Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Haziran, 2008

Leylakların altında…

30 Haziran 2008 Pazartesi 17 Yorum »

OLAĞANÜSTÜ RENGİYLE, KOKUSUYLA, GÜZELLERDEN BİR GÜZEL..

Biraz geçti vakti leylakların, en soğuk yerlerde bile soldu o güzel renkleri..

Ama ne gam..Sonuçta leylak da gönlümüzün güzellerinden biri değil mi?

Gönülde açan bir çiçek mevsim değişse de solabilir mi?..

…………………………

LEYLAK

 Zeytingiller familyasından, 20′ye yakın türü bulunan, bahçe ve parkların süslenmesinde çok kullanılan soğuklara oldukça dayanıklı bir ağaççıktır.

3-4 metre boylanabilir. Avrupa ve Asyada yetişen salkım biçiminde güzel kokulu çiçekler açan leylak cinsi üyeleri, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilirler.

Yaprakları parlak yeşil renkte, kenarları düz ve kalp şeklindedir.

Bir yıllık dalları üzerinde bulunan çiçekleri bahçe süslemesinde kullanıldığı gibi kesme çiçekçiliktede kullanılır.

Çeşitli melezlemelerle yalınkat veya katmerli, beyaz, pembe, kırmızı, açık ve koyu mor, ebruli, krem renginde çiçekler açan pek çok türü elde edilmiştir.

 …………………………..

Yeni doğan bir bebek nasıl süt içmeksizin büyüyemiyor..Bizde yaşamak için doğaya o kadar muhtacız aslında…

Pahalı arabalar, süslü giysiler, büyük evler…

BÜTÜN BUNLAR DOĞANIN YERİNİ ALABİLDİ Mİ?

İs kokulu, bir yerden bir yere ulaşmanın çiçle halini aldığı, kirli bir deniz manzarasına sahip gökdelenlerimiz, gönlümüzün ihtiyaçalına çare olabildimi?*

Toprağa bile basamada, büyüyen çocuklarımız, gerçekten sağlıklı olabildi mi??

………………………………………

Ne alaka değil mi??

Bilmiyorum..

Leylakla ilgili yazarken, o güzel çiçeğin isminin bile bir güzellik olduğunu, ömrünce hiç leylak görmemiş birinin bu eksikliği hissedip hissetmediğini, bütün bunlardan mahrum büyümek zorunda bırakılacak,  gelecek nesillerin hesabını nasıl vereceğimizi düşündüm..

Öyle güzel bir ağaçtıki..

Bir kere rengi çok güzeldi..

Tanımlanamayacak rüyalar gibiydi..

Yeşil yaprakların arasında, salkım salkım birer küçük buket gibiydi..

Sevgiyle bir araya getirilmiş küçücük çiçeklerden oluşan..

Kokusuyla bu güzelliği tamamlamak ister gibiydi..

Yeşil yaprakların arasından masum masum bakan çok şirin bir bebek gibiydi..

Bazan hoyrat eller uzandığında, dallarına canı yanar gibiydi..

O bir yıl bekliyordu açmasını o çiçeklerin..Koparılmasa ömürleri sadece bir kaç hafta idi..

Anlamakta zorluk çekiyordu belkide, insanların dallarını kırmakta gösterdiği bu ona göre acımasız tavrı..

Ama bilmiyorduki bu ona karşı yapılan birşet değildi..

Bazan insanlar en çok sevdiklerine bile, ve hatta birde onları korumak adına zarar verebilirdi..

Bunlar sevgili leylağın anlaymayacağı çelişkilerdi..

O çok masum ve güzel bir çiçekti..

Güneşi sever, baharı hisseder, suyun da varlığında, sevgiyle, çoşkuyla, ve hesapsızca açardı sadece..

Kötülük bilmezdi..

………………….

