Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Temmuz, 2008

Sarmaşık çiçeği…

31 Temmuz 2008 Perşembe 4 Yorum »

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ; HAYALİ CİHAN DEĞER….

Bu bir sarmaşık çiçeği..

Yaşam tarzı basit..

"Erken yatarım , erken kalkarım" misali…

Sabah erkenden uyanıp, açar maviş gözlerini..

Sıcak yaz günlerini, gözleri, gönülleri renklendir, gün boyunca kendileri..

Akşam olunca erkenden uyur..

Kapatır yapraklarını, ertesi gün görüşmek üzere…

Bir ev hatırlıyorum, çok sevdiğim bir hanıma ait..Yol üstünde..

Sabah namazıyla uyanıp bir daha uyanmayan temizlik hastası ve inanılmaz güzellikte yemekler yapan biri..

O hanımın evinin alçak bahçe duvarı, bu sarmaşığın meskeni..Yıllarca sürüp giden beraberlikler bunlar..

O sarmaşık, o evin klasiği..

BAŞKA YERDE AÇMAZ MI?AÇAR TABİ..

Ama orada yıllanmış artık..

Evin hanımınıN dostu olmuş, hatta en yakın arkadaşı…

Çiçekleri bir çok insanın mutluluğu olmuş..

Tembel değil kendileri..

Evin hanımıyla çiçeği, bütünleşmiş gibi..

Erken yatıp erken kalkmaktı, onların yaşam biçimi..

Sade, duru yaşadılar ömürlerini..

…………………………..

Artık olmayan; o evin hanımının ve çiçeğinin aziz anısına…

Saygılarımla..

……………………………..

Mavi gök..Mavi Deniz ve Mavi papatya…

30 Temmuz 2008 Çarşamba 6 Yorum »

PAPATYANIN HER RENGİ GÜZEL AMA..BU DA MAVİ OLANI…

EN GÜZEL ÇİÇEKLERDEN BİRİ KENDİLERİ…

Son yıllarda herkesin ağzında sakız olan kelimeler var..

Organik tarım, organik tekstil…

Küresel ısınma mesela….

Herkes konuşuyor..

Ama hala kimse tehlikenin, tam olarak farkında değil gibi…

Suyumuz, havamız, toprağımız hızla kirlendi ve kirlenmeye devam ediyor..

Hergün bazı bitki ya da hayvan türleri yok oluyor..

Küçük çıkarlar için belki..

Kazanılan paranın miktarı, kaybolan değerler gözönünde tutulduğunda, daima küçük kalıyor..

Üstelik bu güzellikler hepimize ait..

Kimsenin kişisel malı değil ki..

…………………………..

Bu çiçek, bir tür papatya..

Daha çok soğuk seviyor gibi..

Onunla benim tanışmam, çok güzel bir yaylada olmuştu..

Çok küçükken..

Muhtemelen rengini sevdim önce…

Çok güzel mor-mavi çiçekli..

En çok sevdiğim iki rengin, harika bir sentezi gibi..

Çok sayıda açıyor, uzun süre kalıyor….

Onun önünden gelip geçmek bile beni çok  mutlu ederdi..

……………………

Şöyle bir düşünmek gerekiyor..

Böyle çiçeklerle dolu bir mekanda, bahçesinde mavi papatya olan bir ağaç altında mesela çay içmek mutluluğu nasıl paraya tahvil edilir, ya da bu güzelliklerden niye vazgeçilir?..

İnsanın aklı almıyor..

Aklıma eski bir yayla geliyor..

Henüz şebeke suyu yokken, sadece kuyu suları kullanılarak yaşanabiliyordu..

Kuyu yaz başında, ev sahipleri geldiğinde, genellikle tam olarak dolu oluyordu..

Öyle ki, kovayı üstten daldırarak su alabiliyordunuz..

Su daima dikkatli kullanılıyor, ağzı özenle kapatılıyordu..

Bulaşık durulama suları bile ziyan edilmiyor, genellikle kuyunun yakınına ekilen başta adalya olmak üzere bu nadide  çiçekleri sulamakta kullanılıyordu..

