek değil ki…

Aslında böyle sofraların etrafında paylaşılan;

biraz yalnızlık, biraz dostluk ve toplamda HAYAT değil mi??

Herkesi bekliyorum..

Kimse unutulmasın..

………………………..

Deniz feneri…..

23 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : yazı

AĞLAMA OLMA MAHZUN, GÜLEREK BAK YARINA………..

Bilmiyorum ne yazsam diyorum..yazmam da gerekmiyor ya, aslında..

Hani Şairin dediği gibi…

"Baki kalan gökkubbede, bir hoş seda imiş" misali…

Bizimki belki de gök kubbede bir hoş seda bırakmak gayreti…

Büyük küçük farketmiyor, sanki…

Resim aklıma deniz fenerlerini getirdi..

Aslında hepimizin hayatında var deniz fenerleri..

Bir şekilde ana yollardan ( mesela anne gibi), ya da tali yollardan giren biri hayatımıza, öğretmenlerimiz gibi, arkadaşlarımız gibi…

Hayatımıza girmiş, bize yol göstermiş, karanlıklarda yön bulmamıza yardım etmiş kişiler..

İşte onlardır…

DENİZ FENERLERİ…

Aslında tesadüflere inanmam ben…

Koca kainatda, tesadüfen gerçekleşen tek birşey yoktur bence..

Ama bizim için kolaydır açıklayamadığımız olaylara tesadüf demek…

Hani bir söz vardır;

"Kul daralmayınca hızır yetişmez diye"..

İşte öyle olur genelde..

Bazan çok ciddi bir probleminiz olur, boğuşur durursunuz..Çevrenizden bir sürü şey duyarsınız ama bunlar kafanızı daha çok karıştırmaktan daha başka bir işe yaramaz…

Sonra mesela, seyahat ederken, yanınızdaki koltuğa yaşlı bir hanım oturur ..Konuşkan da değildir aslında..Bir saat sessizce gittikten sonra size alakasız bir anı anlatır..Aradığınız cevap orada gizlidir işte…

Yaşlı hanım ilk durakta iner, gider..Ne siz görürsünüz bir daha onu ne de o sizi..Ama sizin sorunuzun cevabı gelmiştir…

Kalıcı olanları da vardır..Hayatınıza giren ve bir daha asla çıkmayacak olanlar..

Ama hepimizin hayatında mutlaka vardır, deniz fenerleri…

Hayat gemisini, kayalara çarptırmadan limana ulaştırmamıza yardım edenler…

Ama bunlardan biri,mutlaka;

"İSKENDERİYE FENERİ" gibidir…

Işıkları, uzaklardan çok uzaklardan bile, size yön gösterir..

Sizin yok mu??

İyi düşünün mutlaka vardır??

………………………

Hayatlarımızda deniz fenerleri olması ve başkalarının hayatına ışık olmamız dileğiyle….

…………………………

 

 

Kırmızı gülün alı var…….

18 Mayıs 2008 Pazar Etiketler : yazı

ÇİÇEKLERİN EN GÜZELİ; KİMİLERİNE GÖRE…..

Rivayet odur ki, çiçekler ilk yaratıldığında, kraliçeleri

Nilüfermiş..Nilüferlerin, suyun üzerinde nazlı nazlı yüzer halleri her göreni büyülermiş..

Nilüfer, kraliçelikten memnunmuş memnun olmasına ama, biraz tembelmiş..

Sabahları uyanmakta biraz güçlük çekermiş..

Onun bu uyku merakı diğer çiçekleri canından bezdirmiş..

Yeni kraliçe; gül ve hatta  "kırmızı GÜL",

OLARAK BELİRLENMİŞ VE O GÜN BUGÜN KENDİSİ ÇİÇEKLERİN TAÇSIZ KRALİÇESİYMİŞ..

Bunlar işin hikaye kısmı zaten..

Asıl olan güllerin, özellikle kırmızı güllerin, birçok insan üzerindeki çarpıcı etkisi..

Bir çok rengi ve çeşidi olmasına rağmen kendileri gönüllerde, ayrı bir yere sahip..

O yer ki, onu en özel, en güzel duyguların ifadesinde bir elçi yapmış..

Bütün çiçekler güzelmiş güzel olmasına, hepsi ayrı ayrı dünyanın süsü, inceliği, zerafetiymiş ama, kırmızı gül bir çoklarının gönlünün birtanesiymiş..

……………………………………

Hayatlarınız, kırmızı güller kadar güzel olsun diyorum, içtenlikle…

………………………………..

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.