Gönlümüzde iyiliğe dair herşeyin leylaklar gibi açması dileğiyle…

…………………

 

 

FULYA

27 Haziran 2008 Cuma 19 Yorum »

SİZ HİÇ FULYA GÖRDÜNÜZ MÜ DOSTLARIM???

Ben onun bir tür yasemin olduğunu, ona "ARAP YASEMİNİ" denildiğini dün öğrendim..

Silinen yasemin yazım için resim ve bilgi ararken..

Çocukluğumun en özel çiçeklerinden biriydi kendisi..

Çok uzun zamandır ben de görmedim..

Biten yağ tenekelerine ekilen, bütün dertleri, "akşama ne pişirsem acaba" sorusuna cevap aramak olan sevimli ev hanımlarının en değerli çiçeklerinden biri..

Zor tutan, çok zor açan ve en önemlisi, çok nazlı bir çiçek kendisi..

Hani çiçeklerin en nazlısı "manolya" denir..Ben bunu duyunca şaşırmıştım şahsen..Ağaçta yetişen, bir çiçek nasıl çok nazlı olurdu ki..

Koklamak bile, bir detti çiçeği..

Öyle ya herkes çiçek koklamak için ağaca çıkamayacağına göre..

Şaka bir yana "fulya" çok ayrı bir çiçekti..

Koklandığında, kararırdı çünkü..

Kat kat, beyaza yakın ekru rengi açardı..

Tarifsiz güzellikte büyülü, bir koku yayardı..

Kokunun büyüsüne aldanıp onu daha yakından koklamak istendiğinde ise, rengi hemen pas rengine dönerdi..

Şirin ev hanımları, aslanlar gibi korumaya çalışsa da nadide fulyalarını kararmaktan, haylaz çocuklar mutlaka bir yolunu bulurdu..

Şaka bir yana fulya görmeden çiçek gördüm, onu koklamadan, güzel koku biliyorum demenin anlamı yoktu..

Ama yine biliyorum ki, çok ama çok ender bulunuyordu..

…………………………..

Yazımın silinmemesi dileğiyle…

………………………..

Çiğdem çiçeği…

26 Haziran 2008 Perşembe 18 Yorum »

GİTME VAKTİ GELDİĞİNDE….GÜZ ÇİĞDEMİ..

Bu benim en çok sevdiğim çiçeklerden biri..

Güz çiğdemi..

Kendinin her versiyonu güzel aslında..

İlkbaharda açan halleri de..

Benim bu güzel çiçekle tanışmam oldukça eski..

Çocukluğuma ait en güzel anılarımdan biri…Biraz hüzün versede..

Onunla bir kiraz ağacının altında başlamıştı tanışıklığımız..

O, belli ki uzun zamandır oradaydı..Kuşaklar boyu..

Benim onu tanımam yeniydi.

Mutlaka gülmüştü belli belirsiz, onu görünce yüzümdeki şaşkınlığa..

Şaşkınlığım her zaman gelip gittiğim bir yer olmasına rağmen, nasıl olup da daha önce görmemiş olmamaydı biraz, biraz da o çarpıcı, sade güzelliğine..

Daha önce görmemiştim, çünkü sadece güz başında açıyordu..

O bir simge kabul ediliyordu oradakiler için..

Artık dönme vakti, diyordu..

Bu bir çeşit veda çiçeğiydi..

Yaza veda, güze merhaba..

Bilmiyorum neden bugün hiç bir şey yazmak gelmiyorken içimden aklıma eski dostum geldi..

………………….

Beğenmiş olmanız dileğiyle..

…………………………..

Ay beyaz…Deniz mavi…

24 Haziran 2008 Salı 13 Yorum »

 KEKİK KOKULU DAĞLAR, ZEYTİN AĞAÇLARI, ZAKKUM ÇİÇEKLERİ..MASMAVİ BİR GÖKYÜZÜ ALTINDA, YOSUN KOKULU, UÇUK MAVİ, SICAK BİR DENİZ…İŞTE AKDENİZ

Bu gün çok güzel umut dolu, bir şey yazmak istedim..Aklıma önce, mavi geldi..