Herşey tertemiz, pırıl pırıldı bu evlerde..

Suyu dikkatli kullanmak hijyene mani olmuyordu yani..

Yemekler bozulmasın diye bazan, kovayla kuyuya sarkıtılıyordu..

Malum her evde buzdolabı yoktu henüz..

Bazan karpuzlar veya kavun ya da üzüm gibi meyveler aynı yöntemle soğutuluyordu..

Çok yağmur yağıyordu o dönemler..

Hemen hemen her öğleden sonra..

Herşey doğaldı..

O kadar ki açığa konan ve yağmur suyuyla dolan kovadaki sularla, çamaşır yıkanabiliyordu..

İnsanın inanası gelmiyor ama, bütün bunlar gerçekti..

Kuyudan alınan, bakır kovalara konulup, ağzı bakır bir kapla kapatılan sular, içme suyu olarak kullanılıyor, kaynatılmıyor ama insanı hasta da etmiyordu..

Tadına ve soğukluğuna gelince abı hayat gibiydi..

Koşuştururken etrafta, ne gözünüze ne de ayağınıza naylon poşetler, teneke kutular çarpmıyordu..

İNSANLAR KANAATKAR; ÜRETİRKEN CÖMERT, TÜKETİRKEN TUTUMLUYDU…

Peki şimdi ne değişti?

Bunu tam olarak söylemek zor..

Gelişim ve değişim kaçınılmaz, üstelik gerekli..

Ama dengeleri iyi ayarlamak lazımdı..

Maalesef ayarlanamadı…

Hala vakit var belki…

Ama önce tehlikeyi görmek gerekiyor…

Mavi papatya gördünüz mü hiç bilmiyorum..

Ben görüyorum son yıllarda yaşadığım şehirde..Ekili olduğu bir yer biliyor, yolumu mutlaka oradan geçiriyor, göz boncuğu gibi, mor-mavi bu güzel çiçekleri görünce çok mutlu oluyorum, tıpkı eskiden olduğu gibi…

Mavi huzurun rengi, papatya ise çok özel bir çiçek…

Bunları bir araya getiren bir çiçek, nasıl güzel olmaz ki..

İnşallah diyorum, papatyalar, güller  menekşeler, yaseminler ve bütün çiçekler her zaman bizimle kalır…

…………………………………….

Çiçeksiz bir dünyayı hayal bile edemiyor, etmek de istemiyorum…

İçinizdeki ve çevrenizdeki çiçeklerin hiç kaybolmaması dileğiyle..

Tüm okurlarıma mavi papatyalar benden, tüm içtenliğimle..

………………………..

Sevgi, insanı birliğe, bencillik de yalnızlığa götürür.

SCHILLER

……………………………

Kardelen..umut çiçeği..

29 Temmuz 2008 Salı 5 Yorum »

KARDELENE SEÇME ŞANSI VERİLSEYDİ, KARDELEN OLMAYI SEÇER MİYDİ ACABA??

Hayat seçimlerimizin bir toplamı gibi görünüyor..

"Her konuda, farklı yol seçenekleriniz vardır, siz bu yollardan birini seçer ve diğer yolların nereye gidebileceğini asla öğrenemezsiniz, sadece tahmin edebilirsiniz" deniliyor..

"Başarılı bir hayat" doğru seçimleri yapmaktan geçiyor belki de..

Toplum başarının ölçütlerini de koymuş kendince..

Bunları yeniden bulmak için, vakit kaybetmeniz gerekmiyor..

Daha doğduğunuzda belli değil mi zaten, diliniz , dininiz, aileniz, ten renginiz, hatta gelecekte yaşamanız olası sağlık sorunları bile..

İsminiz, şehriniz ve daha neler neler…

Hayat size sadece detaylandırmak seçimini sunuyor..

Bütün bunları değiştirmek, hayatını başladığı noktadan tamamen olmasa bile büyük ölçüde başka bir noktaya taşıyabilmek becerisine sahip insanlar yok mu peki çevremizde veya tarihimizde??

Var tabi, olmaz mı?..