Mavi benim için umudun rengiydi demek..Bana öyle geldi..

Mavi deyince aklıma, önce masmavi pırıl pırıl bir gökyüzü geldi..

Her sabah, mavi parlak bir gökyüzü görmek ne büyük saadetti..

Sonra, sonra aklıma deniz geldi..Sabahları beyaz, öğleyin uçuk mavi, akşamları ise, güneş batarken üzerinde menekşeli, pembeli, haleler oluşan "Akdeniz" …

Denizin kenarında, portakal bahçeleri..İnsan yeşil ve turuncunun müthiş uyumuna görmese inanamazdı..

Ve zakkum çiçekleri..Pembeli beyazlı, tek katlı, çok katlı, dağları taşları süsleyen, gecenin meltemine iksir gibi karışan, yaseminleri, hanımellerini kıskandıran, bir kokusu vardı..

Akdeniz olur da konu, zeytin ağaçları nasıl atlanırdı..

Akdeniz zeytinsiz, zeytin ağaçları ise, o sıcak denizsiz olamazdı..Denizin kokusu sinmemiş bir zeytin, iyi bir zeytin olamazdı..Zeytinin sıcak deniz takıntısı vardı..

Ve kekik…O Akdenizin olmazsa olmazıydı…

Onsuz esen meltemler, kokusuz kalırdı..Hırçın dağ rüzgarları öksüz…

Kekiksiz olamazdı Akdeniz, o olmazsa olmazıydı…

Çeşit çeşit,renk renk kekik ve o sıcak deniz, ezelden ebede gönüldaştı..

…………………………….

Ömrünüz Akdeniz kadar güzel, gününüz kekik kokulu olsun…

…………………………….

 Not: Resimdeki çiçek, "kekik" bildiğiniz üzere…

…………………………….

Funda gülü…

23 Haziran 2008 Pazartesi 8 Yorum »

TANRI KULLARI İÇİN OTLAR YARATTI..HER BİRİNE BİR ŞİFA KATTI..İNSAN ELİ İLE YETMİŞ DERDE DEVA DAĞITTI..

                                                      HEKİMLER SÖZÜ…

………………………                                                                                              

Latince ismi : Rosmarinus officinalis

 

    Bu bitkinin Latince adı, Rosmarinus officinalis’dir ve  deniz nemi anlamına gelir. Çünkü biberiye genellikle deniz kıyısında yetişir. Biberiye, antik Romalılar tarafından tütsü olarak kullanılırdı ve bir efsaneye göre Hz. İsa bebekken bir biberiye çalılığının altında korunmuştur.

 

    Romalılıar biberiyeyi defin törenlerinde kullanmayı orta çağa kadar sürdürmüşlerdir. Örf ve adetleri gereği cenaze törenlerinde biberiye dallarını tabutun üstüne koyarlardı. Biberiye yağının iltihaplı hastalıkları tedavi ettiğini zannederlerdi. Bir biberiye filizi düğme iliğine konulursa iyi şans getirdiği ve hafızayı güçlendirdiği söylenir.

 

    Biberiye çiçeklerinin neden mavi olduğuna dair efsanevi ve güzel bir hikayesi vardır. Mısır’da kutsal bir ailenin bezgin kızı olan Mary pelerinini biberiyenin beyaz çiçekleri üzerine örtmüş. Mary’nin peleriniyle çiçekler mucizevi olarak değişerek mavi renkte olmuş. Biberiyenin İspanyolca adı romero ya da hacıların bitkisidir. Nebati olarak beyaz çiçek türleri vardır fakat gölgede mavi çiçektirler.

…………………………………………….

Pratik olarak kullanımı :  Yaprakları soyulduğunda, barbeküye güzel bir koku vermek için biberiye dalları ateşte yakılır. 

İlaç olarak kullanımı : Kan dolaşımını hareketlendirir, ağrıları dindirir ve tatbiki olarak kan yapar. Yağın sindirimine yardımcı olur. Eklem ve romatizma ağrılarına iyi gelir. Gargara yapılarak kullanıldığında mikropları öldürücüdür.

………………………………………

http://www.50mucizebitki.com/biberiye.html

………………………………

Biberiye….

Son dönemlerin gözde bitkilerinden..

Neden mi? Zayıflattığı düşünülüyor da ondan..

Son dönemlerde hangi tv kanalını açsanız karşınızda, sağlıklı yaşamak konusunda konuşan birini buluyorsunuz..Şunun sapı bunun çöpü..Bunun yaprağı..İnsan kime, nasıl güvensin bilmiyor??

Herkes bir şey söylüyor, belki doğru da bir kısmı ama, böyle yaşanamazki..Sürekli, kalori hesabı, kilo almak kaygısı, kanser olmak korkusu..Aslında herşeyin başı sağlık, tamam ama, sağlıklı olmanında temel koşulu, moral bence..

Konuyu dağıttım sanıyorum..

Bitkiye gelince..

Bu bitkiyi çocukluğumdan beri tanıyorum..Ona Funda diyorlar..Daha açık renk açıyor aslında..Bu rengi ben de yeni görüyorum..Benim sevgili Fundamın yapraklarından "biberiye" diye bahsedildiğini öğrenmem ise oldukça yeni..

Ben onun çiçekli halini çok seviyorum..Açtığı zaman, olduğu yeri cennete çeviriyor..

Her insanın bir çiçeklenme dönemi var bence..

Ne zaman mı?

İnsan yüreği; başkalarının mutluluğunu, kendi mutluluğu olarak gördüğü zaman çiçek açıyor..

……………………………..

Yüreğinizin çiçek açması dileklerimle..

…………………………

Teşekkürler ….

21 Haziran 2008 Cumartesi 13 Yorum »

NE YAZSAM, NE SÖYLESEM DUYGULARIMI İFADE EDEMEM Kİ…

Gerçekten dün gece tam olarak anladım..Beylerin nasıl fanatik olduklarını..

Nasıl maç seyretmek uğruna, gerektiğinde en sevdiklerine kafa tutmalarını..

Nasıl, 90 dakikanın aslında çok kısa bir sürü olduğunu..

Nasıl bir maç da atılan bir golün bir dakika arayla, koca bir ülkeyi, önce bir cenaze evine, bir sonrakin de ise bir bayram yerine çevirdiğini..

Ve kazanılan bir maçın beni ağlatabildiğine, gerçekten inanamazdım..

Şayet yaşamasaydım..

Bir ülkeye ait olmanın verdiği grura, onura, bu kadar büyük çapta bir sevince ortak olmaya ..

Gerçekten yaşamasam inanamazdım..Sporun nasıl bir birleştirici hamur olduğuna..

Nasıl bir sürü insanın ortak paydası olduğuna yaşamasam inanamazdım..

Bana dün o sahada oynayan sporcular, aslında çok iyi bildiğim bir şeyi bir kez daha hatırlattılar.."Bitiş düdüğü çalmadan, oyun bitmez"…

Oyun bitmeden de , umut bitmez…

Neden mi Lale, o köken olarak bizim ülkemize ait bir çiçek..O YÜZDEN..

……………………….

HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN.. UNUTMAYALIM, BİR DAKİKA SADECE BİR DAKİKA, HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEYE YETTİ..

Ama koşul vazgeçmemekti…

…………………………………..

Ortanca…Küçük bir kız çocuğu gibi..

20 Haziran 2008 Cuma 9 Yorum »

PEMBE DÜŞLER GİBİ, PEMBE HAYALLER GİBİ….

Ortanca..