Bunlar genelde, azimli, gayretli biraz da kendi doğrularına çok inanan ilkeli tipler gbibi görünüyor…

Bu tanıma uymayanlarda olabilir…

Belki biraz sıradışı, olanlar…

Bilmiyorum..

İncelemek gerek..

Başı önünde, kardelene gelince;

O da sıradışı bir çiçek, herşeyi ile..

……………………………..

 Kardelen, bir çenekli çiçekli bitki familyalarından nergisgiller (Amaryllidaceae) içinde sınıflanan Galanthus cinsi bitki türlerinin ortak adıdır. Türkiye‘de halk arasında, "kardelen"den başka "garipçe", "Öksüz Ahmet", "aktaş", "boynu bükük", "karga soğanı","akça bardak" gibi yerel adlarla da anılan bu türler çok yıllık, soğanlı ve otsu bitkilerdir.

Kardelenler, tıbbi açıdan önemli oldukları düşünülen bitkilerdir:

  • Türkiye’de halk arasında, toprak üstü kısımları kalbi kuvvetlendirici, mideye iyi gelen bir bitki; toprak altı kısımları ise taze haldeyken ezilerek, çıbanları olgunlaştırmak için hazırlanan lapa olarak kullanılır.
  • İçerdikleri ve ilaç olabilme olasılığı bulunan alkaloit ve lektinler nedeniyle, çok sayıda araştırmaya konu olmaktadırlar.

Türkiye’de 14 türünün doğada yetiştiği bilinen kardelenlerden bazılarının soğanları Türkiye’nin ihraç ürünleri arasında bulunmaktadır. Galanthus elwesii ile Galanthus ikariae ve/veya Galanthus latifolius adlı türler, uzun yıllardan beri ve başta Hollanda olmak üzere bazı ülkelere, "süs bitkisi" adı altında ihraç edilmiştir.

Güncel durumda, Galanthus elwesii ile Galanthus woronowii türleri dışındaki kardelen soğanlarının doğadan toplanarak ihraç edilmesi yasaktır.

Bahsi geçen ve Türkçe’de sırasıyla "Toros kardeleni" ve "Karadeniz kardeleni" olarak anılan iki türün soğanlarının ihracatı ise sınırlandırılmıştır.

……………………..

Kardelen bir semboldür aslında..

Bilenler bilir..

Zirvede açan bir çiçek o, zorlu bir kıştan sonra gelen baharın güzel müjdecisi..

Bembeyaz zarif boynuyla, kara, dondurucu soğuğa, ayaza rağmen açabilen bir çiçek..

Karlı dağlara çıkmadan, onu göremezsiniz..

Zorlu geçen bir kış yaşamadıysanız eğer, onu görünce yeteri kadar şaşırıp, sevinemezsiniz..

Kardelenin, açmak için ne kadar zorluk çektiğini hayal bile edemezsiniz..

Kardelen bir simgedir..

Zorlukların üstesinden gelinebileceğinin, "hayatı" umudun ve sevginin yaşanabilir hale getirdiğinin, en zor koşullarda bile saf ve temiz kalınabileceğinin..

Bilmiyorum..

Bu kadar güzel bir çiçek gördünüz mü??

Kara kış yaşayan şehirler ve onların tevekkül sahibi insanları onu çok iyi bilirler..

…………………….

Kandiliniz hayırlı olsun..

Umut, sevgi ve huzur hayatınızın üç ayağı olsun…

Gönüllerinizde kardelen çiçekleri açması dileğiyle…

………………………..

Bu da günün sözü;

İyi geçinme, iki kimsenin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleri ile olur.

A.TOQUEVILLE

…………………………

Ben bir ceviz ağacıyım..

25 Temmuz 2008 Cuma 7 Yorum »

CEVİZ AĞACI AKLIMA HEP ÇOK GÜÇLÜ, BİR O KADAR DA DEĞERLİ İNSANLARI GETİRİYOR NEDENSE…

Tatil denince bir çok kişinin aklına deniz kenarları, aynı anda 300-500 kişinin yemek yediği, devasa mekanlar geliyor nedense..

Tercih meselesi..