Anayurdu Japonya olan ortanca (Hydrangea macrophylla), gösterişli çiçekleri nedeniyle; Dünyanın birçok yerinde yaygın olarak yetiştirilen, 1-3 metre arası boylanabilen, kışın yapraklarını döken, çalı gövdeli bir süs bitkisidir.

…………………

Bugün sabah tesadüfen bir kız çocuğuyla tanıştım..Sadece 3 yaşındaydı..Ve bugün doğum günüydü üstelik..Pembe, kabarık etekli bir elbise giymişti..

Kara gözleri ışıl ışıldı…Doğum günü sebebiyle saçlarını ördürecekti..

Küçük yüreği, heyecan doluydu, yüzünden belliydi..

O ne güzellikti..

Bilmiyordu ki, her hali çok güzeldi..

Simsiyah saçları örülürken, ona ne kadar hayran olduğumu hemen anladı..

Çocuk kalbi yanılmaz, kendisini seveni hemen farkederdi..

O da benim, ona kanımın kaynamasını hemen farketti..

Uslu uslu gülümsedi…

Küçücük bir çikolata onu mutlu etti..

Onun sevgiyle verildiğini biliyordu çünkü..

Bu pembe ortanca, o küçük kız için..

Bana nedense onu düşündürdü..

……………………

Bütün pembe düşlerinizin gerçek olması, günüzün 3 yaşındaki bir kız çocuğunun gülüşü kadar güzel olması dileğiyle..

……………………………..

 

Mavi lotus hakkında…

18 Haziran 2008 Çarşamba 9 Yorum »

LOTUS ÇİÇEĞİ AKLIMA FİRAVUNLAR VADİSİNİ VE MISIR’I GETİRİYOR…

Çok ilgisi yok biliyorum ama, çiçek aklıma Firavunların hüküm sürdüğü, piramitlerin çöl ortasında yükseldiği bir dönemi, çağrıştırıyor bana..

Neden mi?

Lotus kelimesini ilk defa, Mısır’a dair bir kitapta okudum da ondan…

Ve hemen ilgimi çekti, o tarihte..

………………………..

Mavi Lotus;

Nelumbo nucifera, ya da diğer adlarıyla mavi lotus, Hint lotusu, kutsal lotus, ve kutsal nilüfer, Nelumbonaceae familyasına bağlı bir su bitkisi türüdür.

N. nucifera, günümüz Vietnam‘ından Afganistan‘a kadar uzanan geniş bir alanda hem süs hem de besin amacıyla yetiştirilmektedir.

Hindistan ve Vietnam‘ın ulusal çiçeğidir. Antik Mısır‘da, Nelumbo nucifera bilinmiyordu, daha sonraları Pers akınları zamanında bu ülkeye sokulmuştu.

Eski Mısır’lılar mavi nilüfer , ya da diğer adlarıyla "mavi lotus" ve "kutsal lotus" çiçeği olan Nymphaea caerulea ‘ya kutsal çiçek olarak inanıyorlardı.

……………………………………….

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mavi_lotus

…………………………………….

Mavi Lotus Çiçeği;

Eski Mısır, Hint ve Yunan mitolojisinde çok önemli sembolik bir yeri olan çiçektir.

Tarih boyunca bereket, doğum, ve yeniden doğuşun simgesi olarak görülmüştür.

Mitolojide mavi lotus çiçeğinin gelişimi üç temel elementin yolundan geçer.

Bunlar su, hava ve ışıktır. Suyun karanlığında kendiliğinden köklenir, ışıkla olgunlaşır ve sonunda başını sudan çıkararak havaya ulaşır.

………………………

Evet görüldüğü gibi, bir çeşit nilüfer "lotus"..

Gerçekten olağanüstü..

Mısır gibi büyük bölümü, çöl olan bir ülkede ilk göreni nasıl şaşkına çevirdiği,  onu kutsal sayacak kadar etkilediği anlaşılabilir..