Ama bazılarını da bunun düşüncesi bile yoruyor olabilir..

Yukarıdaki resmi görünce, bahçesi adalyalarla dolu, " insan burada yaşasa, herhalde çok huzur duyar" diye düşündüm elimde olmadan…

Geceleri sırta alınan bir hırkayla dışarıda oturulsa, gece böceklerinin sesleri dinlense, dost bir yüreğin yandaki varlığını duyarak, demli bir çay eşliğinde..

Yıldızlar izlense..

Nedense bir türlü tam olarak öğrenilemeyen yıldızlar tanınmaya çalışılıp, samanyolu görülse..

Hafif esintiyle gelen, çam kokularıyla karışmış, dağ çiçeklerinin kokusu çekilse ciğerlere..

Huzurla uyuyup, gün doğarken hafif üşüten serin, aydınlık sabahlara uyanılsa ruhlar dinlenmiş olarak..

İkinci resime gelince;  ikisi bir arada misali..Biri sarmaşık..Yabani..Kendiliğinden çıkıyor çoğu yerde..

Ama bir özelliği var, çok dayanıklı..Kuruduğunda bile tutunmak için attığı el misali sürgünlerini, koparmak mümkün olmuyor..Yaz kış yeşil kalması da cabası..

Duvara sarıldığında, zamanla onu yıkacak kadar azimli..

Ceviz ağacıyla birlikte güzel göründü gözüme..

Cevize gelince, onu başka bir zaman yazmak isterim..

Çünkü çok güzel bir ağaç bence..

……………………………

 Not:Sarmaşıklı ceviz ağacı fotoğrafı görünmediğinden, değiştirilmiştir..

…………..

Hayırlı Cumalar…

25 Temmuz 2008 Cuma 6 Yorum »

Yazılarımı okumak, yorum yazmak nezaketini gösteren herkese selamlar içtenlikle..

Cumanız hayırlı olsun..

…………………………

Karanfil deste gider…Kokusu dosta gider…

24 Temmuz 2008 Perşembe 7 Yorum »

KARANFİL DENİNCE AKLIMA EN ÇOK ŞİRİN BAHÇELİ EVLER GELİYOR NEDENSE…

Karanfil biraz haksızlığa uğramış değeri az bilinen bir çiçek sanki..

Halbuki o kadar güzelki…

……………………….. 

Karanfil: Karanfiller (bahçe karafilleri) karşılıklı, ensiz, sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı otsu bitkilerdir.

Dalcıkların ucunda tek tek yada topluca bulunan çiçekleri beyaz, pembe yada kırmızı renklidir.

Her çiçek bir çanakçık oluşturan dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Bahçe karanfili en ünlüsüdür.

Bu karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır. Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır.

Bahçe çeşitleri genellikle fideyle çoğaltılır ve iki yıllık yada çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir.

Kır karanfili (dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve ince saçaklı taç yapraklıdır.

İki yıllık yada yıllık olan Çin karanfili (diantus sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir.

İki yıllık yada çok yıllık bir karanfil türü olan kıllı karanfil yada hüsnü Yusuf olarak da bilinen (diantus barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür.
Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon yada şurup halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi 2000 den fazla türü vardır.

  ……………………..

www.toptancicekci.net/karanfil.php

……………………………..

Son yıllarda ithal çiçeklerimiz var..Tanesi bir deste çiçek fiatına satılan..

Onlarda çok güzel evet ama, sanki kendi çiçeklerimiz çirkin mi?

Karanfil öyle bir çiçekki..

Masallarda ki Sinderella gibi..

Gündüzleri çok mütevazi bir elbiseyle, çok iyi iş yapabilen birinin, gece giyinince büyüleyici bir prensese dönüşmesi gibi..

"O" hem çok mütevazi evlerin en güzel çiçeği olabilirken, en gösterişli mekanlarında baştacı olabilecek güzellikte..

Çocukken her evde mutlaka karanfil saksıları gördüğümü ve bu şirin evlerin,  hanımlarının birbirine sanki atomun parçalanmasından ya da kansere çare bulunmasından bahseder bir edayla, komşudaki mesela sarı karanfilden, ve biraz titiz olan komşudan bu çiçeğin bir dalının nasıl alınacağının hesabını yaptıklarını hatırlıyorum..Biraz da gülümseyerek..

Karanfil önemliydi çünkü.

Bir simge gibiydi..

Çiçekçilerde satılanlar kadar iri olmazdı ama, çok güzel kokar çok doğal görünürdü..

Karanfili olmayan eve yok gibiydi..

Karanfiller evlerin de konuşmaların da baş köşesindeydi..

Evler, yaşam biçimleri ve buna bağlı olarak çiçeklerimiz bile değişti..

Değişim doğal bir süreç..Kabul..

Ama karanfillerin değişmesi gerekli miydi?

………………………..

En içten karanfil kokulu selamlarım, okuyan herkes için..

Saygılarımla…

…………………

 

Unutma beni çiçeği…Üstelik mavi..

23 Temmuz 2008 Çarşamba 14 Yorum »

ARADA BİR BEN DE KADERE KÜSÜYORUM..

Mavi çiçekleri oldu bitti severim nedense..  Mavinin bu tonlarını hiç bir tekstilci de yakalayamaz üstelik…

Bu güzel mavi çiçeğin adı "unutma beni" ..

N e güzel değil mi??

Kim vermiş bu çiçeklere, bu isimleri merak konusu bende..

Kim bu mavi güzel çiçeğe hangi duygularla bu adı verdi bilemem, ama unutulmak yaşayan yaşamayan herkesin en çok acı duyduğu şey olmuş asırlar boyu..

Kelebeğin ömrü misali yaşamlarımız hızla gelip geçerken ve kesişirken yollarımız bir çok insanla istemli istemsiz, hep aklımıza o soru takılır değil mi?

Ya unutulursam?…

Bu da hayatın bir başka gerçeği…

Dünyada gerçekten güzel bir şey var mı acaba?

Çiçekleri saymıyorum tabii..

Onlar çok güzel evet…

…………….

Peki elde kalan ne, insan ömrü bittiğinde bir gün ve bazan da aniden..

Nedir dünyaya bizim de gelip gittiğimize dair yadigar kalan..

…………………

Zor ve bir o kadar da hayatı anlamsız kılan sorular bunlar..

…………………..

Zaman büyülü bir iksir mi gerçekten?

Yoksa ömürler geçerken günbegün, kalan boşluğun üzerine sürülen kötü bir kapatıcı mı?

……………..

Çok özel bir kadın için…

22 Temmuz 2008 Salı 9 Yorum »

RESİMDE HÜZÜN VE HUZUR KARIŞMIŞ GİBİ…

Aslında insanın sahip olduğu en değerli şey, kendi herhalde..Yani, bedeni, ruhu, kimliği, kişiliği..

Peki nasıl kazanılır, bu etkileyici kişilikler?..

İnsanı kendine hayran bırakan, her koşulda ayakta durabilen bu kimlikler..

Nasıl yapılır, bazı insanların ruhunda "ebru misali" büyülü resimler?..

Hepimizin kişiliği oluşurken, taze bir fidan gibi büyürken biz, kimler iz bıraktı benliğimizde kimbilir..

Bazen evin sütçüsü, bazen bir komşu, teyzeler, halalar, anne-baba, öğretmen ve tabii arkadaşlar…

Bu liste böylece, uzar gider..

Ama bazıları herkesten çok iz bırakır hayatımızda ve kişiliğimizde bazen..

Belki, ruhumuz yakın bulur onu kendine..Kimbilir..

Ben bugün böyle birini hatırlıyorum işte..

Farkında olmadan onu düşünürken bile, biraz acılı da olsa gülümsüyorum..

Çok tatlı bir hanımdı o..Çok güzel değil, ama çok canayakın kesinlikle..

Çok canıtez, canlı, candan biri..

En çok da hayata bütün gücüyle asılırken, o sürekli gülümseyen yüzünü…

Sürekli mutluluk oyunu oynayan yanını, mutluluğu ararken takındığı kararlı tavrını.. 