İtiraf ediyorum ki ben de nilüferi ilk gördüğümde çok şaşırmıştım..

Tabiri caizse, bakakalmıştım..

Mavi Lotus ise bir simge..

Suyun içinde açabilirliği, şaşkına çeviren güzelliği, o olağanüstü tasarımı ve rengi onu bir çok ulus için simge halina getirmiş..

Güzellik her zaman insanları etkilemiş..Bazan bir çiçeğin renginde, bazan bir hanımın gözünde, bazan bir bebeğin teninde, bazan bir şairin dizesinde..

Ama insan güzel olanı daima yanılmaz bir kesinlikle, ayırdetmiş..

Onu benimsemiş, baştacı etmiş..

Güzellik daima, görünürde de aranmamış üstelik..

Çünkü o bazan Lotus gibi suyun üzerinde yüzerken nazlı nazlı, bazan da, elmas madeni gibi, yüreklerin derinliklerinde gizliymiş..

……………………………

 Güzel bir yaz günü olması dileklerimle..

Gönlünüzdeki güzellikler, lotus gibi olsun, umutla sulansın, daima yüzsün…

…………………………..

 

Fesligan Çiçeği…..

17 Haziran 2008 Salı 2 Yorum »

REYHAN DENİNCE AKLIMA HEP O ÜNLÜ ŞARKI GELİR…

 "DAĞLAR KIZI REYHAN"

 

Reyhan ya da fesleğen, denince aklıma ilk önce çok güzel bir koku sonra o ünlü şarkı gelir..

O yıl doğan kız çocuklarının çoğuna adını veren şarkı..

"Reyhan"

……………………………

FESLEĞEN (Ocimum basilicum)

Yöresel adları : Fesliyen, peslan, reyhanotu, ırıhan, rahan

Drog adı : Basilici herba / tüm bitki (kök hariç)

Eterli yağ : Basilici aetheroleum

Toplama/kurutma :Çiçeklenme aşamasında yapraklar ve çiçekli bölümler toplanır, gölge ve havadar bir yerde kurumaya bırakılır. Daha sonra ince kıyılır ve hava almayan kaplarda saklanır.

Ama saksıda yetiştirilen bitkinin taze yaprakları her zaman kullanılabilir.

Bileşim: Linalool, ve Methylchavicol içerikli eterli uçucu yağ, Cineol, tanen ve flavonlar.

Etkileri: Yatıştırıcı, gaz söktürücü, mideyi rahatlatıcı, sindirimi uyarıcı

Kullanım alanları: Fesleğen öncelikle sindirim sistemini ve sinir sistemini olumlu etkiler; şişkinlik, mide krampı, kolikler ve sindirim problemleri kullanım alanıdır. Mide bulantısını yatıştırır ve bağırsak parazitlerini öldürebilir.

Yatıştırıcı etkisi sayesinde, sinirlilik, depresyon, gerginlik ve uykusuzluk durumlarında yardımcı olur. Epilepsi, migren ve boğmacaya karşı da denenmelidir. Geleneksel olarak, anne sütünü arttırmada kullanılır.

Bitki özsuyu, sinek ve böcek ısırıklarının tedavisinde doğrudan ısırılan bölgeye sürülerek kullanılır. Fesleğen ayrıca antibakteriyel özelliğe de sahiptir.

Fesleğenin lezzetli bir baharat olarak her mutfakta bulunması gereği de anımsanmalıdır.

Kullanım biçimi: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış fesleğen, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 10-15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilebilir.

Fesleğen, genellikle tıpta ve aynı zamanda yemeklik maksadıyla da kullanılır. Özellikle Fransa’da tüylü olarak 3 fut (90,4cm “1 fut = 30,4cm”dir) yüksekliğinde yetişir. Dalı, yayvan ve dörtgen biçimindedir, çiçekleri beyaz, yapraklar halka biçiminde dizilmiş sarmal şekildedir, üst tarafı toparlak ve gergin dallıdır. Yaprakların altı gri-yeşil ve siyah noktalı yağ hücreleri vardır. 1inç uzunluğunda ve 1/3inç genişliğindedir. Dokunulduğunda serinlik ve yumuşaklık hissi verir.