Hiç asık suratlı görmedim onu…

Güler yüzlü olmayı, ondan öğrendim belki de..

Ona asla elveda diyemez gönlüm ama, yeniden görüşünceye kadar, bir gün bir yerde, umarım her şey kolay olur senin için diyorum..

Yüreğimdesin..

……………………..

 Selamlar içtenlikle..

……………..

"Mutluluk" denilen şey sadece bir bakış…

Neye baktığınız önemli değil…

Neye nasıl baktığınız önemli..

(Alıntı)

………………..

Çemberimde gül oya…

21 Temmuz 2008 Pazartesi 15 Yorum »

ORADA BİR EV VAR UZAKTA..KAF DAĞININ ARDINDA..

Bende bilmiyordum doğrusu yazmaya başlamadan önce..

Çiçeklerin, bu kadar büyülü bir dünya olduğunu..

Yazarken öğrendim çoğunu, sayenizde…

Bu da sevgili "oya ağacı"…

Pembe-mor çiçekli..

………………

OYA  (Crape Myrtle)

En güzel süs ağaçlarından biri olan oya yaz boyu açan güzel çiçekleri,  sonbaharda kızaran yaprakları ve geyik boynuzunu andıran ilginç renkli gövdesiyle her mevsim gösterisini sürdürür. Gövde her yıl kabuk değiştirir.

Aşırı boylanmadığı  ve budanmaya çok elverişli olduğu için bahçelerin formunu bozmaz. Temmuz-eylül arasında ağacı renkli bir bulut gibi saran  çiçekleri cinsine göre pembe lila ve kırmızı tonlarındadır.

Oya ağacı ılıman iklimlerde kolay yetişir. Ancak  gölge ve rutubet onun en büyük düşmanıdır.Böyle ortamlarda derhal külleme hastalığına tutulur.Yaprakları bükülür,tomurcuklar bir türlü açamaz. Bunu önlemek için ağacı ilkbahardan başlayarak bir mantar ilacı ile 3 haftada bir ilaçlamalıdır. Bazen körpe yapraklarına yaprak bitleri de  musallat olabilir. Böcek görüldüğü anda ilaç yapılır.

Bol güneşli,drenajı iyi ve zengin bir toprağa dikilir. Düzenli sulama ve besin verme çiçek verimini çok yükseltir.

BUDAMA: Bol çiçek için derin budamalıdır. İlk baştan istenen şekil verilir. Daha sonraki yıllarda çiçek açan tüm dallar 2-3 göz üzerinden budanır. Budama mart ayında yapılır. Çalı formunda da büyütülebilir. Bu durumda budama toprak seviyesinin az üzerinden yapılır.

…………………..

Çok güzel bir ağaç; kendileri..

Malum oya gibi çiçeklerle dolu her yeri..

Umutlu pembeler çiçeğinin rengi..

Hemen farkedilmek isteyen şımarık ama iyi niyetli bir çocuk, ya da biraz uçarı bir kız gibi..

Süslü, bakımlı, çok gözalıcı kendileri..

Ama hedef belli..

Dünyayı güzelleştiren, yaşanır hale getiren bir çiçek sadece..

Bunca güzel çiçeğin içinde onun seçtiği renk, umudun ve hayallerin rengi..

………………………..

Umudumuzun hiç eksilmemesi, pembe çiçekli oya çiçekleri gibi her dem açabilmesi dileğiyle…..

……………………

Not: Öndeki çiçekler oya, arkadakiler zakkum bu arada..

……………….

Melisa üzerine..

21 Temmuz 2008 Pazartesi 10 Yorum »

İSMİ ÇOK BİLİNEN BİR BİTKİ O..ÖYLE Kİ BİR SÜRÜ KIZ BEBEĞE İSİM OLDU SON YILLARDA..

Bugün başka bir şey yazacaktım aslında ama, arkadaşımın yazısında okuduğum melisa kelimesi beni çok eskiye götürdü yine..

Aklıma; yanında olduğu evle, adı birlikte anılan, çok güzel, çok gösterişli bir ağaç, çok güzel, bir ceviz ağacı geldi önce..