Farklı büyüklüklerde birkaç değişik şekilleri vardır. Yaprakları kokulu ve renklidir. Fesleğenin yaprakları çoğunlukla koyu yeşil renktedir. Kıvrık yapraklıdır ve çiçeklerinin kısa iğneleri vardır, kısa yapraklıdır ve kokusu rezeneye benzer.

……………………………………

http://www.ciceksehri.com/cicekler/reyhan/

…………………………………..

Fesleğen ya da reyhan, hatta ona bazı yerlerde sinek kanadı dediklerini bile biliyorum, hep aynı çiçeği ifade ediyor..

Ben en çok ona Reyhan demeyi tercih ediyorum..

Bana büyülü bir çiçek gibi geliyor..Ve bakın bende neler çağrıştırıyor..

Hani bazan, çok iyi döşenmiş evlere girersiniz..Hani misafirsiniz ya, evin salonuna buyur edilirsiniz..

Pahalı halılar, antika koltuklar, kristal avizeler ve değerli objeler..

Ama evin havasında net bir soğukluk vardır, elinizde olmadan üşüdüğünüzü hissedip, ürperirsiniz…

Bu kadar eşyayı bir araya getiren , bir evi yuva yapan sıcaklığı hissedemezsiniz…

Ama bazan da, çok daha mütevazi bir evde, kenar bir mahalle de mesela konuk edilirsiniz..

Etrafı tahta çitlerle çevrili, basma perdeli, çok mütevazi bir ev…

Kapıda siz önce pişen yemeğin kokusu karşılar, evin güler yüzlü kanatkar hanımından önce…

Eşyalara baktığınızda, onların ailenin mali durumuna göre, değişik zamanlarda alındığını farkedersiniz..Ama onlar bir araya sevgiyle getirildiğinden, size inanılmaz bir huzur verecektir, göreceksiniz…

Hatta öyleki, hemen oracıkta o divanlardan birine uzanmak, o evde uyumak isteği duyarsınız, böyle bir yerde uyumanın ruhunuzdaki yorgunluklara iyi geleceğini hissedersiniz..

Evin atmosferindeki huzura ve mutluluğa adeta dokunabilirsiniz…

İşte fesleğen ya da reyhan, bana hep böyle evleri anımsatır nedense…

Evin beyazbadanalı dış cephesinde, pencere önünde bitmiş bir yağ tenekesinde ekili, reyhan çiçeği..

Çiçeğin üzerine okşar gibi uzanan, kınalı parmaklı bir hanım eli..Koparmayıp sadece dokunan, o eli burnuna götürmek suretiyle çiçeği koparmadan koklama inceliği…

…………………..

Sevgili Reyhan çiçeği, bana bunları anımsatır işte..O dünya mutfaklarının da vazgeçilmezi..

Ama bende çok daha ayrı bir yeri var…

…………………………..

Hayatınızın ve hayallerinizin reyhan kokusu kadar güzel olması dileklerimle…

…………………………..

Not; Yazımı ısrarla silen arkadaşım..Okursan Reyhanın sana da iyi geleceğini bulursun..yazık sana arkadaşım ya..Gerçekten çok yazık..

Biraz kaktüs…Biraz Çiçek…Biraz Meyve…Duruma Göre…

13 Haziran 2008 Cuma 20 Yorum »

BUGÜN İLGİNÇ BİR BİTKİDEN BAHSETSEM DİYORUM..

Kendileri , yerel halk arasında "hint inciri" ya da "dikenli incir " olarak biliniyor..

Güneyde, özellikle Çukurova bölgesinde, meyveleri tek tek satılıyor..