Ben şuna inanırım..Bütün canlılar güzeldir aslında..Ama bazıları özellikle çok farklı görünür ya..O ceviz ağacı da öyleydi işte, en azından benim için..

Çok gösterişli, çok güzel bir ağaç.

Halk arasında bazı inanışlar vardır, bilir misiniz?..

Denir ki mesela, cevizin gölgesinde uyunmaz, uyunursa uyanılmaz..

Veya ne bileyim, ceviz ağacının hafızası olduğuna, altında olanları kaydettiğine ve şimşek çaktığında bunları görünür hale getirdiğine inanılır..

Bir kısmının bilimsel açıklaması bile var…

Salgıladığı bazı bileşikler ağacın altında bazı bitkilerin yetişmesine müsade etmiyor mesela..

Farklı, çok güzel, çok değerli bir ağaç..

Evet böyle bir ağaç, ve onun altında oyun oynamayı ve kitap okumayı alışkanlık haline getiren bir çocuk..Bütün uyarılara rağmen..

Melisaya gelince..

Melisa ile ilk tanışmam, o ağacın altında yetişmesiyle ilgili..

Çok ama, çok güzel kokan bir bitki..

Biraz limon kokusunu andırıyor gibi..

Zaten yöresel ismi de, bu kokuyla bağlantılı..

…………………………………………… 

Türkçe: Melisa, Oğulotu
Almanca: Melisse, Zitronenmelisse
Fransızca: Mélisse
İngilizce: Melissa, Balm, Lemon / Sweet balm.

Yayılışı: Vatanı Doğu Akdeniz bölgesi ve Batı Asya’dır. Özellikle İspanya, Orta ve Doğu Avrupa’da kültürü yapılmaktadır.

Kullanılan kısımları: Yaprakları (Melissae folium) 

Etken bileşikleri: Flavonoitler, triterpenler (ursolik, oleanolik asit), tanen, fenolik asitler (%4 rosmarinik asit), %0.02 – 0.8 uçucu yağ. Uçucu yağın %60’ı monoterpen (%40 sitronellol, %2 sitral, sitronellol, geraniol, nerol) ve %35’i seskiterpen (%10 karyofilenve germakren) yapısındadır.

Etki ve kullanılışı: Sedatif, spazmolitik, antibakteriyal, antifungal, antiviral, midevi, karminatif ve koleretik etkilidir. Uçuk tedavisinde sinirsel kaynaklı gastrointestinal rahatsızlıklarda, uyku problemleri ve migrende kullanılır. Psikosomatik kardiyak rahatsızlıklarda tonik olarak yararlanılır.

Dozaj: 1.5 – 4.5 g/gün

Çay: Taze hazırlanmış 1 çay fincanı çay günde birkaç defa

Hazırlanışı: 1-3 çay kaşığı (1.5-4.5 g) drog üzerine 150 ml kaynar su dökülüp 10’ sonra süzülür.

………………………

www.bitki.gen.tr/…/melissa_officinalis.jpg

…………….

Bitki tanınıyor orada da..

Çayı yapılıyor daha ziyade..

Melisanın, bende hep özel bir yeri oldu..

En çok da, hastalanınca aklıma geldi melisa..

Ve sanki "o" yenir ya da içilirse iyi olacağı hissine kapılır ya insan, bende melisa için aynı şeyi hissettim..

Hastalanınca hep aklıma o ceviz ağacı ve altındaki melisalar geldi..

O melisadan bir bardak içsem, iyi olacağım düşündüm nedense..

Ben bitkinin isminin melisa olduğunu da, uzun yıllar sonra öğrendim..Ama yöresel isminin de, en az o kadar güzel olduğunu düşündüm..

Kurutulmuş hallerini beğenmedim..

Aynı tadı vermiyor bence..

Belki çocukluğumda içtiğim o melisa çaylarında, görkemli ceviz ağacının katkısı, dağ havasının ve toprağın aroması vardı..Kimbilir..

Hayatınız melisa çiçeği kadar güzel olsun..

………………….

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.