Satıcı tarafında, dikenli dış kabuğu soyularak size  sunuluyor..

Son derece ilginç ve güzel bir tadı olduğunu söyleyebilirim..

Üstelik basın onunla ilgili çok pozitif şeyler yazıyor..

Bazı örnekler….

Dikenli incir ciltteki kırışmayı önlüyor

Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde yabani olarak yetişen ”dikenli incir”in yapraklarındaki yüksek nem ve suyu bünyesinde tutma özelliği ile cilt kırışıklıklarını önlediği bildirildi. Anavatanı Güney Afrika olan, kıraç alanlarda, kurak ve kireçli topraklarda yetişen dikenli incir, halk arasında ”Hint inciri” olarak da biliniyor. Meyvesi, dikenli kabuğundan özel yöntemlerle çıkarılarak yenen kaktüs türü bitkinin yapraklarından elde edilen cilt, vücut ve saç bakım ürünleri, doğal kozmetik sektörünün gözdesi oldu.

Adana’da 1999 yılından beri Toros Dağları’ndan toplanan çeşitli bitkilerle doğal kozmetik ürünleri imal eden bir firmanın sahibi ve Genel Müdürü Pırıl Dikici, yaptığı açıklamada, bitkisel kozmetik ürünlerinin cildin gıdası olduğunu söyledi.

Dikici, tüm dünyada güzelliğine düşkün kadınların artık doğal ürünleri tercih ettiğini belirterek, ”Boyar madde içeren ve bünyesinde alkol bulunan klasik kozmetik ürünlerinin neden olduğu dermatolojik sorunlar bitkisel ürünlere olan ilgiyi artırdı” dedi.

Aloe veradan daha etkili

Dikici, kozmetikte kullandıkları bitkileri, dağ köylüleri aracılığıyla Toros Dağları’ndan toplattığını ifade ederek, ”Biberiye, at kuyruğu, alıç, öküz gözü (calendula), aloe vera, lavanta, kekik, papatya, okaliptus yağı, greyfurt yağı, ardıç yağı, çay ağacı yağını ürünlerimde yumuşatıcı ve nemlendirici olarak kullandım. Son olarak keşfettiğim dikenli incirin bunların hepsinden daha etkili olduğunu belirledim” diye konuştu.

Dikenli incir yaprağını kaynatarak elde ettikleri nemlendirici ve cilt bakım ürünlerinin diğerlerine oranla cildi daha uzun süre kurumadan koruduğunu ifade eden Dikici, şunları kaydetti: ”Dikenli incir yaprağının en büyük özelliği nem oranının yüksek ve suyu uzun süre bünyesinde tutması. Bu sayede bitkisel kozmetik cilde sürüldüğünde uzun süre nemini muhafaza ediyor, bu sayede de kırışma ve ciltte oluşabilecek çizgiler önleniyor. Uzun süre kullanımda cildi taze, zinde, pürüzsüz ve genç tutuyor.”

http://www.maksimum.com/kadin/haber/45/11732.php

……………………………..

Son derece ilginç bir bitki..Ben her halini seviyorum..Kaktüsün, üstelik devasa büyüklükte yapraklı halini..

Bana vahşi batı konulu eski filmleri anımsatıyor..

Çiçekli hali, kaktüsün bile çiçek açtığında ne kadar güzel olabileceğini, ama ya meyvesi..

Kendisi bu güne kadar yediğim meyveler arasında hakikaten en güzel olanlarından biri..

Bu bitki bile, kaktüs-çiçek -meyve dönüşümünü anlatması açısından çok değerli bence..

Onun ilk halini bilen birisi için meyvesi tam bir sürpriz..

Dikkatli bakmak, sabırlı ve hoşgörülü olmak bu bitkinin ana fikri…

………………………

Hayatınızdaki bütün dikenli hadiselerin, çiçeğe ve meyveye dönüşmesi dileklerimle..

………………………..

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.